Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 317–324
O kadar sevinmiştim ki, ne diyeceğimi şaşırdım ve sordum:
— Bu menhus dertten nasıl kurtuldun? Nasıl oldu da böyle şifaya kavuştun?
Kızım, bana aynen şunları söyledi:
— Annemle dün gece bizde misafir kalan çocuğu konuşuyorduk. Onun çocuk denilecek kadar genç olmasına rağmen muntazam namaza devam ettiğini, oruç tuttuğunu annemden öğrenince, ellerimi Şâfi-i hakiki olan Allah'ıma açtım ve: «Yâ Rab!.. Bu çocuk, senin muhabbet ettiğin ve Habib-i edibinin de sevdiği bir veli ise, bana onun hürmetine şifa ihsan eyle...»
diyerek Allahu teâlâ'ya tazarrû ve niyaz eyledim. Bütün gece, Rabbime yalvarıp yakardım, ağladım ve şifa bahşetmesini niyaz ettim. Az önce, senin ayak seslerini duyarak uyandım ve sanki hiç yatalak olmamışım gibi ayağa kalkarak yanına geldim ve durumu bildirdim, dedi. Onun için, gelip sizden sormak zorunda kaldım. Lûtfen söyleyiniz bana, gerçekten çocuktan veli olur mu?
Hz. Mâ'ruf-u Kerhi kuddise sırruh gülümsedi:
— Efendi, veli'nin genci ihtiyarı olmaz. Allahu azim-üş-şânın her yaşta velileri vardır, buyurdu.
Gerçi esbab ile herkes vâsıl-ı maksud olur, Nerede gördün sebepsiz bir sebep mevcut olur..
Ey Hak yoldaşım!..
Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, Ism-i â'zamını Kur' an-ı azim-ül-bürhan içinde, Veli'lerini kulları arasında, Kadir gecesini Ramazan-ı şerif ayında, Rizayı ilâhisini bütün hayırlı işlerde, gazabını çirkin ve kötü işlerde gizlemiştir. Her gördüğün kişiye, her zaman ve her yerde hüsn-ü zan eyle ve onları birer Veli olarak bil ki, bir gün gerçek Hak Velilerinden birisine erişebilesin. Aslını ve esasını bilmeden, kendi görüş ve anlayışınla herkese kötü damgasını vurma ve Allah'tan kork.
Kur'an-ı kerimi devamlı olarak oku ki, bir gün ism-i â'zama vâkıf olan ehlullahtan olasın. Her geceyi kadir gecesi olarak bil ki, kadir gecesini idrak edebilesin. Bütün hayırlı ve güzel işleri
seve seve, isteyerek yap ki rizayı ilâhiyye mazhar olasın. Bütün kötü ve çirkin fiil ve hareketlerden son derece sakın ki, gazaptan ve azaptan kurtulasın...
İhtilâfatıyla uğraşmakta dehrin zevk yok, Zevk onun mirsâd-ı ibretten temaşasındadır...
Dersimize devam ediyoruz:
Beyinler kafa taslarının içinde kaynarken, arş-ı â'lânın gölgesinde ağırlanacak olan üçüncü sınıf, ibadete doymayan Hak âşıklarıdır demiştik. Onların, kalpleri mescitte, bütün gayret ve himmetleri ibadet ve tâ'attedir. Bir vakit namazını kılıp mescitten çıkar çıkmaz müteakip vakte hazırlanan ve Rabbine iba.
detten kemaliyle zevk alan, huzur duyan bu âşıkların gözleri rizayı ilâhide ve özleri cemal-i lâ-yezalidedir.
Arşın gölgesinde gölgelenecek bir diğer sınıf da Allah için sevişen, Allah muhabbetiyle toplanarak, Allah için söyleşen, Allah için buluşup ayrılan âşıklardır.
Özetleyecek olursak, arşın gölgesinde safaya erecekler bunlardan sonra gizli yerlerde Allahu teâlâ'yı zikredenler ve zikrederken gözyaşı dökenler, Allah korkusuyla kendilerine yapılan zinâ teklifini reddeden ırz ve iffet ehli, Allah rizasıyçün sadaka veren cömertlerdir. Allahu sübhanehu ve teâlâ, bu kutlu ve mutlu kullarını cennet ve cemali ile taltif buyuracak, bu fâni âlemdeki ihlâs ve sadakatlerini böylece mükâfatlandıracaktır.
Buna mukabil, kâfirler ve münafıklar ise, inkâr ettikleri ve yaanladıkları azabı gözleriyle görecekler, mukadder âkibetlerini beklerlerken korku ve dehşetle tirtir titreyeceklerdir. Kalemle yazılması ve dille anlatılması mümkün olmayan o son derece korkunç gün, inkâr ve isyanlarının cezasını çekmek üzere Hakkın hapishanesi olan cehenneme sorgusuz sualsiz atılacaklardır.
