ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “kıdem”
01Şeyh Hüseyin Rûhî Berzencî
Erzurumlu Seyyid Hüseyin Rûhî Efendi (ö. 1288/1871), Berzenciyye-i Kādiriyye’ye mensup; Tokatlı Şeyh İsmâil Efendi ile Mustafa Şerîf Efendi’nin irşad çevresinde yer alan ve Haseki’de medfun bir şeyhtir.
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Debiristan
(9. (د بير I. Okul, 2. tas. Debiristan-ı ezel, debiristan-ı kıdem, ezeli okul; lâhüt âlemi, ruhlar makamı (sr). Debür i ar, (د بور) 1. Batıdan esen, bitkilere ve canlılara Zarar veren rüzgâr, samyeli. Doğudan esen ve canlılara yarayan rüzgâra kabül ve saba denir. 2, tas. Azan ve kuduran nefsin saldırıya geçmesi, Şeriata aykırı tutum ve davranışlara yol açtığı için muhalif, rüzgâra benzer. Nitekim kabül (saba) da ruhu harekete geçirip hâkimiyet kurmasını sağlayan bir saldırıdır. Hadiste “Bana saba ile yardım olundu, Âd ise samyeli ile helak edildi,” buyrulmuştur (x1, TK 11:465; Buhari, Megazi, bab 29).
Kadem
Sübut. Sabit olmak. Ezeliyet, kıdem. Bir'in sıfatlarını kendi hakikati haline getirmek için onun izini takip etme. “Falan Muhammed'in kademi üzerinedir” demek, “o Muhammedidir,” “Muhammediyyu's-sıfattır,” “Muhammediyyu'l-mesreptir,” yani “onun ayaklarının iznini takip etmektedir,” anlamına gelir (sm; kı) 3. Ayak. 4. Uğur. 5. tas. Hakk'ın ezelde kul üzerine hükmettiği inayet (sabıka) ki, kul bununla kâmil olur (: cr). “Cehennem, daha çok kişinin içine doldurulmasını ister durur, Cebbar (Hak) kademini oraya koyunca “Kafidir,” der. (iMü 1: 225). İşte Allah'ın kulları hakkında ezeldeki inayeti bu kademdir. b Makam. “Falan veli Hz. İbrahim'in kademi altındadır,” ifadesi onun makamından haz ve nasip almış, onun karakterini kendine karakter edinmiş, onun meşrebindedir, anlamına gelir. A. Geylâni'nin “Bütün velilerin boyunları kademimin altındadır,” sözü kutbiyet ve gavsiyete işaret eder. Ayak. 4. Uğur. 5. tas. Hakk'ın ezelde kul üzerine hükmettiği inayet (sabıka) ki, kul bununla kâmil olur (: cr). “Cehennem, daha çok kişinin içine doldurulmasını ister durur, Cebbar (Hak) kademini oraya koyunca “Kafidir,” der. (iMü 1: 225). İşte Allah'ın kulları hakkında ezeldeki inayeti bu kademdir. b Makam. “Falan veli Hz. İbrahim'in kademi altındadır,” ifadesi onun makamından haz ve nasip almış, onun karakterini kendine karakter edinmiş, onun meşrebindedir, anlamına gelir. A. Geylâni'nin “Bütün velilerin boyunları kademimin altındadır,” sözü kutbiyet ve gavsiyete işaret eder. Uğur. 5. tas. Hakk'ın ezelde kul üzerine hükmettiği inayet (sabıka) ki, kul bununla kâmil olur (: cr). “Cehennem, daha çok kişinin içine doldurulmasını ister durur, Cebbar (Hak) kademini oraya koyunca “Kafidir,” der. (iMü 1: 225). İşte Allah'ın kulları hakkında ezeldeki inayeti bu kademdir. b Makam. “Falan veli Hz. İbrahim'in kademi altındadır,” ifadesi onun makamından haz ve nasip almış, onun karakterini kendine karakter edinmiş, onun meşrebindedir, anlamına gelir. A. Geylâni'nin “Bütün velilerin boyunları kademimin altındadır,” sözü kutbiyet ve gavsiyete işaret eder.
