ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
15 sonuç · “Mâtem”
01Bakkālzâde Mehmed Efendi
Bakkālzâde Mehmed Efendi (ö. 18 Rebîülâhir 1004 / 21 Aralık 1595), tıp ile matematiksel astronomiyi birleştiren; yaklaşık 1585–1595 arasında müneccimbaşılık, ayrıca hassa tabipliği ve reîsületıbbâlık yapan Osmanlı âlimidir.
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi
Câbîzâde Halil Fâiz Efendi (1085/1674-75–1134/1722), İstanbul’da yetişen; tefsir, fıkıh usulü, hesap, cebir ve astronomi alanlarında eser veren, Türkçe ve Farsça şiirleriyle de tanınan Osmanlı âlimidir.
Hanbelîzâde Mehmed el-Halebî
Hanbelîzâde Mehmed el-Halebî (ö. 972/1564-65), Halep'te tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, edebiyat, matematik ve geometri okutan; yaklaşık altmış eser ve risale kaleme alan âlimdir.
İbnü’n-Nakīb el-Halebî (Garsüddin Halil)
İbnü’n-Nakīb el-Halebî, Garsüddin Halil b. Şihâbeddin Ahmed (1494-1563), Memlük ve Osmanlı ilim çevrelerinde yetişen; uygulamalı matematik, astronomi, mîkāt ve tıp alanlarında eser veren Halepli âlimdir.
Kavalalızâde Abdülvehhâb Efendi
Kavalalızâde Abdülvehhâb Efendi (ö. 1010/1601), medrese ve Haremeyn kadılıklarının yanında matematik, astronomi, geometri ve hesap ilimlerindeki yetkinliğiyle tanınmış Osmanlı âlimidir.
Müneccimbaşı Ahmed Dede (Âşık)
Müneccimbaşı Ahmed Dede (yaklaşık 1630-1702), Selânik'te yetişen; Mevlevî terbiyesiyle tefsir, hadis, matematik ve astronomi tahsilini birleştiren Osmanlı müneccimbaşısı, tarihçisi, müellifi ve şairidir.
Reîsü'l-etıbbâ Mehmed Efendi
Reîsü'l-etıbbâ Mehmed Efendi (ö. 1723), tıp, matematik ve aklî ilimlerde yetişmiş; saray hekimliğinden Osmanlı hekimbaşılığına yükselmiş âlim ve tabiptir.
Şemseddin Mehmed Garseddinzâde
Şemseddin Mehmed Garseddinzâde (ö. Zilhicce 982/Mart-Nisan 1575), Garseddin Ahmed Şihâbeddin'in oğlu; saray hekimlerinin başına yükselmiş matematik ve astronomi âlimidir.
câme-i mâtem
Yas tutma sırasında giyilen elbise
Mâtem
Ölünün arkasından ağlama; yas tutma. Mâtem tutan kimse, ölmeden tövbe etmezse, kıyâmet günü şiddetli azâb görecektir. (Hadîs-i şerîf-Müslim) İnsanı küfre sürükleyen iki şey vardır. Birisi, bir kimsenin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için mâtem tutmaktır. (Hadîs-i şerîf-Müslim) İslâmiyet'te mâtem tutmak yoktur. Peygamber efendimiz mâtem tutmayı yasak etti. Eğer mâtem tutmak olsaydı, Resûlullah efendimizin Tâif'de mübârek ayaklarının kana boyandığı ve Uhud'da mübârek dişinin kırılıp, mübârek yüzünün kanadığı ve vefât ettiği gün mâtem tutulurdu. Sonra hazret-i Ömer, hazret-i Ali ve hazret-i Hüseyn şehîd edildikleri için mâtem tutardık. Bunların hepsini çok seviyoruz. Şehîd edildikleri için çok üzülüyoruz. Fakat mâtem yapmıyoruz. (Abdülhakîm bin Mustafâ)
MAKÂMLAR HAKKINDA SÛFİLERİN GÖRÜŞLERİ
Avârifü’l-Maârif · 60. bölüm · 1-TEVBE HAKKINDAKİ SÖZLERİ Ruveym demiştir ki: “Gerçek tevbe; kulun tevbesinden tevbe etmesidir.” Denilmiştir ki, bu sözün mânası, Râbiatü’l-Adeviyye’nin şu sözü ile aynı manadadır
Sayfalar 208–215
Muzaffer Ozak Külliyatı · miz bizim de hanelerimizin harap olmasına, ölmüş bir insanın evini eşyasını almamız bizim de ölümümüzden sonra eşyalarımızın dağılmasına alâmet olduğunu unutmamalıyız. O ne ibret a
Sayfalar 248–254
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yaptırdığı bu hayırlar devam ettiği müddetçe, defter-i âmali kapanmaz ve daima hayır defterine sevap yazılır. 2 — Iyi evlât yetiştirmek: Dinine, vatanına, milletine, hemcinsine hiz
Sayfalar 233–238
Muzaffer Ozak Külliyatı · yan zannedip, Rabbisine ibadet kılmayıp, Allahın rızasını göetmeyenler ve nefsinin esiri olanlar, böyle yanlış hareketleri sadece burada yaptıkları bayram ile kalacaklardır. Mü'min
Sayfalar 402–409
Muzaffer Ozak Külliyatı · med'ine bağışla ve bizleri de affınla, rahmetinle dilşâd eyle yâ Rabbi.. Vâ'delerimiz tamam olunca, bizleri incitme, korkutma. ölüm acılarını duyurma, Azrail darbesini hissettirme.