ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
Adlar, künyeler, açıklamalar ve kamusal başlangıç metinleri aranır. Üye tam metinler kamusal arama dizinine alınmaz.
26 sonuç · toplam 46 · “Şöhret” · 1/2
01Şöhret
(شهرة) Ün. Hubb-i câh ve hubb-i riyaset ve tasaddur denilen makam tutkusu, baş olma hırsı ve öne çıkma hevesi, kısaca şöhret hiç hoş karşılanmamıştır. “Ariflerin gönlünden en son çıkan kötü his baş olma tutkusudur. “Kuyruk ol, | baş olma. Z…
Şöhret Afettir
Makam, mal, mülk, pek çok kişinin düşmanlığını cezbeder. Tasavvuf erbabına göre, keşif, keramet ve ledün bilgisiyle tanınmak da, sıkıntılı bir şöhrettir. Zira kişiye bir tür benlik verir, etrafta toplanan insanlardan huzuru kaçar.
Afet
ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, k…
Cah
(e (جا Resmi makam, sosyal mevki, itibar, şan, şöhret. tas. a İnsanların kalplerine malik ve hâkim olmak, onların Saygısını ve itaatini beklemek, Insanlar katında saygın kişi olmak için çalışmak tasavvufta makbul bir şey değil- Süfiler hubb…
Çeşm-i mest
Mahmur 802. tas. a Hak Teala'nın, sâlikin kusurlarını sâlikten de halktan da gizli tutması, hiç kimsenin bunları bilmemesi, affa ve mağfirete uğraması. b İlahi sır ve cezbeler (sr). Çeşm-i nergiz.(جشمنركيز) Nergiz özlü, 2. tas. Sâlikin iyi…
Dünya
Içinde yaşadığımız yer küresi. 2. tas. İnsanı Allah'tan uzaklaştıran ve gaflete düşüren her şey, mal ve menfaat, itibar, mevki, hırs, şan ve şöhret. Zahit ve mutasavvıflar dünyayı yılana, zehire, cadıya, fahişeye benzetirler (ct ١ 11:196).…
Hubb-i dünya
د نيا) or. Dünya sevgisi ve hırsı. tas. Zahit ve süfiler dünyayı ve maddeyi Allah'ın düşmanı sayar. Onu sevmenin dostun düşmanını sevmek anlamına geleceğini vurgularlar (Gi 11:197). “Her türlü günahın kaynağı dünya sevgisidir,” “dünya bir l…
Humul
(J (خمو Namsız, nişansız, ve sönük olmak; ismi, cismi, adı, sanı bilinmemek; şan ve şöhretten kaçmak. Zelil ve miskin görünmek (Gi 11:270).
Kanaat
Tutumlu, gönlü zengin ve tok gözlü olma, hırslı ve açgözlü olig) 8 8 mama. Kanâat, eyledi ankay-ı kafı şöhrete vâsıl Kişi mümtaz olur âlemde elbette uzlet ettikçe | Fehim Nân-i huşka et kandat sabret her is biter Vali |
Mecnun
(9 (مجنو a Deli, divane b Leyla ile yaşadığı aşk dillere destan olan Kays ismindeki âşık. tas. ilâhî âşk ile kendinden geçen ve akli dengesi bozulan Hak âşığı; Bühlül el-mecnun ve Sa'dun el-mecnün gibi (srk 234). Bkz. Behlül, Mecânin-i ukel…
Müstahdim
(مستخد م) Dervişlere ve tekke sakinlerine şan ve şöhret için hizmet eden, fakirlerin kendisine yağcılık yapmalarından hoşlanan.
Nam
1. Isim, ad. 2, ‘as. a San, şöhret, mevki ve güzel isim yapma arzu- | 267 |
Zahir-i mümkinat
yal) 1, Mümkün varılıkların dış yüzü. 2. tas. Hakk'ın, mümkünlerin a'yân ve sıfatlarının suretinde tecelli etmesi. Buna izafi vücut, zahir-i vücut ve ilâhî vücut ismi de verilir (KI; cr). Zahit i, s. ar. (زا هد) ¢. Zühhat Dünyaya rağbet etm…
ebû Müslim Destanı
ebû Müslim Destanı a. Dinîdestanî halk hikâyesi; Türk edebiyatında Kıssa-i Ebû Müslim ve Ebû Müslim-nâme olarak da bilinmektedir. Bu hikâyenin kahramanı Ebû Müslim-i Horasanî (öl. H. 137 / M. 755), yönetimin Emevî devletinden Abbasîlere geç…
Kırâet-İ Seb'a
Yedi kırâet imâmının okuyuş şekilleri. Yedi kırâet imâmının yâni İmâm-ı Nâfi', Abdullah bin Kesîr, Ebû Amr, İbn-i Âmir, Âsım, Hamza, İmâm-ı Kisâî'nin okuyuşları kırâet-i seb'a adıyla meşhur oldu. Kırâet âlimleri bu yedi imâmdan başka, üç im…
Arab
Güzel. Nûh aleyhisselâmın Sâm adlı oğlunun soyundan gelenler. Allah katında en kıymetliniz, takvâsı çok olanınızdır. Arabın Arab olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ (Allahü teâlâdan korkup haramlardan sakınmak) iledir. (Hadî…
Hâcegân Yolu
Daha çok nübüvvet kemâlâtına (olgunluklarına, üstünlüklerine) kavuşturan Hazret-i Ebû Bekir'den gelen yolun, Yusuf-ı Hemedânî hazretlerinden îtibâren aldığı isim. Bu yol sonradan Nakşibendiyye adını almıştır. Hâcegân yolunun büyüklerinden A…
Ölüm
Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, mevt. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Her nefs (canlı) ölümü tadacaktır. (Âl-i İmrân sûresi: 185) İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddî…
Hadîs-İ Meşhûr
İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i meşhûra inanmayan kâfir olur. (İbn-i Âbi…
Simâ' (semâ')
Bir kişinin veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz ve müzik perdelerine uydurmadan okudukları dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren şiirleri, kasîdeleri, ilâhileri ve mevlidleri dinlemek. Simâ' kalbe rikkat (incelik) verir, yumu…
Hırs
Bir şeye aşırı düşkünlük, şiddetli istek. İki aç kurt bir koyun sürüsüne girdiği zaman yaptıkları zarardan, mal ve şöhret hırsının insana yapacağı zarar daha çoktur. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Âdemoğlu helâk olsa, ihtiyârlasa bile, onda hırs ve…
Çeşm-İ Şehla
Farsça, hafif şaşı göz. Sâlikin yüksek makamda olduğunun gerek kendisi, gerekse başkası tarafından bilinmesi. Bu, şöhrete yol açması bakımından tehlikeli sayılır.
Hırka-İ Hezarpâre
Farsça, bin parçalı hırka demektir. Melâmat (kınama) yolunu tutanların (dervişlerin) giydiği hırkaya denir. Çok sayıda parçaların dikilmesiyle yapıldığı için, bin parçadan yapılma hırka denmiştir. Bu hırka, şöhret değil, zühd gereği idi.
Maksad (maksûd)
Niyet, kasd. Allahü teâlâ yersiz güleni, bir ideâli, maksâdı olmadan yola çıkanı sevmez. (Kâ'bü'l-Ahbâr) Bid'atler (Peygamber efendimiz ve dört halîfe devrinde olmayıp, dinde sonradan çıkarılan şeyler) yayılıp, sünnetler terkedildiği zulmet…