Ara
Menü

Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî

Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…

Doğum
1435
Vefat
1504
Unvan
Ahmediyye'nin pîri
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri (k.s.a)

Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri, 1435'te Manisa'ya yakın Saruhanlı sancağının Akhisar kazasına bağlı Marmara (bugünkü Gölmarmara) nahiyesinde doğdu. İlim ve irfanından dolayı, kendisine "Şemseddin" (Din'in güneşi) lâkabı verildi. Sonraları yaptığı fütüvvet ve kahramanlık neticesinde Yiğitbaşı Veli olarak yâd edildi.

Yiğitbaşı Veli ilk derslerini babasından aldı. Tasavvufla yakından ilgisi bulunan babası İsa Halife, Halvetî şeyhiydi. Oğlunu, Uşak'taki Halvetî Şeyhi Alâeddin Uşşakî'ye gönderdi. Alâeddin Uşşaki'nin yanında olgunluk dönemine ulaştı. Şeyhi onu Manisa'ya göndererek orada görev yapmasını istedi. O da Şeyhler Mahallesi denen, bugün türbesinin bulunduğu yerde mescit ve tekke yaptırarak irşad vazifesine devam etti.

Yiğitbaşı Veli daha sonra yöredeki medreselere azim ve kararlılıkla devam ederek, zahirî ilimleri öğrenmeye başladı. İmam-ı Gazzalî ve onun kardeşi Ahmet Gazzalî'nin kitaplarını okudu. İlim aşkı ve sevdası çok büyüktü. İlmi arttıkça, yakın çevresinde olan âlimler, ondan bazı konuları sormaya başladı. Yiğitbaşı Veli'nin, Manisa âlimlerinden Molla Salih'in sorduğu sorulara verdiği cevaplar bir kitap hacmindeydi. Bunları "Risale-i Tevhid" adlı kitapta topladı.

Yiğitbaşı Veli Hazretleri Hanefi mezhebine bağlıydı ve Ehl-i Sünnet yolunun tam takipçisiydi; kitaplarında Ebû Hanefi'nin görüşlerini naklederdi. Ancak bu sırada Şâh İsmâil de, Ehl-i sünnet îtikâdını, müslümanların Peygamber efendimizden gelen doğru inancı yıkmak için harekete geçmişti. Bu gâye ile Anadolu'ya "dâî" adı verilen halîfeler göndermiş, sahte şeyhler eliyle bozuk ve yanlış tarikatler kurdurmuştu. Ayrıca Antalya'dan Bursa'ya kadar pek çok yerde isyanlar çıkartarak halkı silâh gücü ile de sindirmek istemişlerdi. Karışıklık had safhada idi.

Öyle ki bu sahte şeyhler Osmanlı merkezine kadar sızdılar. İstanbul sahte şeyhlerle doldu ve halk kime inanacağını şaşırdı. Velî pâdişâh İkinci Bayezîd Han sahte tarîkatlerin ayıklanarak kapatılmasını istedi. Böylece halkın yanlış inanışlara kapılıp Ehl-i sünnet îtikâdından uzaklaşmasına mâni olmak üzere harekete geçti. Kurulan bir mecliste şeyhlerin imtihana tâbi tutulmasını istedi. Bu düğümü çözmek için de Ahmed Şemseddîn hazretlerini Manisa'dan İstanbul'a dâvet etti.

Ahmed Şemseddîn hazretleri derhal bu ulvî görevi kabûl edip İstanbul'da Sultan Bâyezîd-i Velî hazretlerinin huzûruna çıktı ve Osmanlı Sultânının da hazır bulunduğu imtihan heyetine reislik etti. O gün Ahmed Şemseddîn hazretlerinin tuttuğu şerîat süzgecinden hak ve doğru yolda bulunan şeyhler rahatlıkla geçerken sahteleri tutuldu. Bunlar mahcup ve perişan oldular. Tekkeleri kapatıldı ve yaptıkları işten men edildiler.

Ahmed Şemseddîn hazretlerine, imtihan sırasında gösterdiği kemâl, dirâyet ve olgunluk sebebiyle "Yiğitbaşı" lakabı verildi. Pâdişâh çok hoşnut kaldığı ve takdir ettiği bu büyük velîyi hediyelerle taltîf etti. O ise bu hediyelerin tamamını fakirlere dağıttı. İstanbul'da kalması tekliflerine rağmen, tekrar Manisa'ya döndü. Bu hâdise dilden dile, şehirden şehire yayıldı. Sohbetine kavuşmak isteyenler Manisa'ya akın ettiler ve çevresinde geniş bir sohbet halkası meydana getirdiler.

Yiğitbaşı Veli, ardında Türkçe kaleme aldığı on dört önemli eser bıraktı. "Tevhîd Risâlesi, Câmi-ül-Esrar, Ravdatü'l-Vâsilîn, Mukaddimetu's-Sâliha, Keşfu'l-Esrâr ve A'mâlü't-Tâlibîn" belli başlı eserleridir.

