Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

24 sonuç · “îcâz

01
Kol

Sokoto Kādirî İcazet Ağı

Osman b. Fûdî ve Muhammed Bello çevresinde Kādirî icazet, eğitim ve ıslah etkisinin Sokoto coğrafyasındaki ağı.

02
İlişkili yol

Bedeviyye (Ahmediyye)

Ahmed el-Bedevî’nin Tantâ’daki irşad halkasından doğan, Abdül‘âl b. Fakih tarafından kurumsallaştırılan; Mısır’dan Suriye, Hicaz ve Osmanlı şehirlerine yayılan ana tasavvuf yolu.

03
İlişkili kol

Bekriyye

Mustafa Kemâleddin el-Bekrî'nin eser ve halifeleriyle Suriye, Mısır, Hicaz ve Kuzey Afrika'da büyüyen Şâbânî-Karabaşî hattı.

04
İlişkili kol

Beyyûmiyye

Ali el-Beyyûmî'nin çoklu icazetleri Bedevî usulü çevresinde birleştiren kolu.

05
İlişkili kol

Ervâdî–Gümüşhânevî Hattı

Hâlid el-Bağdâdî’den Ahmed el-Ervâdî’ye, ondan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’ye uzanan; hadis tedrisi, ilmî icâzet ve irşad hilâfetini birlikte taşıyan Nakşibendî-Hâlidî aktarım hattı.

06
İlişkili kol

Ma‘sûmiyye

İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu Muhammed Ma‘sûm'a nispet edilen; Sirhind'den Afganistan, Orta Asya, Hicaz, Şam ve İstanbul'a geniş halife ağıyla yayılan Müceddidî kol.

07
İlişkili kol

Sayyâdiyye

Ahmed İzzeddin es-Sayyâdî'ye nispet edilen; Hicaz, Suriye, Mısır ve daha sonra İstanbul bağlantıları bulunan Rifâî kolu.

08
İlişkili kol

Semmâniyye

Halvetiyye-Bekriyye ana silsilesine bağlı; Kādirî, Şâzelî ve Nakşibendî icazetlerini de birleştiren çoklu nispetli yol.

09
İlişkili yol

Senûsiyye

Muhammed b. Ali es-Senûsî'nin çoklu tasavvuf icazetlerini sünnete bağlılık, eğitim, üretim ve Sahra zâviye ağı içinde birleştirdiği Kuzey Afrika irşad ve toplumsal dayanışma hareketi.

10
İlişkili kol

Şuaybiyye

XVII. yüzyılda Şemseddin Muhammed eş-Şuaybî el-Hicâzî'ye nispet edilen kol.

11
İlişkili kol

Yâfiiyye

Abdullah el-Yâfiî'nin Mekke merkezli, çoklu tasavvuf icazetli ve Kādirî menâkıb literatürüyle belirginleşen nispeti.

12
Şahsiyet

Abdülcelîl-i Bitlisî

Abdülcelîl-i Bitlisî (ö. 1160/1747), Bitlis’ten İstanbul’a gelen; Müştâkiyye silsilesinde Hacı Hasan-ı Şirvânî’nin, Zenbûriyye’nin Kādirî icazet hattında ise Şems-i Bitlisî’nin önünde yer alan Kādirî şeyhidir.

13
Şahsiyet

Abdüllatîf el-Câmî

Abdüllatîf el-Câmî (ö. 1555-56), Semerkant ve Buhara’dan İstanbul, Halep ve Hicaz’a uzanan seyahatleri; Kanûnî’ye Kübrevî zikir telkini ve Hazînî’ye verdiği nispetle XVI. yüzyılın hareketli irşad ağını temsil eder.

14
Şahsiyet

Abdürrahîm el-Mahbûb

Abdürrahîm el-Mahbûb, Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin yakın çevresinde yetişen; Bingazi Zâviyesi’ni yöneten, Osmanlı merkeziyle temas kuran, Muhammed el-Mehdî’yi Hicaz’dan Câğbûb’a götüren ve eğitimine katılan Senûsî şeyhidir.

15
Şahsiyet

Abdürrahim Künhî Dede

Abdürrahim Künhî Dede (1183/1769–1247/1831), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yetişen; Hicaz Mevlevî âyini ve Anberefşan makamıyla klasik mûsikiye katkıda bulunan, kudümzenbaşılıktan dergâh meşihatına yükselen Mevlevî şeyhi ve şairdir.

16
Şahsiyet

Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî

Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, Palembang ile Hicaz arasında kurduğu ilim ve irşad bağı; Gazzâlî'nin eserlerini Malayca yeniden işleyen Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn'i; Semmânî evrâdı ve Nasîhatü'l-müslimîn'iyle XVIII. yüzyıl Güneydoğu Asya tasavvufunun başlıca müelliflerindendir.

