Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “Şin

01
Kol

Norşin Kolu

Abdurrahman Tâğî'nin Norşin'deki medrese-tekke merkezinden yayılan Hâlidî halka.

02
Kol

Sinâniyye

Sinâniyye, Halvetiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.

03
Kol

Şinnâviyye

Şinnâviyye, Mısır Bedeviyye çevresinin tarihî kol listelerinde yer alır; günümüzdeki kurumsal devamı yerel ve güncel kayıtla ayrıca doğrulanmalıdır.

04
İlişkili kol

Âfâkıyye / Akdağlık Hâceleri

Hidâyetullah Âfâk Hoca çevresinde Kaşgar ve Doğu Türkistan'da siyasî-mânevî güç kazanan; Akdağlık Hâceleri diye de bilinen Kâsânî kolu.

05
İlişkili kol

Aleviyye-Derkāviyye

Ahmed el-Alevî'nin XX. yüzyıl başında Müstegānim merkezli olarak teşkilâtlandırdığı Şâzelî-Derkāvî irşad kolu.

06
İlişkili kol

Anadolu Abdalları Çevresi

Bektaşiyye'nin teşekkülünden önce ve sırasında Hacı Bektâş hafızasına bağlanan gezgin derviş, zâviye ve ocak çevreleri.

07
İlişkili kol

Arvâs Kolu

Fehim Arvâsî'nin Van-Arvâs medrese-tekkesi çevresinde gelişen halka.

08
İlişkili kol

Babagân / Mücerred Babalar

Balım Sultan sonrası mücerred babalar ve pîr evindeki dedebaba otoritesini esas alan teşkilat hattı.

09
İlişkili kol

Bahâiyye

Bahâeddin Zekeriyyâ Multânî ve halifeleri çevresinde Hint alt kıtasında gelişen Sühreverdî kolu.

10
İlişkili kol

Bâharziyye

Seyfeddin Bâharzî'nin Buhara çevresindeki irşadına nispet edilen Kübrevî kol.

11
İlişkili kol

Bârzân Hattı

Kuzey Irak'taki Bârzân Tekkesi'nin Nehrî çevresiyle tarihî irtibatı; doğrudan hilafet bağı kesin kabul edilmez.

12
İlişkili kol

Bayrâmî Melâmîliği

Bıçakçı Ömer Dede'den sonra Osmanlı coğrafyasında gelişen; kutup merkezli silsile, tevhid yorumu ve zaman zaman siyasî baskılarla şekillenen ikinci devre.

13
Şahsiyet

Sinan Efendizâde Ali Efendi

Sinan Efendizâde Ali Efendi (1536-1597), Muhaşşî Sinan Efendi'nin oğlu; Halep, Şam, Kahire, Bursa ve İstanbul kadılıklarından Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine yükselmiş Osmanlı âlimidir.

14
Şahsiyet

Sinâneddin Yusuf Çelebi

Sinâneddin Yusuf Çelebi (ö. 979/1571), Akhisarlı âlim; Balıkesir, Birgi, Tokat, Bursa, Edirne ve İstanbul medreselerinde görev yapmıştır.

15
Şahsiyet

Sinâneddin Yûsuf Ümmî Sinan b. Cafer

Sinâneddin Yûsuf Ümmî Sinan b. Cafer (ö. 1006/1598), Simavlı bir şeyhin oğlu; kadılık ve müderrislik yapmış, hac menâsiki üzerine Türkçe risale yazmıştır.

16
Şahsiyet

A‘rec Şeyhî Çelebi

A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.

17
Şahsiyet

Abalı Hâfız Muhammed Haydar Bergamavî

Muhammed Haydar Efendi; Bergama veya Kırkağaç nispetiyle anılan, Mehmed Emin Kırkağacî’den hilâfet alan, Aksaray Şekerci Sokağı’ndaki dergâhta irşad eden ve Yahyâ Âgâh İstanbulî’ye Zenbûrî mirası aktaran şeyhtir.

18
Şahsiyet

Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî

Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî (ö. 1150/1737-38), Bosnalı Mustafa Efendi’nin oğlu; Kasımpaşa Uşşâkî Âsitânesi’nin şeyhi ve türbedarı, Ahmed Hüsâmî Efendi’nin kayınpederidir.

19
Şahsiyet

Abdal Mûsâ

Abdal Mûsâ; menkıbeleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla ilgili rivayetlere karışan ve Bektaşî an'anesinde önemli bir yeri olan Anadolu abdallarından biri . Kaynak, gerçek şahsiyetinin “çok müphem” olduğunu belirtir.

20
Şahsiyet

Abdî Dedezâde Seyyid Halil Efendi

Abdî Dedezâde Seyyid Halil Efendi (1024/1615–21 Zilhicce 1088/1678), Kasımpaşa Mevlevîhânesi’nin kurucusu Sırrî Abdî Dede’nin oğlu; ilim tahsiliyle Mevlevî terbiyesini birleştirerek zâviyenin postunu yaklaşık kırk altı yıl sürdüren şeyhtir.

