Ara
Menü

Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî

Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.

Vefat
1447
Unvan
Nakşibendî şeyhi, âlim ve Ubeydullah Ahrâr’ın mürşidi
Temalar
tefsir, sohbet, irşad, aktarım

Çerh’ten ilim merkezlerine

Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî, Gazne vilâyetinin Çerh köyünde doğdu. Reşahât onu hem zâhir hem bâtın ilimlerinde yetkin bir âlim olarak tanıtır. İlk tahsilinden sonra Herat’ta bulundu; Herat Camii çevresindeki ders halkalarına devam etti ve bir müddet Mısır’da öğrenim gördü. Kaynak, Mısır’da Zeynüddin el-Hâfî ile birlikte devrin âlimlerinden Şehâbeddin-i Şirvânî’nin talebesi olduğunu aktarır.

Buhara’nın ileri gelen âlimlerinden fetva verme icâzeti alması, tasavvufa yönelişinden önce tamamlanmış ciddi bir medrese eğitimi bulunduğunu gösterir. Onu yalnız keramet anlatılarıyla tanımlamak bu ilmî kimliği görünmez kılar.

Bahâeddin Nakşibend’e intisabı

Ya‘kūb-i Çerhî, memleketine dönmeye hazırlanırken Bahâeddin Nakşibend’le karşılaştı ve kendisini hatırdan çıkarmamasını istedi. Reşahât’taki anlatıya göre Bahâeddin Nakşibend ona muhabbetinin yalnız halkın teveccühüne dayanıp dayanmadığını sordu; Çerhî ise Allah’ın sevdiği kulun sevgisini insanların kalbine koyacağına dair hadisi delil getirdi. “Biz azîzânız” cevabı, daha önce gördüğü “Azîzân’ın müridi ol” rüyasını hatırlamasına vesile oldu.

Kasr-ı Ârifân’a giderek intisap ettiğinde Bahâeddin Nakşibend ona vukūf-i adedîyi öğretti ve zikrin sayısına dikkat etmesini istedi. Çerhî’nin kendi metninden nakledilen kayıtta, kabul edilip edilmediğini beklediği gecenin hayatının en çetin gecelerinden biri olduğu anlatılır. Ertesi sabah kendisine kabul edildiği bildirilmiş; ardından Hâcegân silsilesi ve tarikat esasları öğretilmiştir.

İrşad izni ve Alâeddin Attâr’ın sohbeti

Bir müddet Bahâeddin Nakşibend’in hizmetinde kaldı. Buhara’dan ayrılmasına izin verilirken öğrendiği tarikat usullerini ve hakikat sırlarını insanlara ulaştırması öğütlendi. Bununla birlikte Bahâeddin Nakşibend, ona Alâeddin Attâr’la sohbet etmesini de vasiyet etti.

Şeyhinin vefatından sonra bir süre Bedahşan’da kaldı. Alâeddin Attâr’ın gönderdiği mektup üzerine Çağanyan’a giderek onun vefatına kadar sohbetinde bulundu. Böylece Çerhî’nin irşad yetkisi yalnız ilk intisap bağına değil, Nakşibend’in vasiyeti doğrultusunda Attâr’ın uzun terbiyesine de dayanır. Attâr’ın vefatından üç gün sonra Hülgatû’ya geçti.

Hülgatû’daki irşad halkası

Ya‘kūb-i Çerhî, Hısar bölgesindeki Hülgatû köyünde yerleşerek ders ve sohbet halkası kurdu. Reşahât’ta onun vakıf gelirleri ve helâl lokma konusunda son derece ihtiyatlı olduğu görülür. Herat’taki vakıflardan yalnız Abdullah Ensârî Hankahı, Mülk Hankahı ve Gıyâsiyye Medresesi gelirlerini güvenilir bulduğunu; şüpheli lokmanın sâlikin manevî ilerleyişini gerileteceğini söylediği nakledilir.

Rüya yorumuna aşırı ağırlık verilmesine mesafeli durduğu, gönül hâllerini doğrudan müşâhede ve uyanıklıkla ilişkilendirdiği aktarılır. Ona nispet edilen “Güneşin kölesiyim; ne söylersem ondan söylerim. Geceye ve geceperestliğe mensup değilim ki rüyadan bahsedeyim” beyti, bu tavrın kaynakta korunan özlü ifadesidir.

