HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve tahsili
Berka'nın Defne bölgesindeki Butnân'da doğdu. Libya'daki en büyük Arap kabileleri arasında sayılan Menife'ye mensup Gays ailesindendir.
İlk eğitimini babasından aldı. Ardından tahsil için kardeşi Muhammed ile birlikte Senûsîler'in Zenzûr Zâviyesi şeyhi Seyyid Hüseyin el-Garyânî eş-Şemsî'nin yanına gönderildi; babasının ölümü üzerine de onun himayesine girdi.
Zenzûr'daki eğitiminden sonra, Senûsiyye'nin kurucusu Muhammed b. Ali es-Senûsî'nin 1859'da vefatından kısa süre önce yerleşip merkez zâviyesini faaliyete geçirdiği Cağbûb kasabasına gitti. Hareketin ikinci önderi Mehdî es-Senûsî'nin yanında öğrenimini tamamladı; sekiz yıl kaldığı bu zâviyede İslâmî eğitimi Şeyh ez-Zirvâlî el-Mağribî'den, dinî ilimleri Fâlih b. Muhammed ez-Zâhirî'den aldı.
Zâviye şeyhliği
Eğitim yıllarında Mehdî es-Senûsî'nin dikkatini çekti; 1895'te merkez zâviyeyi Kufra'daki Tâc köyüne taşırken onu da beraberinde götürdü.
1897'de, Cebelülahdar'daki kabilelerden Osmanlı Devleti'ne genelde tam itaat göstermeyen Merc kasabası yakınındaki Ubeyd kabilesine ait Kasûr Zâviyesi'ne şeyh tayin edildi. Bu kabileyi kısa zamanda Osmanlı idaresine yaklaştırdı ve bölgedeki diğer Arap kabileleri arasında süren kavgaları sona erdirdi. Özellikle Ubeyd kabilesini cihad hareketinin öncü kuvveti olacak şekilde eğitti.
Bu zâviyedeyken çocuklara İslâmî eğitim vermesi, yolculara ve çevredeki fakirlere ikramda bulunması, müntesiplerinin günlük işlerine yardım etmesi gibi faaliyetleriyle şöhreti arttı.
Çad yılları
Mehdî es-Senûsî 1899'da zâviyesini Çad sınırları içindeki Garû'ya taşıyınca onunla gidenler arasındaydı. Çad'ın güneyindeki Vedây Sultanlığı topraklarının Fransızlar tarafından işgalini önlemek için yapılan seferlere katıldı; bir müddet sonra Ayn Kelek'te açılan zâviyeye şeyh tayin edildi. Mehdî es-Senûsî'nin 1902'de Garû'da ölmesi üzerine buradaki faaliyetler yavaşladı ve o 1903'te Kasûr Zâviyesi'ne döndü.
İtalyan işgali ve cihad
İtalya'nın 27 Eylül 1911'de Osmanlı idaresindeki Trablusgarp vilâyetine çıkarma yapması üzerine, hareketin başındaki Ahmed Şerîf es-Senûsî'nin Kufra'da yaptığı toplantıya katıldı. Ardından Cebelülahdar'a dönüp Ubeyd kabilesini cihada hazırladı ve onlardan 1000 kişilik bir mücahid birliği kurdu; böylece İtalyanlar'a karşı ilk saldırıda bulunan birlikler arasında yer aldı.
Yerli ahali, yaklaşık yirmi yıl süren savaş boyunca dağlara çekilip İtalyanlar'a baskınlar düzenleyerek çarpışmalara katıldı.
Osmanlı ile bağ
1912'de Osmanlılar'ın Uşi Antlaşması sonucunda kuvvetlerini çekmesinin ardından, geride kalan askerleri Mısır'a götürmek isteyen Aziz el-Mısrî ile buna engel olmak isteyen Ahmed Şerîf es-Senûsî'nin adamları arasında çıkan çatışmada ara buluculukla görevlendirildi ve Berka bölgesinin kumandasını üstlendi.
I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Osmanlı Harbiye Nezâreti Teşkîlât-ı Mahsûsa vasıtasıyla bölgeye subaylar gönderdiğinde, Enver Paşa'nın kardeşi Nûri Paşa ile görüşmek için Butnân'a gitti.
Ahmed Şerîf es-Senûsî'nin İstanbul'a götürülmesinin (1917) ardından Osmanlı Devleti İdrîs es-Senûsî'yi halefi kabul etti. İdrîs es-Senûsî'nin genel vekili sıfatıyla direniş hareketinin kumandanlığına getirilen Ömer el-Muhtâr, başta Enver Paşa olmak üzere Türk subaylarından aldığı bilgiler ışığında emrindeki gönüllüleri sayıları 100 ile 300 arasında değişen birliklere ayırdı. Kabileleri üç ayrı bölgede teşkilâtlandırıp her biri için kaymakam ve kadı görevlendirdi ve tamamını kendine bağladı. Enver Paşa'nın Trablusgarp savaşı yıllarında askerî eğitim için İstanbul'a gönderdiği, yetişip dönen yerli subaylar da yanında yer aldı.
Mısır'a giden heyet
İdrîs es-Senûsî 1922'de tedavi gerekçesiyle Mısır'a gitmiş, yerine kardeşi Muhammed Rızâ'yı vekil bırakmıştı. 27 Şubat 1923'te Ömer el-Muhtâr son gelişmeleri görüşmek üzere bir heyetle Mısır'a gitti ve Arap ve İslâm dünyasına yardım çağrısında bulundu.
