ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
30 sonuç · “Cem‘”
01Cemâliyye
Cemâliyye, Halvetiyye'nin dört ana gövdesinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Cemâliyye-i Uşşâkıyye
Uşşâkıyye içinde Cemâlî nispetiyle anılan şube.
Sünbüliyye
Sünbüliyye, Cemâl-i Halvetî'nin halifesi Sünbül Sinân'ın Koca Mustafa Paşa Âsitânesi merkezinde teşkilatlandırdığı Halvetî koludur. İstanbul'da doğan ilk büyük tarikat kollarından biri olarak zikir, halvet, devrân, vaaz, musiki ve edebiyat çevrelerini bir araya getirdi.
Şâbâniyye
Şâbâniyye, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolundan Şeyh Şâbân-ı Velî'ye nispet edilen; halvet, zikr-i dâimî, aşk, irfan, hizmet ve zâhir-bâtın dengesi etrafında gelişen tasavvuf yoludur.
Şirvânî–Kafkasya Hattı
İsmâil Sirâceddin Şirvânî'den Has Muhammed, Muhammed Yeragī ve Cemâleddin Gazi-Kumûkī üzerinden Kafkasya'ya yayılan Hâlidî silsile.
Cemâleddîn Gazi-Kumukî
Cemâleddîn Gazi-Kumukî (ö. 1286/1869), Muhammed Yeragî’nin halifesi olarak Nakşibendiyye-Hâlidiyye’yi Dağıstan’da yayan; Gazi Muhammed ile Şeyh Şâmil’in mânevî çevresinde yer alan; 1859’dan sonra Kars üzerinden Üsküdar’a hicret eden âlim, mürşid ve müelliftir.
Cemâleddîn Mahmud Hulvî
Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Cemâleddîn-i Efgānî
Cemâleddîn-i Efgānî (1254/1838-1314/1897), Kahire, İstanbul, Hindistan, İran ve Avrupa arasında yürüttüğü eğitim, yayın ve siyasî faaliyetlerle İslâm dünyasında ıslah, hürriyet, dayanışma ve sömürge karşıtı düşünceyi etkileyen fikir ve siyaset adamıdır.
Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi
Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi (ö. 1010/1601-02), Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin torunu; Sahn ve Edirne Sultan Bayezid medreselerinde müderrislik, Lofça, Halep, Mekke, Bursa ve Mısır’da kadılık yapan; Makrîzî’nin el-Hıtat’ını Türkçeye çeviren Osmanlı âlimi, kadısı ve hayır sahibidir.
Cemşâh-ı Karamânî
Cemşâh-ı Karamânî (ö. 943/1536), Cemâl-i Halvetî’nin oğlu, Sünbül Sinan’ın halifesi ve Koca Mustafa Paşa Dergâhı’nda pişkademlik yaptıktan sonra Karaman çevresinde irşad faaliyetinde bulunan Halvetî-Sünbülî şeyhidir.
Abdüllatîf en-Nakşibendî
Abdüllatîf en-Nakşibendî (ö. 1563-64), Emîr Buhârî’nin halifesi Hâce Mahmud Efendi’nin müridi, damadı ve Fâtih’teki hânkāhın halefidir; İstanbul’daki erken Ahrârî-Nakşibendî mirasını tekke, sohbet ve kitap hizmetiyle sürdürmüştür.
Acem Hoca Sâdık
Acem Hoca diye tanınan İsfahanlı Sâdık (ö. 1132/1719-20), İstanbul Fethiye'deki Sinan Paşa Medresesi'nde talebelere Farsça öğreten; Türkçe ve Farsça şiir örnekleri Vekāyi‘u’l-Fuzalâ'da korunan şair ve hocadır.
Acem Seyyid Ömer Efendi
Acem Seyyid Ömer Efendi (ö. 4 Rebîülevvel 1138/1725), Mirza Mustafa Efendi'den mülâzemet alan; Hayreddin Paşa Medresesi'nin ilk müderrisliğinden Sahn-ı Semân ve altmışlı medreselere yükselen Osmanlı âlimidir.
Alâiyeli Seyyid Süleyman el-Halvetî
Alâiyeli Seyyid Süleyman (ö. 27 Cemâziyelevvel 1064/15 Nisan 1654), Şeyh Ali Efendi’den inâbe alan, Kasımpaşa’da bulunduktan sonra Bursa Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi postunu yaklaşık otuz sekiz yıl taşıyan Halvetî şeyhidir.
Ârifî Fethullah Çelebi
Ârifî Fethullah Çelebi (ö. 969/1561-62), Kanûnî devrinde beş ciltlik minyatürlü Osmanlı şehnâmesini hazırlayan; evindeki saray atölyesinde hattat ve nakkaşları yöneten Farsça şair ve resmî tarihçidir.
Baldırzâde Abdurrahman Efendi
Baldırzâde Abdurrahman Efendi (ö. Şaban 970/1563), Zenbilli Ali Cemâlî’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; İstanbul, Edirne ve Tire medreselerinden sonra Medine ve Halep kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Bâyezîd-i Rûmî
Bâyezîd-i Rûmî, Gelibolu’da doğup Tire’de tahsil gören; Cemâl-i Halvetî’nin işaretiyle Edirne Kıyık’ta zâviye kuran ve Sırr-ı Cânân ile Secencelü’l-ervâh’ı yazan Halvetî şeyhi ve mutasavvıf şairdir.