Kademeyn
45) İki ayak. 2. tas. Birbirine zit iki zati hüküm ki, aslında ikisi de birdir. Hudus ve kıdem, halkiyyet ve hakikiyet, adem ve vücut, sonlu ve sonsuz, teşbih ve tenzih gibi zıt vasıflara ise na'leyn denir. Na'leyn kademeynin altındadır (cik 4). Bkz. Na'leyn. Kadem-i sıdk (5 ++ م 45) 1. Dürüst ayak. 2. tas. Yüksek makam, Hakk'ın ihlaslı, kulları için ezelde hazırladığı bol ve güzel nimetler (kı). Allah bir kulunun ezelde cennetlik ve mutlu olacağını kararlaştırırsa buna kadem-i sıdk, cehennemlik ve Kâf u nün bedbaht olacağını kararlaştırırsa buna da kadem-i cebbar denir. el-Hadi ve el-Mudill (doğru yola ileten ve saptıran) isimlerinin kademidir (cr; TK x21) (Yünus Suresi, 2), Dürüst ayak. 2. tas. Yüksek makam, Hakk'ın ihlaslı, kulları için ezelde hazırladığı bol ve güzel nimetler (kı). Allah bir kulunun ezelde cennetlik ve mutlu olacağını kararlaştırırsa buna kadem-i sıdk, cehennemlik ve Kâf u nün bedbaht olacağını kararlaştırırsa buna da kadem-i cebbar denir. el-Hadi ve el-Mudill (doğru yola ileten ve saptıran) isimlerinin kademidir (cr; TK x21) (Yünus Suresi, 2),
Meydan
Açık alan, görünme ve karşılaşma yeri. Tasavvuf dilinde muhabbet, zikir, vecd ve mânevî mücadelenin sahası için kullanılır. Tekke hayatında Mevlevîlikte “meydan”, dede ve dervişlerin belirli bir düzen içinde toplanıp murakabede bulunduğu mekânı; Bektaşîlikte ise erkânın yürütüldüğü “Kırklar Meydanı”nı ifade eder. Meydanı düzenleyen görevliye meydancı denir.
Musâhip
Tarikat arkadasi, yoldas, birlikte nasip alan canlar, tarikate yeni giren müride yol gösteren ve erkân öğreten tecrübeli ve kıdemli mürit, |
Nakip
Şeyhin yardımcısı olan en kıdemli mürit. Bkz. Nükeba, Allah ki mücid-i cihandır Her türlü nikabtan iyandır M. Naci Nâkus i ar. (95 b) r. Can, 2, tas. a Cem makamı. b Sâlikin tevbe edip ibadete ve zühde yönelmesini sağlayan bir uyanış (intibah). c Sâlike Hak'tan haber veren, onu nefsinden kurtaran, ibadete ve kanaate davet eden saik. Esasen sâliki gaflet uykusundan uyandıran, avarelik sarhoşluğundan kurtulup kendine gelmesini temin eden her şey hak cezbesidir, ilahi bir davetçidir (Tk 11:1563). d Tefrika makamını hatırlama )15.(
Nispet
Bag, ilgi. tas. İtiraf, sâlikin bağlı olduğu hal ki, o bu hal ile tanınır. Nispet iki türlüdür: Hak nispeti ve halk nispeti. Halk kaybolunca Hak, Hak kaybolunca halk ortaya çıkar. Halk için yapılan halka, Hak için yapılan Hakk'a nispet edilir. Nispet-i adem—Nispet-i kıdem Sâlikin gözünde halkın görünmemesi nispet-i adem, ademin ve oluşun da görünmemesi, yani Hakk'ın Hak ile baki oluşu nispet-i kıdem'dir. Bedenin nispeti suya, toprağa, ruhun nispeti meleküt ve ceberüt âleminedir (Bs 312, 613). Şeyhle müridi arasındaki manevi bağa nispet, nispeti kuran talibe mensup ve müntesip denir. Tarikat ehli arasında nispet, nesep gibidir. Bu yüzden şeyh müride evladı, mürit de şeyhine babası gözüyle bakar. Nisti — Hesti i. fars. (20 — (نيستى Yokluk-varlık, adem-vücut. tas. Iki cihandan geçip yalnızca dostla bulunmak, fena hali (sr). Budur yokluk ki sen senden gecesin Fenâ suyunu sâkiden içesin Temâmet varlığından el yuyasin Sen'i (ben'i) bunda koyup Dost'a kacasin E. Rami