İdrîs es-Senûsî, Mısır'da güven içinde yaşaması karşılığında bu ülkenin İtalya ile anlaştığını ileri sürerek talep edilen yardım konusunda bir şey yapamayacağını söyledi.
Bu arada Mısır'a geçtiğini öğrenen İtalyanlar bir heyet gönderip cihaddan vazgeçmesini, Mısır'da yaşamasını, Berka'ya dönerse kendisine bir köşk tahsis edilip maaş bağlanacağını bildirdiler. Teklifleri reddetti; dönüşünde Ebyârülgubâ'da saldırıya uğradıysa da kurtulmayı başardı (23 Nisan 1923).
Yalnız kalış
İdrîs'ten ümit kalmayınca 20 Şubat 1924'te heyet arkadaşlarıyla birlikte Ahmed Şerîf es-Senûsî'ye mektup gönderdi: İtalyanlar'ın daha önceki anlaşmaları iptal ettiklerini, Trablusgarp halkının başsız bırakıldığını, askerî bir düzeni olmayan birliklerle Cebelülahdar'da cihada devam edeceklerini bildirdi ve para, silâh ve erzak istedi. Bütün bölgeleri gezerek Berka, Trablus ve Fizan'daki direnişleri tek bir idare altında toplamaya çalıştı.
9 Şubat 1929'da, Ahmed Şerîf'in kardeşi Seyyid Safiyyüddin'in idare ettiği Cağbûb'u İdrîs es-Senûsî'den aldığı emir üzerine direnmeksizin İtalyanlar'a teslim etmesi onu büyük bir destekten mahrum bıraktı.
Vurkaç
Kuvvetleri İtalyanlar'a karşı vurkaç taktiği uygulamaya başladı. Rahîbe'de çok sayıda İtalyan askeri esir alındı; Akīretü'l-Matmûra'da önemli adamlarından bir kısmını kaybederken İtalyanlar'a da büyük kayıplar verdirdi. 22 Nisan 1927'de Derne'de İtalyan ordusunun yedinci taburuna büyük zayiat verdirmesinin ardından işgal bölgelerindeki Senûsî zâviyeleri ve camiler kapatılıp şeyhler tutuklandı.
Berka bölgesi direnişin merkezine dönüştüğü için İtalya 1928'de burayı topyekün işgale karar verdi. 1923-1929 arasında bölgeye tayin edilen dört vali Ömer el-Muhtâr karşısında başarısız kaldı; 1929'da Trablusgarp ile Bingazi birleştirilip sömürge genel valiliğine Pietro Badoglio getirildi. Badoglio adına yapılan görüşmede direnişten vazgeçerse Hicaz'a veya Mısır'a gidebileceği ve kendisine para verileceği söylendi; bu teklifler de reddedildi.
Graziani ve kamplar
10 Ocak 1930'da Sirenayka valiliğine, o güne kadar tayin edilenlerin en acımasızı olarak bilinen Rodolfo Graziani getirildi. Mücahidlerin Libya'dan ve dış dünyadan yardım almasını önlemek için bölgenin Fizan, Kufra ve Mısır ile bağlarının koparılması kararlaştırıldı: Cebelülahdar'daki siperler uçaklarla bombalandı, Merzûk ve Gāt işgal edildi, Kufra'nın merkezi Tâc köyü 18 Ocak 1931'de düştü.
Direnişe en büyük destek Mısır'dan geldiği için Graziani, Sellûm yakınındaki deniz kıyısından güneydeki Cağbûb'a kadar uzanan yaklaşık 270 kilometrelik bir mesafeyi 2 metre yüksekliğinde ve 3 metre genişliğinde dikenli tellerle kapattırdı; yardım gelen tek yön de kesildi.
Bölgedeki yerli ahali önce Aynülgazâle kampına kapatıldı, dört ay sonra 1934'e kadar kalacakları Akīle, Makrûn, Sulûk ve Berîka kamplarına dolduruldu; mücahidlerin yerlilerle irtibatı kesildi. Verimli arazilerin tamamı İtalya'dan getirilen ailelere verildi. Kamplarda bulunanların yarısı açlık ve hastalık yüzünden öldü, bazıları mücahidlere bağlılıklarını sürdürdükleri bahanesiyle idam edildi; sadece Berîka kampında 1930-1932 arasında 30.000 kişi öldü.
Esareti ve idamı
Yaşının ilerlediği gerekçesiyle Mısır'a gidip yerleşmesi yolundaki tavsiyelere karşılık mücadeleyi sürdürmeye kararlı olduğunu bildiriyordu; bu azminden ötürü kendisine “çöl aslanı” unvanı verilmişti.
11 Eylül 1931'de adamlarıyla birlikte sahâbeden Seyyid Râfi'in kabrini ziyarete gittiklerinde İtalyan çemberi içinde kaldılar ve esir düştü. Yapılan mahkemede “İtalyan tebaası bir isyankâr” olarak yargılandı ve idama mahkûm edildi (15 Eylül 1931). Ertesi gün Sulûk kampında tutulan 20.000 civarındaki halkın önünde asılarak idam edildi.
Afrika'daki Avrupa sömürgeciliğine karşı en önemli direniş hareketlerinden birini ortaya koyan Ömer el-Muhtâr, Berka halkının Senûsiyye içinde kendi rızalarını kazananlara verdiği “seyyid” unvanıyla ve “şeyhü'ş-şühedâ” (şehidlerin şeyhi) olarak anıldı.