HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bir şeyh ailesinde
Edirne'de doğdu. Edirne Velî Dede Gülşenî Dergâhı şeyhi Mehmed Seyfullah Efendi'nin oğludur.
Soyu beşinci kuşakta Gülşeniyye'nin Sezâiyye kolunun pîri Hasan Sezâî-yi Gülşenî'nin damadı Şeyh Ahmed Müsellem Efendi'ye ulaşır.
Tahsiline Konyalı Hacı Mahmud Efendi'nin yanında başladı. Edirne rüşdiyesinde Kütahyalı Osman Efendi'den Arapça ve Farsça, Berberzâde Mehmed Efendi'den dinî ilimleri öğrendi.
İntisabı
Babasının vefatı üzerine yirmi yaşlarında İstanbul'a giderek Molla Aşkî Dergâhı'nda Gülşeniyye'den Gürcü Ali Efendi'nin halifelerinden Bolulu Şeyh Mustafa Hilmi Efendi'ye intisap etti.
Kendisine Gülşenî tacı ve hırkası verildikten sonra Edirne'ye döndü.
Mânevî bir işaretle 1864 yılında tekrar İstanbul'a giderek şeyhinden Gülşenî icâzetnâmesi aldı ve Edirne'ye gelip Velî Dede Gülşenî Dergâhı meşihatını üstlendi.
Ders ve icâzet trafiği
Üç yıl sonra şeyhi Mustafa Hilmi Efendi'nin vefatı üzerine Eskicami müderrisi Hâfız İsmâil Rüşdü Efendi'den tefsir ve hadis okumaya başladı; tasavvufî konularda kendisinden faydalandı.
1873'te Halkalı Dergâhı şeyhi Hayrabolulu Mehmed Mahvî ile tanışarak ondan feyiz aldı. Böylece Gülşeniyye'nin Hâletiyye koluna da intisap etmiş oldu.
Hocası İsmâil Rüşdü'nün aracılığıyla tanıştığı Harîrîzâde Kemâleddin Efendi'den 1876 yılında Nakşibendiyye, Celvetiyye, Şâbâniyye, Kādiriyye, Rifâiyye ve Halvetiyye tarikatlarından icâzet alırken kendisi de ona Gülşeniyye icâzeti verdi.
İrşad ve vefatı
Edirne, Uzunköprü ve Keşan civarında yaptığı seyahatlerle etrafında geniş bir mürid halkası oluşan Şuayb Şerefeddin Efendi, Velî Dede Gülşenî Dergâhı'nda uzun yıllar irşad faaliyetinde bulundu ve 5 Haziran 1911 tarihinde Uzunköprü'de vefat etti.
Cenaze namazı Edirne Eskicamii'nde kılındıktan sonra dergâhın hazîresinde Ahmed Müsellem Efendi'nin kabrinin yanına defnedildi.
Hüseyin Vassâf ölümüne “şeyh-i ârif billâh” ifadesini, halifesi Şeyh Mehmed Şehrî, “Dem-i hûya verip demi pîr-i azîz Şerefeddin / Verdi hûya dem-i hû pîr-i âlem Şerefeddin / Habîbi hû dedi vardı cenâb-ı Şâh Şerefeddin” mısralarını tarih düşürmüştür.
Ailesi
Şuayb Şerefeddin Efendi'nin ikinci eşi Sümbül Hanım'dan Ali Seyfullah, Mehmed İrfan, Mehmed Kemâleddin ve Mehmed Vefâ adında dört oğlu ile Dervişe Hanım adlı bir kızı dünyaya gelmiştir.
Ali Seyfullah, Uzunköprü'de mektep muallimi iken yirmi iki yaşında veremden ölmüş, Mehmed İrfan ve Mehmed Kemâleddin, I. Dünya Savaşı'nda Suriye cephesinde şehid düşmüş, Mehmed Vefâ, Uzunköprü'de ablası Dervişe Hanım ve eşi Gülşenî-Rifâî şeyhi Mustafa Zevkî Efendi'nin yanında hayatını sürdürmüştür.
Şuayb Efendi'nin soyu kızı vasıtasıyla devam etmiş, aile 1934'te çıkan Soyadı Kanunu'nun ardından Keçeci soyadını almıştır.
Şuayb Efendi'nin vefatından sonra dergâhın postnişinliğine oğlu Mehmed İrfan Efendi, küçük kardeşi İsmâil Talat Efendi, yeğenleri Hâfız Sırrî ve Ahmed Hayâlî efendilerle damadı Mustafa Zevkî Efendi geçmiştir. Bunlar tarikat terbiyesini Şuayb Şerefeddin Efendi'den almışlardır.
Şahsiyeti
Hüseyin Vassâf'ın melâmet ve mahviyet ehli, vahdet-i vücûd zevkine mazhar bir mürşid olarak tanımladığı Şuayb Şerefeddin Efendi, Gülşeniyye tarikatı mensuplarınca tarikatın son devirdeki müceddidi sayılmıştır.
Nitekim, “Fâris-i meydân-ı aşkım Gülşen-i Sânî / Mürdeler ihyâ eder ol cân ile cânan benim” makta' beyitli bir fahriyyesinde kendisini ikinci İbrâhîm-i Gülşenî diye niteler.
Pîrleri İbrâhim Gülşenî ve Hasan Sezâî'nin yolundan giden Şuayb Efendi, Hüseyin Vassâf'a ve diğer halifelerine gönderdiği mektuplarıyla Hasan Sezâî'nin mektubat geleneğini sürdürmüş ve mektup yazma biçiminde, üslûbunda, kullandığı mühürde onu taklit etmiştir.
Hüseyin Vassâf'ın naklettiğine göre Şuayb Şerefeddin Efendi Anadolu, Rumeli ve Arabistan'da olmak üzere 400'den fazla halife yetiştirmiştir.