Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

24 sonuç · “Mücâdele

01
Kol

Sömürge Karşıtı Mücadele Dönemi

Ahmed Şerîf ve Ömer Muhtâr dönemlerinde İtalyan, Fransız ve İngiliz yayılmasına karşı direniş.

02
Şahsiyet

Ömer el-Muhtâr

Ömer el-Muhtâr (1862-1931), Senûsî zâviyelerinde yetişip Cebelülahdar'da yirmi yıl İtalyan işgaline direnen “çöl aslanı”; teslim ve sürgün tekliflerini reddettikten sonra yakalanıp yirmi bin kişinin önünde asılmış, sonrasında “şeyhü'ş-şühedâ” diye anılmıştır.

03
Şahsiyet

Seyyid Ahmed Şerîf es-Senûsî

Seyyid Ahmed Şerîf es-Senûsî (1873–1933), Cağbûb'da yetişen Senûsiyye'nin üçüncü şeyhi; Fransız ve İtalyan sömürgeciliğine karşı Sahra ve Trablusgarp direnişini yöneten, 1918'den sonra Anadolu'da Millî Mücadele'yi destekleyen âlim ve teşkilâtçıdır.

04
Sözlük

hizbuşşeytan

Şeytanm or dusu veya ordulan, şeytana tâb 323 hoca ) olanlar, şeytanm kavmi gibi anü lamlara gelen ve “hizbullah” a- karşıtı olarak kullanılan bir tei rim. Kur’ân-ı Kerîm’in “Mücâdele suresi, 58 / 19”nde Allah’ın gazabına uğramış bir >.) kavimden söz edüir ve bunlarm er yanlış yolda oldukları vurgulan nır; üstelik onların şeytanm etn kisinde kalarak Allah’ı unuttukları üzerinde durularak onlar + için bu terim kullanılır. n,

05
Sözlük

Zıhâr

Bir erkeğin eşini kendisine ebediyen evlenmesi haram olan bir kadına benzeterek evlilik ilişkisini yasaklayan söz söylemesi. Kur’ân zıhârı geçerli bir boşama saymaz; bu sözü söyleyen kimsenin eşiyle birliktelikten önce kefaret yerine getirmesini emreder. Hükümler Mücâdele sûresinin ilk âyetlerinde açıklanır.

06
Sözlük

hizbullab

Allah’ın dinine tâbi olan dini yüceltme ülküsü etrafında birleşen Müslüman gruplar. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’in. “Mâide suresi, 5 / 51 - 57” ile “Mücâdele suresi, 58 / 22”nde “Allah’ı Rasulullah’ı ve müminleri seven ler, dost edinenler grubu” anla mında geçmektedir. Bu son ayet te ise “Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olmuştur. ” sözü bu terimin manevî gücünün bi ifadesi olarak karşımıza çıkmak tadır. Bu terim, 20 yüzyılın baş larında Lübnan’da aynı adla ku rulan bir örgütün ortaya çıkma sı ile siyasî bir kimlik kazanmış tır. Amaçları, İsrail devletinin hâkimiyetini ve nüfuzunu kır mak, kendi anlayışları çerçeve sinde bir İslâm devleti kurmak ülküsü etrafmda yoğunlaşmakta ve günümüzde de faaliyetini de vam ettirmektedir.

07
Sözlük

Mümkinât

Varlığı da yokluğu da kendi zatının gereği olmayan bütün yaratılmışlar. Tekili mümkin dir. Kelâm ve tasavvuf düşüncesinde mümkin varlıklar var olmak için bir sebebe ve nihayetinde varlığı zorunlu olan Allah’a muhtaçtır. Bu kavram, vâcibü’l-vücûd ile mümkin varlık arasındaki ontolojik ayrımı açıklar.

08
Sözlük

Mübtelâ

Bir şeye tutulmuş, sınanmış veya güçlü biçimde bağlanmış kimse. Tasavvuf şiirinde çoğunlukla ilâhî aşka tutulmuş âşık için kullanılır. Âşık maddesine de bakınız.

09
Sözlük

Münafık

İnanmadığı hâlde inanmış görünen veya içindeki inkârı dışarıda iman görüntüsüyle örten kimse. Bu itikadî anlam, Kur’ân’daki münafık tipinin temel özelliğidir. Hadislerde yalan söyleme, sözünde durmama ve emanete hıyanet gibi davranışlar “nifak alameti” olarak anılır. Bu ahlâkî uyarı, belirli bir kişiyi kolayca inançsız ilan etme yetkisi vermez; davranıştaki ikiyüzlülüğe karşı öz denetim çağrısıdır.