Yiğitbaşı Veli'nin hastalara şifa konusunda kabul edilen duası, inanmayanlara iman nasip olması konusundaki vesileliği, kalbinin zikrini yanındakilerin açıktan hissetmeleri ve ölümünde, kalbinin zikrinden dolayı onun öldüğüne bir türlü kanaat getirilmemesi gibi kerametleri Marmaravî Risalesi'nin sonundaki birkaç yaprakta yazılıdır.

Yetiştirdiği halîfelerin herbiri evliyâlık makâmına erdi. Ahmediyye kolundan ayrı ayrı şubeler ortaya çıktı. Bunlar Ramazaniyye, Sinâniyye, Cerrâhiyye, Uşşâkiyye ve Mısriyye adları ile aynı kaynaktan fışkıran feyz menbâları oldu. Yiğitbaşı Veli 1505 tarihinde 71 yaşındayken Hakk'a yürüdüğünde şehirde bir fırtına koptu ve Saray Önü Mahallesi'ndeki kavak ağacı yıkıldı. Şehir dehşete kapıldı ve kıyamet gibi bir durum oldu. Tabiî ki bu, bir hadîs-i şerîfte buyrulan "âlimin ölümü, âlemin ölümü" hakikatinin tecellisiydi. Yiğitbaşı'nın kendi vasiyeti gereğince üstü kubbeyle kapatılmamış makberi, Manisa'nın Adakale Mahallesi'nde şehre hâkim bir tepededir. Türbesinin yakınında, mezar taşları toprağa gömülmüş, yazıları silinmiş, üçü seyyid on bir mübarek zât yatmaktadır; huzur dolu küçük bir cami, buranın sürekli ziyaretine vesile olmaktadır.

Menkıbe:

Ahmed Şemseddîn Marmaravî hazretleri bir sohbetlerinde talebelerine; "İyi dinleyiniz!" dedikten sonra şu nasihatte bulundu. "İnsanın kalbinde bir hevâ ağacı bitmiştir ki yedi dalı vardır. Her dal bir tarafa yönelir. Birincisi göze, ikincisi dile, üçüncüsü kalbe, dördüncüsü nefse, beşincisi ebnâ-i cinse (diğer insanlara), altıncısı dünyâya, yedincisi âhiretedir. Her dalın bir çeşit meyvesi vardır. Göze yönelen dalın meyvesi harama bakmaktır. Dile yöneleninki, başkasının ayıp ve kötülüklerini söylemek, gıybet etmektir. Kalbe yöneleninki, başkalarına kin ve düşmanlık etmektir. Nefse yöneleninki, şüpheli şeyler ile, haram ve mekruhları işlemektir. İnsanlara yöneleninki, onlardan üstün olmak, onları hor ve hakîr tutmak, aşağı görmektir. Dünyâya yöneleninki, uzun emel sâhibi olmak, aş, iş, mal ve makam hırsı ile dolu olmaktır. Âhirete yönelen dal ise, üzüntü ve pişmanlıktır.

İnsanda hevânın, arzu ve isteklerin kökü bâkidir, kalıcıdır. Elbette devamlı tâze dallar verir. Ancak Allahü teâlânın emirleri yerine getirilir, yasaklarından sakınılırsa hevâ ağacı kalpten sökülüp atılır. Kötü huyları, ahlâkları gidip, güzel huylar ile süslenir. Bu ise bir rehberin yol göstermesi ile mümkün olur."

Yiğitbaşı Veli, diğer mutasavvıflar gibi, insanın yedi nefis mertebesini (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, razıye, marzıyye, kâmile) aşması gerektiğini, yoksa insan-ı kâmil olamayacağını söylerdi. Bunları geçerken hiç acele etmemeliydi. Bu mertebeleri aşarken mürit, gördüğü rüyayı sadece şeyhine açıklamalıydı, o izin vermeden katiyen kimseye anlatmamalıydı. Şeyhi rüyayı nasıl tabir ederse mürit, ona göre hareket etmeliydi. Kendisi de talebelerine çok sabırlı olmalarını tembihlerdi.

Yiğitbaşı Veli, hakikat ehlinin on hususiyetini şu şekilde sıralamıştır:

1. Bu kişiler, Allah'ın marifetini kazanmış ve Resulüne (sallallahü aleyhi ve sellem) tam tâbi kişiler olmalı.

2. Kimseye kötü söz ve fiilde bulunmamalı, bütün varlıklara bir gözle bakmalı.

3. İnsanlara ve varlıklara şefkatli davranmalı ve onlara nasihatte bulunmalı.

4. Tevazu sahibi olup, herkesi aziz bilerek kimseyi aşağı görmemeli.

5. Allah'tan gelene razı olmalı, belalara sabretmeli.

6. Allah'a tevekkül edip, kendinden üstün kişilerin üstünlüğünü kabullenmeli.

7. Tahammül etmeli; halk kendini incitse de karşılık vermemeli.

8. Tamahı kesmeli; tamahın içki gibi bütün kötülüklerin anası olduğunu bilmeli.

9. Kanaatkâr olmalı; rızk için kaygılanmamalı.

10. Hakikat ehli daima aşk ve şevk içinde olmalı; yolundan dönmemeli, bir yerden dönecek olursa Rabb'e vuslatın gerçekleşmeyeceğini bilmeli.

