Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

34 sonuç · “Vakt

01
Şahsiyet

Çapkun Dede (Şeyh Sâlih)

Şeyh Sâlih, kaynakların “Meczûb-ı İlâhî Çapkun Dede” başlığıyla andığı; süratli hareketleri sebebiyle bu lakabı taşıyan, vaktini ilim tahsiline ayırmış ve çevresinde güven telkin etmiş bir derviştir. Cemâziyelevvel 1112/Ekim-Kasım 1700’de vefat etmiştir.

02
Şahsiyet

Hüseyin Kenzi Dede

Kenzi Dede Çekirge'ye avdetle ba'zı bakkal ve kahveci gibi münasebeti olan kimseleri görüp borcunu eda ve artık irtihali takarrub ettiğini ima ederek cümlesiy le helalleşmiş, hanesine avdetinde su ısıttırmış, yarısını haremine teslim etmiş, cüm le ile veda'laşmış Cuma günü öğle vakti biraz rahatsızlanarak kıbleye müteveccihen alem-i bekaya rıhlet…

03
Şahsiyet

Şeyh Hasan-ı Visâli Efendi

Şeyh Hasan-ı Visâli Efendi Vaktiyle Malatya mütemevvilanından imiş. Tarikat-ı aliyyeye muhabbet hissi uyanınca, orada bulunan meşayıhın cümlesiyle hem-sohbet olarak hiçbirisini gönlü tutmamış. Fakat ferid-i zaman Şeyh Muhammed Muhsin Efendi hazretleri, halifeleri Cenab-ı Şeyh Feyzullah'ı 1 2 5 7/( 184 1 ) senesinde Malatya'ya me'mfir etmeleriyle, Malatya'yı…

04
Sözlük

Vukûf-ı zamânî

Geçen zamanı ve o andaki mânevî hâli gözetmek; vakti bilinçli değerlendirmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

05
Sözlük

Bâd-i saba

Zidd-1 bâd-i semum, bad-i debür. Meltem, seher vakti doğudan esen ve güllerin açmasını sağlayan hafif rüzgâr. tas. Ruhaniyet doğusundan gelen rahmani kokular. “Ben Rahmanın nefesinin Yemen'den geldiğini hissediyorum,” hadisiyle buna işaret edilmiştir. .. Bahr-ı bilâ-şâti

06
Sözlük

Bahr-ı cüt

>) Cömertlik denizi, tas. a Hakk'ın lütuf ve ihsan denizi. b Tecelli nurları. c Kutsi ve ilâhî tecelliler. d Aşk denizi. e Hakk’a duyulan sonsuz sevgi, ilâhî aşk. f Hakk'ın daimi feyzi. g Allah'ın sonsuz nuru. hBir süfinin Allah'la arasindaki halin kesintisiz ve sürekli olması. Şibli, “Sizin haliniz kesintilidir, benim halim ise ucu bucağı bulunmayan bir okyanus” demiştir. Bâyezid Bistâmi ise sahilinde peygamberlerin durduğu bir denize daldığından söz eder. Bkz. Vakti müsermed. Bahr-ı hesti Varlık denizi. Bahr-ı iyan Açık deniz. | Bahr-ı meveddet Dostluk denizi. Bahr-ı muhit Okyanus, umman. Bahr-ı zuhur—Bahr-ı Butün Hakk'ın mazharları-Hakk'ın zatı.

07
Sözlük

Baş kesmek

Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki

08
Sözlük

Derun

Bâtın, iç. tas. Meleküt âlemi (us). Gönül âlemi, ruhani âlem. Derüni âşinâ ol câhilân bigâne desinler Heman vaktın gözet sen akılân divâne desinler Hasırzâde Elif

09
Sözlük

Ebnâ-i zaman

بنك زمان) ( >. Şimdiki insanlar. 2. tas. Günümüz şeyhleri ve dervisleri. | 1:

10
Sözlük

Esma-Müsemma

İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).

