HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Nesebi ve doğumu
3 Safer veya 1 Receb 57 (16 Aralık 676 veya 10 Mayıs 677) tarihinde — bir rivayete göre bundan bir yıl önce — Medine'de doğdu. Babası Kerbelâ Vak'ası'ndan sağ kurtulan Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn, annesi Fâtıma bint Hasan'dır. Baba tarafından Hz. Hüseyin'in, anne tarafından Hz. Hasan'ın torunudur — beyt">Ehl-i beyt'in iki kolunu şahsında birleştiren nâdir isimlerdendir.
Bâkır lakabı, “bâkırü'l-ilm” tamlamasının kısaltılmışıdır: ilmi yarıp derinliklerine ulaşan, geniş ilim sahibi. Zaman zaman Şâkir, Emîn, Hâdî ve Şebîh lakaplarıyla da anılmıştır; sonuncusu Hz. Peygamber'e benzemesinden dolayı verilmiştir.
Kerbelâ'ya şahitlik
10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) tarihindeki Kerbelâ Vak'ası'na küçük yaşta şahit oldu — dört yaşındaydı. İmâmiyye rivayetlerine göre çocukluğunda, ashaptan Câbir b. Abdullah onu Resûl-i Ekrem'e benzerliğinden tanımış ve kendisine Resûlullah'ın selâmlarını iletmiştir. Bu olay, ileride imam olacağının işaretlerinden biri sayılır.
İlmî tahsili
Hayatının büyük kısmını Medine'de geçirdi ve babasından önemli ölçüde faydalandı. Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Ebû Saîd el-Hudrî gibi sahâbîlerle Saîd b. Müseyyeb ve Muhammed b. Hanefiyye'den hadis nakletti; ulaşamadığı ashaptan — başta büyük dedesi Ali b. Ebû Tâlib olmak üzere — gelen bazı hadisleri de mürsel olarak rivayet etti. Bu tür rivayetlerinden yedisi Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde, onu Hâkim'in el-Müstedrek'inde yer alır.
Kendisinden rivayette bulunanlar arasında oğlu Ca'fer es-Sâdık, Atâ b. Ebû Rebâh, Amr b. Dînâr, Ebû İshak es-Sebîî, İbn Şihâb ez-Zührî, Rebîatürre'y, İbn Cüreyc, A'meş ve Evzâî gibi isimler bulunur. İbn İshak'ın sîre rivayetlerinin önemli kaynaklarından biridir; Kerbelâ ile ilgili bazı nakilleri Taberî'nin Târîh'inde yer alır. Nesâî'ye göre Medine'deki ilk fıkıh âlimlerinden biridir.
İmâmet ve Emevîler karşısındaki tutumu
94 (712-13) yılında veya bir yıl sonra babasının vefatıyla imâmet görevini üstlendi. İlmî çalışmalarını sürdürdü ve Emevîler'e karşı babasının sükûnet politikasını izledi; yönetimle silahlı mücadele düşüncesine katılmadığı gibi dolaylı destek de vermedi.
Kardeşi Zeyd b. Ali ile samimi ilişki içindeydi; ancak hazırlıkları iyi yapılmamış bir isyan hareketinin fayda vermeyeceği yolunda onu ikaz etmiştir. Öğrencilerinden bir kısmı, özellikle Ebü'l-Cârûd, sonradan Zeydiyye'ye intikal edip hocasının bazı düşüncelerini ilk Zeydî toplumunda yaymıştır; bu sebeple Zeydî müellifler onu imam kabul etmemekle birlikte büyük bir ilmî otorite olarak benimsemişlerdir.
Ömer b. Abdülazîz ile Medine'deki görüşmesinde iyi muamele gördü ve Fedek hurmalığının Ali neslinin mülkiyetine intikal ettirilmesini sağladı. Kendisine mehdî olup olmadığı sorulduğunda bu iddiayı reddetmiş, mehdînin Ömer b. Abdülazîz'den başkası olamayacağını ima etmiştir. Buna karşılık Halife Hişâm b. Abdülmelik ile ilişkisi gergindi: Şam'a çağrıldığında sıkıntıya uğradığı, hapsedildiği veya kötü şartlar altında Medine'ye gönderildiği belirtilir.
Münazaraları
Hac esnasında Mekke'de Hişâm b. Abdülmelik ile karşılaştı ve onun huzurunda Abdullah b. Ömer'in âzatlı kölesi Nâfi' ile yaptığı münazarada galip geldi. Basra fakihlerinden Katâde b. Diâme, Kādî Ömer b. Zer, Mu'tezile ileri gelenlerinden Amr b. Ubeyd, Tâvûs el-Yemânî, Muhammed b. Münkedir ve Ebû Hanîfe ile de münazaraları olmuştur.