Ubeydullah Ahrâr ve silsilenin devamı

En etkili müridi Hâce Ubeydullah Ahrâr’dır. Ahrâr, Hülgatû’ya giderek Çerhî’nin sohbetine katılmış ve Nakşibendî nispetini ondan almıştır. Reşahât, Ahrâr’ın şeyhiyle ilk görüşmesini, tereddütlerini ve ardından gelişen hizmet bağını ayrıntılı biçimde anlatır. Bu ilişki sayesinde Bahâeddin Nakşibend’den Alâeddin Attâr ve Ya‘kūb-i Çerhî’ye ulaşan irşad çizgisi, Ahrâr’ın geniş Mâverâünnehir ağına taşınmıştır.

Çerhî’nin tarihî önemi, yalnız bir silsile halkası olmasından ibaret değildir. Medrese ilmi ile Hâcegân terbiyesini birleştirmiş; helâl lokma, sahih sohbet, dikkatli kabul ve manevî yetkinliğin hizmet içinde sınanması üzerinde duran bir irşad anlayışı geliştirmiştir.

Eserleri

Ona Kur’an tefsiri, tasavvuf âdâbı ve Hâcegân öğretisiyle ilgili çeşitli risâleler nispet edilir. Risâle-i Abdâliyye, Risâle-i Ünsiyye, Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ ve bazı sûrelerin tefsirlerine dair metinler yazma mecmualarda korunmuştur. Eser adları ve nüshalar farklı kataloglarda değişebildiğinden, her metnin nispeti ayrı eser kaydında yazma verileriyle gösterilmelidir.

Vefatı ve kabri

Vefat tarihi kaynaklarda 838/1434 ve 851/1447 olarak iki farklı şekilde kaydedilir; yaygın kabul 851/1447’dir. Kabri Hısar bölgesindeki Hülgatû köyündedir. Tarih ihtilafı gizlenmeden korunmalı; 1447 kesin tek rivayet gibi sunulmamalıdır.

İki şeyhin terbiyesi

Herat ve Kahire'de ilim tahsil ettikten sonra 782 (1380) yılında Buhara'ya gelen Çerhî, Bahâeddin Nakşibend'e onun Buhara'da kaldığı son yıllarda intisap etti. Nakşibend, onu müridliğe kabul etme konusunda bir müddet kararsız kalmış, kabul ettikten sonra mânevî terbiyesi için Alâeddin Attâr'ı görevlendirmiştir. Bahâeddin'in vefatı üzerine Çagâniyân'da bulunan Attâr'ın yanına giden Çerhî, onun ölümüne kadar yanında kaldı.

Şeyhinin ona “Ey Ya‘kūb! Bizden sana gelenleri, sen de başkalarına ulaştır” diyerek izin vermiş olmasına rağmen kendisinden sonra Attâr'ın hizmetinde bulunmasını emretmesi, sonraki kaynaklarda onun iki şeyhe birden nispet edilmesinin sebebi olarak gösterilir.

Ubeydullah Ahrâr'la buluşması ve kaynakların ayrıldığı nokta

Ubeydullah Ahrâr'ın Çerhî'ye intisabı iki ayrı biçimde anlatılır. Bir anlatıma göre Ahrâr, Herat'taki ikametinin dördüncü yılında (834/1431) Çagâniyân tarafındaki Hülgatû köyüne gitmiş, üç ay kadar Çerhî'nin sohbetlerinde bulunmuş ve hilâfet alarak Herat'a dönmüştür. Bir başka anlatıma göre ise Çagâniyân'a gidip Çerhî'nin halkasına katılmış ve 835 (1431) yılına kadar şeyhiyle birlikte kalmıştır. İki kayıt aynı yılda buluşuyor, birlikte geçirilen sürede ayrılıyor.

Vefat yılında da benzer bir ayrım vardır: hicrî yıl bütün kayıtlarda 851 iken milâdî karşılığı bir yerde 1447, bir başka yerde 1448 olarak verilir.