17
Şahsiyet

Ahmed Avni Konuk

Ahmed Avni Konuk (1868–1938), Selânikli Mehmed Esad Dede’den Mesnevî icazeti alan; Mesnevî ve Fusûsu’l-hikem üzerine büyük Türkçe şerhler kaleme getiren, Hânende’yi hazırlayan, Mevlevî âyinleri besteleyen hukukçu ve müelliftir.

18
Şahsiyet

Ahmed b. Ukbe el-Hadramî

Ahmed b. Ukbe el-Hadramî (ö. 1489), Yemen’den Kahire’ye yerleşen, Şâzelî ve Kādirî icâzetlerini taşıyan ve Ahmed Zerrûk’un seyrüsülûkünde derin tesir bırakan şeyhtir.

19
Şahsiyet

Ahmed el-Ervâdî

Ervâd, Trablusşam, Dımaşk, Kahire ve İstanbul arasında tahsil ve irşad faaliyetinde bulunan Ahmed el-Ervâdî, Hâlid el-Bağdâdî’nin halifesi ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin mürşididir. Hadis isnadı, ilmî icâzet ve tarikat hilâfetini aynı şahsiyette birleştirmiştir.

20
Şahsiyet

Ahmed Yekdest-i Cüryânî

Ahmed Yekdest-i Cüryânî (ö. 1707), Serhend’de Muhammed Ma‘sûm Sirhindî’den hilâfet alıp Mekke’de uzun yıllar irşad eden; Mehmed Emin Tokadî ve Abdürrahîm-i Buhârî üzerinden Müceddidiyye’nin Hicaz ve İstanbul bağlantısını kuran Nakşibendî şeyhidir.

21
Şahsiyet

Akşehirli Abdî Halife

Abdullah b. Hacı Mahmud, meşhur adıyla Abdî Halife (ö. 972/1564-65), Bahâeddinzâde’den icazet alarak Akşehir’de Bayramiyye’yi yayan, zâviye kuran ve risaleler kaleme alan şeyhtir.

22
Şahsiyet

Alâeddin Ali el-Kefevî

Alâeddin Ali el-Kefevî (ö. 970/1562-63), Sünbül Sinan’dan icazet alan; İstanbul’daki Alâeddin Dergâhı ile Kefe Kasımpaşa Zâviyesi’ni birbirine bağlayan Sünbülî-Halvetî şeyhidir.

23
Şahsiyet

Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî

Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî, XVIII. yüzyılda adına nispet edilen Menzeliyye koluyla tanınan Kādirî şeyhidir. Menzeliyye Cezayir ve Tunus’ta yayılmış, nispeti sonraki icazet hatlarıyla Batı Afrika’ya kadar taşınmıştır.

24
Sözlük

îcâz

Az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak çok mânâ ifâde etme. Muhammed aleyhisselâm; " Bu Kur'ân, Allah kelâmıdır, inanmıyorsanız bir âyeti kadar siz de söyleyiniz. Söyleyemezsiniz " buyurdu. O kadar düşman oldukları, el ele verip uğraştıkları hâlde söyleyemediler. Kimisi Kur'ân-ı kerîmin belâgat ve îcâzını görür görmez îmân etti. Kimisi insan bunu söyleyemez diyerek ister istemez tastîk etti. (Sırrı Paşa) Arapçayı iyi bilen kimse Kur'ân-ı kerîmin îcâzını açıkça anlar. Kâdı Bâkıllânî dedi ki: "Îcâz, hem belâgatinin yüksek olmasından hem de nazmının (lafızlarının dizilişinin) garîb olmasındandır. Yâni hiç görülmemiş bir nazm olduğu içindir. Bâzıları Kur'ân-ı kerîmin îcâzı gaybden (gelecekten) haber vermesidir dediler. Bâzı âlimlere göre Kur'ân-ı kerîmin îcâzı, çok uzun ve tekrarlı olduğu hâlde hiçbir yerinde ihtilâf yâni uygunsuzluk bulunmamasıdır dediler. (İmâm-ı Rabbânî) Muhammed aleyhisselâmın mûcizelerinin en büyüğü Kur'ân-ı kerîmdir. Bugüne kadar gelen bütün şâirler, edebiyâtçılar, Kur'ân-ı kerîmin nazmına ve mânâsına hayran kalmışlar, bir âyetin benzerini söyleyememişlerdir. Îcâzı ve belâgati insan sözüne benzemiyor. Yâni bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense; lafzındaki, mânâsındaki güzellik bozuluyor. (Nişâncızâde Muhammed Efendi)