re'îs
“Başkan, baş, amir, lider.” anlamındaki bu söz, başka kelime veya terkiplerle yeni terim oluşturmayı sağlar. § re'îs-i rûhânî a. (^L ^fi Azmlıklarm dinî re başrahip. re'îsü’l-kurrâ a. (J>il ^ İslâmî bilimler arasmda, raat ilminde icazeti olanla başkanı. re'îsü’l-küttâb a. LKll ^ (menâsıb-ı sittederi) Osm lI yönetiminde Dışişleri B kanı veya makamı. 2. Osma h yönetiminde yazı işler yürüten “Divan Kalemi”n başkanları. re'îsü’l-müneccim a. Çy ^fi Müneccimlerin re müneccimbaşı, takvim, s name ve benzeri konul düzenleyenlerin başkanı. re'îsü’l-ulemâ a. (LUI ^ (kıdem bakımından) 1. U manm, yani bilim adamla nın başı. 2. Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanlığı. rek'at a. (ö^J [< Ar. rükû'] İslâ inanç sistemlerinin en başm gelen “namaz” ibadetinin “ yam, kıraat, rükû ve iki s de”den oluşan her bir unsu için kullanılan terim. Bu s Kur’ân-ı Kerîm’de geçmeme beraber, bu kelimeden türey pek çok farklı söz varlıkları o da yer almaktadır (M. 565 resûl mler Abdülbâkî, el-Mu'cem, “rk'a” maddesi). Osma h yönetiminde yazı işler yürüten “Divan Kalemi”n başkanları. re'îsü’l-müneccim a. Çy ^fi Müneccimlerin re müneccimbaşı, takvim, s name ve benzeri konul düzenleyenlerin başkanı. re'îsü’l-ulemâ a. (LUI ^ (kıdem bakımından) 1. U manm, yani bilim adamla nın başı. 2. Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanlığı. rek'at a. (ö^J [< Ar. rükû'] İslâ inanç sistemlerinin en başm gelen “namaz” ibadetinin “ yam, kıraat, rükû ve iki s de”den oluşan her bir unsu için kullanılan terim. Bu s Kur’ân-ı Kerîm’de geçmeme beraber, bu kelimeden türey pek çok farklı söz varlıkları o da yer almaktadır (M. 565 resûl mler Abdülbâkî, el-Mu'cem, “rk'a” maddesi). U manm, yani bilim adamla nın başı. 2. Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanlığı. rek'at a. (ö^J [< Ar. rükû'] İslâ inanç sistemlerinin en başm gelen “namaz” ibadetinin “ yam, kıraat, rükû ve iki s de”den oluşan her bir unsu için kullanılan terim. Bu s Kur’ân-ı Kerîm’de geçmeme beraber, bu kelimeden türey pek çok farklı söz varlıkları o da yer almaktadır (M. 565 resûl mler Abdülbâkî, el-Mu'cem, “rk'a” maddesi). Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanlığı. rek'at a. (ö^J [< Ar. rükû'] İslâ inanç sistemlerinin en başm gelen “namaz” ibadetinin “ yam, kıraat, rükû ve iki s de”den oluşan her bir unsu için kullanılan terim. Bu s Kur’ân-ı Kerîm’de geçmeme beraber, bu kelimeden türey pek çok farklı söz varlıkları o da yer almaktadır (M. 565 resûl mler Abdülbâkî, el-Mu'cem, “rk'a” maddesi).