Kırk halkanın tamamı
COĞRAFÎ HAFIZA4 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi4 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç11 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İzin Nakşibend'den, kazanç Attâr'ın hizmetinde

Bahâeddin Nakşibend ona irşad izni verdiği hâlde kendisinden sonra Alâeddin Attâr'ın hizmetinde bulunmasını emretmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bahâeddin Nakşibend, Ya‘kūb-i Çerhî'ye tarikatı öğretip onu birkaç konak ilerlettikten sonra, “Ey Ya‘kūb! Bizden sana gelenleri, sen de başkalarına ulaştır” demişti. Bununla birlikte kendisinden sonra Alâeddin Attâr'ın hizmetinde bulunmasını da ona emretti. Çerhî kazancının çoğuna Attâr'ın hizmetinde kavuştu.

Nefehât'ta onun önce Alâeddin Attâr'ın müridleri arasında sayılıp ikinci olarak Bahâeddin Nakşibend'e bağlanması bu sebeple açıklanır: izin bir şeyhten, terbiye öbüründendir. Tasavvuf büyüklerinin sona gelmemiş kimseye de öğretme izni vermesi, bu örnekle temellendirilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ubeydullah Ahrâr'ın Hülgatû'da intisabı

Ahrâr, 834 (1431) yılında Çagâniyân tarafındaki Hülgatû köyüne gelip Çerhî'ye intisap etmiş, üç ay sonra hilâfet alarak dönmüştür.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ubeydullah Ahrâr, Herat'taki ikametinin dördüncü yılında (834/1431) Çagâniyân tarafındaki Hülgatû köyüne giderek Nakşibendî şeyhi Ya‘kūb-i Çerhî'ye intisap etti. Üç ay kadar Çerhî'nin sohbetlerinde bulundu ve şeyhinden hilâfet alarak Herat'a döndü; ertesi yıl Taşkent'te irşad faaliyetine başladı. Nakşibendiyye'nin Orta Asya'daki yayılışını belirleyen halka bu kısa sohbet döneminde kurulmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kabul gecesi

Ya‘kūb-i Çerhî, Bahâeddin Nakşibend’in kendisini hemen kabul etmeyip ilâhî işaret beklediğini; korku ve ıstırapla geçen gecenin sabahında kabul müjdesi aldığını kendi eserlerinde anlatır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Buhara’daki arayış

Ya‘kūb-i Çerhî, kendisinde Bahâeddin Nakşibend’e mürit olma arzusunun doğduğunu anlatır. Buhara’da güvendiği bir meczuba gidip yola devam edip etmemesi gerektiğini sordu. Meczup ona acele gitmesini söyledi ve yere çok sayıda çizgi çekti. Çerhî, çizgilerin sayısı tek çıkarsa bunu niyetinin doğruluğuna işaret saymayı düşündü. Saydığında tek olduğunu gördü ve Nakşibend’in huzuruna vardı. Nakşibend ona vukūf-i adedî telkin ederek sayıya elinden geldiğince riayet etmesini söyledi; böylece Çerhî’nin yoldaki iç tecrübesine de işaret etmiş oldu.

“Biz kendiliğimizden kimseyi kabul etmeyiz”

Çerhî, gaybî işaretler ve rüyalardan sonra Kur’an’la tefeül ettiğini ve En‘âm sûresinin 90. âyetindeki “Allah’ın hidayet ettiği kimseler işte bunlardır; sen de onların yoluna uy” hitabıyla karşılaştığını kaydeder. Fetihâbâd’da Seyfeddin Bâherzî’nin mezarına yöneldiği sırada kalbinde kuvvetli bir kabul duygusu belirdi; bunun üzerine Kasr-ı Ârifân’a gitti.

Bahâeddin Nakşibend onu iyi karşıladı ve namazdan sonra sohbet etti. Kalp ilmi ile dil ilmini ayırdı; kalp ilmini peygamberlerin öğrettiği faydalı ilim, dil ilmini ise insan üzerindeki ilâhî hüccet olarak açıkladı. Ardından doğruluk ehliyle doğruluk üzere bulunmayı öğütledi ve kimseyi kendi tercihlerine göre kabul etmediklerini söyledi: “Bu gece bakalım ne işaret olunur. Eğer seni kabul ederlerse biz de kabul ederiz.”