Cem‘
2.3.2. Cem‘ ve Fark Tasavvufta kulun, mahlûkât ve rabbi ile olan ilişkisini anlatmak için kullanılan kavramlardan cem‘ ( ع مجلا) ve fark (ق رفلا) tasavvuf klasiklerinin ekseriyetinde yer almaktadır. Bunlardan Serrâc, Kelâbâzî, Kuşeyrî ve Hücvîrî cem‘ ve fark kavramlarını bir tasavvuf ıstılâhı olarak ele almıştır.619 Fark kavramına eserinde değinmeyen Herevî ise cem‘ kavramına makamlar arasında yer vermiştir.620 Herevî’nin makamları 100 menzil halinde ele aldığı ve cem‘ makamının da 99. sırada olduğu düşünüldüğünde bu kavramın tasavvufî eğitim içerisindeki değeri ve konumu daha iyi anlaşılacaktır. Cem‘, sözlükte “toplamak, parçaları bir araya getirmek, iki şeyi birleştirmek, biriktirmek, dikkat ve iradeyi b ir noktaya o daklamak ve parçalarını birbirine yaklaştırarak bir nesneyi bir bütün haline getirmek” gibi mânâlara gelmektedir.621 Cem‘ kavramının tam zıddı bir mânâya sahip olan fark ise “ayırmak, infisâl, ayırt etmek ve ayırt edici nitelik” olarak anlamlandırılmaktadır.622 Tasavvuf ıstılâhı olarak ise cem‘ kavramı, mahlûkâtı ve kâinâtı aradan çıkartarak her şeyi Allah’tan bilmek suretiyle Hak ile beraber olmayı, fark ise Hakk’ın yanında halkı da gözeterek kulluk vazifelerini yerine getirme halini ifade eder.623 Ayrıca hakkı halksız müşâhede etmek624 ve yalnızca Allah’ı görmek cem‘, kul i le Hak arasına halkın girmesi, diğer bir deyişle yapılan işlerde halkı da göz önünde bulundurmak ise fark hali olarak adlandırılır.625 Sûfîlere göre cem‘de, kadîm (önce- 619 Bkz. Serrâc, el-Luma‘; Kelâbâzî; Hücvîrî; Kuşeyrî. 620 Herevî. 621 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, 201; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, VIII, 678; Semîn el-Halebî, Umdetü’l-huffâz, I, 337; Hakîm, el-Mu‘cemü’s-sûfî, 269; Firûzâbâdî, Besâir, III, 390; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, XX, 451; Tehânevî; Hasan Kamil Yılmaz, “Cem’”, DİA, İstanbul, 1993, VII, 278. 622 Râgıb el-İsfahânî; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XXXVIII, 3397; Semîn el-Halebî, Umdetü’l-huffâz, III, 337; Firûzâbâdî, Besâir, IV, 186; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, XXVI, 279; Tehânevî; Süleyman Uludağ, “Fark”, DİA, İstanbul, 1993, VII, 171. Hücvirî, cem‘ ve fark kavramlarını her taifenin kendi ibare ve ifadelerini anlatmak için kendi ihtisas sahalarında farklı şekilde anlamlandırdıklarını, söz gelimi Matematikçilerin “toplama ve çıkarma”yı, fukahanın “kıyasın cem’ini ve nassı tefrik etme”yi, usulcülerin “zâtî sıfatların cem’ini, fiilî sıfatların tefrikası”nı kasteddiklerini fakat sûfilerin daha başka bir anlam kattıklarını belirtir. Bkz. Hücvîrî. 623 Serrâc, el-Luma‘; Kuşeyrî; Cürcânî, et-Ta‘. 624 Kâşânî. 625 Herevî, cem‘ makamını üçe ayırır: Cem‘u’l-ilm: Sâlikin bütün dikkat ve bilgilerini tek noktada toplayarak ledünnî bilgi içinde yok olmasıdır. 2. Cem‘u’l-vücûd: Sâlikin kensiz) olan ile hâdis (sonradan) olan arasındaki ayrılık ortadan kalkmaktadır.626 Ebû Ali ed-Dekkâk, “Fark, sana nisbet edilen şeydir. Cem‘ ise sana nisbet edilemeyen şeydir.” derken fark halinin, kulluk vazifelerini yerine getirme gibi kulun kendi çaba ve gayreti ile alakalı, cem‘ halinin ise Allah’ın lütuf ve ihsânda bulunması gibi kulun elinde olmayan Cenâb-ı Hakk’a müteallik olan durum ve haller olduğunu ifade etmektedir.627 İbadet, kulluk, mücâhede, dua, yalvarma, hamd, şükür ve tevbe gibi mekâsib (kulun kendi iradesi ile kazanımları) fark halinde, kulun Allah’ın kendisine olan seslenişini gönlünde hissetmesi, ilham, müşâhede, keşf ve mârifet gibi mevhibeler (Allah’ın kuluna ihsân ettiği lütuflar) ise cem‘ halinde meydana gelir.628 Diğer bir deyişle şeriat farka, hakikat ise cem‘e tekabül etmektedir.629 Tasavvuf kaynaklarında cem‘ kavramının üzerinde bir de c em‘ü’l-cem‘ (عمجلا عمج) mertebesinden bahsedilmektedir. Kuşeyrî’nin cem‘ kavramından sonra bahsettiği cem‘ü’lcem‘e Hücvîrî de eserinde yer vermiştir.630 Sâlikin kendisi ve mahlûkatı görmesi bununla birlikte her şeyin Hak ile kaim olduğuna şâhid olması cem‘ kavramıyla ifade edilirken kendi varlığı ve mahlûkatı görmeyip yalnızca Allah’ı müşâhede etmesi c em‘ü’l-cem‘ kavramı ile ifadesini bulmuştur. Cem‘ü’l-cem‘ kavramı ile ilgili olarak Hz. Peygamber’in M i‘râc gecesinde kendisine iki cihan ve iki âlem gösterildiği halde hiçbir şeye iltifat etmemiş olması örnek verilmektedir. Sûfîlere göre Hz. Peygamber c em‘ü’l-cem‘ makamında olduğundan dolayı gözü hiçbir şey görmemiş ve Kur’an’da bu husus “Göz hiçbir tarafa kaymadı, hiçbir tarafa sapmadı.” âyeti ile ifade edilmiştir.631 Öte yandan Kur’an’da cem‘ ve fark kavramları kelime kökü olarak pek çok yerde geçmektedir.632 Fakat sûfîler cem‘ ve fark kavdi maddî ve fâni varlığından sıyrılarak Hakk’ın varlığına ermesidir. 3. Cem‘u’l-ayn: Kulun Hakk’ın zâtında fâni olarak iki ayrı vücut görmekten kurtulmasıdır. Herevî. 626 Tehânevî. 627 Kuşeyrî. 628 Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî; Kara. 629 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. 630 Kuşeyrî; Hücvîrî. 631 Necm, 53/17; Hücvîrî. 632 Bkz. Fuâd Abdülbâkî, Muhammed, el-Mu‘. ramlarına yükledikleri anlamı lafzen değil, mânâ itibariyle muhtelif âyetlerle ilişkilendirmişlerdir. Bu âyetlerden ilki Kuşeyrî’nin de içinde bulunduğu bazı sûfîler tarafından cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiği öne sürülen Fatiha sûresinin beşinci âyetidir:. نُ يعِ تَسْ نَ كَ ايَِّٕاوَ دُ بُعْ نَ كَ ايَِّٕا “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”633 Mutasavvıflar bu âyetteki (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) “Yalnız sana kulluk ederiz” ibaresinin farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) “yalnız senden yardım dileriz” ifadesinin ise cem‘ kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.634 Nitekim âyette belirtilen Allah’a kulluk ve ibadet etme fiilinin fark halinde, her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca Allah’tan dileme ve bunun sonucunda Allah’tan gelecek olan lütuf ve ihsânların ise cem‘ halinde meydana geldiğini ifade ederler. Ayrıca onlara göre âyetin ilk cümlesi kulluğa, ikinci cümlesi ise mârifete delâlet etmektedir.635 