HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.
Hayatı ve silsiledeki yeri
Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri (k.s.a)
Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri, 1435'te Manisa'ya yakın Saruhanlı sancağının Akhisar kazasına bağlı Marmara (bugünkü Gölmarmara) nahiyesinde doğdu. İlim ve irfanından dolayı, kendisine "Şemseddin" (Din'in güneşi) lâkabı verildi. Sonraları yaptığı fütüvvet ve kahramanlık neticesinde Yiğitbaşı Veli olarak yâd edildi.
Yiğitbaşı Veli ilk derslerini babasından aldı. Tasavvufla yakından ilgisi bulunan babası İsa Halife, Halvetî şeyhiydi. Oğlunu, Uşak'taki Halvetî Şeyhi Alâeddin Uşşakî'ye gönderdi. Alâeddin Uşşaki'nin yanında olgunluk dönemine ulaştı. Şeyhi onu Manisa'ya göndererek orada görev yapmasını istedi. O da Şeyhler Mahallesi denen, bugün türbesinin bulunduğu yerde mescit ve tekke yaptırarak irşad vazifesine devam etti.
Yiğitbaşı Veli daha sonra yöredeki medreselere azim ve kararlılıkla devam ederek, zahirî ilimleri öğrenmeye başladı. İmam-ı Gazzalî ve onun kardeşi Ahmet Gazzalî'nin kitaplarını okudu. İlim aşkı ve sevdası çok büyüktü. İlmi arttıkça, yakın çevresinde olan âlimler, ondan bazı konuları sormaya başladı. Yiğitbaşı Veli'nin, Manisa âlimlerinden Molla Salih'in sorduğu sorulara verdiği cevaplar bir kitap hacmindeydi. Bunları "Risale-i Tevhid" adlı kitapta topladı.
Yiğitbaşı Veli Hazretleri Hanefi mezhebine bağlıydı ve Ehl-i Sünnet yolunun tam takipçisiydi; kitaplarında Ebû Hanefi'nin görüşlerini naklederdi. Ancak bu sırada Şâh İsmâil de, Ehl-i sünnet îtikâdını, müslümanların Peygamber efendimizden gelen doğru inancı yıkmak için harekete geçmişti. Bu gâye ile Anadolu'ya "dâî" adı verilen halîfeler göndermiş, sahte şeyhler eliyle bozuk ve yanlış tarikatler kurdurmuştu. Ayrıca Antalya'dan Bursa'ya kadar pek çok yerde isyanlar çıkartarak halkı silâh gücü ile de sindirmek istemişlerdi. Karışıklık had safhada idi.
Öyle ki bu sahte şeyhler Osmanlı merkezine kadar sızdılar. İstanbul sahte şeyhlerle doldu ve halk kime inanacağını şaşırdı. Velî pâdişâh İkinci Bayezîd Han sahte tarîkatlerin ayıklanarak kapatılmasını istedi. Böylece halkın yanlış inanışlara kapılıp Ehl-i sünnet îtikâdından uzaklaşmasına mâni olmak üzere harekete geçti. Kurulan bir mecliste şeyhlerin imtihana tâbi tutulmasını istedi. Bu düğümü çözmek için de Ahmed Şemseddîn hazretlerini Manisa'dan İstanbul'a dâvet etti.
Ahmed Şemseddîn hazretleri derhal bu ulvî görevi kabûl edip İstanbul'da Sultan Bâyezîd-i Velî hazretlerinin huzûruna çıktı ve Osmanlı Sultânının da hazır bulunduğu imtihan heyetine reislik etti. O gün Ahmed Şemseddîn hazretlerinin tuttuğu şerîat süzgecinden hak ve doğru yolda bulunan şeyhler rahatlıkla geçerken sahteleri tutuldu. Bunlar mahcup ve perişan oldular. Tekkeleri kapatıldı ve yaptıkları işten men edildiler.
Ahmed Şemseddîn hazretlerine, imtihan sırasında gösterdiği kemâl, dirâyet ve olgunluk sebebiyle "Yiğitbaşı" lakabı verildi. Pâdişâh çok hoşnut kaldığı ve takdir ettiği bu büyük velîyi hediyelerle taltîf etti. O ise bu hediyelerin tamamını fakirlere dağıttı. İstanbul'da kalması tekliflerine rağmen, tekrar Manisa'ya döndü. Bu hâdise dilden dile, şehirden şehire yayıldı. Sohbetine kavuşmak isteyenler Manisa'ya akın ettiler ve çevresinde geniş bir sohbet halkası meydana getirdiler.
Yiğitbaşı Veli, ardında Türkçe kaleme aldığı on dört önemli eser bıraktı. "Tevhîd Risâlesi, Câmi-ül-Esrar, Ravdatü'l-Vâsilîn, Mukaddimetu's-Sâliha, Keşfu'l-Esrâr ve A'mâlü't-Tâlibîn" belli başlı eserleridir.
Yiğitbaşı Veli'nin hastalara şifa konusunda kabul edilen duası, inanmayanlara iman nasip olması konusundaki vesileliği, kalbinin zikrini yanındakilerin açıktan hissetmeleri ve ölümünde, kalbinin zikrinden dolayı onun öldüğüne bir türlü kanaat getirilmemesi gibi kerametleri Marmaravî Risalesi'nin sonundaki birkaç yaprakta yazılıdır.
