Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 399–405 Kibir, meni den ve ateşten halkolunanın hakkı ve sıfatı değildir. Kibir, evveli ve âhiri buluran fâninin de hakkı ve sıfatı değildir. Kibir, ancak ve yalnız evvel, âhir, bâtın ve zâhir herşeye kadir bulunan, varlığı bi-zâtihi kendisinden olan Mâlik-el-mülkün, celâl ve ikram sahibi Allah'ın, gaybı ve şahidi hakkıyle bilen Rahman'ın, Rahiym'in, Melik-il-kuddûsün, selâmün, mü'minün, müheyminin, aziz ve cebbârın ve Mütekebbir' in hakkı ve sıfatıdır. Kibir, ancak Zât-ı Kibriyâ'sına mahsus ve münhasırdır. Kibir, ancak ona yakışır. Allahu zül-celâl vel-kemal, Âdern aleyhisselâmı yarattığında lûtfen ve tenezzülen ona hitap buyurdu: — Yâ Âdem!.. Sağ yanına bak, orada üç nur göreceksin. O üç nura isimlerini, mekânlarını ve vazifelerini sor. Hz. Âdem aleyhisselâm, bu emr-i ilâhî üzerinde sağ yanında bulunan üç nura döndü ve sordu: — Ey muazzez nurlar!.. Sizlerin isimleriniz nedir, mekânınız neresidir ve vazifeleriniz nedir? Bu üç nurdan birisi cevap verdi: — Benim adım AKIL'dır. Mekânım insanın başıdır.…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.