HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Alâiye’den çıkışı
Şeyhî Mehmed Efendi’nin tam künyesiyle “eş-Şeyh es-Seyyid Süleyman el-Halvetî” diye kaydettiği Süleyman Efendi, Alâiye yani bugünkü Alanya çevresinden yetişmiş XVII. yüzyıl Halvetî şeyhidir. Doğum yılı ve ailesinin ilk safhaları kaynaklarda açıklanmaz. “Seyyid” unvanıyla anılması nesep iddiasını, “Alâiyeli” nisbesi memleketini, “Halvetî” nisbesi ise mensup olduğu tasavvuf yolunu gösterir. Onu aynı adı taşıyan başka şair, âlim ve şeyhlerle birleştirmemek gerekir.
Bursa’ya hicreti ve Şeyh Ali Efendi
İlk tahsilinin ardından Bursa’ya göç etti. Burada Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi postnişini Şeyh Ali Efendi’ye intisap etti. Şeyh Ali, Halvetî şeyhlerinden Tokatlı Şeyh Hayreddin Efendi’nin damadıydı. Kaynağın “inâbe etti” ifadesi, Seyyid Süleyman’ın tasavvuf terbiyesini Şeyh Ali’nin yanında üstlendiğini gösterir. Böylece Bursa’daki irşad hattına dışarıdan gelen bir derviş olarak katılmış, zâviyenin sonraki post silsilesinin merkez halkalarından biri olmuştur.
Kasımpaşa’daki ikamet devri
Mürşidi Şeyh Ali’nin işaretiyle İstanbul’a giderek Kasımpaşa’da bir müddet ikamet etti. Kaynak bu devrin süresini, belirli bir tekke adını veya yürüttüğü görevi açıklamaz. Bu yüzden Kasımpaşa safhasını müstakil bir tekke kuruculuğu gibi sunmak doğru değildir. Bununla birlikte bu hareket, Bursa merkezli Halvetî çevresinin XVII. yüzyıl başında İstanbul ile kurduğu irtibatı ve bir müridin irşad hizmetine hazırlanırken farklı şehirlerde bulunabildiğini gösterir.
1025/1616’da Bursa’ya çağrılışı
Şeyh Ali Efendi 1025/1616 yılında vefatının yaklaştığını anlayınca Seyyid Süleyman’ı yeniden Bursa’ya çağırdı ve Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi’nin postunu ona bıraktı. Böylece Süleyman Efendi’nin Bursa’ya dönüşü sıradan bir yer değişikliği değil, mürşidin hayatının sonunda gerçekleşen açık bir post devriydi. Yaklaşık otuz sekiz yıl boyunca bu zâviyede irşad hizmetini sürdürdü.
İrşad anlayışı ve şahsiyeti
Şeyhî, onu sabah akşam insanların iç yaralarına merhem olan ve “mücâhedenin demir zinciriyle” nefsini terbiye eden bir şeyh olarak tasvir eder. Aynı kaynak zühdü, takvâsı ve irfanıyla tanındığını; uyanık gönüllerin övdüğü bir ârif-i billâh olduğunu belirtir. Bu ifadeler, postnişinliğinin yalnız idarî bir makam değil, nefis terbiyesi, sohbet ve irşad merkezli bir hizmet olarak hatırlandığını gösterir.
Oğlu Seyyid Muslî ve postun devamı
Seyyid Süleyman’ın oğlu Seyyid Muslî Efendi babasının terbiyesinde yetişti. Süleyman Efendi’nin vefatından sonra Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi postuna geçti. Muslî Efendi’nin 1069/1658-59’da Bursa’daki Celâlî Hasan Paşa istilâsı sırasında İstanbul’dan yardım istemek üzere yola çıkması ve Emir Ali Adası yakınında öldürülmesi, bu aile irşad hattının şehir tarihinin çalkantılı bir safhasıyla kesiştiğini gösterir. Baba-oğul bağı sitede hem aile hem post halefiyeti olarak ayrı ayrı korunmuştur.
Vefatı, cenazesi ve kabri
Seyyid Süleyman 27 Cemâziyelevvel 1064 Çarşamba günü, ikindi vaktine yakın vefat etti. Tarih milâdî olarak 15 Nisan 1654’e karşılık gelir. Cenaze namazı Bursa Ulucamii’nde kalabalık bir cemaatle kılındı; ardından Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi’nde mürşidi Şeyh Ali Efendi’nin yanına defnedildi. Zâviyenin kesin yapı parseli güncel verilerle doğrulanamadığından haritada Bursa tarihî merkezi ihtiyatlı koordinatla gösterilmiştir.
İlâhileri ve tasavvuf dili
Şeyhî, bilinen eserleri arasında yalnız ilâhilerini anar ve şiirinden üç beyit aktarır. Metin evliya sırrını duymayı hayret, dost yolunda candan geçmeyi benlikten uzaklaşma, gönlü Hakk’a bağlamayı ise vuslat arzusuyla ilişkilendirir. Son kıtada şair kendi adına seslenerek vakti değerlendirmeyi, işi zamanında sağlam tutmayı ve dağınık gönlü tek bir merkeze bağlamayı öğütler.
Evliyânın sırrın duyan hayrân olur gezer yürür
Dost yoluna câna kıyan kendüzinden bezer yürürGönlini Hakk’a bağlayıp yârin visâlin anlayıp
Âh idüben ağlayuben kendüzinden bezer yürürSüleyman durma sen ağla vakt ile işini sağla
Gönlünü bir yere bağla niçün durmaz gezer yürür
Tarih içindeki yeri
Alâiyeli Seyyid Süleyman’ın önemi büyük bir tarikat koluna adını vermesinden değil, Alâiye, Bursa ve İstanbul arasında hareket eden bir Halvetî şeyhi olarak Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi’nin XVII. yüzyıldaki devamını sağlamasından gelir. Mürşidinden teslim aldığı postu uzun süre taşımış, oğlunu yetiştirerek irşad hattının bir sonraki nesle geçmesini sağlamış ve kısa fakat güçlü ilâhisiyle Bursa tasavvuf şiiri hafızasında yer edinmiştir.