21
Şahsiyet

Abdullah Bosnevî

Abdullah Bosnevî (1584–1644), Bayramî-Melâmî terbiyesini Hasan Kabadûz’dan alan; İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem’ine yazdığı Türkçe ve Arapça şerhlerle tanınan sûfî müelliftir.

22
Şahsiyet

Abdullah ez-Zeytûnî

Abdullah ez-Zeytûnî, XV. yüzyıl Fas tasavvuf çevresinde Ahmed Zerrûk’un ilk belirgin şeyhi olarak anılan sûfîdir.

23
Şahsiyet

Abdurrahman Ali Nûreddin

Abdurrahman Ali Nûreddin, Ahmed el-Bedevî’nin ilk halifesi Abdül‘âl b. Fakih’ten sonra Tanta’daki merkez postunu üstlenen; Bedeviyye’nin kurucu kuşaktan sonraki hizmet ve irşad sürekliliğini temsil eden üçüncü postnişindir.

24
Şahsiyet

Abdurrahman en-Niyâzî

Abdurrahman en-Niyâzî (ö. 1311/1894), Kādiriyye'nin Mısır'da teşekkül eden Niyâziyye koluna adını veren pîr ve İskenderiye'deki bir Kādirî tekkenin şeyhidir. Tarihî yeri, Osmanlı derviş dolaşımı ile Mısır'ın resmî tekke idaresinin kesişiminde belirginleşir.

25
Sözlük

Sefer der vatan

Kişinin kötü huylardan iyi huylara doğru iç yolculuğu. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

26
Sözlük

Vukûf-ı kalbî

Kalbin hâline ve yönelişine dikkat etmek; zikrin merkezini kalpte tutmak. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

27
Sözlük

Zikr-i dâimî

Belirli sayıdaki günlük zikrin ötesinde, kişinin gece gündüz ilâhî huzur farkındalığını korumaya çalışması.

28
Sözlük

Tâc-ı şerif

Tarikat şeyhi veya belirli bir eğitim mertebesindeki dervişin tarihî tekke kültüründe giydiği başlıkların genel adı. Biçim, renk ve kullanım şube, görev, dönem ve coğrafyaya göre değişir; mânevî kemalin kendisi değil sembolüdür.

29
Sözlük

Aba

Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim

30
Sözlük

Âb-ı âteş-efrûz

Ateşi daha da alevlendiren su. Tasavvuf şiirinde ilâhî feyiz ve tecellinin gönüldeki aşk ateşini söndürmek yerine artırmasını anlatan Farsça bir terkiptir.

31
Sözlük

Zâviye

Genellikle tekkeden daha küçük irşad, ibadet, barınma veya yolcu ağırlama birimi için kullanılan tarihî terimdir. Sınır bölgelerinde ribât, şehirlerde mahalle tekkesi veya bir şeyhin sohbet mekânı işlevi görebilir. Tekke, hankah ve zâviye kelimeleri kaynaklarda zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı için yapı türü yalnız adına bakılarak kesinleştirilmez.

32
Sözlük

Ada

اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.

33
Sözlük

Âdâb

İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.

34
Sözlük

Adem-i mana

Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim

35
Sözlük

Agâh

Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl

36
Sözlük

Agyar

(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus

37
Mekân

Abdülkādir-i Geylânî Külliyesi

Bağdat · Irak · Vefat ettiği ve medfun bulunduğu yer; Kādiriyye'nin âsitânesidir. Bağdat ve çevresindeki Geylânî seyyidleri Moğol ve Timur istilâlarında şehri terketmek zorunda kaldıklarında bile cedlerinin türbesinin bulunduğu bu yere dönmüşlerdir.

38
Mekân

Köstendilli Ali Alâeddin Türbesi (açık türbe)

Üsküdar, İstanbul · Türkiye · Toygar tepesi Selâmi Ali mahallesindeki yıkık tekkenin yan tarafında, Kâtibim Aziz Bey sokağı ile Ethem Ağa sokağının birleştiği yerdedir. Sol yanında zevcesi Havva Bacı Hatun, onun solunda oğlu Ömer Efendi (ö. 1194/1780) medfundur. Konum yaklaşıktır.

39
Mekân

Dımaşk (evi ve medfeni)

Şam · Suriye · 4 Zilhicce 1050'de (17 Mart 1641) doğduğu, yedi yıllık halvetini geçirdiği, İbnü'l-Arabî derslerini okuttuğu ve 24 Şâban 1143'te (4 Mart 1731) vefat edip defnedildiği şehir; kabri kendi evindedir. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.

40
Mekân

Gucdüvân (Gicdüvân)

Buhara · Özbekistan · Buhara'ya yaklaşık 30 km. uzaklıktaki, doğduğu, inzivaya çekildiği ve hankahında ömrünü tamamlayıp defnedildiği köy; türbesi buradadır. 918/1512'de bir Safevî muhasarasından kurtulması onun ruhaniyetine bağlanmıştır.

