ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
Adlar, künyeler, açıklamalar ve kamusal başlangıç metinleri aranır. Üye tam metinler kamusal arama dizinine alınmaz.
29 sonuç · toplam 137 · “Sadr” · 1/2
01Sadr
Göğüs, sine. tas. Ruh (sr). Kalbin mertebelerinden biri. Safa—Safvet i. ar. صفوة) — lie) 1. Temizlik, duruluk, anhk, zevk, keyf. 2. tas. Hiçbir şey süfiyi kederlendirmez (bulandırmaz); her şey onunla safa bulur, durulur (KR 127, SL 296). Sa…
sadru’l-evvel
Hadis büimi tarihinde, hayırla anılan ilk üç nesü. Bunlar: sahabeler, tâbiîler, tebe-i tâbiîn
Sadr-I Evvel
Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının (sahâbe-i kirâmın) ve onları gören müslümanların (Tâbiînin) yaşadığı asır. Sadr-ı evvelden sonra, minâre, mekteb, kitab gibi sonradan yapılmış şeyler bid'at yâni dinde reform değildir. Bunlar dîne yardı…
şakk-ı sadr
İslâm inanca göre, Hz. Peygamber’i göğsünün melekler tarafmda açılıp kalbinin bezenmesi içi kullanılan terim
Tavâf-I Sadr (sader)
Hac esnâsında cemrelerin taşlanması bittikten sonra Mina'dan Mekke'ye inildiğinde yapılan tavâf. Buna Tavâf-ı vedâ da denilir. Hac vazîfeleri bununla sona erer. Âfâkî olan yâni Mîkât denilen yerden daha uzak memleketlerin hacılarının Mekke'…
Şerh-İ Sadr
1. Peygamber efendimizin çocukluğunda ve peygamberliği sırasında (mîrâc gecesinde) mübârek göğsünün açılarak kalbinin çıkarılması ve yıkanıp ilim, hikmet ve mârifet ile doldurulduktan sonra yerine konması hâdisesi. (Bkz. Şakk-ı Sadr) Yeşil…
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir…
Çehar darp
جها > > ب) Dört vuruş. tas Kalenderiler, Abdallar ve eski Bektaşilerde saç, kaş, sakal ve bıyıkların usturayla kökten traş edilmesi âdeti. Çehardeh-i masum-u pak (J م يا ya: 3) be) Hz. Ali'nin soyundan gelen ve çocukken şehit edilen ondört…
Hazm
Sindirme, katlanma. tas. Ufak tefek hataları mesele yapmamak, basit hususları yakınma ve sızlanma vesilesi yapmamak, alıngan olmamak, gönlü geniş olmak (sia-1 sadr). Hazre (e (حضر Şazeliye tarikatinde semâ ve zikir ayini (hazre, hazret). Ha…
Hü
O; üçüncü şahıs zamiri. tas. a Allah'ın mutlak gayb olan hüviyeti, künhü; temaşası mümkün olmayan zatı. Gir semâa zikr ile gel yana yana Hü deyü Ir safâ-i aşk-ı Hakk’a yana yana Hü deya Zat-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Ha ile Dost görün…
Sekinet
1, Vakar, ağırbaşlılık, sükünet. 2. tas, Gaybın (ve maneyi feyzin) gelişi esnasında kalbin bulduğu itmi'nan ve huzur hali. Sekinet nebi ve velilerin kalplerine iner, Nur, kuvvet ve ruhtan oluşur, korkan kişi o sayede sükün, mahzun teseli bu…
Selamet
>) Emniyet makamı, “Oraya emniyetli olarak selam (selamet) ile giriniz,” mealindeki ayetle buna işaret edilmiştir. 2. Dünyevi huzur ve refah, selamet, terk-i selamettir. Nefsin selameti ona muhalefet etmektir, felaketi ona uymaktır. “Selame…
Şerbet
İlahi feyz, ilâhî muhabbet, aşk şarabı. Bize ask şerbetinden sun a sakt Bize uçmakta kevser gerekmez Yünus | 327 | Seriat Hak'tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah Şol kudret denizini geçtik elhamdilillah Yünus Şerh-i sadr (a (شرح +. Gönül…
şeyh-i imâret
İmareti idare eden, yoksul ve kimsesizleri kollayıp gözeten kimse. şeyh-i necdi a. ^ j^ mec. Şeytan. şeyh-i kebir a. (j^ ^i) t Mevlevîlik tarikatın Sadreddin Konevî için kul nılan terim. şeyhü’l-cebel a. (J^JI j^ Haşhaşîler olarak nitelen İ…
Gülşeniyye
(iûaIO [< F. Gülşen + Ar. -iyye] Halvetiyye tarikatının İbrahim Gülşenî (öl. 940 / 1534) adına nispet edilen kolu. Temelleri Kahire’de atılan bu tarikat, 16. yüzyıldan sonra tanmmaya ve yaygmlaşmaya başlamıştır. Gülşeniyye tarikatının oluşu…
celi
C^) [Ar. ] İslâm hat (yazı) sanatmda her tarz yazının iri yazılmış biçimine verilen ad. İslâm yazı sanatının başlangıç döneminde ortaya çıkmaya başlayan “aklâm-ı sitte” (bk bu madde)nin iri olanlarma “celîl” denilmekteydi. Bunlara büyük boy…
zât-ı sâmî
zât-ı sâmî a. Sadrazam.
Cerrâhiyye
Halvetiyye-Ramazâniyye tarikatının Nureddin Cerrâhî’ye nisbet edilen bir kolu. Bu tarikatın kurucusunun sahabeden Ebû Ubeyde b. Cerrâh soyundan geldiği ve İstanbul’da Cerrahpaşa semtinde doğduğu için “Cerrâhî” adını aldığı rivayeti yaygındı…
Ekberiyye
Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye nisbet edilen tasavvufî ve fikrî harekete verilen ad. Bizzat kendisi tarafindan oluşturulmamış, manevî oğlu Sadreddin-i Konevî onun irşat postuna oturmuş ve fikirlerini yaymış olduğu, hatta onun eserlerinin bu yoll…
bâb
Kapı, medhal. 2. Dergâh, başvurulacak büyük kapı. 3. Bir kitabın bölümleri: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânı. 4. gr. Fiillerin kök biçimi: sülâsi bâb, rübâî bâb. 5. din. Mezheplerde dinîhiyerarşik makam veya unvan. Özellikle Şiâ geleneğinde imamm en…
bâb-ı âlî
Sadaret makamı, divân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve de şûrâ-yı devleti içine alan devlet dairelerinin bulunduğu yer. 2. Osmanh hükümet teşkilâtm; hükümetin başı sadrazam idi, ikinci önemli daire “reisü’lküttâb”ın büros…
sülbî
Ç^lu,) [Ar.] Bir kimsen soyunu oluşturan erkek veya k çocukları. Bu terim, babaya özg olarak ifade edümektedir. Ann sülbi için ise “sadrî” (bk. b madde) veya “sadriyye” (bk. b madde) terimleri kullanılmıştır
bâb-ı âsafî
Sadrazam konağı veya paşa kapısı
mühür, -hrü
[< f.müh “İmza, damga, kaşe veya yet iktidar.” anlamlarına gelen söz, bazı kelime ve terkiple yeni terimler oluşturmuştur. 499 mükâtebe lük § tam. mühr-i hümâyûn a. kol Padişahlarm mutöz, lak vekilliğini gösteren ve üzel sadrazamlara verile…