Sefînetü'l-Evliyâ, Osmanlı Müellifleri Ahmet Ögke, Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî: Hayâtı, Eserleri, Görüşleri, İnsan Yayınları

Eserleri ve Ahmediyye irşad hattı

Yeni akademik kaynak taramasıyla hayat, eser ve irşad ağı ayrıntılı dosyaya bağlandı.

Ayrıntılı dosyayı oku →

Hayatı: Gölmarmara'dan Manisa'ya

1435'te, Manisa'ya yakın Saruhanlı sancağının Akhisar kazasına bağlı Marmara (bugünkü Gölmarmara) nahiyesinde doğdu. İlim ve irfanı sebebiyle kendisine «Şemseddin» lakabı verildi; sonraki yıllarda «Yiğitbaşı Velî» diye anıldı.

İlk derslerini babasından aldı. Tasavvufla yakından ilgisi bulunan babası İsâ Halîfe bir Halvetî şeyhiydi ve oğlunu Uşak'taki Halvetî şeyhi Alâeddin Uşşâkî'ye gönderdi. Olgunluk dönemine onun yanında ulaştı. Şeyhi kendisini Manisa'ya göndererek orada görev yapmasını istedi; o da bugün türbesinin bulunduğu yerde bir mescid ve tekke yaptırarak irşad vazifesine başladı. Bir başka kayda göre ise şeyhi Alâeddin Uşşâkî'nin vefatından sonra onun yerine geçmiş, Manisa'nın merkezindeki çeşitli camilerde sürdürdüğü irşadı daha sonra türbesinin yanındaki tekkesine taşımıştır.

Manisa'ya yerleştikten sonra yöredeki medreselere azim ve kararlılıkla devam ederek zâhirî ilimleri öğrenmeye başladı; İmam Gazzâlî ile kardeşi Ahmed Gazzâlî'nin kitaplarını okudu. İlmi arttıkça çevresindeki âlimler ona soru sormaya başladılar. Manisa âlimlerinden Molla Sâlih'in sorularına verdiği cevaplar bir kitap hacmine ulaşınca bunları Risâle-i Tevhîd adlı eserinde topladı.

Hanefî mezhebine bağlı, Ehl-i sünnet yolunun tam takipçisiydi ve kitaplarında Ebû Hanîfe'nin görüşlerini naklederdi. Yetiştirdiği halifelerin her biri velâyet makamına erdi; kurucusu olduğu Ahmediyye, Halvetiyye'nin dört ana kolundan biri hâline geldi. 1505'te, yetmiş bir yaşında vefat etti.

COĞRAFÎ HAFIZA8 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi8 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç9 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Kalbinin zikri ve vefat günü kopan fırtına

Kerametleri arasında hastalara şifa duası ile kalbinden duyulan zikir anılır; vefatında şehirde fırtına kopması ve Saray Önü'ndeki kavağın yıkılması rivayet edilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Hakkında anlatılan kerametler bir risâlenin sonuna eklenen birkaç yaprakta toplanmıştır: hastalara şifa için yaptığı duanın kabul edilmesi, inanmayanlara iman nasip olmasına vesile olması, kalbinin zikrini yanında bulunanların açıktan işitmesi ve öldüğünde yine bu zikir sebebiyle vefat ettiğine bir türlü kanaat getirilememesi.

Vefat ettiğinde şehirde bir fırtına koptuğu, Saray Önü mahallesindeki kavak ağacının devrildiği ve şehrin dehşete kapıldığı rivayet edilir; bu, "âlimin ölümü, âlemin ölümü" sözünün bir tecellisi sayılmıştır.

Kendi vasiyeti gereğince makberinin üstü kubbeyle kapatılmamıştır. Türbesinin yakınında, mezar taşları toprağa gömülmüş ve yazıları silinmiş, üçü seyyid olmak üzere on bir zat yatmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şeyhlerin imtihan edildiği meclise reislik

Sahte şeyhlerin çoğaldığı bir dönemde II. Bayezid onu Manisa'dan İstanbul'a çağırmış, padişahın da hazır bulunduğu imtihan heyetine o başkanlık etmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Şah İsmâil'in Anadolu'ya «dâî» adı verilen halifeler gönderip sahte şeyhler eliyle bozuk tarikatlar kurdurduğu, Antalya'dan Bursa'ya kadar isyanların çıkarıldığı bir dönemdi. Karışıklık öyle bir noktaya vardı ki sahte şeyhler Osmanlı merkezine kadar sızdı, İstanbul onlarla doldu ve halk kime inanacağını şaşırdı.

II. Bayezid, sahte tarikatların ayıklanıp kapatılması için şeyhlerin bir mecliste imtihana tâbi tutulmasını istedi ve bu düğümü çözmek üzere onu Manisa'dan İstanbul'a davet etti. Görevi derhal kabul edip padişahın huzuruna çıktı ve sultanın da hazır bulunduğu imtihan heyetine reislik etti. O gün tuttuğu şeriat süzgecinden hak yolda bulunan şeyhler rahatlıkla geçerken sahteleri tutuldu; tekkeleri kapatıldı ve yaptıkları işten men edildiler.