41
Mekân

Galata Mevlevîhânesi (Kalekapısı Hânkâhı)

İstanbul · Türkiye · 1258/(1842)’de harem dairesinde doğduğu, babasının ve kendisinin postnişinlik ettiği, matbah tâkındaki kitâbeyi hattıyla yazdığı ve babasının lahdine defnedildiği mevlevîhâne. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.

42
Mekân

Yiğitbaşı Türbesi, Seyyid Hoca mahallesi

Manisa · Türkiye · İrşadını sürdürdüğü tekkenin yanındaki türbe; 910/1504'te vefatında buraya defnedilmiştir. Zamanla yıkılan tekkenin yerine Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır.

43
Mekân

Fâtih Camii Hazîresi

İstanbul · Türkiye · Kırk üç yıl türbedarlığını yaptığı Fâtih Sultan Mehmed Türbesi'nin bulunduğu cami; 9 Mayıs 1920'de vefatında buradaki hazîreye defnedildi. Mezar taşındaki yazı müridi Evrenoszâde Sâmi Bey'indir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.

44
Mekân

Abdal Mûsâ Tekkesi ve Türbesi, Tekkeköy

Antalya (Elmalı) · Türkiye · Evliya Çelebi'nin XVII. yüzyıl ortasında üç yüzden fazla mücerred dervişle gördüğü tekke; XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren Girit Bektaşî şeyhleri burada yetişti. 1826'dan sonra Nakşîlere geçtiği tahmin edilir, 1911'de harabe hâlindeydi.

45
Mekân

Sokollu Mehmed Paşa Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Mısrî’nin İstanbul’a ilk gelişinde ikamet edip erbaîn çıkardığı, Sultanahmed civarındaki dergâh. Hücre kapısındaki levhada onun bu dergâhı erbaîniyle ihyâ ettiğini söyleyen bir kıt‘a yazılıdır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.

46
Mekân

Akşemseddin Türbesi, Göynük

Bolu · Türkiye · 863 Rebîülâhirinin sonunda (Şubat 1459) vefat edip defnedildiği yer; türbe vefatından beş yıl kadar sonra yapılmış, sandukası üzerindeki yazı oğlu Mehmed Sâdullah'a aittir. Oğullarından Mehmed Sâdullah ve Nûrullah da burada yatar. Kapı üzerindeki inşa kitâbesi vefat tarihini doğrular.

47
Mekân

Süleymaniye Camii hazîresi

Fatih, İstanbul · Türkiye · 8 Zilkade 1311'de (13 Mayıs 1894) vefat edip defnedildiği yer. İlişkili kişi dosyası Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî : Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (1813–1894), hadis öğretimini Hâlidî-Nakşibendî irşadıyla birleştiren; Fatma Sultan Camii çevresinde tekke, matbaa, yardımlaşma sandığı ve kütüphane ağı kuran etkili Osmanlı âlim ve sûfîsidir.

48
Mekân

Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi ve Türbesi

Karagümrük, İstanbul · Türkiye · Cerrâhiyye'nin merkez tekkesi ve pîr makamı; kolun postnişinleri burada medfundur. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Abdullah b. Fâzıl Ali Efendi : Abdullah b. Fâzıl Ali Efendi, Sefîne-i Evliyâ’nın kısa kaydına göre Nûreddîn-i Cerrâhî ser-tarîkıydı ve Eyüp’teki Şeyh Râşid Efendi Dergâhı’na defnedildi.

49
Makale

İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler

Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

50
Makale

Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası

Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

51
Makale

Nehrî'den Yayılan Kollar

Gayda, Norşin, Sûrsûre, Küfrevî, Arvâs ve Bârzân bağlantıları. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.

52
Makale

Ahmed er-Rifâî'nin Ahlâk ve Nasihat Dünyası

Hizmet, tevazu, ilim ve nefs muhasebesi. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.

53
Makale

Rifâiyye'nin İstanbul ve Balkan Yolculuğu

Üsküdar'dan Unkapanı, Yakova ve Prizren'e. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.

54
Makale

1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları

Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.

55
Makale

Muhasebe, Murakabe ve Amel Bilgisi

Bilginin ahlâka dönüşmesi. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

56
Makale

Ecvibe-i Mutasavvıfâne: Bir Dervişin Soruları

Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî yoluna dair soruları ve Hüdâyî'nin cevapları. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

57
Makale

Celvetî Zikir Yolu: Tevhid ve Hû

Kelime-i tevhidin merkezî, esmâ zikrinin tâli konumu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

58
Makale

Sefîne-i Evliyâ Beşinci Cilt Rehberi

Halvetî şubelerinden Mevlevîhâne hafızasına. Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5 tam metni üzerinden hazırlanmış editoryal dosya.

59
Makale

Cerrâhî Âsitânesinde Mukabele ve Hizmet Düzeni

Zikir halkası, devran, gülbank ve tekke görevleri. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.

60
Makale

Envâr ve Tabakāt-ı Cerrâhiyye Nasıl Okunmalı?

On sekiz fasıl, kaynaklar ve anlatı katmanları. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.