bâb
Kapı, medhal. 2. Dergâh, başvurulacak büyük kapı. 3. Bir kitabın bölümleri: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânı. 4. gr. Fiillerin kök biçimi: sülâsi bâb, rübâî bâb. 5. din. Mezheplerde dinîhiyerarşik makam veya unvan. Özellikle Şiâ geleneğinde imamm en kıdemli ve yetenekli öğrencüeri için de kullanılan bu terim, zamanla “bâbü’l-imâm” sözüne dönüşmüş; hatta bu söz “Gelişi dört gözle beklenen haberci” olarak yorumlanmıştır. § tam. bâb-ı âlî a. (JL J-j) (yüce kapı) 1. Sadaret makamı, divân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve de şûrâ-yı devleti içine alan devlet dairelerinin bulunduğu yer. 2. Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın bürosu idi; bürokratik teşkilâtın başı ve kâtipler ile “kalem” (büro) lerin şefi konumundaki bu görevli, sadaratle ilgili bütün yazışmaları idare etmekteydi. Hükümette üçüncü büyük büro, çavuşbaşına bağlı daire idi. Adalet ve kolluk gücünün sorumlusu ve yetkilisi olan çavuşbaşı aynı zamanda sadrazama sunulan yazılarm da inceleyicisi idi. Onun, sadrazama sunulacak yazmm kenanna “sah” (olur, uygun) sözünü koyması ile imzaya çıkarılırdı. Bu önemli hükümet görevlilerinden sonra tezkireciler, mektupçu, beylikçi, teşrifatçı ile kâhya kâtibinden meydana gelen altı müsteşar devlet kapısında görev yapan öteki önemli yetkili kimselerdi. Yeniçeri Ocağmm kaldırılması (1826) ve yeni nezaretlerin kurulması ile “bâb-ı âlî” kadrosu yeniden şekillenmiş ve yeni adlandırmalara sahne olmuştur. Bunlardan iki meclis çok önemli bir konuma getirilmiştir. “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” ve “Dâr-ı Şurâ-yı Bâbıâlî”. Sadaret makamı, Şurâ-yı Devlet, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri aslî dairelerdendi. Bunlara bağlı pek çok teşrifatçı, müsteşar, mektupçu ve hazine-i evrak müdürü devlet görevlisi olarak burada çalışmaktaydı. Bu kadro yapısı ile “bâb-ı âlî” devletin ve hükümetin beyni konumunda idi. bâb-ı âsafî a. (^i uL) Sadrazam konağı veya paşa kapısı. bâb-ı fetvâ a. (Ija uL) Şeyhülislâm makamı, bâb-ı meşihat. bâb-ı fetvâ-penâhî a. (^L l>ü ç> L) 1. Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Dergâh, başvurulacak büyük kapı. 3. Bir kitabın bölümleri: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânı. 4. gr. Fiillerin kök biçimi: sülâsi bâb, rübâî bâb. 5. din. Mezheplerde dinîhiyerarşik makam veya unvan. Özellikle Şiâ geleneğinde imamm en kıdemli ve yetenekli öğrencüeri için de kullanılan bu terim, zamanla “bâbü’l-imâm” sözüne dönüşmüş; hatta bu söz “Gelişi dört gözle beklenen haberci” olarak yorumlanmıştır. § tam. bâb-ı âlî a. (JL J-j) (yüce kapı) 1. Sadaret makamı, divân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve de şûrâ-yı devleti içine alan devlet dairelerinin bulunduğu yer. 2. Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın bürosu idi; bürokratik teşkilâtın başı ve kâtipler ile “kalem” (büro) lerin şefi konumundaki bu görevli, sadaratle ilgili bütün yazışmaları idare etmekteydi. Hükümette üçüncü büyük büro, çavuşbaşına bağlı daire idi. Adalet ve kolluk gücünün sorumlusu ve yetkilisi olan çavuşbaşı aynı zamanda sadrazama sunulan yazılarm da inceleyicisi idi. Onun, sadrazama sunulacak yazmm kenanna “sah” (olur, uygun) sözünü koyması ile imzaya çıkarılırdı. Bu önemli hükümet görevlilerinden sonra tezkireciler, mektupçu, beylikçi, teşrifatçı ile kâhya kâtibinden meydana gelen altı müsteşar devlet kapısında görev yapan öteki önemli yetkili kimselerdi. Yeniçeri Ocağmm kaldırılması (1826) ve yeni nezaretlerin kurulması ile “bâb-ı âlî” kadrosu yeniden şekillenmiş ve yeni adlandırmalara sahne olmuştur. Bunlardan iki meclis çok önemli