ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “a'râf”
01Bedeviyye (Ahmediyye)
Ahmed el-Bedevî’nin Tantâ’daki irşad halkasından doğan, Abdül‘âl b. Fakih tarafından kurumsallaştırılan; Mısır’dan Suriye, Hicaz ve Osmanlı şehirlerine yayılan ana tasavvuf yolu.
Küntiyye / Muhtâriyye
Bekkâiyye'nin Sîdî Muhtâr el-Küntî tarafından ihya edilip Sahra ve Batı Afrika'ya yayılan Kādirî devamı.
Ali er-Rızâ
Ali er-Rızâ (yak. 153/770 – 203/818), Medine'de ilim meclisi kurup yirmi yaşında fetva vermeye başlayan Ehl-i beyt âlimi; Halife Me'mûn tarafından istemeye istemeye veliaht ilân edilmiş, iki yıl sonra Tûs'ta âniden ölmüş ve gömüldüğü yer Meşhed adını almıştır.
Boğuk Abdullah Efendi
Boğuk Abdullah Efendi (ö. Muharrem 1108/Ağustos-Eylül 1696), Karaferye’den İstanbul’a gelerek Sultan Selim ve Fatih camilerinde vaaz eden; ses rahatsızlığı sebebiyle kürsüden ayrıldıktan sonra hacca gidip Medine’de vefat eden Osmanlı âlimidir.
Ca‘fer es-Sâdık
Ca'fer es-Sâdık (80/699 veya 83/702 – Medine); İsnâaşeriyye'nin altıncı, İsmâiliyye'nin beşinci imamı, Ca'ferî fıkhının kurucusu . Soyu baba tarafından Hz. Ali'ye, anne tarafından Hz. Ebû Bekir'e ulaşır.
Cendel b. Muhammed er-Rifâî
Cendel b. Muhammed er-Rifâî (ö. 675/1276), Rifâiyye’nin Cendeliyye koluna adını veren, Şam’ın kuzeyindeki Menîn’de bulunan türbesi Eyyûbî hükümdarı el-Melikü’z-Zâhir Gāzî tarafından ziyaret edilen XIII. yüzyıl Rifâî şeyhidir.
Çerkeşî Mustafa Efendi
Çerkeşî Mustafa Efendi (1156/1743 – 1229/1814), Şâbâniyye'nin pîr-i sânî si sayılan Halvetî şeyhi; padişahın “ulemâ ile meşâyih neden anlaşamıyor?” sorusuna birkaç sayfalık bir risâleyle cevap vermiş ve “ihtilâf lafzîdir” hükmüyle iki tarafı uzlaştırmıştır.
Çerkeşîzâde Osman Vehbi Efendi
Çerkeşî Mustafa Efendi’nin oğlu Osman Vehbi Efendi (ö. 1860), Ankara’da yetişip II. Mahmud tarafından İstanbul’a davet edilen; Arap dili, Farsça ve hadis şerhi alanındaki eserleriyle Çerkeşiyye’nin ilim-irşad mirasını sonraki kuşaklara taşıyan âlim-sûfîdir.
Karaçı Sa‘dîzâde Mehmed Efendi
Karaçı Sa‘dîzâde Mehmed Efendi (ö. 1009/1601), babası Karaçı Sa‘dî’nin yanında yetişmiş; Seyitgazi’den Tebriz, Nahcıvan ve Gence’ye uzanan görev hattının sonunda yol kesiciler tarafından öldürülmüş Osmanlı âlimidir.
KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ
KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ Bu zât-ı muhterem, tarîk-ı Kâdirî’de teşehhür etmiş, ârif-i bi’llâh bir mürşid-i hakâyık- agâhtır. Bolu’da zînet-sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur. Pederleri, “Akkavuk-zâde” denilmekle meşhûr Hasan Efendi b. İbrâhîm’dir. İbrâhîm Efendi, berâ-yı ticâret İstanbul’a gelip, Ayasofya’da bir tâcirin yanında bulunarak bir taraftan da…
Kayın Çelebi Mehmed b. Hüsam
Kayın Çelebi Mehmed b. Hüsam (ö. 978/1570), Karaferyeli bir kadı ailesinden yetişmiş; Edirne ve Gebze medreselerinde ders vermiş Osmanlı müderrisidir.
Konrapalı Muslihuddin Efendi
Konrapalı Muslihuddin, Hayreddin-i Tokadî tarafından irşadla görevlendirilen; yol üzerindeki Şa‘bân-ı Velî buluşması ve tevazu imtihanıyla Şâbâniyye hafızasında yer alan Halvetî şeyhidir.
Merhüm Muallim Hâfız Sırri Efendi
Sırri Efendi, iki defa siyasi cürm isnadıyla Yunaniler tarafından Milos'a teb'id edildi. Orada elim facialar, işkenceler te'siriyle, /1 97/ laranj it veremi ,, ... J J . ... ,J. oldu. Avdetinde tedavisine gayret edildiyse de, kar-ger-i tesir olamadı. (wl.) ._rA.; JS' .::.:,Jı )1 43 sırrı zuhura geldi. Nail-i rütbe-i şehadet oldu. Bu tarihde onsekiz yaşında…
Muhammed el-Bâkır
Muhammed el-Bâkır (57/676-77 – 114/733), hem baba hem anne tarafından Hz. Peygamber'in torunlarından; “ilmi yarıp derinliklerine ulaşan” anlamındaki lakabıyla anılan, Medine ilim halkasının merkezindeki âlim. Sünnî kaynaklarca güvenilir bir muhaddis ve Medine'nin ilk fakihlerinden, Şiî geleneğinde ise beşinci imam sayılır.
a'râf
Uâi> J) [Ar. arf’ın ç. b.] “Yüksek yer, burç.” alamındaki bu terim, cennet ile cehennem arasında bulunan ve bu iki yeri birbirinden ayıran surun üzrinde bulunan en yüksek tepenin adı için kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in yedinci suresinin adı “A'râf’ olup burada hayır ile şer arasında kararsız kalan kimselere hayırh yolun gösterildiği ve uyarıldığı anlatılmaktadır. Bu kimselere “ashâbü’l-a'râf ’ (bk. bu madde) denilmiştir. Bunlar, sevap ve günahları birbirine eşit kimseler olarak nitelenmiş; bundan dolayı da ne cennete ne de cehenneme gitmeleri söz konusu olmuştur. Bundan olayı da orada bekletilmektedirler. Ancak onların Allah’a yakarmaları neticesinde affedilerek cennete gidecekleri inancı da yaygmdır.
KALBE GELEN DÜŞÜNCELERİN TANINMASI
Avârifü’l-Maârif · 57. bölüm · Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî, bize, İbnu Mesut’tan (r.a) nakille, Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etti: “İnsan oğlunun kalbinde şeytanın vesvesesi ve meleğin