ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “Na’t”
01Bedeviyye (Ahmediyye)
Ahmed el-Bedevî’nin Tantâ’daki irşad halkasından doğan, Abdül‘âl b. Fakih tarafından kurumsallaştırılan; Mısır’dan Suriye, Hicaz ve Osmanlı şehirlerine yayılan ana tasavvuf yolu.
Gāniyye / Nablusiyye
Abdülganî en-Nablusî’nin Kādirî nispetine ve Dımaşk’taki ilim-irşad çevresine bağlanan adlandırma; Nablusiyye aynı nispetin alternatif ismidir.
Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)
Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.
Ahmed Celâleddîn Dede (Baykara)
Ahmed Celâleddîn Dede (1853–1946), Gelibolu'da doğup Kahire Mevlevîhânesi'nde yetişen; Üsküdar ve Galata postlarında Mesnevî, mûsiki ve şiir geleneğini sürdüren son dönem Mevlevîliğinin başlıca temsilcilerindendir.
Amasyalı Bebr Mehmed Efendi
Amasyalı Bebr Mehmed Efendi (ö. 1005/1596), Ebüssuûdzâde Ahmed Çelebi’nin çevresinde yetişen, Edirne Üç Şerefeli’de muîdlikten Bursa ve İstanbul medreselerine yükselen; Konya kadılığına giderken yolda vefat edip İznik’e defnedilen Osmanlı âlimidir.
Ammâr Bû Sennâ
Ammâr Bû Sennâ (ö. 1193/1779), doğu Cezayir’in Vâdî Zenâtî–Guelma çevresinde yaşamış; adına nispet edilen Ammâriyye’nin Cezayir ve Tunus’ta yayıldığı Kādirî şeyhidir.
Balabânî Şeyh Hasan Hüsnü Efendi
Balabânî Hasan Hüsnü Efendi (ö. 1347/1928), Nakşibendî-Hâlidî ana terbiyesini farklı tarikatlardan aldığı icâzetlerle birleştiren; Balaban Tekkesi’nin son postnişini, Mesnevîhan, duagû ve tasavvuf müellifidir.
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi (ö. 1729), İstanbul’da doğan; Galata Sarayı’ndan Vâlide Sultan Dârülhadisi’ne uzanan müderrislik görevlerinin ardından Erzurum kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimi ve divan şairidir.
Birrî Mehmed Dede
Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
Bosnevî Ahmed Çelebi
Bosnevî Ahmed Çelebi (ö. 983/1575), Saraybosna’dan İstanbul ve Bursa medreselerine uzanan kariyeri; hüsn-i hattı, Arap dili ve sanatlı nesriyle tanınan “Şakku’l-kamer” lakaplı Osmanlı müderrisidir.
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö. 1123/1711), IV. Mehmed devrinde saray hânendesi ve mûsiki hocası olarak çalışan; Rast Na‘t, Segâh Âyin, Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Nevâ Kâr gibi eserleriyle cami, Mevlevî ve klasik mûsiki repertuvarlarını birleştiren büyük bestekâr, şair ve ta‘lik hattatıdır.
Bursalı İsmâil Belîğ
Bursalı İsmâil Belîğ (1079/1668-69–22 Ramazan 1142/10 Nisan 1730), yaklaşık elli yıl imamlık yapan; Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ile Bursa’nın şeyh, âlim, şair, sanatkâr ve şehir kurumlarını biyografik bir hafızada birleştiren tarihçi, tezkireci, şair ve nâsirdir.
Çism-i Latîf Şeyh İsmâil Cismî Efendi
Çism-i Latîf Şeyh İsmâil Cismî Efendi (ö. Safer 1106/Eylül-Ekim 1694), dinî ilimler yanında tıp ve Farsça tahsil eden; Erdebîlizâde Ahmed Efendi’ye intisap edip Hacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin’den hilâfet alan, Oğlanlar Tekkesi’ni Sivâsiyye-Halvetiyye postuna taşıyan İstanbul şeyhidir.
Dâvudzâde Ahmed Efendi
Dâvudzâde Ahmed Efendi (ö. 18 Zilhicce 1135/1723), ulemâ ailesinden gelerek İstanbul ve İznik medreselerinde yükselen, Trablusşam kadılığına tayin edildikten kısa süre sonra orada vefat eden Osmanlı âlimidir.
Na’t
Arapça, vasıf, özellik, övmek anlamına bir kelime. Tasavvufta, vasfedenlerin, vasfedilenin fiil, hüküm ve ahlâkından haber vermesidir. Na’t, vasf ile aynı manada olmakla birlikte, vasf mücmel, na’t ise, fark’tır. Zat kendi nefsiyle kâim olan bir şeydir. İsim, na’t ve sıfat, birlikte Zât içindir (Zât’a bağlıdır, ona aittir). Bu üçü, zat sahibi olandan başkasına ait değildir. Zat sahihleri de, müsemmâsız, mevsufsuz ve men’ûtsuz olmaz. Meselâ, Allah’ın el-Kâdir diye bir ismi, kudret diye bir sıfatı, takdir diye de bir na’tı vardır.Hz. Peygamber (s)’in övülmesi konusunda yazılan şiirlere de na’t denir. Osmanlı şâirlerinin pek çoğu (hatta hemen hepsi), na’t yazmış olmalarına rağmen, bu konuda rekor, Nazîm’e aittir.Canım kurban olsun Senin yoluna Adı güzel, kendi güzel Muhammed (s). Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel, kendi güzel Muhammed (s).Yedi kat gökleri seyran eyleyen, Çıkıp arş üstünde cevlân eyleyen, Miracında ümmetini dileyen Adı güzel, kendi güzel Muhammed (s).Mü’min olanların çoktur cefâsı, Âhirette vardır zevk u sefası, Onsekiz bin âlemin Mustafa’sı (s), Adı güzel, kendi güzel Muhammed (s).Aşık Yunus, nitsün dünyayı sensiz, Sen Hak Peygambersin seksiz, gümânsız. Sana inanmayan gider imansız Adı güzel, kendi güzel Muhammed (s).Yunus
Na’t-Gû
Arapça-Farsça iki kelimenin birleşmesiyle meydana gelmiş olup, na’t söyleyen, demektir. Hz. Peygamber’e övgü şiirleri yazan şâirlere, na’t-gû denir.