ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
24 sonuç · “Mahlûk”
01halk
Allah’ın evreni ezeldeki takdirine uygun olarak yaratması. § tam. halk-ı cedîd a. (jj^ jk) (yeniden yaratma) İslâm inancına göre, öldükten sonra yeniden yaratma, diriltme. halk-ı müstemir a. (ji« jk) bk. halk-ı cedîd halkuT-Kur’ân a. (ji> jk) İslâm bilginleri arasında Kur’ân-ı Kerîm’in yaratılmış olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalar. Bu konuda dört farklı yaklaşım ve yorum söz konusudur: Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla yaratılmış değildir. Bu görüşü, “haşviyye” (bk. bu madde) ve “selefîyye” (bk. bu madde) savunmuştur. 2. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır.
Hürmet
Saygı göstermek, değerini ve sınırını gözetmek. Tasavvuf terbiyesinde ilâhî hükümlere aykırı davranmaktan kaçınmayı; mürşide, yol arkadaşlarına, insana ve mahlûkata karşı edepli olmayı ifade eder. Hürmet yalnız dış biçim veya şahsa bağlılık değildir. Kaynaklarda Allah’a ve hükümlerine gösterilen hürmetin müminlere ve yaratılmışlara karşı saygılı davranışta görünür olması gerektiği vurgulanır.
Katl
Bir insanın hayatına hukuka aykırı biçimde son verme; adam öldürme. İslâm hukukunda fiilin kasıt, kullanılan araç ve sonuç bakımından niteliğine göre kasten, kasta benzer ve hataen öldürme gibi türleri ayrılır. Canın korunması dinin temel amaçlarından biridir. Ceza, diyet, kefaret ve mirastan mahrumiyet gibi sonuçlar olayın türüne ve ispatına göre değerlendirilir.
akıl, -klı
İnsana özgü olan düşünme ve anlama yetisi, us, zihin. 2. Anlama, fehim, idrak, zekâ, hafıza. 3. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Anlama, fehim, idrak, zekâ, hafıza. 3. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat.
lafzıyye
Kur’ân-ı ğ- Kerîm sözlerinin ifadesi olan n ayetler ve bunları okumanm le mahlûk olduğunu kabul edenler rf için kullanılan terim. et
i'cen
Kâbe’nin kuzeydoğusu duvannın önünde Rüknülırâkî ile Kâbe’nin kapı arasındaki çukur yer için kull nılan ad. Miftâhü'l-Cenne a. [Ar Mızraklı ilmihâl in Arapça ad bk. Mızraklı ilmihâl mihne a. [Ar. ] Sözlük anlam “Şiddet, sıkıntı, belâ, eziyet, za met, işkence. ” olan bu terim, A basî halifelerinden bir kısmın “Halku Kur’ân” (Kur’ân’ın mahlûk o ması, yani yaratılmış olmas meselesinde önde gelen bazı b lim adamlarını sorguya çekere eziyet etmeleri ve işkenceye ta tutmaları konusu ve olayları iç kullanılan. İslâm âlimlerin önde gelen Ahmed b. Hanbe Ebû Müslim, Ahmed ib Devrâkî, Yahya ibn Main gibi kıh ve kelâm bilginleri “Kur’â ’ın mahlûk olması, yani yarat mış olması” konusuna kar çıkmışlar, “Kur’ân’ın vahiy y luyla Hz. Peygamber’e indirilm sini” savunmuşlar, bu görüşl rinden dolayı da ağır işkencel ve eziyetler görmüşlerdir. Dah sonra itidara gelen Mütevekk bu tartışmaları yasaklayara konunun kapanmasını sağlamı tır. mihrâp, -bı a. Çl_^) [Ar. ] İslâ mimarî sanatmda cami, mesc ve benzeri namaz kılman m kânlarda kıbleye doğru durula 469 milel ve nihai ısı yer ve imamm namaz kıldırırla ken duracağı yer. Cami ve mescitlerin bu yerlerinin üzerinde, genellikle “Bakara suresi” r. ] nin 144. ayetindeki “... fevelli dı. vecheke şatre’l-mescidi’lharâm... ” ibaresi veya “Âl-i mı, İmrân suresi” nin 37. ayeah tindeki “... küllemâ dehale Ab aleyhâ zekerfyye’l-mihrâbe... ” nın ibaresi yazıhdır. ve
ahlûk
Sonradan olmuş varlık, yaratık anlamında kelâm terimi. Bu anlamıyla Kur’ân vahiy yoluyla indiği, yazılı olmadığı için mahlûk olarak kabul edilmemiştir. Ancak sonradan yazıya geçmiş biçimi bu terim ile karşılanmıştır.
