ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
29 sonuç · “Tasarruf”
01Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Dest
Farsça el demektir. Tasavvufî metinlerde kudretin, tasarrufun ve mânevî yardımın sembolü olarak kullanılır; “dest-gîr olmak” bir müride yol göstermek ve elinden tutmak anlamına gelir.
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Hâcib-i Hak
(5> (حاجب Hakk'ın kapıcısı. tas. Hak ile halk arasında aracı olan insan-ı kâmil ve şeyh-i vasıl. Kâmil insan hâcip olması sıfatıyla müridi Hakk'ın huzuruna alır, Hakk'ın naibi olması sıfatıyla da onun mülkünde tasarrufta bulunur (sm). İbn Sina da “Allah'ın huzuru, gelişi güzel herkesin oraya giremeyecekleri kadar ulu bir makamdır,” demiştir. Bu yüce makama bir usüle göre ve bir şeyhin rehberliğinde girilmesi gerektiğine inanılır.
İbnü'lvakt
1) veya İbnü'l-vakit Vaktin çocuğu. tas. a Sûfî İbnü'l vakittir, yani o, içinde bulunduğu zamanda (halde) yapılması en uygun olan şeyle meşgul olur, o vakitte kendisinden istenen sey neyse onu yapar. Derviş ne geçmiş ne gelecekle ilgilenir; yalnızca hali değerlendirir Geçti mâzi, çekme istikbale gam Gün bugün, saat bu saat dem bu dem Harâbât ehline duzah azabın anma ey zâhid Ki bunlar ibn-i vakt olmuştur fedayi bilmezler Hayali
Istisfa
|) Şefaat istemek, bir isin görülmesi için birinin aracı (vasıta, vesile) olmasını istemek. tas. Tarikat ehlinin yatırlardan ve ermişlerin ruhlarından Allah katında şefâatçi ve aracı olmalarını istemeleri. Hz. Peygamber'in ruhunun Allah katında şefâatçi olmasına da istişfa denir. “Şefaat yâ Resullah” sözü bu inancın özüdür. Bkz. Istimdat. Bilirsin râh-i ehlullahı kim sahib-i tasarruftur Bu Ismail Rami meşhedidir eyle istimdâd Istitar — Tecelli i. ar. تجلى) - _) EI) Gizlenme-Açığa çıkma. tas. Beşeri sıfatların kul ile gayb âlemi arasında perde olması istitar, bu perdenin kalkması tecellidir.. Hakk'ın sıfatlarının zahir ve baskın olması tecelli, beşeri sıfatların zahir ve baskın olması istitardır. Bir veli için her iki hal de ge- Sa ssses—i‘“—~s—~S
Kutbu'irşat
Rehber kutup. tas. Her üç terim de halkı irşat etmek ve hidayete erdirmek işiyle görevli veli anlamına gelir. Bu veli arştan ferşe kadar tasarrufta bulunur. ) 220
Kutbu'Lirşat
Rehber kutup. 2. tas. Her üç terim de halkı irşat etmek ve hidayete birlik (vahid erdirmek işiyle görevli veli anlamına gelir. Bu veli arştan ferşe kadar tasarrufta “İsim ve sıfa bulunur. Kül a MM al a la 2 RT cutup i, ar. (LS) veya Kutb 1. Medar, değirmenin alt taşına yerleştirilen ve üst taşın dönmesini sağlayan demir. 2. tas. a En büyük veli. b Her zaman âlemde Allah'ın nazar kıldığı yer olan tek kişi (x1). ¢ Kutup âlemin ruhu, âlem de onun bedeni gibidir. Her şey kutbun çevresinde ve onun sayesinde hareket eder, yani her şeyi o idare eder ( İFH 39, 73) üyi.fars.(s 95) x. Köy, mahalle, semt. 2. tas, Kulluk makamı (11s) Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yârın ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri i-yi ab u gil Maddi âlem -yi harabat 1. Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Medar, değirmenin alt taşına yerleştirilen ve üst taşın dönmesini sağlayan demir. 2. tas. a En büyük veli. b Her zaman âlemde Allah'ın nazar kıldığı yer olan tek kişi (x1). ¢ Kutup âlemin ruhu, âlem de onun bedeni gibidir. Her şey kutbun çevresinde ve onun sayesinde hareket eder, yani her şeyi o idare eder ( İFH 39, 73) üyi.fars.(s 95) x. Köy, mahalle, semt. 2. tas, Kulluk makamı (11s) Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yârın ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri i-yi ab u gil Maddi âlem -yi harabat 1. Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri
Kutbu'kirşat
Rehber kutup. tas. Her üç terim de halkı irşat etmek ve hidayete erdirmek işiyle görevli veli anlamına gelir. Bu veli arştan ferşe kadar tasarrufta bulunur. pe Ni ome
Meşârik-i şems-i hakikat
Hakikat güneşinin doğuş yerleri. 2. tas. Cem ahadiyetinin aynında tam bir fena hali hasıl olmadan önceki zati tecelliler (kı). Meşhet (445) ç. Meşâhit 1. Hakk'ın tecelli ettiği yer, mazhar tecelligâh. b Şehitlerin gömülü oldukları yerler, kabirler. c Ziyaret yerleri, yatırlar, türbeler. Bkz. Şehit, Şuhüt. Bilirsin ruh-i ehlullahı kim sahib-i tasarruftur Bu Ismail Rumi meşhedidir eyle istimdad Hakk'ın tecelli ettiği yer, mazhar tecelligâh. b Şehitlerin gömülü oldukları yerler, kabirler. c Ziyaret yerleri, yatırlar, türbeler. Bkz. Şehit, Şuhüt. Bilirsin ruh-i ehlullahı kim sahib-i tasarruftur Bu Ismail Rumi meşhedidir eyle istimdad
Sahâb
ب) be) 7, Bulut, ebr. 2. tas. Feyz-i mukaddes, ilâhî feyz; sahâb-ı kerem, kerem bulutu (sr), Sahib-i ayet Keramet sahibi, Sahib-i hal ehl-i hal. Sahib-i işaret Sözü nükteler, marifetler ve işaretler içeren sâlik. Sahib-i kalp Rabb-i hal, ehl-i dil. Gönlündeki bilgileri ve duyguları diliyle anlatamayan. Sahib-i makam Sülûk ehlinin kaldığı menzil ve durakların birinde bir süre ikâmet edip o makamın özelliklerini kazanan sâlik. Sahib-i meydan Tarikat piri, Sahib-i zaman An-i dâim müstesna, zamanın etkisinden uzak kalan eşyanın حر Sâki a li De ve Mk mahiyetine vâkıf olan ve kendisinde ilk berzahın cemiyetini gerçekleştiren arif. Zaman, sahib-i zamanın hal, fiil ve sıfatlarına zarf olduğundan o zamanda ve mekânda tasarruf eder. Sahip-kıran Ulu şah, kutup.
Sekinet
1, Vakar, ağırbaşlılık, sükünet. 2. tas, Gaybın (ve maneyi feyzin) gelişi esnasında kalbin bulduğu itmi'nan ve huzur hali. Sekinet nebi ve velilerin kalplerine iner, Nur, kuvvet ve ruhtan oluşur, korkan kişi o sayede sükün, mahzun teseli bulur. Günahkârlar, serkeşler ve cüretliler ona sığınır (HM 29; GE İFM). Sekizler (J (مكن Gayb erenlerden olan sekiz evliya. Bunlara kahr ricâli, kuvvet ricâli da denir. Şiddetli ve hiddetli velilerdir; himmetleri faal ve tesirlidir. Teveccüh ettikleri ruhları etkileri altına alırlar, Tasarruf sahibidirler, murat ettikleri nesneler vücuda gelir, teveccühlerinin semeresi hasıl olur. Bunlara hürmet edilir; ama yakınlarında olmaktan sakınmak lazımdır (İFA 328). Sekr ( S) +. Sarhosluk, mest olmak, kendini kaybetmek. 