HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, ailesi ve Bursa çevresi
Baldırzâde Şeyh Mehmed Efendi, şiirlerinde kullandığı Selîsî mahlasıyla da tanınan XVII. yüzyıl Osmanlı âlimi, kadısı, şairi ve biyografi yazarıdır. Bursa’da doğdu. Dedesi Tokat’tan Bursa’ya gelen Ali Dede, babası ise Bursa Ulucamii vâizlerinden Mustafa Efendi’dir. Babasının Hisar Camii imamlığı, Ulucami hitabeti ve dârülkurrâ şeyhliği gibi görevleri, Mehmed Efendi’nin çocukluk ve tahsil çevresini Bursa’nın cami, kıraat ve medrese kurumları içinde şekillendirdi.
Tahsil ve ilmiye mesleğine giriş
İyi bir medrese tahsili gördü ve 1003’te (1594-95) Arapzâde Abdürraûf Efendi’den mülâzemet aldı. Mülâzemet, ilmiye mesleğinde resmî görev bekleme ve tayin hakkının kazanıldığı aşamaydı. Böylece ailesinin dinî hizmet çevresinden, dereceli Osmanlı medreselerine uzanan meslek yoluna girdi. Kaynaklardaki görev sıralaması yaklaşık otuz yılı aşan düzenli bir tedris hayatına işaret eder.
Bursa ve İstanbul medreseleri
1601’den 1634’e kadar sırasıyla Bursa Molla Fenârî ve Lala Şahin Paşa medreseleri, İstanbul Dâvud Paşa Medresesi, Bursa Yıldırım Bayezid Medresesi, İstanbul Âişe Sultan Medresesi, Sahn-ı Semân, Bursa Sultaniye ve Üsküdar Vâlide Sultan medreselerinde müderrislik yaptı. Bu dolaşım Bursa ile İstanbul arasında tekrarlanan bir görev çizgisidir. Sahn-ı Semân ve Vâlide Sultan medreseleri, kariyerinin yüksek dereceli tedris safhasını temsil eder.
Üsküdar ve Mekke kadılıkları
1634 yılının sonlarında Üsküdar kadılığına tayin edildi. Yaklaşık bir yıl sonra Mekke kadılığına yükseldi. Mekke kadılığı, Haremeyn’de adalet, vakıf ve şehir idaresiyle ilgili ağır sorumluluk taşıyan yüksek mevleviyetlerden biriydi. 1046-1047’de (1637-38) Mekke’de bulunduğu sırada şehrin tarihi, faziletleri ve Kâbe’nin inşası hakkında eserler kaleme alması, idarî görevinin aynı zamanda ilmî üretime dönüştüğünü gösterir.
Emeklilik ve Bursa’ya dönüş
Mayıs 1639’da resmî kadılık görevinden ayrıldı. Kendisine arpalık olarak Bursa Yenişehir kazası verildi. Emeklilik döneminde Bursa’ya dönerek Yıldırım Han Medresesi’nde ders vermeyi sürdürdü. Bu son safha yalnız bir tekaüt devresi değildi; Bursa’nın geçmişine ait biyografik kayıtları topladığı, şiir ve ilmî eserlerini düzenlediği verimli telif dönemiydi.
Ravza-i Evliyâ’nın kuruluşu
En tanınmış eseri 1059’da (1649) tamamlanan Ravza-i Evliyâ’dır. Bursa’da yaşamış veya burada vefat etmiş âlim, şeyh ve şairlerden iki yüzü aşkın şahsın hayatını bir araya getirir. Eserin adı Şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi tarafından verilmiş; adın ebced değeri telif yılına uygun düşürülmüştür. Vefeyât-ı Baldırzâde ve Baldırzâde Tarihi adlarıyla da anılan eser, şehir merkezli Osmanlı biyografi yazıcılığının ilk ve en güçlü örnekleri arasında kabul edilir.
Bir şehir ve kurum hafızası olarak Ravza
Ravza-i Evliyâ yalnız şahıs adlarını sıralamaz. Biyografilerde kişinin doğduğu yer, tahsili, hocaları, görevleri, eserleri ve defin çevresi takip edilir. Böylece Bursa’nın camileri, medreseleri, tekkeleri, mahalleleri ve hazîreleri kişiler üzerinden birbirine bağlanır. Müellif eserinin sonunda babası ile kendi hayatına da yer vermiştir. İsmâil Belîğ’in Güldeste-i Riyâz-ı İrfân’ı başta olmak üzere Bursa vefeyâtnâmeleri bu eserin açtığı çizgiyi sürdürmüştür.
Fıkıh, belâgat ve hukuk eserleri
Baldırzâde’nin ilmî üretimi Ravza-i Evliyâ ile sınırlı değildir. Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin Miftâhu’l-ulûm şerhine yazdığı Hâşiye alâ Şerhi’s-Seyyid ale’l-Miftâh belâgat alanındadır. Hâşiyetü’l-eşbâh adlı çalışması kaynaklarda anılırsa da nüshası henüz belirlenmemiştir. Kitâbü’s-Sak veya Sukûk, hukukî yazışma usullerini ve belge örneklerini bir mukaddime, on bölüm ve bir hâtime içinde ele alan önemli bir inşâ ve hukuk metnidir.
Haremeyn ve menâkıb eserleri
Mekke kadılığı sırasında Târîh-i Mekke’yi kaleme aldı. Fezâil-i Mekke-i Mükerreme ile Fezâil-i Medîne-i Münevvere, Fezâil-i Haremeyn adıyla bir arada da aktarılmıştır. Binâ-yı Kâbe’ye Dair Risâle’nin bugün bilinen bir nüshası yoktur. Eşrefoğlu Menâkıbı ise Eşrefoğlu Rûmî’nin hayatını merkeze alan ve Ravza-i Evliyâ’nın ilgili kısmıyla ilişkili görülen bir metindir. Kaynaklarda Cevâmiu’l-meşâyihîn, Emîr Sultan ve Şeyh İsmâil Hakkı hakkındaki terceme metinleri de ona nisbet edilir; nüsha ve aidiyetleri eser bazında değerlendirilmelidir.
Selîsî mahlası, şiirleri ve muamma
Selîsî mahlasıyla şiirler yazdı. Tezkireler gazel ve beyitlerinden örnekler verir; bir divan tertip ettiği kaydedilmekle birlikte divanın nüshası henüz tespit edilmemiştir. Şiir mecmualarındaki taramalar onun farklı nazım biçimlerinde şiirlerinin bulunduğunu göstermiştir. Der Teşbîhât-ı Mu‘ammâî başlıklı kısa risalesi muammada isim gizleme ve tamiye usullerini örneklerle açıklar. Aynı mecmuada kırk yedi isme yazılmış altmış muamma manzumesinin bulunması, Selîsî’nin biyografi ve fıkıh yanında klasik şiirin teknik alanlarıyla da yakından ilgilendiğini gösterir.
Vefatı, kabri ve ardındaki devam
Baldırzâde Mehmed Selîsî, 12 Receb 1060’ta (11 Temmuz 1650) vefat etti. Bursa’da Abdal Mehmed Camii hazîresinde babasının yanına defnedildi. Şair Âsımî, “Kerem-i Hakk’a mukārin ola Baldırzâde” mısraıyla vefatına tarih düşürdü. Ravza-i Evliyâ’nın yazmaları, ondan yararlanan zeyiller ve şiir mecmualarında korunan manzumeleri sayesinde hem Bursa şehir tarihinin hem de Osmanlı tabakat ve edebiyat araştırmalarının temel şahsiyetlerinden biri olarak yaşamaya devam etti.