Korkuyla geçen gece ve sabah müjdesi

Çerhî, o gecenin bütün ömründeki en zor gece olduğunu söyler. Saadete ulaşmayı umarken sıkıntı kapısının açılmasından korktu; geceyi ıstırap ve endişeyle geçirdi. Sabah namazından sonra Bahâeddin Nakşibend ona, “Müjdeler olsun, kabul edildiniz” dedi. Ardından az kimseyi kabul ettiklerini, kabulün de çoğu zaman geciktiğini belirtti. Menkıbe, intisabı basit bir başvuru değil; talibin niyeti, istidadı ve mânevî izinle tamamlanan ciddi bir eşik olarak anlatır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Reşahât Aynü'l-Hayât.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Risâle-i Ünsiyye

Tasavvufî eğitim, abdestli bulunma, hafî zikir ve nâfile namaz konularını işleyen; sonunda iki şeyhinin sözlerini nakleden risâle.

Metni gösterMetni daralt

Risâle-i Ünsiyye'de tasavvufî eğitim, abdestli bulunmanın fazileti, hafî zikir ve nâfile namaz gibi konular anlatılır. Eserin son bölümünde Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr'ın bazı sözleri nakledilir; böylece risâle aynı zamanda ilk kuşak Nakşibendî sözlerinin bir aktarım kanalı olur. Metin Türkçe'ye La‘lîzâde Abdülbâki Efendi tarafından çevrilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Eser ve metin izi

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Metni gösterMetni daralt

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
TARİHÎ KAYIT

Tefsîr-i Ya‘kūb-i Çerhî

Fâtiha sûresi ile Kur'an'ın son iki cüzünün, tefsir ve tasavvuf kaynaklarından yararlanılarak yazılmış tefsiri.

Metni gösterMetni daralt

Fâtiha sûresiyle Kur'an'ın son iki cüzünü tefsir eden bu eser, Zemahşerî'nin el-Keşşâf'ı ve Kevâşî'nin et-Tebsıra'sı başta olmak üzere tefsir ve tasavvuf kaynaklarından faydalanılarak hazırlanmış, Mesnevî beyitleriyle zenginleştirilmiştir. 993'te (1585) Çağatay Türkçesi'ne, XVII. yüzyılda Gurâbzâde Ahmed b. Abdullah tarafından Türkçe'ye çevrilmiş; 1033'te (1624) Farsça bir hâşiye yazılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Risâle-i Nâiyye (Neynâme)

Mesnevî'nin ney beyitleriyle iki kıssasının şerhi; Mesnevî beyitleri üzerine yapılan ikinci şerh sayılır.

Metni gösterMetni daralt

Risâle-i Nâiyye, Mesnevî'nin başındaki neyle ilgili beyitlerin, III. ciltteki Şeyh Dakukı ve V. ciltteki Şeyh Muhammed Gaznevî Serrezî kıssalarının şerhidir; son kısımda Mesnevî'den seçilmiş bazı beyitlerin şerhi de bulunur. Eser, Kemâleddîn-i Hârizmî'nin Cevâhirü'l-esrâr'ından sonra Mesnevî beyitleri üzerine yapılan ikinci şerh olarak kaydedilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Tasavvuf dışına uzanan telifleri

Rubâî şerhi, esmâ-i hüsnâ risâlesi, çocuklar için yazılmış manzum bir lugatın şerhi ve ferâiz ilmine dair bir risâle.

Metni gösterMetni daralt

Çerhî'nin telifleri tasavvufla sınırlı değildir. Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın “Havrâ” kelimesiyle başlayan meşhur rubâîsini Farsça şerheden Havrâiyye (Cemâliyye), küçük bir risâle olan Şerh-i Esmâü'l-hüsnâ, Ebû Nasr Ferâhî'nin çocukların Arapça'yı kolay öğrenmesi için yazdığı Nisâbü's-sıbyân adlı Arapça-Farsça manzum lugatının şerhi ve ferâiz ilmine dair bir risâle bu çeşitliliği gösterir. Tefsir, şerh, lugat ve ferâizi aynı kalemde toplayan bir medrese donanımı söz konusudur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Farsça sahada ilk Mesnevî şârihlerinden

Fars edebiyatında Mesnevî'nin ilk şârihleri Abdurrahman-ı Câmî, Ya‘kūb-i Çerhî ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifî olarak sayılır.