küfür, -frü
küfür, -frü a. [Ar. ] Arapçada kelime anlamı “örtmek’ olan bu söz, dinî terim olarak AUah’m varlığını ve birliğini, O’nun buy- Hıklarım vahiy yoluyla alıp in sanlara tebliğ eden peygamber tanımama, inanmama ve onun sözlerine karşı çıkma işi, duru mu veya davranışı ifade etmek tedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz kırk bir yerde geçmekte, türev leri ise pek çok ayette isim ve sı fat biçimleriyle yer almaktadı (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem “kfr” maddesi). Ayrıca hadi kaynaklarında ve bu kaynakla rm “iman” bölümlerinde çokça geçmektedir (bk. Wensinck, el Mu'cem, “kff” maddesi), “küfür en büyük günahtır ve “iman (bk. bu madde) m zıddıdır. küfüv a. [Ar. ] fik. İslâm aile hukukunda, “Evlenecek eşlerin birbirlerine denk olması. ” anla mında bir hukuk terimi. külbe-i ahzân a. bk. beytü’l-ahzân külliyât-ı hams a. oÜS) [Ar. bk. nevi kümbet a. Türklerin İslâmiyet’ kabul etmelerinden sonra din ve devlet büyükleri adma anıt me zar için kullandıkları ve bi mumyalık üzerinde silindirik ya da çokgen gövdeli içten kubbe dıştan konik veya pramit şeklin de çatı ile örtülü yapılar. kün a. [< Ar. kevn] Allah’ın yaratma gücünü ve hızını ifade eden dinî-tasavvufî bir terim Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz, “Ba 421 kürsî n kara suresi” nde “Gökri lerin ve yerin yaratıcısı bir emri n murat etti mi yalnızca “ol! ” der u ve hemen oluverir. ”; yine aynı k mealde “Âl-i İmrân suresi” nde açıkça ifade edilmektev dir. Tasavvuf ehli arasmda ise ı bu terim, “künfe-yekûn, künfeır kân” biçimlerinde kullanılmışm, tır. Tasavvuf inancııun yaradılış is felsefesine göre evrenin yaraa- tılmasından önce Allah, kendi a cemalinin yansımasmı, sevilmel- sini ve bilinmesini ister. Bundan r” dolayı bir nur yığını yaratır ve n” ona “Kün Muhammedâ! ” (Olya Muhammedi) der; nur bu hitaba cevaben “Lâ ilâhe illallah'. ” (Ale lah’tan başka Tanrı yoktur. ) der. n Bunun üzerine Allah, “Muhamamedün rasûlullah” (Muhammed, Allah’ın rasulüdür. ) diyerek n “eflâk” (dokuz felek) i, ardından da “anâsır-ı erba'a” (dört unsur). ] (bk. bu madde) yı ve “mevâlîd-i selâse” (üç oluşum, yani madent’i ler, nebâtât ve hayvanât) (bk. bu e madde) yi, sonra da “ekmel-i emahlûkât” (yaratıkların en müir kemmeli) (bk. bu madde) olan a insanı yaratır. e,
tenezzül-i sıfat
6 lanılan tasavvufî terim. Bu sıra beş aşamadan oluşmaktadır: “a'yân-ı sâbite” (bk. bu madde) denilen ve bütün yaratıklardan önce oluşan âlem. “âlem-i ceberût” (bk. bu madde) denilen ruhlar âlemi. “âlem-i melekût” (bk. bu madde) denilen melekler âlemi. “âlem-i misâl” (bk bu madde) denilen ve insanoğlunun yaratıldığı âlem. “âlem-i şehâdet” (bk. bu madde) denilen ve dış dünyayı ifade eden âlem. Bunlarm neticesinde de “ekmel-i mahlûkât” (bk. bu madde) diye vasıflandırılan insan yaratılmıştır. tenezzül-i sıfat a. İnsanda zuhur eden Hakk’ın sıfatı
halkuT-Kur’ân
İslâm bilginleri arasında Kur’ân-ı Kerîm’in yaratılmış olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalar. Bu konuda dört farklı yaklaşım ve yorum söz konusudur: Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla yaratılmış değildir. Bu görüşü, “haşviyye” (bk. bu madde) ve “selefîyye” (bk. bu madde) savunmuştur. 2. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır
mihne