10
Sözlük

Kasas Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin yirmi sekizinci sûresi. Kasas sûresi, Mekke'de nâzil oldu (indi). Seksen sekiz âyet-i kerîmedir. Mûsâ aleyhisselâmın kıssası geniş şekilde bildirildiği için sûreye Sûret-ül-Kasas denilmiştir. Ayrıca Mûsâ aleyhisselâmın çocukluğundan îtibâren hayâtı, mücâdeleleri, tevhîd ehlinin zaferi ve dünyâ servetine güvenilmemesi bildirilmektedir. (Senâullah Dehlevî, Taberî, Râzî) Allahü teâlâ Kasas sûresinde meâlen buyuruyor ki: (Resûlüm!) Sen sevdiğini hidâyete kavuşturamazsın. Allahü teâlâ dilediğini doğru yola kavuşturur. (Âyet: 56) Kim Kasas sûresini okursa, Mûsâ aleyhisselâmı tasdîk (kabûl) ve tekzîb (inkâr) edenlerin adedince ona sevâb verilir. Gökte ve yerde hiçbir melek yoktur ki, kıyâmet günü onun sâdıklardan olduğuna şâhid olmasın. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

11
Sözlük

En'âm Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin altıncı sûresi. En'âm sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yüz altmış beş âyet-i kerîmedir. En'âm, deve, koyun ve sığır gibi hayvanlara denir. Allahü teâlâ bunları ve daha nice hayvanı insanların faydalanması için yarattığı hâlde, inanmayanların âciz varlıklar olan bir kısım hayvanlara tapınmalarından bahsedildiği için sûre bu ismi almıştır. En'âm sûresinde; İslâm dîninin îmân esasları, dünyâ hayâtının fânî (geçici), oyun ve eğlenceden ibâret olduğu, âhiretin daha hayırlı olduğu, hazret-i İbrâhim'in üvey babası ve kavmi ile olan mücâdelesi, hazret-i İshâk, Yâkûb, Dâvûd, Süleymân, Eyyûb, Yûsuf, Mûsâ, Hârûn, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ, İlyâs, İsmâil, Elyesa', Yûnus ve Lût'un aleyhimüsselâm fazîletleri (üstünlükleri), Allahü teâlânın adı anılmadan (Besmele çekilmeden) kesilen hayvanların etinden yememek, günahtan sakınmak, Allah'a ortak koşmamak, Ana-babaya iyilikte bulunmak, yetim malı yememek, ölçü ve tartıyı hakkıyla, eksiksiz yerine getirmek gibi hükümler bildirilmektedir. (Senâullah-ı Dehlevî, İbn-i Abbâs) En'âm sûresinde meâlen buyruldu ki: Dünyâ hayâtı oyun ve boş şeylerdir. Allah'tan korkanlar için, âhiret hayâtı elbette hayırlıdır. Böyle olduğunu niçin anlamıyorsunuz? (Âyet: 32) Gaybları ancak Allahü teâlâ bilir. O'ndan başka kimse bilmez. (Âyet: 59) Îmân edip de îmânlarına şirk (Allahü teâlâya ortak koşmak) karıştırmayanlar, işte onlar azabdan emin olup, doğru yolu bulanlardır. (Âyet: 82) Açıkta olsun gizli olsun, günâhlardan sakınınız. (Âyet: 120) Kim En'âm sûresini gece ve gündüz okursa, yetmiş bin melek ona salât (istiğfâr) eder ve onun için af diler. (Hadîs-i şerîf-Envâr-üt-Tenzîl)

12
Sözlük

Ateist

Dehrî, dinsiz. Kötülüklerin en kötüsü, Allahü teâlâya inanmamak (ateist olmak) tır. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Ateistler, Allahü teâlâya inanmazlar. "Her şey tabîat kânunları ile vâr oluyor. Bir yaratıcı yoktur. Dehr yâni zaman ilerledikçe, her şey değişmektedir" derler. (Seyyid Şerîf Cürcânî) Kitablarında din ile mücâdele eden ve "Dinleri yok etmek, materyalizmin, marksizmin alfâbesidir" diyen Lenin, iktidârı ele geçirdikten sonra Rusya'da ateistler birliğini kurmuştur. (Seâdet-i Ebediyye) Kendilerini akıllı, ilim adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizler üç kısımdır: 1) Ateistler. 2) Herşeyi tabîat yapıyor diyen tabî'iyyeciler. 3) Yunan filozofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristo'nun yolunda olanlar. (İmâm-ı Gazâlî)

13
Sözlük

Rü'yet-İ Taksîr

Kendini günâhkâr ve kabahatli, kusurlu görmek, kendini suçlamak. Namaz içinde uyulması gereken şartlar; ihlâs (amelinde samîmi olmak), tefekkür, havf(Allahü azîm-üş-şândan korkmak), recâ (Allahü azîm-üş-şânın rahmetini ummak), rü'yet-i taksîr ve mücâhede (nefs ve şeytanla mücâdele)dir. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)