Metni gösterMetni daralt

XV. yüzyıla kadar İran sahasında Mesnevî üzerine şerh çalışmaları nâdirdir. Fars edebiyatında Mesnevî'nin ilk şârihleri olarak Abdurrahman-ı Câmî, Ya‘kūb-i Çerhî ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifî anılır. Çerhî'nin bu listede yer alması, Nakşibendî çevresiyle Mevlevî metin geleneği arasındaki erken temasın da işaretidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Öğütleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Öğüt ve söz

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Metni gösterMetni daralt

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kalp ilmi ve dil ilmi

Bahâeddin Nakşibend'in Çerhî'ye ilmi kalp ve dil bilgisi olarak iki yönüyle anlattığı; faydalı ilimden nasip dileğinde bulunduğu aktarılır.

Metni gösterMetni daralt

Buradaki ayrım zahirî ilmi küçümsemez. Çerhî zaten fetva icazeti almış bir âlimdir; anlatının vurgusu, öğrenilen bilginin kalbî doğruluk ve sohbet edebiyle tamamlanmasıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Reşahât Aynü'l-Hayât.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Kavram haritası

tefsir, sohbet, irşad, aktarım

Metni gösterMetni daralt

tefsir, sohbet, irşad, aktarım

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Râbıtada ölçü ve hali gizleme

Râbıtayı yalnız kabiliyetli müridlere tavsiye eder; sûfînin halk içinde sıradan bir insan gibi durmasını ister.

Metni gösterMetni daralt

Çerhî, râbıtanın bütün müridlere değil sadece kabiliyetli olanlara tavsiye edilmesi gerektiğini belirtir. Buna bağlı olarak sûfînin mânevî halini diğer insanların anlamaması için halk içinde sıradan bir insan gibi davranmasını, boynu bükük derviş edasıyla durmamasını öğütler. Usul de duruş da gösterişten uzak tutulur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Silsileyi sürdüren halife

Nakşibendî silsilesinin devamını sağlaması bakımından Bahâeddin Nakşibend'in en önemli halifesi sayılır.

Metni gösterMetni daralt

Nakşibendî silsilesinin sürdürülmesini sağlaması bakımından Bahâeddin Nakşibend'in en önemli halifesi Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî sayılır. Onun yetiştirdiği Ubeydullah Ahrâr (ö. 895/1490), Nakşibendî tarikatının Orta Asya'da en önemli tarikat olmasını ve bütün İslâm dünyasına yayılmasını sağlamıştır. Çerhî'nin ağırlığı kalabalık bir halkadan değil, silsilenin ondan sonraki seyrinden gelir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

İcâzetnâmelerde “Çerhî Hisârî”

Nakşibendî icâzetnâmelerinde silsile Ubeydullah Ahrâr'dan ona, ondan Alâeddin Attâr'a bağlanır; adı Hisârî nisbesiyle geçer.