Mutasavvıflar zihin dünyalarında bu kavramlar ile söz konusu âyet arasında bir şekilde bağlantı kurabilmiş olsalar da bu yorumlara ne tefsirlerde ne de sûfîlerin işârî tevillerine yer veren eserlerde rastlanmaktadır.636 Ancak 19. asırda yaşamış olan İbn Acîbe’nin tefsirinde bu kavramlara dair bir alıntı yapıldığı görülmektedir. İbn Acîbe’nin naklettiğine göre Şâzelî Tarikatı’nın şeyhlerinden Ebû Abbas el-Mürsî (v. 685/1287) (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin şeriat, İslâm, ibadet ve farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin ise hakikat, ihsân, ubûdiyyet ve cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir.637 Bu âyetin işârî tevillerinde dahi cem‘ ve fark kavramlarına değinilmemiş olması, âyetin söz konusu kavramlarla ilişkilendirilmesinin sûfî müfessirler arasında dahi rağbet görmediği anlamına gelmektedir. Nitekim Kuşeyrî, er-Risâle’de cem‘ ve farka bu âyeti misal getirmesine rağmen Letâifü’l-işârât’da söz konusu âyeti açıklarken cem‘ ve fark kavramlarına değinmemiş olması düşündürücüdür. Öte yandan sûfîlerin dikkatleri bu iki kavrama çekmek için her namazda okunan ve her müminin bildiği bu âyeti burada misal vermiş oldukları da düşünülebilir. 633 Fatiha, 1/5. Bkz. Kuşeyrî. 634 Kuşeyrî; Cürcânî, et-Ta‘. 635 Kuşeyrî. 636 Örneğin Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, Kuşeyrî, İbn Cüzey, Bursevî ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. 637 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. Sûfîlerin cem‘e işaret ettiğini belirttikleri diğer bir âyet ise Enfâl sûresindeki. ىمٰ رَ هَ ل(cid:1112) لا نَّ كِ ـ ٰ لوَ تَ يْمَ رَ ذْ ِا تَ يْمَ رَ امَ وَ “Attığın zaman da aslında sen atmadın, Allah attı.” âyetidir.638 Burada ezelî ve ebedî olan Allah’ın, atma fiilini mâsivâyı aradan çıkartarak kendisine nisbet etmesinin cem‘ kavramına ve cem‘de fenâ bulmaya işâret olduğu belirtilmektedir.639 Hücvîrî, bu âyetteki atma fiilinin Allah’a izafe edilmesinin cem‘e işaret ettiğini, buna mukabil (تَ ولُاجَ دُ وُ ادَ لَ تَقَوَ ) “Davut, Câlut’u öldürdü.”640 âyetinde öldürme fiilinin Hz. Davut’a nisbet edilmesinin ise farka işaret ettiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Hücvîrî, insanın mutad fiilleri cinsinden olmayan harikulade hadiselerin failinin Allah olduğu, dolayısıyla mucize ve kerâmetlerin tamamen cem‘ anında vuku bulduğu, insanın mutad fiillerinin ise fark hali ile ilişkili olduğunu ifade etmektedir.641 Bununla birlikte söz konusu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiğine dair tefsirlerde malumat bulunmamakta, sûfîlerin tevillerini içeren eserlerde642 ise yalnızca Kuşeyrî’nin bu kavramlara değindiği görülmektedir. Kuşeyrî (تَ يْمَ رَ ذْ ِٕا) “attığın zaman” ifadesinin farka (ىمرَ هَ لَّ لا نَّ كِ لوَ ) “fakat Allah attı” ifadesinin ise cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir. Nitekim ona göre fark ubudiyetin, cem‘ ise r ubûbiyyetin sıfatıdır.643 İbn Kayyim el-Cevziyye ise bu âyetin cem‘ kavramı ile i rtibatlandırılmasını doğru bulmamaktadır. Nitekim bu doğru olsaydı Hz. Peygamberin namaz, oruç, kurban vs. tüm fiillerinin Allah’a nisbet edilmiş olması gerekirdi. Ona göre bu âyet Bedir savaşında yaşanan özel bir h adiseyle ilgilidir. Hz. Peygamberin cem‘ makamında olması ile ilişkilendirilemez.644 Cem‘ ve fark kavramları ile ilgili ele aldığımız eserlerde bu 638 Enfâl, 8/17. Bkz. Hücvîrî; Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, 134. 639 Tilimsânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s.. 640 Bakara, 2/251. 641 Hücvîrî. 642 Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, İbn Cüzey, Bursevî, İbn Acîbe ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. Bursevî bu âyeti tecellî kavramı ile açıklamaktadır. Ona göre, Allah bir kuluna kendi sıfatlarından biriyle tecellî ettiğinde, kul tıpkı bu âyette olduğu gibi o sıfata uygun bir fiil ile hareket eder. Aynı tecellî durumu Hz. İsa için de geçerlidir. Nitekim Allah yaratma sıfatı ile Hz. İsa üzerine tecellî etmiş ve böylece Hz. İsa ölüleri diriltme vasfına sahip olmuştur. Bursevî, Rûhu’l-beyân, III, 326. 643 Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 610. 644 İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, III, 330. iki âyete değinilmiş olmakla birlikte kaynaklara baktığımızda başka âyetlerin de bir şekilde söz konusu kavramlar ile ilişkilendirildikleri görülmektedir.645 Haddizatında Hücvîrî’nin de ifade ettiği gibi mucizelerin cem‘ ifade ettiği düşünüldüğünde Kur’an’dan cem‘e dair örnekler bulmak zor olmayacaktır. Fakat bu kavramlar ve ilgili âyetler düşünüldüğünde, kavramların terim haline gelmesinin belirli âyetlerden yola çıkılarak mı yapıldığı yoksa ıstılâhlaşmış olan kavramlara örnek niteliğinde ilgili âyetlerin mi tespit edildiği net olarak anlaşılamayan bir durumdur. Nitekim işârî tevil içeren tefsirlerde dahi söz konusu kavramlara çok nadiren yer verilmiş olması, âyetlerin kavramlara örnek olarak sonradan tespit edildiği kanaatinin daha kuvvetli olduğunu göstermektedir. İlgili âyetlerin terimleşme süreci sonrasında bu kavramlara örnek niteliğinde tespit edildiği düşünüldüğünde, tasavvufun diğer ilimler arasındaki meşruiyetini sağlama amacıyla bu temellendirme işleminin yapılmış olabileceği düşünülebilir. Öte yandan Serrâc, cem‘ halinde kişinin zihninde yalnızca Allah’ın var olduğunu, tefrika halinde ise dünya, âhiret ve kâinâtı ayrı ayrı tasavvur edebildiğini belirterek Kur’an’daki bazı âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile ilişkilendirmektedir. Bu bağlamda eserine aldığı ilk âyette şöyle buyurulmaktadır:. طِ سْ قِ لْابِ امً ئِاقَ مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ هُ لَّ لا َدِهَش “Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler.”646 Serrâc bu âyetteki (هُ لَّ لا دَ هِ شَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ) “Allah, ondan başka ilâh olmadığına şâhidlik etti” ifadesinin cem‘ kavramına (مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ ) “melekler ve ilim sahipleri de...