bir konuma getirilmiştir. “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” ve “Dâr-ı Şurâ-yı Bâbıâlî”. Sadaret makamı, Şurâ-yı Devlet, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri aslî dairelerdendi. Bunlara bağlı pek çok teşrifatçı, müsteşar, mektupçu ve hazine-i evrak müdürü devlet görevlisi olarak burada çalışmaktaydı. Bu kadro yapısı ile “bâb-ı âlî” devletin ve hükümetin beyni konumunda idi. bâb-ı âsafî a. (^i uL) Sadrazam konağı veya paşa kapısı. bâb-ı fetvâ a. (Ija uL) Şeyhülislâm makamı, bâb-ı meşihat. bâb-ı fetvâ-penâhî a. (^L l>ü ç> L) 1. Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Bir kitabın bölümleri: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânı. 4. gr. Fiillerin kök biçimi: sülâsi bâb, rübâî bâb. 5. din. Mezheplerde dinîhiyerarşik makam veya unvan. Özellikle Şiâ geleneğinde imamm en kıdemli ve yetenekli öğrencüeri için de kullanılan bu terim, zamanla “bâbü’l-imâm” sözüne dönüşmüş; hatta bu söz “Gelişi dört gözle beklenen haberci” olarak yorumlanmıştır. § tam. bâb-ı âlî a. (JL J-j) (yüce kapı) 1. Sadaret makamı, divân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve de şûrâ-yı devleti içine alan devlet dairelerinin bulunduğu yer. 2. Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın bürosu idi; bürokratik teşkilâtın başı ve kâtipler ile “kalem” (büro) lerin şefi konumundaki bu görevli, sadaratle ilgili bütün yazışmaları idare etmekteydi. Hükümette üçüncü büyük büro, çavuşbaşına bağlı daire idi. Adalet ve kolluk gücünün sorumlusu ve yetkilisi olan çavuşbaşı aynı zamanda sadrazama sunulan yazılarm da inceleyicisi idi. Onun, sadrazama sunulacak yazmm kenanna “sah” (olur, uygun) sözünü koyması ile imzaya çıkarılırdı. Bu önemli hükümet görevlilerinden sonra tezkireciler, mektupçu, beylikçi, teşrifatçı ile kâhya kâtibinden meydana gelen altı müsteşar devlet kapısında görev yapan öteki önemli yetkili kimselerdi. Yeniçeri Ocağmm kaldırılması (1826) ve yeni nezaretlerin kurulması ile “bâb-ı âlî” kadrosu yeniden şekillenmiş ve yeni adlandırmalara sahne olmuştur. Bunlardan iki meclis çok önemli bir konuma getirilmiştir. “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” ve “Dâr-ı Şurâ-yı Bâbıâlî”. Sadaret makamı, Şurâ-yı Devlet, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri aslî dairelerdendi. Bunlara bağlı pek çok teşrifatçı, müsteşar, mektupçu ve hazine-i evrak müdürü devlet görevlisi olarak burada çalışmaktaydı. Bu kadro yapısı ile “bâb-ı âlî” devletin ve hükümetin beyni konumunda idi. bâb-ı âsafî a. (^i uL) Sadrazam konağı veya paşa kapısı. bâb-ı fetvâ a. (Ija uL) Şeyhülislâm makamı, bâb-ı meşihat. bâb-ı fetvâ-penâhî a. (^L l>ü ç> L) 1. Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Sadaret makamı, divân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve de şûrâ-yı devleti içine alan devlet dairelerinin bulunduğu yer. 2. Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın bürosu idi; bürokratik teşkilâtın başı ve kâtipler ile “kalem” (büro) lerin şefi konumundaki bu görevli, sadaratle ilgili bütün yazışmaları idare etmekteydi. Hükümette üçüncü büyük büro, çavuşbaşına bağlı daire idi. Adalet ve kolluk gücünün sorumlusu ve yetkilisi olan çavuşbaşı aynı zamanda sadrazama sunulan yazılarm da inceleyicisi idi. Onun, sadrazama sunulacak yazmm kenanna “sah” (olur, uygun) sözünü koyması ile imzaya çıkarılırdı. Bu önemli hükümet görevlilerinden sonra tezkireciler, mektupçu, beylikçi, teşrifatçı ile kâhya kâtibinden meydana gelen altı müsteşar devlet kapısında görev yapan öteki önemli yetkili kimselerdi. Yeniçeri Ocağmm kaldırılması (1826) ve yeni nezaretlerin kurulması ile “bâb-ı âlî” kadrosu