Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

15 sonuç · “Vera’

01
Yol

Hüseyniyye (Mâverâünnehir)

Muhammed Hüseyin Buhârî'ye (ö. 1834) nispet edilen, Nakşibendiyye-Müceddidiyye içinde Mâverâünnehir ve Güney Kazakistan'da devam eden bölgesel irşad hattı.

02
Şahsiyet

Abdüllatîf el-Câmî

Abdüllatîf el-Câmî (ö. 1555-56), Semerkant ve Buhara’dan İstanbul, Halep ve Hicaz’a uzanan seyahatleri; Kanûnî’ye Kübrevî zikir telkini ve Hazînî’ye verdiği nispetle XVI. yüzyılın hareketli irşad ağını temsil eder.

03
Şahsiyet

Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam

Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam (866/1461–949/1542), Muhammed Kādî-i Semerkandî’nin yanında on iki yıl yetişen; Dehbîd’i büyük bir Nakşibendî irşad merkezine dönüştüren, hafî ve cehrî zikri müridin kabiliyetine göre uygulayan ve otuz civarında Farsça risâle bırakan Kâsâniyye pîridir.

04
Şahsiyet

Baldırzâde Mehmed Selîsî Efendi

Baldırzâde Mehmed Selîsî Efendi (ö. 12 Receb 1060/11 Temmuz 1650), Bursa ve İstanbul medreselerinde yetişen, Üsküdar ve Mekke kadılıklarında bulunan; Ravza-i Evliyâ ile Bursa’nın şahıs ve şehir hafızasını kuran Osmanlı âlimi ve şairidir.

05
Şahsiyet

Kefevî Hüseyin Efendi

Kefevî Hüseyin Efendi (ö. 27 Safer 1010 / 27 Ağustos 1601), Kefe'de tâcirken dünyadan el çekip İstanbul'da ilme yönelen müderris ve kadı; üç dilde şiir söyleyen, mûsiki bilen ve Râznâme ile Sevânihu't-tefe'ül 'de devrinin aynası sayılan yüzlerce hikâye bırakan müellif.

06
Şahsiyet

Mehmed Hayâtî Efendi

Mehmed Hayâtî Efendi (ö. 1766), Horasan-Buhara kökenli; Edirne, Serez, Kırçova ve Ohri hattında yetişip hizmet eden ve Ramazâniyye'nin Hayâtiyye koluna adını veren Halvetî şeyhidir.

07
Şahsiyet

Muînüddin Hasan Çiştî

Köken ve eğitim Muînüddin Hasan Çiştî'nin doğum yeri ve erken hayatı hakkındaki rivayetler farklıdır. Horasan ve Mâverâünnehir ilim çevrelerini dolaştığı, Osman Hârûnî'nin hizmetinde tasavvuf eğitimi aldığı kabul edilir. Ecmîr'e yerleşme Kuzey Hindistan'a gelerek Ecmîr'de irşad halkası kurdu. Yabancı bir sûfî olarak bölgedeki ilk faaliyetlerinin ayrıntıları

08
Şahsiyet

Sarı Abdullah Efendi

Sarı Abdullah Efendi (992/1584 – 1071/1660), kendini “aslen Bayramî, tarikaten Celvetî, terbiyeten Mevlevî” diye tanıtan reîsülküttâb ve müellif; Mesnevî 'nin bir cildi üzerine yazılmış en geniş şerhin sahibi ve yetiştirdiği zerrin lâleleriyle “şükûfe-perverân” reisi.

09
Şahsiyet

Sultan Ahmed b. Mahmûd Hazînî

Sultan Ahmed b. Mahmûd Hazînî (ö. 1593’ten sonra), Seyyid Mansûr Kaşıktırâş’ın terbiyesinde yetişen; Mâverâünnehir’den İstanbul’a taşıdığı Yesevî hafızasını Cevâhirü’l-ebrâr, Menba‘u’l-ebhâr ve Câmi‘u’l-mürşidîn gibi eserlerde kaydeden mutasavvıf ve şairdir.

10
Şahsiyet

Şeyh Abdülvahid Sayramî

Tacikistan'ın Ura-Tübe çevresinde doğan Abdülvahid Sayramî, Buhara'da eğitim gördü; Güney Kazakistan'daki Kuşçu-Ata çevresinde baskı döneminde irşad ve meslek ağı kurdu.

11
Şahsiyet

Şeyh Muhammed Ârif Zeynî

Şeyh Muhammed Ârif Efendi, Denizli’den İstanbul’a gelerek Zeyniyye sülûkünü tamamlayan, İzmit’te irşad faaliyeti yürüten ve Ravzâtü’t-Tevhîd adlı eseri bulunan sûfîdir.

12
Şahsiyet

Şeyh Râşid Efendi-zâde Ali Efendi

Râşid Efendizâde Ali Efendi, Ümmî Sinan Hânkāhı'nda şeyhlik yapan; vefatında küçük yaştaki oğlu Râşid için Ahmed Zârifî Efendi'nin vekâlet ettiği Sinânî postnişindir.

13
Şahsiyet

Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî

Ahmediyye'nin teşekkülü Pîr Muhammed Erzincânî, Tâceddin İbrahim Kayserî ve Alâeddin Uşşâkî hattından gelen Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî, Halvetiyye'nin dört ana kolundan Ahmediyye'nin pîri kabul edilir. Geniş alt kol ağı Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Ramazâniyye başta olmak üzere birçok şube Ahmediyye gövdesinde gelişti. Mısriyye, Cerrâhiyye, Cihangiriyye, Raûfiyye ve Hayâtiyye gibi kollar bu ağın sonraki…

14
Sözlük

Vera’

Takva. Dinde haram ve mekruh olan şeyleri terk ettikten sonra haram ve mekruh oluşu şüpheli olan hususları ve helâl ve mübahların ihtiyaçtan fazlasını da terketmek. Zerre kadar da olsa kimsenin hakkını üzerine geçirmemek (SL 70, KR 247;; Gİ 1:25, 11:95 111:53(. 3

15
Eser

MAKÂMLAR HAKKINDA SÛFİLERİN GÖRÜŞLERİ

Avârifü’l-Maârif · 60. bölüm · 1-TEVBE HAKKINDAKİ SÖZLERİ Ruveym demiştir ki: “Gerçek tevbe; kulun tevbesinden tevbe etmesidir.” Denilmiştir ki, bu sözün mânası, Râbiatü’l-Adeviyye’nin şu sözü ile aynı manadadır