Yetiştirdiği halîfelerin herbiri evliyâlık makâmına erdi. Ahmediyye kolundan ayrı ayrı şubeler ortaya çıktı. Bunlar Ramazaniyye, Sinâniyye, Cerrâhiyye, Uşşâkiyye ve Mısriyye adları ile aynı kaynaktan fışkıran feyz menbâları oldu. Yiğitbaşı Veli 1505 tarihinde 71 yaşındayken Hakk'a yürüdüğünde şehirde bir fırtına koptu ve Saray Önü Mahallesi'ndeki kavak ağacı yıkıldı. Şehir dehşete kapıldı ve kıyamet gibi bir durum oldu. Tabiî ki bu, bir hadîs-i şerîfte buyrulan "âlimin ölümü, âlemin ölümü" hakikatinin tecellisiydi. Yiğitbaşı'nın kendi vasiyeti gereğince üstü kubbeyle kapatılmamış makberi, Manisa'nın Adakale Mahallesi'nde şehre hâkim bir tepededir. Türbesinin yakınında, mezar taşları toprağa gömülmüş, yazıları silinmiş, üçü seyyid on bir mübarek zât yatmaktadır; huzur dolu küçük bir cami, buranın sürekli ziyaretine vesile olmaktadır.
Menkıbe:
Ahmed Şemseddîn Marmaravî hazretleri bir sohbetlerinde talebelerine; "İyi dinleyiniz!" dedikten sonra şu nasihatte bulundu. "İnsanın kalbinde bir hevâ ağacı bitmiştir ki yedi dalı vardır. Her dal bir tarafa yönelir. Birincisi göze, ikincisi dile, üçüncüsü kalbe, dördüncüsü nefse, beşincisi ebnâ-i cinse (diğer insanlara), altıncısı dünyâya, yedincisi âhiretedir. Her dalın bir çeşit meyvesi vardır. Göze yönelen dalın meyvesi harama bakmaktır. Dile yöneleninki, başkasının ayıp ve kötülüklerini söylemek, gıybet etmektir. Kalbe yöneleninki, başkalarına kin ve düşmanlık etmektir. Nefse yöneleninki, şüpheli şeyler ile, haram ve mekruhları işlemektir. İnsanlara yöneleninki, onlardan üstün olmak, onları hor ve hakîr tutmak, aşağı görmektir. Dünyâya yöneleninki, uzun emel sâhibi olmak, aş, iş, mal ve makam hırsı ile dolu olmaktır. Âhirete yönelen dal ise, üzüntü ve pişmanlıktır.
İnsanda hevânın, arzu ve isteklerin kökü bâkidir, kalıcıdır. Elbette devamlı tâze dallar verir. Ancak Allahü teâlânın emirleri yerine getirilir, yasaklarından sakınılırsa hevâ ağacı kalpten sökülüp atılır. Kötü huyları, ahlâkları gidip, güzel huylar ile süslenir. Bu ise bir rehberin yol göstermesi ile mümkün olur."
Yiğitbaşı Veli, diğer mutasavvıflar gibi, insanın yedi nefis mertebesini (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, razıye, marzıyye, kâmile) aşması gerektiğini, yoksa insan-ı kâmil olamayacağını söylerdi. Bunları geçerken hiç acele etmemeliydi. Bu mertebeleri aşarken mürit, gördüğü rüyayı sadece şeyhine açıklamalıydı, o izin vermeden katiyen kimseye anlatmamalıydı. Şeyhi rüyayı nasıl tabir ederse mürit, ona göre hareket etmeliydi. Kendisi de talebelerine çok sabırlı olmalarını tembihlerdi.
Yiğitbaşı Veli, hakikat ehlinin on hususiyetini şu şekilde sıralamıştır:
1. Bu kişiler, Allah'ın marifetini kazanmış ve Resulüne (sallallahü aleyhi ve sellem) tam tâbi kişiler olmalı.
2. Kimseye kötü söz ve fiilde bulunmamalı, bütün varlıklara bir gözle bakmalı.
3. İnsanlara ve varlıklara şefkatli davranmalı ve onlara nasihatte bulunmalı.
4. Tevazu sahibi olup, herkesi aziz bilerek kimseyi aşağı görmemeli.
5. Allah'tan gelene razı olmalı, belalara sabretmeli.
6. Allah'a tevekkül edip, kendinden üstün kişilerin üstünlüğünü kabullenmeli.
7. Tahammül etmeli; halk kendini incitse de karşılık vermemeli.
8. Tamahı kesmeli; tamahın içki gibi bütün kötülüklerin anası olduğunu bilmeli.
9. Kanaatkâr olmalı; rızk için kaygılanmamalı.
10. Hakikat ehli daima aşk ve şevk içinde olmalı; yolundan dönmemeli, bir yerden dönecek olursa Rabb'e vuslatın gerçekleşmeyeceğini bilmeli.
Sefînetü'l-Evliyâ, Osmanlı Müellifleri Ahmet Ögke, Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî: Hayâtı, Eserleri, Görüşleri, İnsan Yayınları
Eserleri ve Ahmediyye irşad hattı
Yeni akademik kaynak taramasıyla hayat, eser ve irşad ağı ayrıntılı dosyaya bağlandı.