yeniden şekillenmiş ve yeni adlandırmalara sahne olmuştur. Bunlardan iki meclis çok önemli bir konuma getirilmiştir. “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” ve “Dâr-ı Şurâ-yı Bâbıâlî”. Sadaret makamı, Şurâ-yı Devlet, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri aslî dairelerdendi. Bunlara bağlı pek çok teşrifatçı, müsteşar, mektupçu ve hazine-i evrak müdürü devlet görevlisi olarak burada çalışmaktaydı. Bu kadro yapısı ile “bâb-ı âlî” devletin ve hükümetin beyni konumunda idi. bâb-ı âsafî a. (^i uL) Sadrazam konağı veya paşa kapısı. bâb-ı fetvâ a. (Ija uL) Şeyhülislâm makamı, bâb-ı meşihat. bâb-ı fetvâ-penâhî a. (^L l>ü ç> L) 1. Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın bürosu idi; bürokratik teşkilâtın başı ve kâtipler ile “kalem” (büro) lerin şefi konumundaki bu görevli, sadaratle ilgili bütün yazışmaları idare etmekteydi. Hükümette üçüncü büyük büro, çavuşbaşına bağlı daire idi. Adalet ve kolluk gücünün sorumlusu ve yetkilisi olan çavuşbaşı aynı zamanda sadrazama sunulan yazılarm da inceleyicisi idi. Onun, sadrazama sunulacak yazmm kenanna “sah” (olur, uygun) sözünü koyması ile imzaya çıkarılırdı. Bu önemli hükümet görevlilerinden sonra tezkireciler, mektupçu, beylikçi, teşrifatçı ile kâhya kâtibinden meydana gelen altı müsteşar devlet kapısında görev yapan öteki önemli yetkili kimselerdi. Yeniçeri Ocağmm kaldırılması (1826) ve yeni nezaretlerin kurulması ile “bâb-ı âlî” kadrosu yeniden şekillenmiş ve yeni adlandırmalara sahne olmuştur. Bunlardan iki meclis çok önemli bir konuma getirilmiştir. “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” ve “Dâr-ı Şurâ-yı Bâbıâlî”. Sadaret makamı, Şurâ-yı Devlet, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri aslî dairelerdendi. Bunlara bağlı pek çok teşrifatçı, müsteşar, mektupçu ve hazine-i evrak müdürü devlet görevlisi olarak burada çalışmaktaydı. Bu kadro yapısı ile “bâb-ı âlî” devletin ve hükümetin beyni konumunda idi. bâb-ı âsafî a. (^i uL) Sadrazam konağı veya paşa kapısı. bâb-ı fetvâ a. (Ija uL) Şeyhülislâm makamı, bâb-ı meşihat. bâb-ı fetvâ-penâhî a. (^L l>ü ç> L) 1. Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Şeyhülislamlık. 2. Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Şeyhülislamlık dairesi. bâb-ı hükümet a. (cu^. ^L) Hükümet kapısı, devlet dairesi. bâb-ı hümâyûn a. (^la ^L) (saltanat kapısı) Topkapı Sarayı’nın ilk kapısı. i bâb-ı meşihat a. (cmA. ^L) i Şeyhilüislâm makamı. ) bâb-ı sa'âdet a. (ojLu, ^L) (saadet kapısı) 1. Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Padişah sau rayı. 2. Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Saray eya devlet kapıi sı. 3. İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i İstanbul. k bâb-ı şerif a. (^^ uÜ (kut lu kapı) Mevlâna türbesinin - ana giriş kapısı. ı bâbü’l-ebvâb a. Li^i oL) (kapıların kapısı) tas. Tarikat e yoluna girenlerin ilk makaî mı. ı, bâbü’ş-şerîf a. Ul^jJI ^L) bk. bâb-ı şerif k baba a. (LL) 1. Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Ata, peder. 2. Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i Yaşlı u ve muhterem kimse için kullanı ” lan terim. i
ibâdîlik
Haricîliğin önemli kollarmdan biri olup 7. yüzyılda ib Abdullah b. İbâd tarafından kurulan bu fırkanın oluşumunu Câbir b. Zeyd gerçekleştirmiştir. Öteki fırkalara göre daha ılımlı ib bir görüş içinde olan bu fırka, temelde Kur’ân'nm özüne sımsıkı sarılmak, iman ve İslâm’ı bir bütün olarak benimsemek, Alib lah’m yegâne sıfatmm “kıdem” olduğuna yürekten inanmak gibi ilkelere sımsıkı bağlı kalmışlardır. Son yıllarda "ibâdîlik”, genellikle kuzey Afrika ülkele ib rinde yaygınlık kazanmıştır.