Padişah kendisini hediyelerle taltif etti; o ise hediyelerin tamamını fakirlere dağıttı. İstanbul'da kalması tekliflerini de kabul etmeyip Manisa'ya döndü. Hâdise dilden dile, şehirden şehre yayıldı; sohbetine kavuşmak isteyenler Manisa'ya akın edip çevresinde geniş bir sohbet halkası meydana getirdiler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Öldüğüne kanaat getirilemeyen kalp zikri

Kalbinin zikri yanındakiler tarafından açıktan işitilirdi; vefat ettiğinde zikir devam ettiği için öldüğüne bir türlü kanaat getirilememiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kendisine nispet edilen kerâmetler arasında hastalara şifa için kabul edilen duası, inanmayanlara iman nasip olmasına vesile oluşu ve kalbinin zikrinin yanındakiler tarafından açıktan hissedilmesi sayılır. Bunların kaydı, Marmaravî Risâlesi'nin sonundaki birkaç yaprakta bulunur.

Anlatının en dikkat çekici halkası ölümündedir: kalbinin zikri sürdüğü için onun öldüğüne bir türlü kanaat getirilememiştir. Vefat ettiğinde şehirde bir fırtına koptu, Saray Önü Mahallesi'ndeki kavak ağacı yıkıldı; şehir dehşete kapıldı. Kayıtta bu, «âlimin ölümü, âlemin ölümü» sözünün tecellisi olarak yorumlanır.

1505'te, yetmiş bir yaşında vefat etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Adı bilinmeyen bir ihtilâfı çözmek

“Yiğitbaşı” lakabının kaynağı.

Metni gösterMetni daralt

Bir ara İstanbul'a da giderek tarikatlar arasındaki ihtilâfları bir sonuca bağladı (bu ihtilâfların neler olduğu konusunda kaynaklarda bilgi yoktur); bu sebeple kendisine Yiğitbaşı (Fete'l-fityân, Ebü'l-fityân) lakabı verildi.

Çerçeve. Kaynağın parantez içindeki notu dürüsttür: lakabın sebebi bilinir, sebebin konusu bilinmez. Yiğitbaşı, ahî teşkilâtında bir loncanın gençlerinin başı demektir; fetâ ve fityân kelimeleri de doğrudan fütüvvet ıstılahındandır. Ona bir Fütüvvetnâme nisbet edilmesi de tesadüf olmasa gerektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şeyh oğlu bir şeyh

Babası Îsâ Halîfe.

Metni gösterMetni daralt

İlk öğrenimini muhtemelen bir Halvetî şeyhi olan babası Îsâ Halîfe'den gördü.

Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra, Uşak'ın Kabaklı köyünde irşad faaliyetinde bulunan Halvetî şeyhi Alâeddin Uşşâkī'den feyiz aldı.

Çerçeve. Kaynak babasının şeyhliğini “muhtemelen” kaydıyla verir. Yine de yol aile içinden gelmiştir: Halvetî bir babadan, Halvetî bir şeyhe. Halîfe unvanı da tarikat içindeki mevkii gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şeyhinin yerine geçmek

Uşak'tan Manisa'ya taşınan post.

Metni gösterMetni daralt

Sülûkünü tamamlayarak Manisa'ya gitti ve orada müridlerini irşad etmeye başladı.

Şeyhi Alâeddin Uşşâkī'nin vefatından sonra onun yerine geçti.

Çerçeve. Şeyhi Uşak'ın Kabaklı köyünde bulunuyordu; halefi ise Manisa'da irşad etmekteydi. Post böylece bir köyden bir vilâyet merkezine taşınmış, kol da şehirli bir yapıya kavuşmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kaybolan tekke, kurulan vakıf

Seyyid Hoca mahallesindeki yapı.

Metni gösterMetni daralt

Manisa'nın merkezinde çeşitli camilerde sürdürdüğü irşad görevine daha sonra defnedildiği Seyyid Hoca mahallesindeki türbesinin yanında bulunan tekkesinde devam etti.

Zamanla yıkılan ve kaybolmak üzere olan bu tekkenin yerine bugün onun adına kurulan Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir.

Çerçeve. Halvetiyye'nin dört ana kolundan birinin pîrine ait tekke yıkılıp kaybolmak üzereyken yerine yeni bir mescid yapılmıştır; kolun bugün Anadolu'daki izinin ne kadar silindiğini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Câmiu'l-esrâr

Manzum ana eseri.

Metni gösterMetni daralt

Sıfâtullah, mürşid-i kâmil, mahabbetullah, âlem, tecellî ve rü'yetullah, nefis gibi konuların işlendiği manzum bir eserdir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 233/1, Hüsrev Paşa, nr. 182/2; İÜ Ktp., TY, nr. 317, 2311).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
ESER / METİN

Risâle-i Tevhîd ve Keşfü'l-esrâr

Mensur iki eser.

Metni gösterMetni daralt

Risâle-i TevhîdAllah'ın peygamber ve kitap göndermekteki maksadının ne olduğu hususunu açıklamakla başlayan eser itikad, şeriat, mâye, telkin, zikir, tevhid, hakāik-ı insân, ervah ve enfüs, vâkıat, rü'yet-i enbiyâ, tecelliyat ve ilm-i hikmet konularını ihtiva eden mensur bir eserdir.