14
Sözlük

Tefâhür

Öğünme. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyuruyor ki: Biliniz ki, dünyâ hayâtı; elbette la'b ( oyun ) ve lehv ( eğlence ) ve zînet ( süslenmek ) ve tefâhür ve malı, parayı ve evlâdı çoğaltmaktır. (Hadîd sûresi: 20) Üç şey için ilim öğrenme ve üç şey için de ilmi terk etme: Mücâdele, tefâhür ve riyâ (gösteriş) için ilim öğrenme! Öğrenmekten utanarak veya lüzûmu yok veya bilmesem de olur demek sûretiyle de ilmi terk etme! (Hazret-i Ömer) Zînet eşyâsını, başkalarına gösteriş, üstünlük sağlamak için kullanmak tefâhür olur. Tefâhür haramdır. (Ali bin Emrullah) Bu dünyâda tefâhür; mal, evlâd ve mevki gibi şeylerle olur. Halbuki bunların hepsinin bir emânet olduğu ve bir gün yok olacağı bellidir. O hâlde bunlara gönül bağlamak niye? (Ahmed Rif'at) Tefâhürden zevk duyarak büyüklenen kişi, malından soyunmuş olsaydı, hakîkatte kendisinin tefâhür edecek ve büyüklenecek hiçbir şeye sâhib olmadığını, yalnız bir vücûdu olup onun da göçe dönüşe (ölüme) hazır vaziyette beklediğini görür ve değerini anlardı. (Ahmed Rif'at)

15
Sözlük

Nûh Sûresi

Kur'ân-ı kerîmin yetmiş birinci sûresi. Nûh sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yirmi sekiz âyet-i kerîmedir. Nûh aleyhisselâmın, peygamber olarak gönderilişi ve mücâdeleleri anlatıldığından sûreye, Sûret-ün-Nûhdenilmiştir. Sûrede; Nûh aleyhisselâmın peygamber gönderilmesi, kavmini îmâna dâveti, onların inkârlarında devâm etmeleri ve Nûh tûfânı anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Vehb bin Münebbih, Taberî, Sa'lebî) Allahü teâlâ Nûh sûresinde meâlen buyurdu ki: Gerçekten biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Kavmine acıklı bir azâb gelmezden önce onları korkut" diye... (Nûh onlara) dedi ki: "Ey kavmim! Muhakkak ki ben, size (azâb ile korkutan) açık bir peygamberim; Allah'a ibâdet edin, O'ndan korkun ve bana da itâatedin." (Âyet: 1-3) Nûh şöyle demişti: "Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını sapıtırlar ve ancak bir nankör fâcir doğururlar. Rabbim! Beni, ana-babamı, mü'min olarak evime gireni, bütün mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla. Zâlimlerin ise, ancak helâkini artır... (Âyet: 26-28) Kim Nûh sûresini okursa, sanki Nûh'un (aleyhisselâm) dâvetini idrâk eden (kabûl eden) mü'minler gibi olur. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

16
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

17
Eser

MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER

Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye

18
Eser

BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD

Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas

19
Eser

SÛFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK

Avârifü’l-Maârif · 21. bölüm · Sûfi, Allah için bekarlığı tercih ettiği gibi; Allah için de evliliğe adım atar. Bekarlığın bir maksat ve dönemi olduğu gibi, evliliğin de bir gaye ve zamanı vardır. Sâdık bir müri

20
Eser

SÛFİLERİN AHLÂKI

Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo

21
Eser

KURBİYYET EHLİNİN NAMAZI

Avârifü’l-Maârif · 37. bölüm · Bu bölümde, namazın keyfiyetini, şeklini, şartlarını, zâhirî ve bâtıni edeblerini, ilmimizin ve anlayışımızın imkan verdiği ölçüde anlatmaya çalışacağız. Ancak, bu konuda söylenmiş

22
Eser

MÜRİDİN MÜRŞİDİNE KARŞI EDEPLERİ

Avârifü’l-Maârif · 51. bölüm · Müridlerin mürşidlerine karşı koruyacakları edeb, sûfilere göre edeblerin en önemlilerindendir. Onlar, bu konuda Hz. Rasûlullah’a (s.a.v) ve ashâbına uymaktadırlar. Bu konuda Cenâb

23
Eser

SOHBET VE KARDEŞLİĞİN EDEBLERİ

Avârifü’l-Maârif · 55. bölüm · Ebû Hafs Haddad’a müridin sohbet ve arkadaşlıktaki edebi sorulunca şöyle demiştir: “Mürşid ve büyüklere hürmet etmeye, kardeşleriyle iyi geçinmeye, küçüklere nasihat etmeye, büyükl

24
Eser

Sayfalar 168–173

Muzaffer Ozak Külliyatı · de, buyuruyor: «Benim size in'âm ettiğim nimetlerimi sayınağa kalksanız, takatiniz yetmez, sayamazsınız.» diyor. (Ve in ta'uddo nimetallahi la tuhsuha.) (Sûre-i Ibrahim: 34) Meâli