Allahu sübhanehu ve teâlâ, bir kulunu hesaba çeker ve mizana çağırırsa, bu onun ergeç azaptan kurtulacağına delâlet eder.
Ey âşık-ı sadık!..
Kıyamet günü, tam ve mutlâk bir adalet günüdür. O gün,
hiç kimseye aslâ zulmedilmeyecektir. Herkes, zerre kadar bile olsa yaptığı iyilik ve hayrın mutlâka mükâfatını görecek, zerre kadar bile olsa işlediği kötülük ve şerrin cezasını çekecektir:
Fel-yevme la tuzlâmü nefsûn sey'en vo la tûczovne illa ma küntûm ta'melûn...
Ya-SIn: 54 (O gün, hiç kimseye hiçbir veçhile zulmedilmez. Ancak, yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.)
Allahu teâlâ, zât-1 ahadiyyetini bilmeleri ve zât-ı ülûhiyyetine kulluk ve ibadet etmeleri için insanları halk ve icat buyurmuş ve ebedî âlemde onlara iki mesken hazırlamıştır. Bu meskenlerden birisi, halk ve icat olunmalarındaki hikmete uygun olarak kulluk görevlerini hakkıyle ve lâyıkıyle yerine getirenlerin, bu iyman ve ibadetlerinin mükâfatı olarak bahşolunacak feyz-ü necat, riza, rıdvân, ni'met, felâh ve saadet yeri olan CENNET'tir. Diğeri de, yaratılışlarındaki hikmete gafil olanların imansızlıkları ve isyanları sonucu küfran-ı ni'met etmelerinin cezasını çekmek üzere hazırlanan ve gayet korkunç azap ve ıztırap yeri olan CEHENNEM'dir.
Allahu teâlâ, yarattığı âdemoğullarına akıl ni'metini bahş ve ihsan buyurmuş ve hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırdetmek idrak ve kabiliyeti ile de teçhiz etmiştir. Hayırlı ve yararlı amellerin mükâfatının ne olacağını, kötü ve şerli amellerin de cezalarının neler olacağını peygamberleri ve bu peygamberlerine indirdiği kitapları ile gayet açık olarak beyan ve ilân buyurmuştur. Ademoğullarına irade-i cüz'iyye de vermiş, iyman edip salih ameller işleyenlere cennetini, ebedî ni'metlerini ve bütün hayırları vâ'deylemiştir. İrade-i cüz'iyyesini kötüye kullanan, şerre vasıta kılan, iyman etmeyen ve salih ameller işlemeyenlere de cehennemini ve azabını tebliğ etmiştir. Binaenaleyh, iyman
edip salih ameller işleyenler elbette mükâfatlandırılacak, iyman etmeyenler, günah işleyenler, isyan edenler de muhakkak cezalandırılacak ve Allahu tâlâ'nın hiç kimseye zulmetınediği her iki zümre tarafından görülüp anlaşılacaktır. Her nefis, hayır veya şer, yararlı ve yararsız ne işlemişse hepsini kendi nefsine yapmış olduğunu da o gün anlayacaktır.
Cisminde bilen canını, canânını bilmez;
Cânanının âdabını, erkânını bilmez;
Mizân-1 adalette kalır noksan-il-â'mal, Her kim ki, bugün ettiği noksanını bilmez...
HİKÂYE Behlûl-ü Dânâ, melûl mahzun yolda gidiyordu. Kendisinden sordular:
— Pek üzgün görünüyorsun!.. Nereden geliyorsun böyle?
— Biraz ateş lâzım oldu, cehenneme kadar gittim, fakat orada da ateş bulamadım, cevabını verince şaşırdılar:
— Nasıl olur, dediler. Hiç cehennemde ateş olmaz mıymış?
Hazret-i Behlûl, başını sallayarak bu soruyu da şöyle karşıladı:
— Evet, gerçekten cehennemde ateş yoktu. Meleklere sordum, bana: «Cehennemde ateş yoktur, buraya gelenler yanacakları ateşi, sırtlarına yüklenip kendileri getirirler...» dediler.
Evet, kişi ancak yaptığı ile cezalandırılır.