Sözlük anlam “Şiddet, sıkıntı, belâ, eziyet, za met, işkence. ” olan bu terim, A basî halifelerinden bir kısmın “Halku Kur’ân” (Kur’ân’ın mahlûk o ması, yani yaratılmış olmas meselesinde önde gelen bazı b lim adamlarını sorguya çekere eziyet etmeleri ve işkenceye ta tutmaları konusu ve olayları iç kullanılan. İslâm âlimlerin önde gelen Ahmed b. Hanbe Ebû Müslim, Ahmed ib Devrâkî, Yahya ibn Main gibi kıh ve kelâm bilginleri “Kur’â ’ın mahlûk olması, yani yarat mış olması” konusuna kar çıkmışlar, “Kur’ân’ın vahiy y luyla Hz. Peygamber’e indirilm sini” savunmuşlar, bu görüşl rinden dolayı da ağır işkencel ve eziyetler görmüşlerdir. Dah sonra itidara gelen Mütevekk bu tartışmaları yasaklayara konunun kapanmasını sağlamı tır
Nefs (nefis)
1. Can. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Her nefs, ölümü tadıcıdır. (Âl-i İmrân sûresi: 185) 2. İnsanın kendisi, kişi, beden. İnsan ben deyince, nefsini göstermektedir. (İmâm-ı Rabbânî) 3. Hakîkat, cevher, asıl, öz. İnsanda ve cinde şer, kötülük kuvveti. Şerîate yâni dîne uymayan isteklerin kaynağı. Buna nefs-i emmâre de denir. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Cenâb-ı Hakk'ın huzûrundan korkup, nefsini ( gayr-i meşrû ) nefsânî arzularından ( hevâ ve isteklerden ) men eden kimsenin varacakları yer muhakkak Cennet'tir. (Nâziât sûresi: 40) Nefsine düşmanlık et! Çünkü o, benim düşmanımdır. (Hadîs-i kudsî-Mektûbât-ı Rabbânî) Akıllılığın alâmeti; nefse gâlib ve hâkim olmak ve öldükten sonra lâzım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alâmeti; nefse uyup, Allah'tan af, merhâmet beklemektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Nefsini azîz eden dînini yıkar. Nefsini zelîl eden kimse dînini azîz eder. (Mücâhid bin Cebr) Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi ve dünyâ için çalışmaları içindir. Allahü teâlâ nefsi böyle nice faydalar için yarattı. Fakat bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse uymağı frenlemeleri, ona hâkim olup, zararlarını önlemeleri için insanlarda akıl da yarattı. (Şerefeddîn Yahyâ Münîrî) Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nîmetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür. (Ebû Bekr Tâmistânî) Nefse, günâhlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçman daha sevâbdır. (İmâm-ı Rabbânî) "Yâ Rabbî! Nefsimi bana musallat kılma! Ona karşı beni yardımsız, yalnız bırakma! Nefsim bana acımıyor. Bana sen merhamet eyle! Ey nefsim! İsteklerini hiç unutmuyorsun. Fakat kulluk vazifelerini yapmaya hiç istekli değilsin. Ey nefsim! Hesâba çekileceğin kıyâmet gününde hâlinin ne olacağından hiç korkmuyorsun. Geçici olanı, ebedî ve sonsuz nîmetlere tercih ediyorsun. Ey nefsim! Hiç amelin olmadan, çalışmadan âhirette rahata kavuşmak istersin. Uzun uzun arzu ve isteklerin peşine düşüp, tövbeyi devamlı sonraya atıp geciktiriyorsun." (Avn bin Abdullah) Allah yolunda nefsi ile yürümek isteyen daha ilk adımında hatâ etmiş demektir. Nefsini terkedip de ihlâs ile her şeyde Allahü teâlânın rızâsını düşünerek yola çıkarsa, Allahü teâlâ ona kendisine kavuşturacak rehberi tanıtır. (Ali Müzeyyen) Nefis düşmandır. Düşman sözüyle hareket etmek akıl işi değildir. (Ali Hâfız) Mahlûkâtın en ahmağı nefstir. Çünkü dâimâ kendi aleyhine olan şeyleri ister. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı