Ara
Menü

Sayfalar 331–337

1.880 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 331–337

Ey hakikata tâlip, Hakkın cemâline âşık, rızai-ilâhiyyeye müştâk olan ehli-îyman! Ey nârdan, necata eren, dünya hayatında iken cennete giren ehli-ibâdet!

Ey hakkı kendinde bulan ehli vicdan! İyman eden felâh buldu, necata erdi. Hakka ibadet eyleyen ve ibadetini ihlâs ile yapan, hak rızasına nâil oldu.

Ey Allah'ı unutmayan, her işine Allahın ismi ile başlayan ve hakkı zikr eyleyen ve hakkın sevgilisi, kulların en yücesi olan Muhammed Aleyhisselâma aşku-muhabbet ile gönül veren, onu herşeyinden ziyade seven âşıku-sadık. Halis mü'min!

Iyi bil! Dünya ve âhiret sultanlığı, Allaha iyman, Resûller Resûlüne ümmet olmakladır. Dünya ve âhirette hüsrana uğramak ta, Allaha ve Resûlü olan Muhammed'e sirt çevirmekledir. Nüra sirt çeviren karanlıkta kaldıgı gibi, Allah ve Resülünden yüz çevirenler de karanlıkta, zulmette kalmışlardır. Allah ve Resülüne iyman eyleyen, nûra kavuşmuştur. Bu nurlu yol, onu cennete ve cemâli-ilâhiyyeye kadar iletir.

(Fi mak'adı ndkın inde melikin muktedir) e ulaştırır.

Ibadet; insanı dünya sıkıntılarından, kalp darlığından kurtarır. Cehennem ateşine benzeyen bu dünya çirkabından necata erdirir. Sıkıntılı dünya hayatı, ibadet eden kişiye saadet olur. Allaha olan kulluğu onun, mahşerde, bütün insanların önünde, rezil, sefil olmadan, ırzı yıkılmadan, suçları ifşâ olmadan cennete gitmesine sebeb olur.

ibadetsiz insan sıkıntı içindedir. Ne yaparsa yapsın; ne zevk ederse etsin, bu sıkıntıdan kurtulamaz. İymansız, ibâdetsiz kişilerin zevkü sefaya düşkünlüklerinin sebebi budur. İçki ile, zina ile, herhangi bir zevk ile bu sıkıntılarını bir müddet için unutsalar da; o kısa zevkin müddeti geçti mi, tekrar sıkıntıları artar. Artan bu sıkıntıyı gidermek için, diğer bir zevke ve sefaya başlayıp, o da bitince sıkıntıları yine artıp kat kat olur. Bir zehirle bir zehri tedaviye kalkarlar. Hastalık iyi olacağına şifa bulmaz bir hal alır. Böylece, kabire kadar. dünya hayatı onları aldatır. O karanlık yere varınca, sıkıntılarını def'etmek için, zevkü sefa yapamadıklarından başka, orada da kabrin azabına duçar olur: Kabir azabından sonra da âhiret rezilliğine uğrayıp nârı cahime giderler.

Dünya zevkleri nelerdir?... Allahın men'ettiği ne var ise, dünya zevkidir. Seni, Allahtan men'eden ne ise, dünyadır. Meselâ; para kazanmak dünya zevkidir. Iymansız, ibadetsiz bir kimse para kazansa; bu para onu dünya sıkıntısından kurtaramaz. Para kazanmazsa, yine sıkıntıdan kurtulamaz. Zira, beden hapishanesinde mahpus olan ruh, mahlük olmak dolayısiyle Allaha iyman ve ibâdeti arzu eder. Iymansız, ibâdetsiz para kazanan kişi, ruhun bu istegini yerine getiremez. Ruh, istedigine ulaşamayınca da, sıkılır, üzülür, kederlenir. Ruh sahibi, ruhunun bu sıkıntısının neden oldugunu, hastalığının nereden geldigıni bilemedigınden, para kazanmış ise, hemen ıçkıye ve zınaya başvurur. Bu ıçkı ve zına, netsını ve vucudunu zevklendirir. İçkinin yahut zinânın devamı boyunca da ruhun feryadını duymaz. Bu tedavi tıpkı, kanserli, ağrıyan bir vücuda, müsekkın bır hap vermek gıbidır. Hapın tesırı geçınce, agrının tekrar, daha şiddetli bir şekilde devamı âşikârdır.

Bu şiddetli ağrıyı dindirmek için, tekrar bir hap daha almak isteyecektir. Yine bir müddet ağrıyı duymaz, fakat, ağrı devam etmekle, hastalık hükmünü icra etmektedir.

Hapın tesiri geçince, yine ağrı şiddetlenir ve ölümüne kadar devam eden öldürücü bir derde iymansızlık, inançsızlık ve ibadetsizlik illetine esir olmuştur. Nihayet ölür ve kabire girer. Azâba uğrar. Görüldüğü gibi iymansız, ibadetsiz kazandıgı para onu sıkıntıdan, kalp darlıgından kurtaramamıştır.

Bir müddet için yaptığı zevk geçti mi, hem ruhu eski sıkıntısına rûcu eder, hem de yorulan vücudu onun azabını arttırır.

Içki ile ruh sıkıntısını gidermeğe çalışan, içkinin tesiri ile bir vukuat işleyebilir. Nitekim, hapishaneler bu nevi vukuatlardan, mahkûm olanlarla doludur. Sevdiklerini kırabilir, anababasına ve karısına, ömrünün meyvası evlâtlarına hakaret edebilir ve daha da ileriye varabilir. Zira, sarhoşluk deliliğe basamaktır.

İnsanın en ulvi uzvu akıldır. Herhangi bir hastalığa dûçar olan bir kimseyi evimizde alıkoyar onları himaye ederiz. Fakat, deliyi asla! Zira, deli ne yaptığını, ne de yapacağını bilir.

evi yakabilir, mahalleyi tutuşturabilir, bir adam öldürebilir, kendi ana ve babasının hayatına kast eder, evlâdımın ırzına geçebilir. Çünkü o bir delidir.

Her akıl hastasının, hastalığının derecesi bir olmadığı gibi, parası ile deli olanın deliliği de ayrı ayrıdır. Zararsız deli-

lerin yaptığına güler geçeriz. Bizleri, yaptıkları hareketler ile güldürürler. Parası ile deli olanların da bir kısmı, bizi yaptıkları hareket ile güldürürler. Azgın delilerin ise bu halleri ile bizi korkuttukları gibi, onların bu hastalıklarma üzülürüz.

Onlar, timarhaneye götürülüp zincire vurulur ve orada tedaviye terk edilirler.

Parası ile ne vakit azgın deli olacağı belli olmayan bir sarhoş; bu azgın deliden daha tehlikelidir. Zira, akıl hastasının hastalığı belli olmuş, şifâhaneye yatırmakla onun şerrinden hâlâs olunmuştur. Parası ile deli olanın şerrinden, hiçbir zaman hâlâs olamayız. Azgın sarhoş, azgın deliden daha tehlikelidir. Bunun isbatı, günlük gazetelerin verdigi cinayet haberleri ile, trafik kazalarının dehgeti ile gözümüzün önündedir.

Azgın delinin işlediği bir suç yahut cinayet binde bir duyulurken, parası ile deli olanların cinayet ve dehşetlerine hergün şahit oluyoruz.

HIKAYE Şeytan, vaktiyle bir zâhidi çok uğraştığı halde yoldan çıaramadı. Şeytanın, bu beceriksizligini gören bir insan, şey anı iblise dedi ki: «Senin yoldan çıkaramadığın şu zâhidi, yol dan çıkarır isem, bana istediğim bir çift ayakkabıyı alır mısın?» Iblis, hemen bu teklifi kabul etti. Bu insan şeytanı, bir kocakarı idi. Zâhidin yolu üstünde bekleyip, onun geçeceği bir sırada tavuklarını salıverdi, yapmacık bir telâş ile, tavukları kümese kapamak için zâhidden yardım istedi. O da, ihtiyardır, iyiliktir diye yardım edip, tavukları kümese doldurdular. Kocakarı, zâhide dualar etti: «Ah evlâdım! Ağzı duâlı bir zâta benziyorsun. Yukarıda hasta bir kızım var. Doktorlar tedâviden el çektiler. Uçan kuştan imdat bekliyoruz. Allah rızası için şu yavruya bir nazar et» dedi. Zâhid aldandı, eve girdi.

Kapıyı kapayan kadın, hesna, müstesna güzel bir hanımı gösterip, «Bununla yatacak, buna zina edeceksin» dedi. Sofî: «Bu senin, teklifinden Allaha sığınırım,» dediğinde: «O halde ben

şimdi feryad etmege başlar, bu adam bizim eve tecavüz etti diye seni rezil ederim. Bu işi gör» dedi. Yahut da, eliyle masanın üstünde duran şarabı göstererek «Bundan iç» dedi. Zâhid zina etmektense şarabı içmeyi tercih edip, onu içti. Şarabı içince de aklı başından gitti ve kadın ile zina etmeğe teşebbüs etti, o sırada koca karı, beşikte yatan çocuğu ağlatmağa başladı. Çocugun ağlamasına kızan sofi; zevkine manî oluyor diye «Aglayacak zamanı mı buldun?» diyerek çocuga vurdugu gibi öldürmesi bir oldu. Zina etmekten korkan zâhid, içki yüzünden üç büyük günaha girdi. Hem içki içti, hem zinâ etti, hem de katil oldu. Yalnız zina etse, bir günah irtikâp edecekti.

Içkinin günahını hafif zannetti. Onun, cem'ül-habâis bütün kötülüklerin başı olduğunu unuttu. Aklını içki ile kaybedip, öteki suçları da işledi. Bütün içki içenler bunun gibidir. Bu menhus sıvı, şişede durduğu gibi durmaz. Zâhidi bu suçlarından dolayı idam ettiler. Şeytan vaad ettiği pabucu bir sırığın ucuna takıp koca karıya uzattı. Kocakarı: «Neden böyle yapıyorsun?» diye sordugunda, «Senin şerrinden korktugum içın böyle yaptım» dedi.

Şeytan, insanı aldatıp bir fenalık ettirir. Adem oğlunun yaptığı bu fenalığı gören iblis; «Ben, bunun yaptığından Allaha sıgırım» der. Bazı kuş beyinliler, üzümü yiyoruz da suyunu neden içmiyoruz? Şarap da üzümden çıkmıyor mu?» diyorlar. Nereden çıktığına bakmayıp her çıkan şey yenebiliyorsa sabahleyin, akşamdan yediğini çıkarıyorsun. Haydi bakalım buyur ye! Akşamdan su içiyorsun. Sabahleyin çıkarıyorsun. Her çıkan şey içilirse buyur iç!...

Mugalâtaya lüzum yok! Hıristiyanlıkta içki mukaddes iken, bugün Ingiltere'de papazlar içkiyi haram ilân ettiler. İçkiden kaçın ki, dünyada saadete eresin, âhirette ateşten kurtulasın.

HIKAYE Sarhoş bir adam hamama gider. Hamamın sahibi sarhoşu görünce: «Aman efendim! Bugün hamama girmeyin. Sa-

bahleyin içeri bir azgın deli kaçtı. Ne kadar uğraştıkî ise dışarıya çıkaramadık. Size bir zararı olabilir.» dediginde «Çekil önümden! O deli ise, ben sarhoşum» der. Sarhoş, soyunur adama hitaben «Bana saglam bir ustura ver» der. Usturayı, sabunu alır; hamama girer. Bir de bakar ki, hamamın göbek taşında gayet iri bir adam, gözleri yerinden ugramış, korkunç bir şekilde kendisine bakıp duruyor. Sarhoş, bir nârâ atar ve deliye hitaben: «Buraya gel!» diye bağırır. Deli yanına gelince olan kuvveti ile deliye bir tokat aşkeder. Neye ugradıgını gaşıran deliye usturayı verir, kolunu kaldırır altını gösterip:

«Burayı traş et!» der. Deli, tokadın acısı ile gösterilen yeri traş eder. Sarhoş, delinin diğer yanağına da kuvvetli bir tokat daha vurup, diger kolunun altını göstererek; «Burasını da traş et» der. Deli, o gösterilen yeri de traş eder. Sarhoş, deliye bir tekme indirip, yere yıkılınca ona hitaben: «Al bu usturayı, hamamcıya teslim et. Hemen buradan defol!» der ve delinin üstüne, vuracakmış gibi saldırarak; «Dışarı çıktığımda, seni burada bulursam fena yaparım» der. Korkusundan hamamdan sür'atle soyunma mahalline gürültü ile çıkan delinin elinde hamam sahibi usturayı görünce, dona kalır. «Eyvah, deli galiba adamı öldürdü» diye fenalık geçirirken; beriki elindeki usturayı adama uzatır, bir elini de dudagina götürüp «Sus!»

ışaretı yaparak yavaşça: «Al bu usturayı iyıce sakla. Ben gl liyorum. Iceride deli var» deyip alelacele ordan ayrılr. Sar.

hoşun azılısı delinin azılısından beterdir.

İçki içip, parası ile kendini deli etmeye uğraşan kimse, sana hitap ediyorum! Paran ile deli olman doğru bir iş midir?

Bu içkiden biraz zevk duysan bile, böyle bir hale girmen doğru mudur? Bana: «Ben bunu senelerden beri içiyorum. Ne elimden bir kaza çıktı. Ne de bir kimsenin hatırını kırdım.» diyecek olursan, bundan sonra içtiklerinde, ne vakit elinden bir kaza çıkacağını bilebilir misin? Bundan sonra böyle bir yanlış harekette bulunmayacağını bana nasıl temin edebilirsin?

Diyelim ki; içkinin nihayetinde böyle birşey yapmadın, fakat sıhhatinin elinden gittiginin farkında degil misin? Bu içkinin sana bir zararı olmasa bile, evlâtlarina zararı olur. Sarhoş çocukları manyak, ruh hastası olurlar. Bundan başka, sen çocuğuna kötü bir örnek olmuş olursun.

Hem, senin sıkıntın içki ile de defolmaz.

Gel; sana bir içki tarif edeyim ki onunla mest ol! O içkinin sâkisi: Hazreti Sultanı Enbiya; içkisi ise, aşkı-ilâhidir.

Meyhanesi âşıklar meclisi, kadehi ise; senin vücûdundur.

Bundan içen; bir daha ne gam, ne kasâvet görür, ne ayılır, ne de ayrılır. Kovsalar dahi, bir daha başka kapıya gitmez. Ebediyyen mest-ü hayran olur, Ey âşık-ı-dildâde, gel nûş edelim bâde, Bir bâde gerek amma kim içile mev'âde;

Sâkisi ola Mevlâ, akdâhı anın esmâ, Bir kerre içen, kat'a gam görmeye dünyâde Ol câna olan tâlib, cân ile ola râgip, Nefsine ola gâlip, dil bağlaya üstâde.

Nûş eyleyen ol camdan subhü ne bile şâmdan.

Ta'lim-i-cünûn eyler, Mecnûn ile Ferhâde.

İşit bu Sezaiden ne gördü Fenâyiden, Dost, vechini gösterdi mir'âtı-mücellâde...

HIKAYE Sultanlardan biri, tımarhaneyi teftişe gitti. Padişahın içkiye mübtelâ olduğunu bilen baş hekim, sultana içkili bir ziyafet hazırlattı; teftişten sonra, bu ziyafette hazır olan hükümdar ve maiyeti içki içmeye başladıklarında bunları seyreden bir deli, karşılarında kahkaha ile gülmeğe başladı.

Deliye, niye güldügünü soran hükümdar: «Akıllı idiniz, deliliğe özendiniz. Simdi benim gibi olmak için içiyorsunuz daona gülüyorum» cevabını aldı.

Her günah, içki gibi insanı sarhoş etse idi, dünyada ayık kimse kalmazdı. İçki, ne kadar kötii bir şeydir ki, Allah celle:

Ma'ide sûresi: 90 «Içki içmeyin! İçkiden kaçıın ki felâh bulasınız.» diyor.

«Içki necîstir, içki şeytanın amelidir» diyor. «Aranıza düşmanlık atar. Birbirinize düşman olarsunuz» diyor.

İçkinin fenalığı ve tesiri üç-beş saat devam eder. Servetine, mülküne, rütbesine, kasasına, zühdüne, ibadetine mağrur olup sarhoş olanlar ölünceye kadar bir daha ayılamazlar. Kafalarını teneşire vurunca, o vakit ayılırlar. Fakat, o zaman ayılmanın hiçbir faydası olmaz.

Insanın aklını gidermesine sebeb olan bu menhus içki, fenalıkların anasıdır yâni Ümmül-habâis'tir. Her fenalık, bundan doğar. En akıllı bir adam, içki içti mi gülünç olur. Hürmete lâyık bir kişi içse, hürmetten düşer. Namuşlu ve kârlı bir kişi içse, rezil, sefil olur. Milyonlarla, servete, iymanını değişmeyen bir kimse, sarhoş kafa ile ağzından çıkan çirkin bir söz ile, başından iyman tâcını çıkarır, dinden, iymandan olur. Allahın hışmına uğrar. Elli senelik temiz hüviyeti, beş paralık olur. Resûl Aleyhisselâm ondan elem duyar. Ehlibeyti-Mustafa, ashab-i-Resûl, evliyaullah ondan bizar olur.

Imam Ali kerremellahu vechehu radiyallahu anh, «Bir kuyuya şarap dökülse; sonra o kuyu toprak ile dolsa ve orada ot bitse, o biten otu bir sürü koyundan birkaç koyun yese; hangi koyunun o ottan yedigini bilemezsem, o sürüden kesilen her hangi bir koyunun etini yemem!» buyurmuşlardır.

«Imam Ali'yi severim!» deyip, Yezid-i pelîdin yolundan irgad, cilt 2 - F: 22