Ara
Menü
ذ

halk

Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü

Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü · Prof. Dr. İsmail Parlatır

Allah’ın evreni ezeldeki takdirine uygun olarak yaratması. § tam. halk-ı cedîd a. (jj^ jk) (yeniden yaratma) İslâm inancına göre, öldükten sonra yeniden yaratma, diriltme. halk-ı müstemir a. (ji« jk) bk. halk-ı cedîd halkuT-Kur’ân a. (ji> jk) İslâm bilginleri arasında Kur’ân-ı Kerîm’in yaratılmış olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalar. Bu konuda dört farklı yaklaşım ve yorum söz konusudur:

  1. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla yaratılmış değildir. Bu görüşü, “haşviyye” (bk. bu madde) ve “selefîyye” (bk. bu madde) savunmuştur. 2. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır.
  2. Kur’ân-ı Kerîm gerek lafzıyla gerek manasıyla olsun yaratılmıştır. Bu görüşü, “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Şi'â” (bk. bu madde) savunmuştur. 3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır.
  3. Kur’ân-ı Kerîm lafzıyla mahlûk, yani yaratılmış, manasıyla gayrimahlûk, yani yaratılmış değildir, görüşünü ise “Ehl-i Sünnet” (bk. bu madde) kelâmcılan savunmuştur. 4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır.
  4. Bu konuda herhangi bir tartışmayı gereksiz bulan kesim ise “Vâkıfiyye” (bk. bu madde) kelâmcılarıdır.

Dinî Terimler Sözlüğü

Dinî Terimler Sözlüğü

1. Yaratmak, yoktan var etmek.

Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruyor ki:

Biz insanı en güzel biçimde halk ettik. (Tîn sûresi: 4)

O (Allahü teâlâ) , hanginizin daha güzel amel (ve hareket) edeceğini (hakkınızda) imtihan etmek için ölümü ve hayâtı halk edendir. (Mülk sûresi: 2)

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden halk ettik. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık... (Hucurât sûresi: 13)

Biz inanıyoruz ki, Allahü teâlâ sonsuz kudret (güç, kuvvet) sâhibidir. Yedi kat yerleri ve gökleri halk etmesi ile bir karıncayı halk etmesi O'na göre aynıdır. Allahü teâlânın halk etmesi mümkün olmayan hiçbir şey yoktur. (Harputlu İshâk Efendi)

Allahü teâlâ her şeyi bir sebeb ile halk etmektedir. Âdet-i İlâhiyyesi böyledir. (Muhammed Hâdimî)

2. Mahluk, yaratılmış, insan topluluğu.

Halkı dara düşürmek, sıkıştırmak ve incitmek haramdır. (İmâm-ı Rabbânî)

Halk ile konuşmalar yumuşak ve tatlı olmalıdır. Hiç kimseye sertlik göstermemelidir. Halka hizmet, zikr (Allahü teâlâyı anmak ile meşgul olmak)den efdâldir (daha fazîletlidir, daha sevaptır).

(İmâm-ı Rabbânî)

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Yaratma anlamında Arapça asıllı bir söz. İnsanlara da halk denir. “Halka menfur olmadan” yanihalkın nefretini kazanmadan, “Hakk’a makbul olunmaz” atasözü özellikle Melâmîlikte tasavvuf yoluna girenin, halktan ayrılması, kendini kulluğa vermesi gerektiğini, inancı, kılık-kıyafeti bakımından halkın nefretini kazanabileceğini yahut kendisiyle alay edileceğini, fakat bu hâle düşmeden de Hak katında makbul olunamayacağını bildirir. Melâmet meşreb tasavvuf erbabında daha ziyade belirginlik kazanan bu hal, tasavvufî yolda elde edilen bazı marifetin halk tarafından yanlış anlaşılabilirliğini; aslında bunun saklanması icabederken açımlanması durumunda, kişinin refüze edildiğinde, buna katlanmak gerektiğini, bu hâlde sabırlı davranıp, kendini Allah’a vermeyi öğütlediğini söylemek, daha doğru olacaktır. Zira, Hz. Peygamber’e göre toplumun içinde yaşayıp, oradaki sıkıntılara katlanmak, tek başına insanlardan uzak, dağ başında yaşamaktan daha üstündür. Yine Hz. Peygamber (s)’in “töhmet mahallerinde bulunmayın” tavsiyesi de, insanları yanlış zanlara sevketmemek açısından, topluma ait sosyal kültürün şeklî unsurlarını tatbik mevkiine koyduğunu göz önünden uzak tutmamak gerekir. Bazı tasavvuf okullarının, şekilciliği reddetmelerine karşılık, bir başka şekilcilik içinde kalmaları, gerçekten ilginçtir.Halka verir talkını, kendi yutar salkımı: “Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saff/2) âyetinden mülhem bir atasözüdür. İslâm’a gönül verip, ısrarla savunduğu halde, onun büyük bir bölümünü uygulama mevkiine koymayanlar için, bu atasözü çarpıcıdır. Zira, insan inandığını yaşar, ondan sonra onu başkalarına tavsiye eder. Yaşamadan tavsiyeye, anlatmaya yönelmek samimiyetsizliktir, ikiyüzlülüktür.Halk kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de mastar olarak yaratma (Kâf/15), yaratılmış (Nisa/119) ve bazan da iki manaya (A’râf/54) kullanılmıştır. Mişkât’ta nakledilen bir Kutsi Hadis’te “Ben’den başkasından bir şey uman, Beni tanımaz, Beni tanımayan Bana kul olamaz, Bana kul olamayana da gazabım vacip olur. Ben’den başkasından korkana azabım helâl olur”. Allah’ın nimetlerine, sınamasına karşı çıkmaz, Rabbisine kızmaz, O’nu itham etmez, va’dinden şüphe etmez, başkalarına şikâyet etmez, şikâyeti tamamen Allah’adır, zira nasibine sabr ve razı olmaya muvaffak kılmak, Allah’ın elindedir. (Abdülkadir el-Geylanî, el-Kadiyyetu li-Talibi Tarîkı’l-Hak, c. 2, s. 173) imam Kuşeyrî de, “mahlukun, kendisi için bir zarar veya yarar sağlamak gücü yok iken, nasıl olur da başka birinden bunu ister. Bu, hapistekinin, yine hapiste bulunan birine bağlanmasına benzer” der.

Sözlüğe dön