Keşfü'l-esrâr — önceki iki eserdeki konuların müridlerin anlama ve öğrenmelerini kolaylaştırmak gayesiyle hazırlanmış muhtasarı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
ESER / METİN

Ravzatü'l-vâsılîn

Soru-cevap ve rüya tabiri.

Metni gösterMetni daralt

Allah'ın birliği ve mahlûkatı yaratması ile ilgili bölümün ardından tevhid hakkında çeşitli sorular sorulmuş ve cevaplar verilmiştir.

“Fî beyâni ta'birâti'l-vâkıât” adını taşıyan bölümde ise rüya tabiri ile ilgili meseleler üzerinde durulmuştur. Hâtırat ve ilhâmata dair olan eserin son bölümü yine soru-cevap şeklinde tertip edilmiştir.

Çerçeve. Rüya tabiri, Halvetî terbiyesinin fiilî bir parçasıdır: mürid gördüğü rüyayı şeyhine anlatır, şeyh de sülûkünün hangi mertebesinde olduğunu buna göre tayin eder. Karabaş Velî'nin Ta'bîrnâme'si de aynı ihtiyaçtan doğmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
ESER / METİN

Âdâb ve nasihat risâleleri

On bir eser ve üç risâle.

Metni gösterMetni daralt

Atvâr-ı Seb'a (seyrüsülûk merhaleleri), Risâletü'l-hüdâ (tasavvufî nasihatler), Kenzü'l-hakāyık (Allah'ın sıfatları), Hurde-i Tarîkat (tarikat âdâbına dair beş varaklık, tek nüshalı eser), Tabakātü'l-evliyâ (ricâlü'l-gayb).

Mukaddimetü's-sâlihaEhl-i sünnet, müttakiler, zâhidler, bâtın ulemâsı hakkında bilgi verildikten sonra şeyh ve müridlerin hallerinden bahsedilir; sonunda rü'yetullah ile ilgili bir bölüm yer alır. İrfânü'l-maârifzâhir ve bâtın ulemâsının irşad usullerinden, şeriat, hakikat ve tarikata uygun tavırlardan bahseder.

Ayrıca üç risâle: Bahreyn-i Aşk, Fütüvvetnâme ve Silsile-i Ehl-i Tarîkat.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.

Öğütleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Kalpteki hevâ ağacı ve yedi dalı

Bir sohbetinde nefsânî arzuyu, her biri ayrı bir yöne uzanan yedi dallı bir ağaca benzetir ve her dalın meyvesini tek tek sayar.

Metni gösterMetni daralt

Talebelerine "İyi dinleyiniz!" diye başladığı bir sohbetinde şu benzetmeyi kurar: insanın kalbinde yedi dallı bir hevâ ağacı bitmiştir; her dal ayrı bir tarafa yönelir ve her dalın kendine göre bir meyvesi vardır.

  • Göze yönelen dal: meyvesi harama bakmaktır.
  • Dile yönelen dal: başkasının ayıp ve kötülüklerini söylemek, gıybet etmek.
  • Kalbe yönelen dal: başkalarına kin ve düşmanlık beslemek.
  • Nefse yönelen dal: şüpheli şeylerle birlikte haram ve mekruhları işlemek.
  • İnsanlara yönelen dal: onlardan üstün olmak, insanları hor ve hakir tutmak.
  • Dünyaya yönelen dal: uzun emel sahibi olmak; aş, iş, mal ve makam hırsıyla dolmak.
  • Âhirete yönelen dal: üzüntü ve pişmanlık.

Sözünü şöyle bağlar: hevânın kökü kalıcıdır, elbette durmadan taze dallar verir. Ancak Allah'ın emirleri yerine getirilir, yasaklarından sakınılırsa hevâ ağacı kalpten sökülüp atılır; kötü huylar gider, yerini güzel huylar alır. Bu da ancak bir rehberin yol göstermesiyle mümkündür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hakikat ehlinin on hususiyeti

Hakikat ehlinin taşıması gereken vasıfları on madde halinde sıralar; listenin ekseninde tevazu, rıza, tahammül ve tamahı kesmek vardır.

Metni gösterMetni daralt

Hakikat ehlinin hususiyetlerini on madde halinde sayar:

  1. Allah'ın marifetini kazanmış ve Resulüne tam tâbi olmak.
  2. Kimseye kötü söz ve fiilde bulunmamak, bütün varlıklara bir gözle bakmak.
  3. İnsanlara ve varlıklara şefkatle davranmak, onlara nasihat etmek.
  4. Tevazu sahibi olmak; herkesi aziz bilip kimseyi aşağı görmemek.
  5. Allah'tan gelene razı olmak, belâlara sabretmek.
  6. Allah'a tevekkül edip kendinden üstün kişilerin üstünlüğünü kabullenmek.
  7. Tahammül etmek; halk incitse de karşılık vermemek.
  8. Tamahı kesmek; tamahın içki gibi bütün kötülüklerin anası olduğunu bilmek.
  9. Kanaatkâr olmak, rızık için kaygılanmamak.
  10. Daima aşk ve şevk içinde olmak, yoldan dönmemek; bir yerden dönecek olursa Rabb'e vuslatın gerçekleşmeyeceğini bilmek.
Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Rüyayı yalnız şeyhe anlatmak

Nefis mertebelerini aşarken acele etmemeyi, görülen rüyayı yalnız şeyhe açmayı ve onun tabirine göre hareket etmeyi tembih eder.