Bu rivayetlerin bir kısmı tenkide açıktır: bazı Şiî kaynakları onun 65 (685) yılında ölen Nâfi' b. Ezrak'ı mağlûp ettiğini nakleder, fakat o sırada en çok sekiz yaşında olan bir çocukla münakaşa mümkün değildir — tartışma muhtemelen Nâfi'in oğlu Abdullah iledir. Benzer şekilde Şiî kaynakları Ebû Hanîfe'yi müşkül durumda bıraktığını kaydederken, Hanefî kaynakları Ebû Hanîfe'nin Bâkır'ın öğrencilerinden olduğunu ve onun da Ebû Hanîfe hakkında övücü sözler söylediğini bildirir.
Şiî gelenekte yeri
Şiî rivayetlerinde Muhammed el-Bâkır, Şiî dinî ve hukukî öğretilerin başlatıcısı, oğlu Ca'fer ile birlikte İmâmiyye Şîası'nın kurucusu olarak gösterilir. Küleynî'nin naklettiğine göre Şiîler helâl ve haramın neden ibaret olduğunu, hac ibadetinin nasıl ifa edileceğini ondan öğrenmişlerdir.
İmâmetin nasla intikali, her imamın kendisinden sonrakini tayin etmesi, bütün imamların Fâtıma neslinden geleceği, imamların özel bir ilme ve mutlak otoriteye sahip oluşu, takıyyeye müsaade, müt'a nikâhının meşruiyeti ve abdestte mest üzerine meshin yasaklanması gibi hususlar ona dayandırılır. Öğretileri doğrultusunda gelişen İmâmî telakkinin ictihada değil nakle önem verdiği görülür; birçok öğrencisi ifadelerini rivayet koleksiyonları hâlinde kaydetmiş, bunlar İmâmî fıkhının temelini teşkil etmiştir.
Aşırı gruplardan uzak durması
Zamanında, bilgi ve otoritelerini kendisinden aldıklarını iddia eden bazı müfrit Şiîler ortaya çıktı. Kûfeli Ebû Mansûr el-İclî kendisinin Bâkır'ın peygamberi ve ölümünden sonra vasîsi olduğunu ilân etti; Mugīre b. Saîd el-İclî, Câbir b. Yezîd el-Cu'fî ve Hamza b. Umâre el-Berberî de 70.000 gizli rivayete mazhar oldukları iddiasıyla Kûfe aşırılarının başında yer aldılar. Muhammed el-Bâkır bu kişilerle bir ilgisinin bulunmadığını açıklamak zorunda kalmıştır.
Sünnî kaynaklarda
Sünnî kaynakları onu Medine ilim çevresinde muhafazakâr ve güvenilir bir râvi olarak görür. Rivayete göre Ehl-i beyt içinde günahı şirk kabul eden, rec'ata inanan ve Ebû Bekir ile Ömer'e dil uzatan kimselerin bulunmadığını, kendisinin bu iki sahâbîye sevgi duyduğunu ve onların hidayet imamı olduklarını beyan etmiş; Hz. Hüseyin'in intikamını alma bahanesiyle ortaya çıkan Muhtâr es-Sekafî'yi yalancı diye nitelendirmiştir.
Sünnî hadis kaynaklarında rivayetlerine az sayıda yer verilmişse de ondan gelen hadisler daha çok sûfî çevrelerce rağbet görmüştür — tasavvuf silsilelerindeki yeri buradan doğar.
Vefatı
114 yılının Zilhicce ayında (Ocak-Şubat 733) Medine'de vefat etti ve Bakī' Mezarlığı'na defnedildi; bazı rivayetlerde ölüm tarihi bir ilâ dört yıl sonra gösterilir. Ümmü Ferve bint Kāsım, Ümmü Hakîm bint Esed ve iki ümmüveled hanımından yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Ölümünün ardından ortaya çıkan vâkıfe fırkalarından Bâkıriyye, Câbir b. Abdullah'ın selâm rivayetine dayanarak onun beklenen mehdî olduğunu, ölmediğini ve yeryüzüne döneceğini ileri sürmüşse de bu telakki uzun süre devam etmemiştir. Sünnî ve Şiî kaynakları, büyük bir âlim olduğu konusunda ittifak hâlindedir.