ahidnâme
Hükümdarlarm veya sultanlann bazı devlet, cemaat veya şahıslara özel hak ve imkân tanımak amacıyla düzenlenmiş olan belge, muahede-nâme, musâlaha-nâme. İslâm devletleri içinde ilk ahid-nâme, Hz. Muhammed tarafından H. 9. yıldan sonra verilmiş olup onu Irak, İran, Suriye, Filistin, Mısır, Kuzey Afrika ile Anadolu’nun fethinden sonra buralarda yaşayan gayrimüslimlere Hulefâ-yı Raşidin ve özellikle Hz. Ömer tarafindan verilmiş olan hakları belgeleyen vesikalar izlemiştir. Osmanh devletinde de yabancılara verilen ticarî imtiyazları veya sulh anlaşmalarmı içeren ve “mu'âhedenâme” olarak da adlandırılan ahid-nâmeler söz konusudur. ahilik a. Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık. 2. Dayanışma ve yardımlaşma esasma dayanan eski bir Türk töresi olup özellikle on üçüncü yüzyüda Anadolu’da hızla yaygınlaşan ve Osmanlı devletinin kurulmasmda, hatta yayılmasında önemli rol oynamış olan dinî ve sosyal bir teşkilât. En temel ilkelerini dinin asıl kaynağından alan ahiliğin “nizamnâme’lerine “fütüvvetnâme” adı da verilmiş olup bu teşkilâta girmek için şerbet içmek, şed veya peştamal kuşanmak, şalvar giymek ile gerçekleşiyordu. Onun özünü ise esnaf birlikleri ve bunları da çıraklar, kalfalar ile ustalar oluşturuyor; en kıdemli veya yaşlı meslek erbabma “reis” veya “ahi” deniliyor; teşkilât içindeki düzeni de “yiğitbaşı” ya da “server” denilen ikinci bir reis sağlıyordu. Osmanlı sosyal hayatının en temel sosyal kurumlanndan olan bu teşkilât, varlığını Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar sürdürmüştür. Dayanışma ve yardımlaşma esasma dayanan eski bir Türk töresi olup özellikle on üçüncü yüzyüda Anadolu’da hızla yaygınlaşan ve Osmanlı devletinin kurulmasmda, hatta yayılmasında önemli rol oynamış olan dinî ve sosyal bir teşkilât. En temel ilkelerini dinin asıl kaynağından alan ahiliğin “nizamnâme’lerine “fütüvvetnâme” adı da verilmiş olup bu teşkilâta girmek için şerbet içmek, şed veya peştamal kuşanmak, şalvar giymek ile gerçekleşiyordu. Onun özünü ise esnaf birlikleri ve bunları da çıraklar, kalfalar ile ustalar oluşturuyor; en kıdemli veya yaşlı meslek erbabma “reis” veya “ahi” deniliyor; teşkilât içindeki düzeni de “yiğitbaşı” ya da “server” denilen ikinci bir reis sağlıyordu. Osmanlı sosyal hayatının en temel sosyal kurumlanndan olan bu teşkilât, varlığını Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar sürdürmüştür.
Sayfalar 112–123
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüzünü daima ilm-i Ledünni sahibi ve âşık-ı didâr-ı ilâhi olan kibar-ı Evliyâ'ullah'ın isrinden ve eşiği türabından ayırma yâ Rabbi.. Onların bastıkları toprağın tozu ile alınlarım
Sayfalar 410–417
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aşıklar bu gece devran ederler, Arş ile kürsiyi cevlân ederler, Cemal-i Resûlü seyran ederler, Habib-i Kibriyâ doğdu bu gece.. Bu gece doğdu ol şems-i hakikat, Levlâke sırrıyla bâ'
Sayfalar 398–403
Muzaffer Ozak Külliyatı · gözün oglunla aydın olsun..) kavl-i kerimine gelince, başta Necaşi olmak üzere mecliste bulunan âlimler ve rahipler gözlerinden yaşlar dökmeğe başladılar. Hz. Isa aleyhisselâma ina