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.647 Serrâc ilk bölümde Allah’ın kendisini için yaptığı şâhitlikte mahlûkâtı aradan çıkartması, ikinci bölümde ise melekleri ve ilim sahiplerini zikrederek onları da devreye sokması yönüyle cem‘ ve fark kavramları ile ilişki kurmuştur. 645 Örneğin Kuşeyrî (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ ينِوعُبِتَّافَ هَلَّلا نَوبُّحِ تُ مْتُنْكُ نِْٕا لْ قُ) “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.’” (Âl-i İmrân, 3/31) âyetindeki (هَلَّلا نَوبُّحِ تُ) ifadesinin fark (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ) ifadesinin ise ceme işaret ettiğini belirtmektedir. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 235.) Kuşeyrî’nin cem‘ ile ilgili verdiği diğer bazı âyetler için bkz. Göztepe. Cem‘ ve fark kavramları ile Âl-i İmrân, 3/18 ve Bakara, 2/115 âyetleri de ilişkilendirilmektedir. Bkz. Özköse. 646 Âl-i İmrân, 3/18. Serrâc, el-Luma‘. 647 Serrâc, el-Luma‘. Benzer bir ilişki Serrâc’ın delil getirdiği başka bir âyette de görülmektedir. Burada da Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:. مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اولُوقُ “Deyin ki: Allah’a, bize indirilene ve İbrâhim’e indirilene inandık.” âyetidir.648 Serrâc bu âyetteki (هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اوُلوُق) “Deyin ki: Allah’a iman ettik.” ifadesinin cem‘ kavramına ( مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ ) “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.649 Burada da yine Allah’a iman etme esnasında mahlûkatın devreden çıkması, “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinde ise yaratılmış olanların da insanın zihnine gelmesi sebebiyle bu âyetin cem‘ ve fark kavramları kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:. مٍ يقِ تَسْ مُ طٍ ارَ صِ ىلَِٕا ءُ اشَ يَ نْ مَ يدِ هْ يَوَ مِ الَ سَّ لا رِ ادَ ىلَِٕا وعُ دْ يَ هُ لَّ لاوَ “Allah sizi ebedî mutluluk ve esenlik yurduna çağırmaktadır. Allah dilediği/layık gördüğü kimseleri doğru yola iletir.”650 Hücvîrî bu âyetin ilk cümlesinin cem‘e işaret ettiğini nitekim herkesi aynı şeye çağırmış olduğunu, ikinci cümlesinin ise farka işaret ettiğini zira Allah’ın belli bir cemaati tefrik ederek onlara hidâyeti nasib ettiğini belirtir.651 Yukarıda cem‘ v e fark kavramları ile ilgili olduğu mutasavvıflarca öne sürülen âyetlerin zâhirinden söz konusu kavramlar ile ilişki kurulması mümkün gözükmemektedir. Ancak mutasavvıflar birtakım işârî teviller ile bu âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile irtibatlandırmışlardır. Fakat bu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına kaynaklık mı ettiği yoksa zaten tasavvufta ıstılâhlaşmış olan bu kavramlara uygun örnekler olarak mı tasavvuf kaynaklarında yer almaya başladığı tartışılabilir gözükmektedir. Öte yandan sûfîlerin cem‘ kavramına terim anlamını kazandırmasında şu hadisin etkili olduğunu da burada belirtmemiz gerekir: Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: ‘... Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gö- 648 Bakara, 2/136. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 649 Serrâc, el-Luma‘. 650 Yûnus, 10/25. Bkz. Hücvîrî. 651 Bkz. Hücvîrî. ren gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum...’”652 Hücvîrî’ye göre kul mücâhedede öyle bir seviyeye gelir ki artık Allah, kulunu fiillerini kendisine nisbet etmekten uzaklaştırır, böylece işittiğini rabbi ile işitir, söylediğini rabbi ile söyler hale gelir. Nitekim Hücvîrî, Hz. Peygamber’in “Hak Ömer’in dilinde konuştu.” buyurduğunu naklederek aynı durumun Hz. Ömer için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.653 Cem‘u’l-vücûd: Sâlikin kensiz) olan ile hâdis (sonradan) olan arasındaki ayrılık ortadan kalkmaktadır.626 Ebû Ali ed-Dekkâk, “Fark, sana nisbet edilen şeydir. Cem‘ ise sana nisbet edilemeyen şeydir.” derken fark halinin, kulluk vazifelerini yerine getirme gibi kulun kendi çaba ve gayreti ile alakalı, cem‘ halinin ise Allah’ın lütuf ve ihsânda bulunması gibi kulun elinde olmayan Cenâb-ı Hakk’a müteallik olan durum ve haller olduğunu ifade etmektedir.627 İbadet, kulluk, mücâhede, dua, yalvarma, hamd, şükür ve tevbe gibi mekâsib (kulun kendi iradesi ile kazanımları) fark halinde, kulun Allah’ın kendisine olan seslenişini gönlünde hissetmesi, ilham, müşâhede, keşf ve mârifet gibi mevhibeler (Allah’ın kuluna ihsân ettiği lütuflar) ise cem‘ halinde meydana gelir.628 Diğer bir deyişle şeriat farka, hakikat ise cem‘e tekabül etmektedir.629 Tasavvuf kaynaklarında cem‘ kavramının üzerinde bir de c em‘ü’l-cem‘ (عمجلا عمج) mertebesinden bahsedilmektedir. Kuşeyrî’nin cem‘ kavramından sonra bahsettiği cem‘ü’lcem‘e Hücvîrî de eserinde yer vermiştir.630 Sâlikin kendisi ve mahlûkatı görmesi bununla birlikte her şeyin Hak ile kaim olduğuna şâhid olması cem‘ kavramıyla ifade edilirken kendi varlığı ve mahlûkatı görmeyip yalnızca Allah’ı müşâhede etmesi c em‘ü’l-cem‘ kavramı ile ifadesini bulmuştur. Cem‘ü’l-cem‘ kavramı ile ilgili olarak Hz. Peygamber’in M i‘râc gecesinde kendisine iki cihan ve iki âlem gösterildiği halde hiçbir şeye iltifat etmemiş olması örnek verilmektedir. Sûfîlere göre Hz. Peygamber c em‘ü’l-cem‘ makamında olduğundan dolayı gözü hiçbir şey görmemiş ve Kur’an’da bu husus “Göz hiçbir tarafa kaymadı, hiçbir tarafa sapmadı.” âyeti ile ifade edilmiştir.631 Öte yandan Kur’an’da cem‘ ve fark kavramları kelime kökü olarak pek çok yerde geçmektedir.632 Fakat sûfîler cem‘ ve fark kavdi maddî ve fâni varlığından sıyrılarak Hakk’ın varlığına ermesidir. 3. Cem‘u’l-ayn: Kulun Hakk’ın zâtında fâni olarak iki ayrı vücut görmekten kurtulmasıdır. Herevî. 626 Tehânevî. 627 Kuşeyrî. 628 Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî; Kara. 629 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. 630 Kuşeyrî; Hücvîrî. 631 Necm, 53/17; Hücvîrî. 