Dersimize devam ediyoruz:
Insanlar, kabirlerinden yalın ayak, başı açık, aç ve susuz kalkarlar ve bin sene kadar bu vaziyette kalırlar. Mü'minlere, bu uzun zaman bir saat gibi gelir. Kâfirlere ise, bir misli daha fazla görünür. Böyle şey olur mu diye itiraza kalkışanlara, misalini verelim:
Bu risâlemizi okuyanlardan kiracılar da vardır, ev sahibi
= 321 _ olanlar da bulunur. Kiracı için aylar çabucak gelir geçer, ev sa.
hiplerine ise aynı süre daha uzun gelir. Oysa, her ikisi de belirli bir süre, yani bir ay beklemişlerdir. Bu misalleri daha da çoğaltabiliriz. Korku ve heyecanla sonucu beklenilen bir iş için yarım saat, yıllar gibi uzar. Neş'e ve sürur ile geçirilen uzun saatlerde ise vaktin nasıl geçtiği anlaşılmaz. Onun için, aynı süre kâfirlere çok uzun ve mü'minlere de pek kısa görünür.
Kâfirler ve zâlimler, o gün öyle korkunç bir azaba dûçar olurlar ki, üçyüz kılıç darbesi kadar acı olan ölüm acısını bile ararlar. Fakat, artık ölüm yoktur. Azap ve ıztırapları hergün artar ve hiç eksilmez. Mü'minler ise ebedî saadet ve selâmete, ilâhî ni met ve inayete mazhar olurlar, onların da bu sürur ve mutlulukları hergün artar ve hiç eksilmez.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, kıyamet ahvalini anlatırlarken, insanların kabirlerinden kalkarak yalın ayak ve başı açık bin yıl süre ile bekleyeceklerini söyleyin.
ce, Ummül-mü'miniyn Hz. A'işe radıyallahu anha:
— Yâ Resûlallah!.. Kadınlar da mı çıplak olarak kabirlerinden kalkacaklar? diye sordu ve herkesin çıplak olacağını öğrenince de ağlamağa başladı. Â'işe validemizin bu halini gören iki cihan serveri saadetle şöyle buyurdular:
— Yâ A'işe!.. ağlayıp üzülme.. Mahşer günü öyle müthiş bir gündür ki, herkes ancak kendi nefsiyle meşgul olacağından, hiç kimse bir diğerine bakamayacaktır. Bakmak istese de, o günün dehşet ve haşyeti ile kendisinden başkasının haline bakmağa mecal bırakmayacaktır...
Evet, o gün erkek kadına ve kadın erkeğe bakmak şöyle dursun, kimse kimseyi tanıyamayacak, birbirlerinin kimliklerini ve kişiliklerini unutacaklardır. Nasıl ki, infaz mahalline götürülen ve uzaktan darağacını gören bir idam mahkûmunda, nefs arzusu kalmazsa, mahşer günü de kimsede arzu ve şehvet bulunmayacaktır. Herkes, kendi derdine düşecek ve ne olacağı kaygusu içinde titreşecektir. Gözleri, korku ve dehşetle yuvalarından fırlamış bekleşip dururlarken melekler emr-i ilâhî ile Envâr-ül-Kulob, cilt: 2 — F: 21
onları mahşer yerine süreceklerdir. Salih ameller işleyenler, her nefeslerinde hakkın riza ve mağfiretini düşleyenler, ömürlerini ibadet ve tâ'atle geçiren âbidler, zâhidler, âşıklar, sadıklar, o güzel amellerinin kendilerine binek olduğunu görecekler, bundan mahrum bulunan suçlular ve günahkârlar ise bazıları yaya, bir kısmı dizleri üstünde sürünerek, kimisi de yüzüstü mahşer yerine sürülecekler ve orada toplanacaklardır.
Ashab-ı kirâmdan bazıları sordular:
— Yâ Resûlallah!.. Nasıl olur da, insan yüzüstü gidebilir?
Resûl-ü efham efendimiz saadetle cevap verdiler:
— Sizler, yılanın veya solucanın ve yüzüstü sürünerek yürüyen diğer yaratıkların hallerini hiç görmediniz mi?
Demek oluyor ki, bu kabil hayvanların yürüyüşleri, mahşer günü kabirlerinden yüzüstü sürünerek hesap ve mizana götürülecek zâlimlerin ve kâfirlerin hallerine alâmettir. Güneşin harareti artırılmış olduğundan o korkunç sıcak altında, işledikleri günah ve kötülükleri sırtlarına yüklenerek mahşer yerine sürülenlerin bu hallerini basiret sahiplerinin dikkat ve ibretlerine sunarım:
Men a'rada anhü fe-innehu yahmilü yevm-el-kıyameti vizra.
-: 100 (Kim, Allahu teâlâ'dan ve onun emir ve nehiylerinden, Kur'an-ı aziymıden ve onun hükümlerinden yüz çevirirse, kıyamet günü ağır bir ceza ve azap yükü yüklenecektir.)