Metni gösterMetni daralt

Nakşibendî icâzetnâmelerinde silsile, Hâce Ahrâr diye bilinen Şeyh Ubeydullah Semerkandî'den Mevlânâ Ya‘kūb Çerhî Hisârî'ye, ondan Alâeddin Attâr diye bilinen Şeyh Muhammed Buhârî'ye, ondan da Şâh-ı Nakşibend'e bağlanır. Metinde ona “Bârî'nin inâyetlerinin peş peşe gelmesinin kaynağı” denir. Adın yanında taşınan Hisârî nisbesi, son yıllarını geçirdiği Hisâr bölgesiyle birlikte anılmasının kalıcı izidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKABahâeddin Nakşibenddoğrudan halifeHOCASI / ŞEYHİHâce Alâeddin AttârAttâr'ın halifesi. Bahâeddin Nakşibend, Çerhî'yi müridliğe kabul ettikten sonra mânevî terbiyesi için Attâr'ı görevlendirmiş; Çerhî, Attâr'ın ölümüne kadar yanında kalmıştır. Ubeydullah Ahrâr'ın mürşididir.HOCASI / ŞEYHİHâce Alâeddin AttârAttâr'ın halifesi. Bahâeddin Nakşibend, Çerhî'yi müridliğe kabul ettikten sonra mânevî terbiyesi için Attâr'ı görevlendirmiş; Çerhî, Attâr'ın ölümüne kadar yanında kalmıştır. Ubeydullah Ahrâr'ın mürşididir.HOCASI / ŞEYHİAbdullah-ı BerzişâbâdîHilâfet verdiği müridleri arasında Abdullah Berzişâbâdî de sayılır; ancak Nakşibendiyye tarikatı Ubeydullah Ahrâr ile devam etmiştir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIMevlânâ Nizâmeddin HâmûşPîrdaşı: ikisi de Alâeddin Attâr'ın halifesidir ve tarikatın devamını sağlamak bakımından Attâr'ın en önemli iki halifesi sayılırlar. Çerhî, Ubeydullah Ahrâr'ın mürşididir.SONRAKİ HALKAUbeydullah Ahrârdoğrudan mürşid-halife bağıTALEBESİ / HALİFESİAbdullah-ı BerzişâbâdîYa‘kūb-i Çerhî → Abdullah-ı Berzişâbâdî: sohbet, Hâcegân-Nakşibendî terbiyesi ve tarikat hilâfeti.TALEBESİ / HALİFESİHâce Alâeddin AttârÇerhî'nin asıl terbiyesini aldığı şeyh. Bahâeddin Nakşibend'in vefatından sonra Çagâniyân'da onun yanına gitmiş, Attâr'ın ölümüne kadar yanında kalmıştır; kazancının çoğuna bu hizmette kavuştuğu kaydedilir.TALEBESİ / HALİFESİBahâeddin NakşibendÇerhî'nin şeyhi. Onu müridliğe kabulde bir müddet kararsız kalmış, kabul ettikten sonra tarikatı öğretip irşad izni vermiş, ancak mânevî terbiyesi için Alâeddin Attâr'ı görevlendirmiştir.TALEBESİ / HALİFESİHâce Alâeddin AttârÇerhî'nin asıl terbiyesini aldığı şeyh. Bahâeddin Nakşibend'in vefatından sonra Çagâniyân'da onun yanına gitmiş, Attâr'ın ölümüne kadar yanında kalmıştır; kazancının çoğuna bu hizmette kavuştuğu kaydedilir.TALEBESİ / HALİFESİUbeydullah AhrârÇerhî'nin halifesi. 834 (1431) yılında Hülgatû köyünde ona intisap etmiş, üç ay kadar sohbetinde bulunup hilâfet almıştır; Nakşibendiyye'nin Orta Asya'da en yaygın tarikat hâline gelmesi onun faaliyetiyle olmuştur.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Buhara · ÖzbekistanBuharaHerat ve Kahire'de ilim tahsil eden Çerhî'nin 782 (1380) yılında geldiği ve Bahâeddin Nakşibend'in burada kaldığı son yıllarda ona intisap ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî : Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.TARİHÎ MEKÂNHülgatû köyüÇagâniyân tarafında bulunan ve Çerhî'nin irşad halkasının kurulu olduğu köy. Ubeydullah Ahrâr 834 (1431) yılında buraya gelerek ona intisap etmiş, üç ay kadar sohbetinde bulunup hilâfet almıştır. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî : Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.Hisar (Hisârışâdmân) · TacikistanHisârışâdmânÇerhî'nin, Alâeddin Attâr'ın vefatından sonra yerleştiği ve 851 (1447) yılında vefat ettiği bölge; bugün Tacikistan sınırları içindedir. Harap olan türbesi Sovyet rejiminin yıkılmasından sonra restore edilmiştir.Hisar · TacikistanYa‘kūb-i Çerhî TürbesiGissar (Hisar) vadisinde bulunan türbe; Tacikistan'da müslümanların sıkça ziyaret ettiği türbeler arasında sayılır. Tacikler arasında en yaygın tarikatın Nakşibendiyye olması bu ziyaret geleneğini besler.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Altın Silsile’den Altın Halkalar
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye ve ilgili şahıs maddeleri; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend; Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye
  3. [3]Reşahât Aynü'l-Hayât
  4. [4]TDV İslâm Ansiklopedisi, ‘Necmeddîn-i Kübrâ’ ve ‘Ya‘kūb-i Çerhî’ maddeleri; Hâcegân geleneği üzerine akademik çalışma; Reşahât ve Kübrevî tabakat kayıtları
  5. [5]Kişi dosyasının kaynakları — Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî
Ortak kaynak kataloğunu aç →

Önceki ve sonraki halka