2. tas. a Zahiri ve bâtıni kayıtları bir yana bırakıp Hakk’a yönelmek. b Kuvvetli bir vârid (tecelli) ile keno N Selamet-i sadr dinden geçip ruhi bir haz ve zevke erme. c Sekr vecd ehline hastır. Kul cemal tecellisini temaşa edince sekr haline gelir, ruh haz alır, kalp sermest olur. Sekr hali gaybet halinden daha kuvvetli olabilir. Sekr halinde bulunan sâlike sekrân (sükârâ), sekr halindeymiş gibi görünen ve kendinden geçmeye çalışan sâlike ise mütesâkir denir. Sekr halindeki sâlik şer'i hükümlere aykırı sözler söyleyebilir, davranışlarda bulunabilir. Bunlara itibar edilmez. Zira kelâm-ı sükârâ makbul değildir. Şarâb-ı tahür'u (insan Suresi, 21) içen veliler ve Hak erenler sermest olur ve ruhi hazlara gark olurlar. Bkz. Sahv. Sanmam bizi kim şive-i engur ile mestiz Biz ehl-i harâbâttanız mest-i elestiz B. Rühi Şöyle mestem tâ kıyamet dahi hüşyâr olmazem Çün beni vahdet meyinden eyledi ol yâr mest Nesimi Selam (e (سلا Esenlik. 2. tas. Nefsin dünya ve ahirette hiçbir sıkıntıya maruz kalmaması, iki âlemde rahat ve mutlu olması (cr). Selam ve durüd: Övgü (11s). Tanrıdan yüzbin durüd ile selâm Mustafa'nın rahuna her subh u şâm 5. Çelebi Tarikat ehlinin es-Salâtü ve's-selâmu aleyke yâ Resülâllah şeklinde okudukları dua ve salavatlara da selam denir. Mevlevilikte selam, devr-i veledi'den sonra birinci, ikinci ve üçüncü devirleri takiben selambaşı tarafından okunan ve selâmullâhi aleyküm... diye başlayan belli dualardır (Amr 73). Bektaşilikte şeriat, marifet ve hakikat dört kapıdır. Dört kapı selamı da şudur: es-selâm ev nür-i şeriat erenleri es-selam pir-i tarikat erenleri es-selâm nür-i marifet erenleri es-selam ey nür-i hakikat erenleri. Âşık oldur Hakk'ı seve Hak derdine kıla devâ Bizim için hayır duâ kılanlara selâm olsun Yünus Çelebi Tarikat ehlinin es-Salâtü ve's-selâmu aleyke yâ Resülâllah şeklinde okudukları dua ve salavatlara da selam denir. Mevlevilikte selam, devr-i veledi'den sonra birinci, ikinci ve üçüncü devirleri takiben selambaşı tarafından okunan ve selâmullâhi aleyküm... diye başlayan belli dualardır (Amr 73). Bektaşilikte şeriat, marifet ve hakikat dört kapıdır. Dört kapı selamı da şudur: es-selâm ev nür-i şeriat erenleri es-selam pir-i tarikat erenleri es-selâm nür-i marifet erenleri es-selam ey nür-i hakikat erenleri. Âşık oldur Hakk'ı seve Hak derdine kıla devâ Bizim için hayır duâ kılanlara selâm olsun Yünus
Hasîrîzâde Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Hasırcızâde Tekkesi olarak da anılan, Sütlüce semtinde Elifî Efendi sokağı ile Çavuşbaşı Mescidi’nin sınırladığı arsada yer alan Sa‘dî tekkesidir. Babası Hasîrîzâde Şeyh Mustafa İzzî Efendi tarafından 1199’da (1785) kurulmuş, 1201’de (1787) vakfiyesi düzenlenmiştir; kendisi tekkenin ikinci postnişinidir. Cümle kapısına yerleştirilen 1252 (1836-37) tarihli manzum kitâbenin metni ona aittir. Tekkenin meşihatı sonuna kadar Sa‘diyye’ye bağlı kalmış ve bânisinin neslinden gelen, Hasîrîzâdeler olarak anılan ailenin tasarrufunda bulunmuştur.
