ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
13 sonuç · “Üstâd”
01Abdurrahman Câmî
Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö. 1123/1711), IV. Mehmed devrinde saray hânendesi ve mûsiki hocası olarak çalışan; Rast Na‘t, Segâh Âyin, Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Nevâ Kâr gibi eserleriyle cami, Mevlevî ve klasik mûsiki repertuvarlarını birleştiren büyük bestekâr, şair ve ta‘lik hattatıdır.
Hatib Mahmud Çelebi
Hatib Mahmud Çelebi (ö. 1012/1603), tecvid ve kıraat ilimlerinin yanında mûsiki ve edvâr bilgisiyle tanınmış; Süleymaniye Dârülkurrâsı’nda muallimlik ve Ayasofya’da hatiplik yapmış Osmanlı sanatkârıdır.
Serî es-Sakatî
Serî es-Sakatî (155/772, Bağdat-Kerh – Bağdat); Bağdatlı ilk sûfîlerden, Cüneyd-i Bağdâdî'nin dayısı ve üstadı . Menkıbeleri, sözleri ve fikirleri genellikle Cüneyd tarafından nakledilmiştir.
Üstâd
Muallim, öğretici, rehber. İnsan, yaratılışta iki taraflıdır. Ona hidâyet, üstünlük tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için muallim, bir üstâd lâzımdır. Bâzı çocuklar, nasîhatla, yumuşak sözle ve mükâfât vererek yola gelir. Bâzısı, sert ve acı sözle ve cezâ vererek terbiye kabûl eder. Üstâd mâhir olup, çocuğun yaratılışının nasıl olduğunu anlamalı, ona şefkat ile tatlı veya acı te'sir ederek terbiye etmeli, yâni yetiştirmelidir. Böyle mâhir ve müşfik bir rehber olmadıkça, çocuk ilim ve ahlâk edinemez, yükselemez. Rehber yâni ilim ve ahlâk sunan zât, çocuğu felâketten kurtarıp, seâdete kavuşturur. (İslâm Ahlâkı) Üstâd mâhir ve müşfik, talebe de zekî ve çalışkan olursa, öğrenilmeyecek mes'ele yoktur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
SEBEPLERE SARILMADA SÛFİLERİN TUTUMLARI
Avârifü’l-Maârif · 19. bölüm · Sebeplere sarılma ve onları terketme hususunda sûfilerin halleri birbirinden farklıdır. İlâhî fetih ve keşfe mazhâr olanlar, belirli bir rızık kapısına bağlanmaz, sebeplere sarılma
TASAVVUFTA EDEB
Avârifü’l-Maârif · 31. bölüm · Rasûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki: ‘‘Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi de ne güzel yaptı.”272 Edeb; insanın içini ve dışını güzelleştirmesidir. Kulun zâhiri ve bâtını terbiye olu
SÛFİLERİN GİYİM-KUŞAMDAKİ EDEBLERİ
Avârifü’l-Maârif · 44. bölüm · Yemek, açlığı gidermek için nefsin bir ihtiyacı olduğu gibi, giyecek de vücudun sıcak ve soğuktan korunması için zarûri ihtiyaçlarındandır. Nefis, kendisine yetecek yiyeceğe kanaat
MÜRİDİN MÜRŞİDİNE KARŞI EDEPLERİ
Avârifü’l-Maârif · 51. bölüm · Müridlerin mürşidlerine karşı koruyacakları edeb, sûfilere göre edeblerin en önemlilerindendir. Onlar, bu konuda Hz. Rasûlullah’a (s.a.v) ve ashâbına uymaktadırlar. Bu konuda Cenâb
Sayfalar 317–324
Muzaffer Ozak Külliyatı · O kadar sevinmiştim ki, ne diyeceğimi şaşırdım ve sordum: — Bu menhus dertten nasıl kurtuldun? Nasıl oldu da böyle şifaya kavuştun? Kızım, bana aynen şunları söyledi: — Annemle dün
Sayfalar 323–329
Muzaffer Ozak Külliyatı · Merhumenin tabutunu gösterdik. Gelenler: — Bu cenaze tekrar doktor muayenesinden geçirilecek. Zira, kendisini gasleden belediye cenaze teşkilâtı hoca hanımlar yıkarlerken, Zeynep h
Sayfalar 331–337
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey hakikata tâlip, Hakkın cemâline âşık, rızai-ilâhiyyeye müştâk olan ehli-îyman! Ey nârdan, necata eren, dünya hayatında iken cennete giren ehli-ibâdet! Ey hakkı kendinde bulan eh
Sayfalar 543–549
Muzaffer Ozak Külliyatı · İnsan hakları tekerlemesi ve hattâ insan hakları beyannamesi, müslüman Türkler için geçerli değildir. Kıbrıs örneği gözlerimizin önündedir. Ne doğunun insafsız zâlimi, ne de batını