HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ailesi
Kaynaklarda tam künyesi “eş-Şeyh es-Seyyid Muslî ibnü’ş-Şeyh es-Seyyid Süleyman” şeklinde verilen Seyyid Muslî Efendi, Bursa’daki Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi şeyhi Alâiyeli Seyyid Süleyman el-Halvetî’nin oğludur. Doğum tarihi ve ilk tahsil safhaları kaydedilmemiştir. “Muslî” adı bazı yeni kayıtlarda “Muslih” biçiminde açılmışsa da çağdaş tabaka kaydındaki imlâ korunarak adı Seyyid Muslî şeklinde verilmiştir.
Babasının terbiyesinde yetişmesi
Seyyid Muslî, Halvetî terbiyesini babası Seyyid Süleyman’dan aldı. Vekāyi‘u’l-fuzalâ’nın “vâlid-i mâcidlerinden inâbet eyleyüp” ifadesi, onun yalnız aile bağıyla değil, tasavvufî intisap ve eğitim yoluyla da babasına bağlandığını gösterir. Böylece Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi’nde devam eden irşad hattının hem oğlu hem halifesi oldu.
Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi postu
Seyyid Süleyman 1064 yılı Cemâziyelevvelinde, milâdî 1654’te vefat edince zâviyenin postuna Seyyid Muslî geçti. Zâviyenin günümüzdeki kesin yapı parseli henüz belirlenemediği için coğrafi hafızada Bursa tarihî merkezi ihtiyatlı bir işaretle gösterilir. Muslî Efendi’nin bu makamda yaklaşık beş yıl kaldığı anlaşılmaktadır.
Mücâhede ile tanınması
Şeyhî Mehmed Efendi, kısa biyografisinin sonunda Seyyid Muslî’nin “kesret-i mücâhede ile meşhur” olduğunu söyler. Bu ifade onun şöhretini bir eser telifinden veya idarî görevden ziyade nefis terbiyesi, ibadet disiplini ve yoğun mânevî gayretle kazandığını gösterir. Kaynak, kendisine ait bir eser, şiir veya müstakil tarikat şubesi adı vermez.
1659 Bursa buhranı
1069/1658-59 yılında Abaza Hasan Paşa’nın kuvvetleri Bursa’ya hâkim oldu. Dönemin kaynağı onu “Celâlî Hasan Paşa” diye anar. Seyyid Muslî, şehrin maruz kaldığı bu durumun kaldırılması için yardım istemek üzere İstanbul’a doğru yola çıktı. Bu hareket, bir zâviye şeyhinin yalnız tekke içindeki irşadla sınırlı kalmayıp şehir halkının güvenliğiyle ilgili bir meselede sorumluluk üstlendiğini gösterir.
Emir Ali Cezîresi yakınında öldürülmesi
Hasan Paşa, Seyyid Muslî’nin İstanbul’a gittiğini öğrenince peşinden adam gönderdi. Görevliler ona Emir Ali Cezîresi yakınında yetişerek kendisini öldürdüler. Kaynak, bu ölümü şehadet diliyle anlatır. Emir Ali Cezîresi, daha sonraki adıyla İmralı Adası’dır; olayın kesin kıyı noktası bilinmediğinden haritadaki işaret adanın genel konumunu gösterir.
Defin yeri
Önceki kısa kayıtta naaşının Bursa’ya götürüldüğü yazılmıştı; Vekāyi‘u’l-fuzalâ’nın açık ifadesi bunun doğru olmadığını gösterir. Muslî Efendi’nin naaşı Emir Ali Cezîresi’ne götürülmüş ve adaya defnedilmiştir. Kabrin ada üzerindeki kesin yeri kaynakta tarif edilmez. Bu nedenle belirli bir mezar yapısı veya parsel ileri sürülmemiştir.
Postun Kālibî Şeyh Ahmed’e geçişi
Seyyid Muslî’nin ölümünün ardından Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi postuna Kālibî Şeyh Ahmed Efendi geçti. Böylece babadan oğula devam eden aile halkası Muslî Efendi’nin ölümüyle sona ermiş, zâviyenin irşad hizmeti başka bir Halvetî şeyhi üzerinden sürmüştür.
Aynı adlı kişilerden ayrılması
Bu Seyyid Muslî Efendi; Şehzade Camii imamlığı ve Süleymaniye vaizliğiyle anılan, 1041/1631’de vefat etmiş Muslî Çelebi ile aynı kişi değildir. Bursa’daki Ahmed Paşa-yı Fenârî Zâviyesi, babası Seyyid Süleyman, 1064/1654’te posta geçişi ve 1069/1659’da İmralı yakınındaki ölümü bu kaydın ayırt edici unsurlarıdır.
Tarih içindeki yeri
Seyyid Muslî Efendi’nin tarihî önemi büyük bir kolun kurucusu olmasından değil, XVII. yüzyıl Bursa Halvetî çevresinde aile, hilâfet ve tekke devamlılığını bir araya getirmesinden gelir. Beş yıllık meşihatının sonunda İstanbul’dan yardım istemek üzere çıktığı yolculukta öldürülmesi, onun hatırasını Bursa’nın tekke tarihi kadar Celâlî karışıklıkları ve İmralı’nın yerel hafızasıyla da ilişkilendirir.