Himmet Efendi Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Bayramiyye'nin Himmetiyye kolunun âsitânesi olan XVII. yüzyıla ait tekkedir; Himmetzâde Tekkesi olarak da anılır. Fatih ilçesinde Şehremini'den Yenibahçe'ye inen yamaçta, Ördek Kasap mahallesi Himmetzâde Dergâhı sokağında yer almaktaydı. IV. Mehmed devri defterdarlarından İbrâhim Efendi'nin mescidinin içinde XVII. yüzyıl ortalarında onun tarafından faaliyete geçirilmiş, vakfiyesi torunu ve tekkenin üçüncü postnişini Himmetzâde Şeyh Abdüssamed Efendi tarafından 1135 (1723) yılında düzenlenmiştir. Vefatından sonra meşihat, 1925'e kadar Himmetzâdeler adıyla tanınan ailenin tasarrufunda kalmıştır. Tekke bütünüyle tarihe karışmış, arsası İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nin arazisine katılmış, mimari özellikleri tesbit edilememiştir; yalnız çekirdeğini oluşturan mescid-tevhidhânenin kâgir duvarlı ve kırma çatılı olduğu tahmin edilmektedir.
İbrâhim ed-Desûkî: Tarih, Öğreti ve Menkıbe Katmanları
Tarihî çekirdek İbrâhim ed-Desûkî XIII. yüzyılda Desûk'ta yaşayan, kırk üç yaşında vefat eden ve irşad çevresi kardeşi Mûsâ tarafından sürdürülen Mısırlı şeyhtir. Öğreti Helâl, hak hukuk, şeriata bağlılık, müride şefkat ve nûr-ı Muhammedî düşüncesi ona nispet edilen metin ve sözlerde öne çıkar. Menk
Sa‘deddin el-Cebâvî: Tarihî Biyografi ve Menkıbe Katmanları
Erken kronoloji En erken Sa‘dî eserleri 460/1068 doğum ve 575/1180 vefat tarihlerini verir. 621/1224 başta olmak üzere farklı tarihler sonraki kaynaklarda bulunur ve ihtilaf notuyla korunur. Cebâ'daki faaliyet Pîr Cebâ'da tekke kurdu, kardeşlerini bölgesel zâviyelere yerleştirdi ve Haçlı saldırıları karşısında asker ve
İzzî Süleyman Efendi ve Şeyh Murad Tekkesi Vakfı
İzzî Süleyman Efendi’nin Şeyh Ali Efendi’ye intisabı ile Şeyh Murad Tekkesi için kurduğu vakfın kişi, mekân ve hizmet ağını kaynak katmanlarıyla inceler.
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
MELÂMETİLİK VE MELÂMETÎLER
Avârifü’l-Maârif · 8. bölüm · Bazıları melâmetiyi şöyle tarif etmişlerdir: “Melâmetî, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir.” Bunu şöyle izâh edebiliriz: Melâmetî; damarlarına varana kadar, b
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
HAKİKİ HİZMET EHLİ VE ONA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 11. bölüm · Allahu Teâlâ, Hz. Dâvud’a (as) şöyle vahyetmiştir: “Ya Dâvud! Beni taleb eden (benim rızâmın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.” Hakk yolunda gidenlere hizmet
BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD
Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas
RIBAT VE TEKKELERDEKİ SÛFİLERİN ÖZELLİKLERİ
Avârifü’l-Maârif · 15. bölüm · Bil ki; rıbat ve tekkelerin (mânevi bir eğitim müessesesi olarak) te’sisi, hidayet üzerindeki İslâm ümmetinin bir süsü (iftihar tablosudur). Rıbat ve tekkelerde yaşayan sûfilerin,
SÛFİLERÎN SEFER VE İKÂMET ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 16. bölüm · Sefer konusunda meşâyih-ı kirâm, değişik hâl ve görüşlere sahiptirler. Bir kısmı, sülûkun başında sefere çıkıp nihâyetinde ikâmeti tercih ederken; bir kısmı, hidâyetinde ikâmet edi
MÂNEVÎ FETİHLER VE İLÂHÎ İHSANLAR
Avârifü’l-Maârif · 20. bölüm · Sûfinin, Allahu Teâlâ ile meşguliyeti kemâle erince ve içinde bulunduğu vaktin hukukuna tam riâyetle takvâda ilerleyip zühdü tamam olunca, sebeplere sarılmayı terk eder. Kendisine
Sayfalar 18–25
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 52–58
Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler
Sayfalar 123–127
Muzaffer Ozak Külliyatı · - 123 -— şilerin ruhlarını alıp onları sizlerden ayırmak ve onların ölümlerinin acılarını size tattırmakla, meyvalarızı, mahsullerinizi elinizden almakla, yahud nefsinizin meyvası