Metni gösterMetni daralt

Sâlikin nefis mertebelerini aşarken hiç acele etmemesi gerektiğini söyler. Bu mertebeleri geçerken mürid, gördüğü rüyayı yalnız şeyhine açmalı, şeyhi izin vermedikçe kimseye anlatmamalıdır; şeyhi rüyayı nasıl tabir ederse mürid ona göre hareket etmelidir. Talebelerine en çok tembih ettiği şey ise sabırdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kalpteki hevâ ağacının yedi dalı

«İyi dinleyiniz!» diye başlayan sohbetinde, insanın kalbinde biten hevâ ağacının yedi dalını ve her dalın verdiği ayrı meyveyi saymıştır.

Metni gösterMetni daralt

Bir sohbetinde talebelerine «İyi dinleyiniz!» dedikten sonra şu nasihatte bulundu: «İnsanın kalbinde bir hevâ ağacı bitmiştir ki yedi dalı vardır. Her dal bir tarafa yönelir.» Dallar sırasıyla göze, dile, kalbe, nefse, ebnâ-i cinse (diğer insanlara), dünyaya ve âhirete yönelir.

Her dalın bir çeşit meyvesi vardır: göze yönelenin meyvesi harama bakmak, dile yönelenin başkasının ayıp ve kötülüklerini söylemek yani gıybet, kalbe yönelenin başkalarına kin ve düşmanlık beslemek, nefse yönelenin şüpheli şeylerle haram ve mekruhları işlemek, insanlara yönelenin onlardan üstün olmak ve onları hor görmek, dünyaya yönelenin uzun emel sahibi olup aş, iş, mal ve makam hırsıyla dolmak, âhirete yönelenin ise üzüntü ve pişmanlıktır.

Teşhisin ardından tedavi gelir: «İnsanda hevânın kökü bâkidir, elbette devamlı taze dallar verir. Ancak Allahü teâlânın emirleri yerine getirilir, yasaklarından sakınılırsa hevâ ağacı kalpten sökülüp atılır.» Sondaki kayıt bütün tasavvufî terbiyenin gerekçesidir: «Bu ise bir rehberin yol göstermesi ile mümkün olur.»

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hakikat ehlinin on hususiyeti

Hakikat ehlini on maddede sıralamış; listenin ağırlığı kerâmet ya da bilgi değil, incitmemek, tevazu, sabır, tamahı kesmek ve kanaattir.

Metni gösterMetni daralt

Hakikat ehlinin on hususiyetini şöyle sıralamıştır: Allah'ın marifetini kazanmış ve Resûlü'ne tam tâbi olmak; kimseye kötü söz ve fiilde bulunmayıp bütün varlıklara bir gözle bakmak; insanlara ve varlıklara şefkatle davranıp nasihatte bulunmak; tevazu sahibi olup herkesi aziz bilerek kimseyi aşağı görmemek; Allah'tan gelene razı olup belâlara sabretmek.

Listenin devamı şöyledir: Allah'a tevekkül edip kendinden üstün kişilerin üstünlüğünü kabullenmek; halk incitse dahi karşılık vermeyip tahammül etmek; tamahı kesmek ve tamahın içki gibi bütün kötülüklerin anası olduğunu bilmek; kanaatkâr olup rızık için kaygılanmamak; dâima aşk ve şevk içinde olup yolundan dönmemek — «bir yerden dönecek olursa Rabb'e vuslatın gerçekleşmeyeceğini bilmeli.»

Sıralamada dikkat çeken şey, on maddenin dokuzunun başkalarıyla ve nefisle ilişkiye dair olmasıdır: hakikat ehilliği burada bir bilgi derecesi değil, bir muamele biçimi olarak tarif edilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Rüya yalnız şeyhe söylenir

Yedi nefis mertebesini aşarken acele edilmemesini, görülen rüyanın yalnız şeyhe açılmasını ve onun tabirine göre hareket edilmesini tembih ederdi.

Metni gösterMetni daralt

Diğer mutasavvıflar gibi insanın yedi nefis mertebesini — emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziyye, kâmile — aşması gerektiğini, yoksa insân-ı kâmil olunamayacağını söylerdi. Bu mertebeleri geçerken hiç acele edilmemesini tembih ederdi.

Sülûkün en hassas noktası olarak rüyayı görür: mürid gördüğü rüyayı yalnızca şeyhine açıklamalı, o izin vermeden katiyen kimseye anlatmamalıdır. Şeyhi rüyayı nasıl tabir ederse mürid ona göre hareket etmelidir. Talebelerine ayrıca çok sabırlı olmalarını tembih ederdi.

Rüyanın paylaşımına konan bu sınır, mertebelerin acele edilmeden aşılması şartıyla birlikte okunduğunda tek bir endişeye çıkar: müridin kendi hâlini kendi başına yorumlaması.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Ahmediyye ve dört kolu

Halvetiyye'nin ana kollarından biri.

Metni gösterMetni daralt

Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin'in kurucusu olduğu Ahmediyye tarikatı Ramazâniyye, Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Mısriyye adıyla dört kola ayrılmıştır.

Çerçeve. Dördü de bu ansiklopedide izlenebilir: Ramazâniyye'den Hasan Burhâneddin Cihangîrî'nin Cihangîriyye'si, Sinâniyye'nin pîri İbrâhim Ümmî Sinan, Uşşâkıyye'nin pîri Hasan Hüsâmeddin ve kolları (Cemâliyye, Salâhiyye), Mısriyye'nin pîri Niyâzî-i Mısrî. Halvetiyye'nin Anadolu'daki en verimli dalı Ahmediyye'dir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
TARİHÎ KAYIT

Fetâ ve fityân

Lakabındaki fütüvvet izi.

Metni gösterMetni daralt

Lakabı üç şekilde kaydedilir: Yiğitbaşı, Fete'l-fityân, Ebü'l-fityân — ikisi Arapça, biri Türkçedir ve hepsi aynı mânaya gelir: yiğitlerin başı.

Fütüvvet, ahî teşkilâtının ve esnaf loncalarının dayandığı ahlâk sistemidir; fetâ (yiğit) onun temel kavramıdır.

Çerçeve. Ona nisbet edilen risâleler arasında bir Fütüvvetnâme bulunması, lakabın sadece bir hâdiseden değil bir meşrepten de geldiğini düşündürür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
TARİHÎ KAYIT

«Yiğitbaşı» lakabının iki ayrı hikâyesi

Lakabın kaynağı bir yerde fütüvvet ve kahramanlığı, aynı metnin devamında imtihan meclisindeki dirayeti diye verilir; ansiklopedi maddesi ise Arapça karşılıklarını Fetâ'l-fityân ve Ebü'l-fityân olarak kaydeder.

Metni gösterMetni daralt

İlim ve irfanı sebebiyle kendisine önce «Şemseddin» — dinin güneşi — lakabı verildiği kaydedilir. «Yiğitbaşı» lakabının nereden geldiği ise tek bir hikâyeye bağlanmaz.

Bir kayıtta lakap, sonradan gösterdiği fütüvvet ve kahramanlık neticesinde «Yiğitbaşı Velî» diye anılmasından gelir. Aynı metnin ilerleyen kısmında ise lakabın, II. Bayezid'in huzurundaki imtihan sırasında gösterdiği kemal, dirayet ve olgunluk sebebiyle verildiği söylenir. İki izah aynı sayfada yan yana durur.

Ansiklopedi maddesi lakabın Arapça karşılıklarını da verir: Fetâ'l-fityân ve Ebü'l-fityân, yani «yiğitlerin yiğidi / yiğitlerin babası». Bu karşılıklar lakabı fütüvvet kelimesinin kendisine bağlar. Maddede lakabın veriliş sebebini anlatan cümlenin başı sayfada kesik olduğu için buradaki gerekçe eksik kalmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Atvâr-ı seb'a

Halvetî terbiyesinin omurgası.

Metni gösterMetni daralt

Atvâr-ı seb'a, nefsin emmâre'den kâmile'ye yedi mertebesi ve bunlara karşılık gelen sülûk merhaleleridir; Halvetiyye'nin esmâ-i seb'a zikriyle birebir eşleşir.

Ona ait Atvâr-ı Seb'a, sâlikin seyrüsülûk sırasında aşması gereken merhaleleri açıklayan bir eserdir.

Çerçeve. Halvetî şeyhlerinin neredeyse tamamı bu konuda risâle yazmıştır; Sünbül Sinan, Salâhî Uşşâkī ve Hasan Burhâneddin Cihangîrî'nin de aynı adlı eserleri vardır. Ahmediyye'nin pîri olarak Yiğitbaşı bu geleneğin başında yer alır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
KAVRAM

Ricâlü'l-gayb

Tabakātü'l-evliyâ'nın konusu.

Metni gösterMetni daralt

Ricâlü'l-gayb, tasavvuf düşüncesinde âlemin mânevî düzenini ayakta tutan, sayıları ve mertebeleri belirli velîler topluluğudur.

Tabakātü'l-evliyâ, ricâlü'l-gaybı temsil eden abdal, evtâd, gavs, ahyâr vb. hakkında bilgi veren yedi varaklık bir risâledir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 2745).

Çerçeve. Yedi varaklık bir metin, velîler hiyerarşisinin bütün derecelerini sıralar; bu tasnif Hakîm et-Tirmizî'den İbnü'l-Arabî'ye uzanan velâyet nazariyesine dayanır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.
KAVRAM

Aynı konuyu üç defa yazmak

Müridler için sadeleştirme.

Metni gösterMetni daralt

Müellif Câmiu'l-esrâr ve Risâle-i Tevhîd adlı eserlerinde genişçe ele aldığı konuları Keşfü'l-esrâr'da müridlerin anlama ve öğrenmelerini kolaylaştırmak gayesiyle mensur olarak ve kısaca yeniden kaleme almıştır.

Çerçeve. Aynı muhteva üç kademede sunulmuştur: manzum (Câmiu'l-esrâr), mensur ve geniş (Risâle-i Tevhîd), mensur ve muhtasar (Keşfü'l-esrâr). Müellifin muhatabını gözeten bir irşad anlayışı vardır; aynı tavrı Karabaş Velî'nin eserlerini Türkçeye çevirtmesinde de görürüz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAAlâeddin UşşâkîYiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Alâeddin Uşşâkî’nin yanında seyrüsülûkünü tamamladı; Ahmediyye daha sonra onun çevresinde teşekkül etti.HOCASI / ŞEYHİAlâeddin UşşâkîBabası İsâ Halîfe tarafından Uşak'a kendisine gönderilmiş, yanında olgunluk dönemine ulaşmış ve onun tarafından irşad için Manisa'ya gönderilmiştir; Ahmediyye'nin kurucusudur.SONRAKİ HALKAMehmed Kâsım LârendevîAhmed Şemseddin Marmaravî → Mehmed Kâsım Lârendevî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.TALEBESİ / HALİFESİAlâeddin UşşâkîBabası İsâ Halîfe tarafından Uşak'taki bu Halvetî şeyhine gönderilmiş, olgunluk dönemine onun yanında ulaşmıştır.DEVAM EDEN BAĞLANTIAlâeddin UşşâkîŞeyhinin vefatından sonra onun yerine geçtiği kaydedilir; bir başka rivayete göre ise daha şeyhi hayatta iken irşad için Manisa'ya gönderilmiştir.ETKİLEDİĞİRamazâneddin MahfîRamazâniyye kolunun kurucusudur; tarikat silsilesi Muhyiddin Karahisârî, Lârendevî Kasım Çelebi ve Hacı İzzeddin Ali Karamânî vasıtasıyla bu kişiye ulaşır.SONRAKİ HALKASeyyid Yahyâ-yı ŞirvânîAhmediyye silsilesi Alâeddin Uşşâkî, İbrâhim Tâceddin Kayserî ve Pîr Muhammed Erzincânî vasıtasıyla Halvetiyye'nin ikinci pîri sayılan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.SONRAKİ HALKANûreddin Cerrâhî (Muhammed Nûreddin)Cerrâhiyye'nin kurucusu; tarikat silsilesi Ramazan Mahfî ve sonraki halkalar üzerinden Ahmediyye'nin kurucusu olan Ahmed Şemseddin'e ulaşır.SONRAKİ HALKAHasan Burhâneddin CihângîrîCihangîriyye'nin kurucusu; silsilesi Ramazan Mahfî, Muhyiddin Karahisârî, Kasım Efendi ve İzzeddin Karamânî yoluyla Ahmediyye ile birleşir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Manisa · TürkiyeYiğitbaşı Ahmed Şemseddin TekkesiTürbesinin yanında bulunan ve irşad görevini son olarak sürdürdüğü tekke; başlangıçta bir mescidle birlikte yaptırıldığı kaydedilir. Manisa merkezindeki çeşitli camilerde sürdürdüğü irşadı buraya taşımıştır. Zamanla yıkılıp kaybolmak üzere olan tekkenin yerine, adına kurulan Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Bulunduğu mahalle kaynaklarda farklı adlarla geçtiği için semt alanı boş bırakılmıştır.Manisa · TürkiyeYiğitbaşı Türbesi, Seyyid Hoca mahallesiİrşadını sürdürdüğü tekkenin yanındaki türbe; 910/1504'te vefatında buraya defnedilmiştir. Zamanla yıkılan tekkenin yerine Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır.Manisa · TürkiyeGöl Marmarası (Marmaracık)839/1435-36'da doğduğu, Akhisar'a bağlı köy; kaynak iki ad verir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî : Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…Uşak · TürkiyeKabaklı köyüŞeyhi Alâeddin Uşşâkī'nin irşad faaliyetinde bulunduğu ve kendisinin feyiz aldığı köy; vefatından sonra yerine geçmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî : Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…Manisa · TürkiyeAkhisarDoğduğu köyün bağlı olduğu kaza; aynı ilçeden İbn Îsâ Akhisarî de bir sûfî şairdir. İlişkili kişi dosyası Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî : Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…Kastamonu · TürkiyeKastamonu (Şâbâniyye)Ahmediyye'nin kollarından Ramazâniyye ile aynı Halvetî havzasında bulunan Şâbâniyye'nin merkezi; Halvetiyye'nin Anadolu'daki dört ana kolu bu coğrafyada teşekkül etmiştir. İlişkili kişi dosyası Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî : Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…Uşak · TürkiyeUşakŞeyhi Alâeddin Uşşâkī'nin nisbesini aldığı şehir; Ahmediyye'nin kollarından Uşşâkıyye'nin pîri Hasan Hüsâmeddin de burada yerleşmiştir. İlişkili kişi dosyası Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî : Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmed Şemseddin, Yiğitbaşı”, c. 2
  2. [2]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  3. [3]Nev‘îzâde Atâyî, Zeyl-i Şakāik, s. 62-63; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. IV; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ahmediyye”
  4. [4]Kişi kartı kaynak paketi — Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî
Ortak kaynak kataloğunu aç →