11
Sözlük

Eşik

Atebe, âsitâne ve dergâh. tas. Tasavvufta ve genelde doğulu kavimlerde eşiğin bir kutsiyeti vardır. Ulu kişilerin ululuğunu anlatmak için oturdukları evlerin eşiklerinin ululuğundan söz edilir. Eşik mahviyeti simgeler. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini öpmesine eşiğe baş koymak denir. Aldım himmetimi geçtim zulmeti Kestim zünnârı şeyh eşiğinde M. Hüdai İRİNLİ 1 Ya. Yünus elhak dildâra muştak: Eristim aska seyh esiginde Yünus Bektaşilikteki eşik tercümanı: Eşiğine koymuşam ben cân u ser Ta vücudum saf ola hem çü zer Mâilim budur niyazım ben fakire kıl nazar Allah, eyvallah, hü Dost Eşik; zahirden bâtına, mecazdan hakikate geçilmesini sağlayan veya hücrede oturan mürşide, o vasıtayla Hakk’a ermeyi temin eden önemli bir yerdir. Bunun için değerli sayılır. Eşiğe başkoymak bir bağlılık ifadesidir. Eşiğe basılmaz, eşik öpülür. Yünus, uzun süre hizmet ettiği şeyhini bir ara bırakıp gidiyor, sonra yaphina pişman oluyor ve kendini affettirmek için gelip şeyhin eşiğine yatıyor. Şeyh evden çıkarken ayağını ona basıyor ve bu kim? diye soruyor. Ana-bacının | Yünus demesi üzerine, “Bizim Yünus mu?” deyince derviş Yünus affedildigini anhyor. Her nasılsa bir gün Tapduk, Yünus'a kızıyor ve oradakilere “Atın bunu dısan,” diyor; ama Yünus direniyor, vücudu eşiğin dışına çıkıyor, ama başı içeride kalıyor. Başı kapı içre kalıp hırlayıp dedi heman Ey başım elhamdilillah tasraya yollanmadin Duyucak bu sözü şeyhi dedi yaktın bağrımızı Gel ki bildim sen beni bihude işler sanmadın Kuddusi Baba Eşref saat (i شر ف سا |) Eşref evkat, eşref vakti, en şerefli an. Duaların kabul edildiği zaman parçası. Etek tutmak İntisap etmek, bir mürşide bağlanmak. Kendü bilişiyle kişi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez kalur er eteğin tutmayınca Yünus Etyemezler Süfiler arasında et yemeyen ve sıcak yaz günleri soğuk su içmeyen zümreler olmuştur. Bunlara göre para kadar bir et yemek, kalbe kırk gün kasvet verir, gönlü katılaştırır. Birgün et yiyenin kırk gün huyu kötüleşir. Bazı süfiler, ilkel insanlar gibi toplayıcılıkla geçinir, insan eli değen bir şey yemezlerdi (tr 203, 206). Fütüvvet ehli, kasapları aralarına almaz. ee eee

12
Sözlük

Feth

Açmak, açılmak, açılış. 2. tas. a Sâlike zuhur eden kemal halleri. Bu haller onun çeşitli menzillere ulaşmasını ve üstün makamlara yükselmesini sağlar. Nefsteki feth tam bir ilim, ruhtaki feth marifet verir. Ber şeyin fetholmasına “kalp müşahedesi” adı verilir (x1). b “Kalp gözünün açılması. Ebu'l-Hasan eş- Şâzili'nin böyle bir fetihle; yani ilhamla Allah'tan aldığı virde hizbu'-feth denir. Kalp gözünün açılması için bu hizip okunur. İlahi fazl u lütfunla bana bir bab fetheyle Eriştir Vahdet-i Zata kulun ni'me'l-medb eyle Zâkirzâde Bütün feth, fütuh ve fütuhat hallerini veren Allah'tır. O fettah, yani fethin kaynagıdır. Müfettihü'l-ebvâp'ur. Bir kapıyı kapatırsa on kapıyı açar. “Allah Allah vakti şerif hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola,” duası tarikat ehli arasında çok OEE,.m,;,<.. Fevâit e e e MY ال را okunur. Bir kapı bend ederse bin kapı eyler küşâd Hazret-i Allah Efendi Fatihu'l-ebvab Lâedri Lütfeder bir gün Hudâ elbette feth-i bab eder Nef'i Feth-i karip (Cy 53 (فتح 1. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk.

13
Sözlük

Fevâit

Faydalar, feyzler, bereketler, marifetler. tas, a Sırrın (Ruhun) kendisi için lüzumlu olan şeyi idrak etmesi. Sırra gelen feyz ve bereketler. b Hakk'ın muamele ehli olanlara, anlayışları daha da artsın diye hizmet vakti (ve huzurda bulundukları sırada) ihsan ettiği lütuflar. Fıkıh-ı vicdani

14
Sözlük

Fitâm

G (فطا Sütten kesme, süt emmekten kesilme. tas. Bir müridin veya halifenin sülükunu tamamlaması, bağımsız olarak hareket etmesi; ihtiyaç duydugu bilgileri feyz ve fetih yoluyla Allah'tan alma mertebesine ulaşması. Vaktinden evvel çocuğu sütten kesme ne kadar zararhysa, sülükunu tamamlamamış bir müride hilafet ve icazet vermek de o kadar zararlıdır. Şeyhten feyz almaya süt emmek (redd), sütten kesilmeye fitâm denir. Bkz. Veladet, Redâ.