632 Bkz. Fuâd Abdülbâkî, Muhammed, el-Mu‘. ramlarına yükledikleri anlamı lafzen değil, mânâ itibariyle muhtelif âyetlerle ilişkilendirmişlerdir. Bu âyetlerden ilki Kuşeyrî’nin de içinde bulunduğu bazı sûfîler tarafından cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiği öne sürülen Fatiha sûresinin beşinci âyetidir:. نُ يعِ تَسْ نَ كَ ايَِّٕاوَ دُ بُعْ نَ كَ ايَِّٕا “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”633 Mutasavvıflar bu âyetteki (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) “Yalnız sana kulluk ederiz” ibaresinin farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) “yalnız senden yardım dileriz” ifadesinin ise cem‘ kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.634 Nitekim âyette belirtilen Allah’a kulluk ve ibadet etme fiilinin fark halinde, her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca Allah’tan dileme ve bunun sonucunda Allah’tan gelecek olan lütuf ve ihsânların ise cem‘ halinde meydana geldiğini ifade ederler. Ayrıca onlara göre âyetin ilk cümlesi kulluğa, ikinci cümlesi ise mârifete delâlet etmektedir.635 Mutasavvıflar zihin dünyalarında bu kavramlar ile söz konusu âyet arasında bir şekilde bağlantı kurabilmiş olsalar da bu yorumlara ne tefsirlerde ne de sûfîlerin işârî tevillerine yer veren eserlerde rastlanmaktadır.636 Ancak 19. asırda yaşamış olan İbn Acîbe’nin tefsirinde bu kavramlara dair bir alıntı yapıldığı görülmektedir. İbn Acîbe’nin naklettiğine göre Şâzelî Tarikatı’nın şeyhlerinden Ebû Abbas el-Mürsî (v. 685/1287) (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin şeriat, İslâm, ibadet ve farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin ise hakikat, ihsân, ubûdiyyet ve cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir.637 Bu âyetin işârî tevillerinde dahi cem‘ ve fark kavramlarına değinilmemiş olması, âyetin söz konusu kavramlarla ilişkilendirilmesinin sûfî müfessirler arasında dahi rağbet görmediği anlamına gelmektedir. Nitekim Kuşeyrî, er-Risâle’de cem‘ ve farka bu âyeti misal getirmesine rağmen Letâifü’l-işârât’da söz konusu âyeti açıklarken cem‘ ve fark kavramlarına değinmemiş olması düşündürücüdür. Öte yandan sûfîlerin dikkatleri bu iki kavrama çekmek için her namazda okunan ve her müminin bildiği bu âyeti burada misal vermiş oldukları da düşünülebilir. 633 Fatiha, 1/5. Bkz. Kuşeyrî. 634 Kuşeyrî; Cürcânî, et-Ta‘. 635 Kuşeyrî. 636 Örneğin Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, Kuşeyrî, İbn Cüzey, Bursevî ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. 637 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. Sûfîlerin cem‘e işaret ettiğini belirttikleri diğer bir âyet ise Enfâl sûresindeki. ىمٰ رَ هَ ل(cid:1112) لا نَّ كِ ـ ٰ لوَ تَ يْمَ رَ ذْ ِا تَ يْمَ رَ امَ وَ “Attığın zaman da aslında sen atmadın, Allah attı.” âyetidir.638 Burada ezelî ve ebedî olan Allah’ın, atma fiilini mâsivâyı aradan çıkartarak kendisine nisbet etmesinin cem‘ kavramına ve cem‘de fenâ bulmaya işâret olduğu belirtilmektedir.639 Hücvîrî, bu âyetteki atma fiilinin Allah’a izafe edilmesinin cem‘e işaret ettiğini, buna mukabil (تَ ولُاجَ دُ وُ ادَ لَ تَقَوَ ) “Davut, Câlut’u öldürdü.”640 âyetinde öldürme fiilinin Hz. Davut’a nisbet edilmesinin ise farka işaret ettiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Hücvîrî, insanın mutad fiilleri cinsinden olmayan harikulade hadiselerin failinin Allah olduğu, dolayısıyla mucize ve kerâmetlerin tamamen cem‘ anında vuku bulduğu, insanın mutad fiillerinin ise fark hali ile ilişkili olduğunu ifade etmektedir.641 Bununla birlikte söz konusu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiğine dair tefsirlerde malumat bulunmamakta, sûfîlerin tevillerini içeren eserlerde642 ise yalnızca Kuşeyrî’nin bu kavramlara değindiği görülmektedir. Kuşeyrî (تَ يْمَ رَ ذْ ِٕا) “attığın zaman” ifadesinin farka (ىمرَ هَ لَّ لا نَّ كِ لوَ ) “fakat Allah attı” ifadesinin ise cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir. Nitekim ona göre fark ubudiyetin, cem‘ ise r ubûbiyyetin sıfatıdır.643 İbn Kayyim el-Cevziyye ise bu âyetin cem‘ kavramı ile i rtibatlandırılmasını doğru bulmamaktadır. Nitekim bu doğru olsaydı Hz. Peygamberin namaz, oruç, kurban vs. tüm fiillerinin Allah’a nisbet edilmiş olması gerekirdi. Ona göre bu âyet Bedir savaşında yaşanan özel bir h adiseyle ilgilidir. Hz. Peygamberin cem‘ makamında olması ile ilişkilendirilemez.644 Cem‘ ve fark kavramları ile ilgili ele aldığımız eserlerde bu 638 Enfâl, 8/17. Bkz. Hücvîrî; Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, 134. 639 Tilimsânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s.. 640 Bakara, 2/251. 641 Hücvîrî. 642 Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, İbn Cüzey, Bursevî, İbn Acîbe ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. Bursevî bu âyeti tecellî kavramı ile açıklamaktadır. Ona göre, Allah bir kuluna kendi sıfatlarından biriyle tecellî ettiğinde, kul tıpkı bu âyette olduğu gibi o sıfata uygun bir fiil ile hareket eder. Aynı tecellî durumu Hz. İsa için de geçerlidir. Nitekim Allah yaratma sıfatı ile Hz. İsa üzerine tecellî etmiş ve böylece Hz. İsa ölüleri diriltme vasfına sahip olmuştur. Bursevî, Rûhu’l-beyân, III, 326. 643 Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 610. 644 İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, III, 330. iki âyete değinilmiş olmakla birlikte kaynaklara baktığımızda başka âyetlerin de bir şekilde söz konusu kavramlar ile ilişkilendirildikleri görülmektedir.645 Haddizatında Hücvîrî’nin de ifade ettiği gibi mucizelerin cem‘ ifade ettiği düşünüldüğünde Kur’an’dan cem‘e dair örnekler bulmak zor olmayacaktır. Fakat bu kavramlar ve ilgili âyetler düşünüldüğünde, kavramların terim haline gelmesinin belirli âyetlerden yola çıkılarak mı yapıldığı yoksa ıstılâhlaşmış olan kavramlara örnek niteliğinde ilgili âyetlerin mi tespit edildiği net olarak anlaşılamayan bir durumdur. Nitekim işârî tevil içeren tefsirlerde dahi söz konusu kavramlara çok nadiren yer verilmiş olması, âyetlerin kavramlara örnek olarak sonradan tespit edildiği kanaatinin daha kuvvetli olduğunu göstermektedir. İlgili âyetlerin terimleşme süreci sonrasında bu kavramlara örnek niteliğinde tespit edildiği düşünüldüğünde, tasavvufun diğer ilimler arasındaki meşruiyetini sağlama amacıyla bu temellendirme işleminin yapılmış olabileceği düşünülebilir. Öte yandan Serrâc, cem‘ halinde kişinin zihninde yalnızca Allah’ın var olduğunu, tefrika halinde ise dünya, âhiret ve kâinâtı ayrı ayrı tasavvur edebildiğini belirterek Kur’an’daki bazı âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile ilişkilendirmektedir. Bu bağlamda eserine aldığı ilk âyette şöyle buyurulmaktadır:. طِ سْ قِ لْابِ امً ئِاقَ مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ هُ لَّ لا َدِهَش “Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler.”646 Serrâc bu âyetteki (هُ لَّ لا دَ هِ شَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ) “Allah, ondan başka ilâh olmadığına şâhidlik etti” ifadesinin cem‘ kavramına (مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ ) “melekler ve ilim sahipleri de...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.647 Serrâc ilk bölümde Allah’ın kendisini için yaptığı şâhitlikte mahlûkâtı aradan çıkartması, ikinci bölümde ise melekleri ve ilim sahiplerini zikrederek onları da devreye sokması yönüyle cem‘ ve fark kavramları ile ilişki kurmuştur. 645 Örneğin Kuşeyrî (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ ينِوعُبِتَّافَ هَلَّلا نَوبُّحِ تُ مْتُنْكُ نِْٕا لْ قُ) “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.’” (Âl-i İmrân, 3/31) âyetindeki (هَلَّلا نَوبُّحِ تُ) ifadesinin fark (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ) ifadesinin ise ceme işaret ettiğini belirtmektedir. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 235.) Kuşeyrî’nin cem‘ ile ilgili verdiği diğer bazı âyetler için bkz. Göztepe. Cem‘ ve fark kavramları ile Âl-i İmrân, 3/18 ve Bakara, 2/115 âyetleri de ilişkilendirilmektedir. Bkz. Özköse. 646 Âl-i İmrân, 3/18. Serrâc, el-Luma‘. 647 Serrâc, el-Luma‘. Benzer bir ilişki Serrâc’ın delil getirdiği başka bir âyette de görülmektedir. Burada da Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:. مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اولُوقُ “Deyin ki: Allah’a, bize indirilene ve İbrâhim’e indirilene inandık.” âyetidir.648 Serrâc bu âyetteki (هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اوُلوُق) “Deyin ki: Allah’a iman ettik.” ifadesinin cem‘ kavramına ( مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ ) “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.649 Burada da yine Allah’a iman etme esnasında mahlûkatın devreden çıkması, “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinde ise yaratılmış olanların da insanın zihnine gelmesi sebebiyle bu âyetin cem‘ ve fark kavramları kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:. مٍ يقِ تَسْ مُ طٍ ارَ صِ ىلَِٕا ءُ اشَ يَ نْ مَ يدِ هْ يَوَ مِ الَ سَّ لا رِ ادَ ىلَِٕا وعُ دْ يَ هُ لَّ لاوَ “Allah sizi ebedî mutluluk ve esenlik yurduna çağırmaktadır. Allah dilediği/layık gördüğü kimseleri doğru yola iletir.”650 Hücvîrî bu âyetin ilk cümlesinin cem‘e işaret ettiğini nitekim herkesi aynı şeye çağırmış olduğunu, ikinci cümlesinin ise farka işaret ettiğini zira Allah’ın belli bir cemaati tefrik ederek onlara hidâyeti nasib ettiğini belirtir.651 Yukarıda cem‘ v e fark kavramları ile ilgili olduğu mutasavvıflarca öne sürülen âyetlerin zâhirinden söz konusu kavramlar ile ilişki kurulması mümkün gözükmemektedir. Ancak mutasavvıflar birtakım işârî teviller ile bu âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile irtibatlandırmışlardır. Fakat bu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına kaynaklık mı ettiği yoksa zaten tasavvufta ıstılâhlaşmış olan bu kavramlara uygun örnekler olarak mı tasavvuf kaynaklarında yer almaya başladığı tartışılabilir gözükmektedir. Öte yandan sûfîlerin cem‘ kavramına terim anlamını kazandırmasında şu hadisin etkili olduğunu da burada belirtmemiz gerekir: Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: ‘... Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gö- 648 Bakara, 2/136. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 649 Serrâc, el-Luma‘. 650 Yûnus, 10/25. Bkz. Hücvîrî. 651 Bkz. Hücvîrî. ren gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum...’”652 Hücvîrî’ye göre kul mücâhedede öyle bir seviyeye gelir ki artık Allah, kulunu fiillerini kendisine nisbet etmekten uzaklaştırır, böylece işittiğini rabbi ile işitir, söylediğini rabbi ile söyler hale gelir. Nitekim Hücvîrî, Hz. Peygamber’in “Hak Ömer’in dilinde konuştu.” buyurduğunu naklederek aynı durumun Hz. Ömer için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.653 Cem‘u’l-ayn: Kulun Hakk’ın zâtında fâni olarak iki ayrı vücut görmekten kurtulmasıdır. Herevî. 626 Tehânevî. 627 Kuşeyrî. 628 Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî; Kara. 629 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. 630 Kuşeyrî; Hücvîrî. 631 Necm, 53/17; Hücvîrî. 632 Bkz. Fuâd Abdülbâkî, Muhammed, el-Mu‘. ramlarına yükledikleri anlamı lafzen değil, mânâ itibariyle muhtelif âyetlerle ilişkilendirmişlerdir. Bu âyetlerden ilki Kuşeyrî’nin de içinde bulunduğu bazı sûfîler tarafından cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiği öne sürülen Fatiha sûresinin beşinci âyetidir:. نُ يعِ تَسْ نَ كَ ايَِّٕاوَ دُ بُعْ نَ كَ ايَِّٕا “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”633 Mutasavvıflar bu âyetteki (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) “Yalnız sana kulluk ederiz” ibaresinin farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) “yalnız senden yardım dileriz” ifadesinin ise cem‘ kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.634 Nitekim âyette belirtilen Allah’a kulluk ve ibadet etme fiilinin fark halinde, her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca Allah’tan dileme ve bunun sonucunda Allah’tan gelecek olan lütuf ve ihsânların ise cem‘ halinde meydana geldiğini ifade ederler. Ayrıca onlara göre âyetin ilk cümlesi kulluğa, ikinci cümlesi ise mârifete delâlet etmektedir.635 Mutasavvıflar zihin dünyalarında bu kavramlar ile söz konusu âyet arasında bir şekilde bağlantı kurabilmiş olsalar da bu yorumlara ne tefsirlerde ne de sûfîlerin işârî tevillerine yer veren eserlerde rastlanmaktadır.636 Ancak 19. asırda yaşamış olan İbn Acîbe’nin tefsirinde bu kavramlara dair bir alıntı yapıldığı görülmektedir. İbn Acîbe’nin naklettiğine göre Şâzelî Tarikatı’nın şeyhlerinden Ebû Abbas el-Mürsî (v. 685/1287) (دُ بُعْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin şeriat, İslâm, ibadet ve farka (نُ يٖعتَسْ نَ كَ ايَِّا) ifadesinin ise hakikat, ihsân, ubûdiyyet ve cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir.637 Bu âyetin işârî tevillerinde dahi cem‘ ve fark kavramlarına değinilmemiş olması, âyetin söz konusu kavramlarla ilişkilendirilmesinin sûfî müfessirler arasında dahi rağbet görmediği anlamına gelmektedir. Nitekim Kuşeyrî, er-Risâle’de cem‘ ve farka bu âyeti misal getirmesine rağmen Letâifü’l-işârât’da söz konusu âyeti açıklarken cem‘ ve fark kavramlarına değinmemiş olması düşündürücüdür. Öte yandan sûfîlerin dikkatleri bu iki kavrama çekmek için her namazda okunan ve her müminin bildiği bu âyeti burada misal vermiş oldukları da düşünülebilir. 633 Fatiha, 1/5. Bkz. Kuşeyrî. 634 Kuşeyrî; Cürcânî, et-Ta‘. 635 Kuşeyrî. 636 Örneğin Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, Kuşeyrî, İbn Cüzey, Bursevî ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. 637 İbn Acîbe, el-Bahru’l-medîd, I, 61. Sûfîlerin cem‘e işaret ettiğini belirttikleri diğer bir âyet ise Enfâl sûresindeki. ىمٰ رَ هَ ل(cid:1112) لا نَّ كِ ـ ٰ لوَ تَ يْمَ رَ ذْ ِا تَ يْمَ رَ امَ وَ “Attığın zaman da aslında sen atmadın, Allah attı.” âyetidir.638 Burada ezelî ve ebedî olan Allah’ın, atma fiilini mâsivâyı aradan çıkartarak kendisine nisbet etmesinin cem‘ kavramına ve cem‘de fenâ bulmaya işâret olduğu belirtilmektedir.639 Hücvîrî, bu âyetteki atma fiilinin Allah’a izafe edilmesinin cem‘e işaret ettiğini, buna mukabil (تَ ولُاجَ دُ وُ ادَ لَ تَقَوَ ) “Davut, Câlut’u öldürdü.”640 âyetinde öldürme fiilinin Hz. Davut’a nisbet edilmesinin ise farka işaret ettiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Hücvîrî, insanın mutad fiilleri cinsinden olmayan harikulade hadiselerin failinin Allah olduğu, dolayısıyla mucize ve kerâmetlerin tamamen cem‘ anında vuku bulduğu, insanın mutad fiillerinin ise fark hali ile ilişkili olduğunu ifade etmektedir.641 Bununla birlikte söz konusu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına işaret ettiğine dair tefsirlerde malumat bulunmamakta, sûfîlerin tevillerini içeren eserlerde642 ise yalnızca Kuşeyrî’nin bu kavramlara değindiği görülmektedir. Kuşeyrî (تَ يْمَ رَ ذْ ِٕا) “attığın zaman” ifadesinin farka (ىمرَ هَ لَّ لا نَّ كِ لوَ ) “fakat Allah attı” ifadesinin ise cem‘e işaret ettiğini belirtmektedir. Nitekim ona göre fark ubudiyetin, cem‘ ise r ubûbiyyetin sıfatıdır.643 İbn Kayyim el-Cevziyye ise bu âyetin cem‘ kavramı ile i rtibatlandırılmasını doğru bulmamaktadır. Nitekim bu doğru olsaydı Hz. Peygamberin namaz, oruç, kurban vs. tüm fiillerinin Allah’a nisbet edilmiş olması gerekirdi. Ona göre bu âyet Bedir savaşında yaşanan özel bir h adiseyle ilgilidir. Hz. Peygamberin cem‘ makamında olması ile ilişkilendirilemez.644 Cem‘ ve fark kavramları ile ilgili ele aldığımız eserlerde bu 638 Enfâl, 8/17. Bkz. Hücvîrî; Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, 134. 639 Tilimsânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s.. 640 Bakara, 2/251. 641 Hücvîrî. 642 Tüsterî, Sülemî, Sa’lebî, İbn Cüzey, Bursevî, İbn Acîbe ve Âlûsî gibi müfessirler bu gibi yorumlara yer vermemişlerdir. Bursevî bu âyeti tecellî kavramı ile açıklamaktadır. Ona göre, Allah bir kuluna kendi sıfatlarından biriyle tecellî ettiğinde, kul tıpkı bu âyette olduğu gibi o sıfata uygun bir fiil ile hareket eder. Aynı tecellî durumu Hz. İsa için de geçerlidir. Nitekim Allah yaratma sıfatı ile Hz. İsa üzerine tecellî etmiş ve böylece Hz. İsa ölüleri diriltme vasfına sahip olmuştur. Bursevî, Rûhu’l-beyân, III, 326. 643 Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 610. 644 İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, III, 330. iki âyete değinilmiş olmakla birlikte kaynaklara baktığımızda başka âyetlerin de bir şekilde söz konusu kavramlar ile ilişkilendirildikleri görülmektedir.645 Haddizatında Hücvîrî’nin de ifade ettiği gibi mucizelerin cem‘ ifade ettiği düşünüldüğünde Kur’an’dan cem‘e dair örnekler bulmak zor olmayacaktır. Fakat bu kavramlar ve ilgili âyetler düşünüldüğünde, kavramların terim haline gelmesinin belirli âyetlerden yola çıkılarak mı yapıldığı yoksa ıstılâhlaşmış olan kavramlara örnek niteliğinde ilgili âyetlerin mi tespit edildiği net olarak anlaşılamayan bir durumdur. Nitekim işârî tevil içeren tefsirlerde dahi söz konusu kavramlara çok nadiren yer verilmiş olması, âyetlerin kavramlara örnek olarak sonradan tespit edildiği kanaatinin daha kuvvetli olduğunu göstermektedir. İlgili âyetlerin terimleşme süreci sonrasında bu kavramlara örnek niteliğinde tespit edildiği düşünüldüğünde, tasavvufun diğer ilimler arasındaki meşruiyetini sağlama amacıyla bu temellendirme işleminin yapılmış olabileceği düşünülebilir. Öte yandan Serrâc, cem‘ halinde kişinin zihninde yalnızca Allah’ın var olduğunu, tefrika halinde ise dünya, âhiret ve kâinâtı ayrı ayrı tasavvur edebildiğini belirterek Kur’an’daki bazı âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile ilişkilendirmektedir. Bu bağlamda eserine aldığı ilk âyette şöyle buyurulmaktadır:. طِ سْ قِ لْابِ امً ئِاقَ مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ هُ لَّ لا َدِهَش “Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler.”646 Serrâc bu âyetteki (هُ لَّ لا دَ هِ شَ وَ هُ الَّ ِٕا هَ لَِٕا الَ هُ نَّأَ) “Allah, ondan başka ilâh olmadığına şâhidlik etti” ifadesinin cem‘ kavramına (مِ لْعِ لْا ولُوأُوَ ةُ كَ ئِالَ مَ لْاوَ ) “melekler ve ilim sahipleri de...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.647 Serrâc ilk bölümde Allah’ın kendisini için yaptığı şâhitlikte mahlûkâtı aradan çıkartması, ikinci bölümde ise melekleri ve ilim sahiplerini zikrederek onları da devreye sokması yönüyle cem‘ ve fark kavramları ile ilişki kurmuştur. 645 Örneğin Kuşeyrî (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ ينِوعُبِتَّافَ هَلَّلا نَوبُّحِ تُ مْتُنْكُ نِْٕا لْ قُ) “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.’” (Âl-i İmrân, 3/31) âyetindeki (هَلَّلا نَوبُّحِ تُ) ifadesinin fark (هُلَّلا مُكُ بْبِحْ يُ) ifadesinin ise ceme işaret ettiğini belirtmektedir. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, I, 235.) Kuşeyrî’nin cem‘ ile ilgili verdiği diğer bazı âyetler için bkz. Göztepe. Cem‘ ve fark kavramları ile Âl-i İmrân, 3/18 ve Bakara, 2/115 âyetleri de ilişkilendirilmektedir. Bkz. Özköse. 646 Âl-i İmrân, 3/18. Serrâc, el-Luma‘. 647 Serrâc, el-Luma‘. Benzer bir ilişki Serrâc’ın delil getirdiği başka bir âyette de görülmektedir. Burada da Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:. مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اولُوقُ “Deyin ki: Allah’a, bize indirilene ve İbrâhim’e indirilene inandık.” âyetidir.648 Serrâc bu âyetteki (هِ لَّ لابِ انَّمَ ٓا اوُلوُق) “Deyin ki: Allah’a iman ettik.” ifadesinin cem‘ kavramına ( مَ يهِ ارَ بِْٕا ىلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ انَيْلَِٕا لَ زِ نْأُ امَ وَ ) “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinin ise fark kavramına işaret ettiğini belirtmektedir.649 Burada da yine Allah’a iman etme esnasında mahlûkatın devreden çıkması, “Bize ve İbrâhim’e indirilene...” ifadesinde ise yaratılmış olanların da insanın zihnine gelmesi sebebiyle bu âyetin cem‘ ve fark kavramları kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:. مٍ يقِ تَسْ مُ طٍ ارَ صِ ىلَِٕا ءُ اشَ يَ نْ مَ يدِ هْ يَوَ مِ الَ سَّ لا رِ ادَ ىلَِٕا وعُ دْ يَ هُ لَّ لاوَ “Allah sizi ebedî mutluluk ve esenlik yurduna çağırmaktadır. Allah dilediği/layık gördüğü kimseleri doğru yola iletir.”650 Hücvîrî bu âyetin ilk cümlesinin cem‘e işaret ettiğini nitekim herkesi aynı şeye çağırmış olduğunu, ikinci cümlesinin ise farka işaret ettiğini zira Allah’ın belli bir cemaati tefrik ederek onlara hidâyeti nasib ettiğini belirtir.651 Yukarıda cem‘ v e fark kavramları ile ilgili olduğu mutasavvıflarca öne sürülen âyetlerin zâhirinden söz konusu kavramlar ile ilişki kurulması mümkün gözükmemektedir. Ancak mutasavvıflar birtakım işârî teviller ile bu âyetleri cem‘ ve fark kavramları ile irtibatlandırmışlardır. Fakat bu âyetlerin cem‘ ve fark kavramlarına kaynaklık mı ettiği yoksa zaten tasavvufta ıstılâhlaşmış olan bu kavramlara uygun örnekler olarak mı tasavvuf kaynaklarında yer almaya başladığı tartışılabilir gözükmektedir. Öte yandan sûfîlerin cem‘ kavramına terim anlamını kazandırmasında şu hadisin etkili olduğunu da burada belirtmemiz gerekir: Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: ‘... Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gö- 648 Bakara, 2/136. Bkz. Serrâc, el-Luma‘. 649 Serrâc, el-Luma‘. 650 Yûnus, 10/25. Bkz. Hücvîrî. 651 Bkz. Hücvîrî. ren gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum...’”652 Hücvîrî’ye göre kul mücâhedede öyle bir seviyeye gelir ki artık Allah, kulunu fiillerini kendisine nisbet etmekten uzaklaştırır, böylece işittiğini rabbi ile işitir, söylediğini rabbi ile söyler hale gelir. Nitekim Hücvîrî, Hz. Peygamber’in “Hak Ömer’in dilinde konuştu.” buyurduğunu naklederek aynı durumun Hz. Ömer için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.653 Kaynak notları s. 291 et-Taarruf, s. 138 Keşfü’l-mahcûb, s. 315 er-Risâle, s. 100 Menâzilü’s-sâirîn, s. 134 Keşşâf, s. 574 el-Müfredât, s. 632 Keşşâf, s. 1269 rîfât, s. 69 Istılâhâtu’s-sûfiyye, s. 67 Menâzilü’ssâirîn, s. 134 Keşfü’l-mahcûb, s. 316, 317 Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, s. 125 er-Risâle, s.101 Keşfü’l-mahcûb, s. 321 cemü’l-müfehres, s. 175, 516 Keşfü’l-mahcûb, s. 317 s. 393 Keşfü’l-mahcûb, s. 318 Abdulkerîm Kuşeyrî’de Haller ve Makamlar, s. 194 Tasavvuf El Kitabı, s. 170 s. 194
Sünbül Efendi Hankâhı (Koca Mustafa Paşa Dergâhı)
İstanbul · Türkiye · Sefîne, Karasarıklı İbrâhim Efendi'nin bu hankâhın semâhânesinde zikre katıldığını ve bir cem‘iyyette cezbeye tutulduğunu kendi ağzından naklettiğini kaydeder. Metinde "Sünbül Hankāhı" ve "Hankāh-ı Hazret-i Sünbül" olarak iki kez geçer.
Beşir Ağa Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Şeyhi Tâhâ el-Harîrî'nin vefatını hac dönüşünde öğrenip İstanbul'a gitmeye karar veren Esad Efendi'nin şehre geldiğinde bir süre misafir olarak kaldığı dergâh. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Beyazıt Camii imareti
İstanbul · Türkiye · Fâtih Camii'nde Hâfız divanını okuttuğu sırada taşındığı, imaretin meydanı gören bir odası. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Feyzullah Efendi Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Kelâmî Dergâhı şeyhliğine tayininden sonra bir süre devam ettiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Erbil
Erbil · Irak · 1847'de doğduğu şehir; dedesi Hidâyetullah Efendi ve babası Muhammed Said Efendi, Hâlid el-Bağdâdî'nin burada inşa ettirdiği tekkenin şeyhleridir. 1900'de sürgün olarak da buraya gönderilmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Selimiye Dergâhı (Çiçekçi)
Üsküdar, İstanbul · Türkiye · Meşihatını üzerine alıp oğlu Mehmed Ali Efendi'yi vekâleten şeyhliğine tayin ettirdiği dergâh; 1925'e kadar zaman zaman buraya da gitmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Erenköy Kazasker
Kadıköy, İstanbul · Türkiye · Tekkeler kapatıldıktan sonra inzivaya çekildiği ev; burada sürekli polis gözetimi altında tutulmuştur (9 Şubat 1931 tarihli polis raporu). Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Molla Pîrî Camii
Çarşıkapı, İstanbul · Türkiye · İstanbul'a geldiğinde müezzin odasına yerleştiği cami; ilk yıllarının mütevazı şartlarını gösterir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Fâtih Camii
Fatih, İstanbul · Türkiye · Hâfız divanını okuttuğu cami; Farsça ve şiir bilgisinin İstanbul'daki ilk mecrasıdır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Süleymaniye Camii hazîresi
Fatih, İstanbul · Türkiye · Aynı devirde İstanbul'daki Hâlidî faaliyetinin öteki merkez şahsiyeti Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin (ö. 1894) medfeni; Esad Efendi'nin İstanbul'a gelişiyle Gümüşhânevî'nin son yılları çakışır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Niyâzî-i Mısrî: Hayat, Sürgün, Eser ve Tesir
Malatya’dan Mısır, Elmalı, Bursa, Rodos ve Limni’ye uzanan hayatı; eserleri, irşadı ve şiirlerinin yorum tarihini birlikte ele alan dosya.
Zenbûriyye: İki Yolun Cem‘i
Zenbûriyye'nin teşekkülü, zikr-i zenbûrî, inâbe belgesi, silsile katmanları, tekkeleri ve sonraki temsilcileri kaynaklar karşılaştırılarak açıklanır.