Buracıkta ve bu vesile ile aziz hatırasını rahmet ve minnetle anarak ve ruh-u revânına Fatiha-i şerifeler okuyarak üstâd Tahir-ül-Mevlevi'nin mezar taşına kazdırılmak için yazdığı kıt'ayı teberrüken sizlere de takdim ediyorum:
Eli boş gidilmez, gidilen yere;
Boş gelmedim yâ Rab! Ben, suç getirdim..
Dağlar çekemezken o ağır yükü, iki kat sırtımla çok güç getirdim..
Aziz ve muhterem kardeşlerim:
Çevrenize dikkat ve ibretle bakınız. Hafızalarınızı yoklayınız. Görecek ve bileceksiniz ki, dünya hayatında da suçlu olanlar bu suçlarının altında ezilir, üzülür ve kahrolurlar. Oylelerini biliriz ki, zabıta ve adliye yakalarına yapışmadan işledikleri suçun ağırlığına tahammül edememişler ve kendiliklerinden gidip ilgili makamlara teslim olmuşlardır. Tıpkı bunun gibi, insanoğlu mahşerde de yüklendiği maddî ve mâ'nevî suçların altında ezilip, üzülecek, mahcubiyyetten ve âkibetlerinin ne olacağını düşünmekten terleyeceklerdir. Suçlarının cinsine ve miktarına göre kimi dizine, kimi göğsüne ve kimisi de boğazına kadar ter içinde kalacak ve fakat o ağır yüklerini yine de çelimsiz sırtlarında taşıyacaklardır. Suçlular, kötülük ve günah işleyenler bu acıklı durumda iken, yukarıda belirttiğimiz gibi arşın gölgesinde ağırlanan âşıklar, sâdıklar ve sâlihler safa sürecekler ve iki cihan serverinin Livâ-i Hamd adındaki sancağı altında serinleneceklerdir.
Bu arada, diğer mahşer ehli bin yıl kadar bu halde bırakılacaklar ve sonra yine emr-i ilâhî ile melekler onları karanlık bir yere süreceklerdir. O karanlık yerden, iyman sahipleri nur içinde ve yüzleri ak olarak çıkacaklar, kâfirlerin ve zâlimlerin yüzleri kapkara ve gözleri gök olacaktır. Mahşer zulmeti denilen o korkunç zulmetten Allahu teâlâ'ya sığınırız.
Bundan sonra da, herkes hesaba çağırılacaktır Birinci soru; namaz, oruç, hac ve zekât ile haramlardan olacaktır.
Ikinci soru; hevâyı nefisten olacaktır.
Üçüncü soru, ana ve baba haklarından olacaktır.
Dördüncü soru, köle, hizmetçi ve işçi haklarından olacaktur.
Beşinci soru, kavim, kabile, akraba, hısım ve onların haklarından olacaktır.
Altıncı soru, silâ-i rahmden olacaktır.
Yedinci soru, kin ve hasedden olacaktır.
Sekizinci soru, hiyle ve sahtekârlıktan olacaktır.
L.- Dokuzuncu soru, gıybet (Dedi-kodu, çekiştirme) ve nemmâme'den (Bir kişiden diğerine, bir meclisten bir başka meclise söz götürüp getirmek) olacaktır.
Arede Fâni âlemde bu hususlara dikkat ve riayet edenler, bir saat kadar kısa bir süre içinde bu soruları cevaplandıracaklar ve selâmete ereceklerdir. Bunlara dikkat ve riayet etmeyenler ise, her akabede bin sene kalacak, sual azabını her defasında tadacaklardır.
Daha sonra, amel defterlerinin okunduğu yere gelinecek ve bin yıl da orada beklenecektir. Salih ameller işleyenler için, bu müddet bir hayvan sağılacak kadar süre olacaktır. Defterleri okunarak sağ ellerine verilecekler, ashab-1 saadettir. Onların defterleri beyaz olup, nurdan aktır. Isyan ve günah sahiplerinin defterleri ise karadır ve kendilerine defterleri sol ellerine veya arkalarından verilecektir ki, bunlar ashab-ı nârdır.
Ikra kitabek kefâ bi-nefsik-el-yevme aleyke hasiyba...
El-Isra: 14 (Ona: «Kitabını oku!.. Bugün, hesabını görmeğe nefsin klfayet eder...» denilecektir.)
Bu hitab-1 celil-i ilâhî mahşer halkına tebliğ olununca, herkes kitabını açarak amel defterlerini okuyacak ve dünya hayatında neler yapmışsa hepsinin defterine yazılmış bulunduğunu görecek, en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün günahlarının, günü gününe, saati saatine kaydolunmuş bulunduğunu anayacaktır.