15
Sözlük

Hevâcim

زمر! جم) & Hücum Hücumlar. tas. Kulun tesiri olmaksızın aniden kalbe gelen tecelliler. Bunun sebebi vaktin kuvveti, yani içinde bulunulan halin güçlü olmasıdır (xr). Muradına kavuşmak için özlemi artan ve dayanma gücü tükenen sâlikin muradına ermek için her şeyi göze alması ve bu yolda hiç tereddüt etmeden teşebbüse geçmesi. Deseler ki muradın denizin ötesindedir, derhal denize dalar. Bkz. Bevâdih.

16
Mekân

Nuh Efendi Medresesi

İstanbul · Türkiye · Reîsü’l-etıbbâ Nûh Efendi’nin 1200/(1786) tarihinden önce inşa ettirdiği medrese; Hüseyin Hüsnü Efendi 1302/(1885)’te buradaki hizmeti ücret almamak şartıyla kabul etmiş, umumi zikir Cuma günleri ikindi vaktinde medresenin büyük sofasında yapılmıştır.

17
Mekân

Mescid-i Nebevî

Medine · Suudi Arabistan · Hicretin ardından Medine'de mescid yapılırken Resûlullah ile birlikte çalıştı; kaynak onun hiçbir hizmetten ve fedakârlıktan geri kalmadığını kaydeder. Resûlullah'ın son hastalığında burada üç gün imamlık yaparak on yedi vakit namaz kıldırdı; üç vaktinde Resûlullah da ona uyarak arkasında namaz kıldı.

18
Mekân

Rîveger

Buhara · Özbekistan · Hocası Hâce Ârif-i Rîvegerî'nin bulunduğu yer. Kaynak, sesli zikre ilk defa hocasının vefat hastalığı sırasında &ldquo;Rîveger tepesi üzerinde&rdquo; başladığını, Hâce Ârif'in bu sırada &ldquo;Şimdi vaktidir&rdquo; dediğini nakleder. Yerin bugünkü konumu kaynakta yoktur.

19
Mekân

Şam

Şam · Suriye · 1130 Cemâziyelâhirinde Bursa pâyesi eklenerek verilen kadılık; 1132 Rebîülâhirinde azledildi. Babası da vaktiyle aynı şehrin kadısı olmuştu. İlişkili kişi dosyası Evliyâzâde Ali Fâiz Efendi : Evliyâzâde Ali Fâiz Efendi (ö. 10 Kasım 1726), medrese basamaklarından Kudüs, Şam ve Medine kadılıklarına yükselen; kaynakta halka iyi muamele eden derviş tabiatlı bir kadı ve Fâiz mahlaslı şair olarak anılan Osmanlı âlimidir.

20
Mekân

Bursa Ulu Camii (Câmi-i Kebîr)

Bursa · Türkiye · İhtiyarlığında irşad meclisini bırakınca vaktinin çoğunu namazla geçirdiği cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Sahâvetüddin Hacı Baba : Şeyh Muhammed Sahâvetüddin Hacı Baba (yaklaşık 1823–1913), askerlikten sonra Uşşâkî yoluna giren, Testereci Ahmed Hamdi Efendi’den hilâfet alan ve Bursa Elmalık’taki evinde irşad halkası kuran sûfîdir.

21
Mekân

Vâlide Camii

İstanbul · Türkiye · Cenaze namazının ikindi vaktinde kılındığı cami. Sefîne metninde yalnızca “Vâlide Câmi-i şerîfi” denildiği için hangi Vâlide Camii olduğu kesinleştirilememiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Fahreddin-i Himmetî : Muhammed Fahreddin-i Himmetî (1849–1915), Nazilli’den İstanbul’a uzanan memuriyet hayatını Uşşâkî hizmetiyle birleştiren; Emin Efendi’den hilâfet alan, Aksaray Şekerci Sokağı Dergâhı’nı kuran ve Salâhaddin-i Uşşâkî’nin eserlerini istinsah ederek koruyan şeyh ve şairdir.

22
Makale

İzzî Tarihi’nde Yeniçeri–Bektaşî Terminolojisi

İzzî’nin Bektâşiyân adlandırmasını tarikat postu ile karıştırmadan; Yeniçeri Ocağı’nın görevlileri, Ağa Kapısı ve Hacı Bektaş hafızası üzerinden açıklar.

23
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

24
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

25
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

26
Eser

Sayfalar 10–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh

27
Eser

Sayfalar 13–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme

28
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

29
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

30
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,

31
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu

32
Eser

Sayfalar 18–25

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl

33
Eser

Sayfalar 26–33

Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M

34
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen