HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Selânik'te doğumu ve ilk çevresi
Ahmed Dede, Karaman Ereğlisi'nden Selânik'e göç eden dokumacı Lutfullah'ın oğludur. Yaklaşık 1040/1630'da Selânik'te doğdu. Bir süre babasının dükkânında çalıştıktan sonra Selânik Mevlevîhânesi şeyhi Ahmed Efendi'ye intisap ederek Mevlevî yoluna girdi.
İstanbul'daki tahsili
Selânik müftüsü Abdullah Efendi'den temel ilimleri okudu; İstanbul'da Minkārîzâde Yahyâ Efendi ile dersiam Sâlih Efendi'nin derslerine devam etti. İbrâhim el-Kürdî ve Ahmed en-Nahlî'den tefsir ve hadis icazeti aldı. Kasımpaşa Mevlevîhânesi şeyhi Seyyid Halil Efendi'nin yanında yaklaşık on beş yıl Mesnevî okudu.
Astronomi ve müneccimbaşılık
Riyâziye ve astronomiyi Müneccimek lakabıyla tanınan Reîsülmüneccimîn Mehmed Çelebi'den öğrendi. Hocası 1078/1667-68'de vefat edince müneccimbaşılığa getirildi. 1086/1675'teki saray düğününde padişah musahipleri arasına alındı; Biga ve Edremit çevresindeki kazalar kendisine arpalık olarak tahsis edildi.
Mısır ve Hicaz yılları
II. Süleyman'ın 1099/1687-88'deki cülûsu sırasında Kahire'ye sürüldü. 1102/1690-91'de hac için Mekke'ye geçti ve iki yıl Mekke Mevlevîhânesi'nde şeyhlik yaptı. 1105/1693-94'te Medine'ye yerleşerek altı yıl tefsir, el-Hidâye ve el-Ekmel okuttu. 1112/1700-01'de yeniden Mekke'ye döndü; 1113 Ramazanının sonunda/1702'de vefat ederek Hz. Hatice'nin kabrinin yakınındaki Mevlevî dervişlerine mahsus mezarlığa defnedildi.
İlmî ve edebî kişiliği
Arapça, Farsça ve Türkçe yazabilen Ahmed Dede, astronomi yanında tarih, tefsir, belâgat, ahlâk, geometri, tıp ve mûsikiyle ilgilendi. Şiirlerinde “Âşık” mahlasını kullandı. Kaynağın verdiği bu çok yönlü portre, Mevlevî tekke eğitimiyle saray bilimi arasındaki geçişkenliği gösterir.
Kahire, Mekke ve Medine yılları
IV. Mehmed'in Muharrem 1099'da (Kasım 1687) tahttan indirilip yerine II. Süleyman'ın geçmesi Ahmed Dede'nin saraydaki yirmi yıllık itibarını sona erdirdi. Görevinden azledilerek Kahire'ye gönderildi; bir başka rivayette ise hacca gitmek üzere Mısır'a kendi isteğiyle gittiği belirtilir. Bu yolculuğu, silâhdarlıktan vezâret rütbesiyle Mısır'a terfi ettirilen ve kendisinin mânevî oğlu olan Moralı Hasan Paşa ile birlikte yapmış, paşanın beylerbeyiliği müddetince Kahire'de kalmıştır.
1102'de (1691) haccetmek için Mısır'dan ayrılıp Mekke'ye gitti ve orada mevlevîhânenin şeyhliğini üstlendi. 1105'te (1694) Medine'ye geçti; altı yıl boyunca tefsir ve Hanefî fıkhı okuttu. Mescid-i Nebevî'deki tefsir derslerinin notları Lisânü'l-gayb ve'l-ilhâm adıyla toplandı. 1112'de (1700) Mekke'ye dönüp yeniden Mevlevî Tekkesi'ne şeyh oldu. Bu sırada İstanbul'a davet edildiyse de yaşlılığını ileri sürerek kabul etmedi.
Hicaz yılları aynı zamanda telif bakımından verimli geçti. İsâmüddin el-İsferâyînî'nin Farsça İstiâre risâlesini 1100 (1689) sonlarında Kahire'de Arapça'ya çevirdi, 22 Rebîülevvel 1108'de (19 Ekim 1696) Medine'de buna bir şerh yazdı ve 8 Safer 1112'de (25 Temmuz 1700) Tâif'te kitap haline getirdi. Ölümüne yakın günlerde yine Tâif'te mantık ilmine dair Vesîletü'l-vüsûl ilâ ma'rifeti'l-haml ve'l-mahmûl adlı risâlesini kaleme aldı. 29 Ramazan 1113'te (27 Şubat 1702) Mekke'de vefat etti ve Cennetü'l-muallâ'ya defnedildi. Âlim olduğu kadar zarif, nüktedan ve iyi yürekli bir kişiliğe sahip olduğu, her mecliste güzel sözler söylediği ve bir mecliste söylediğini bir daha tekrarlamadığı kaydedilir.