KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Ka'be-nâme
Tasavvufî edebiyatta mutasavvıf şairlerin Ka'be şehrinin faziletlerini şiirleştiren eserler için kullandıklan ad.
→Tasavvuf ve TarikatKaba Sofu
Taassup ve zühd-i bârid (soğuk zühd) vasıflı kimseler hakkında kullanılan bir tâbirdir.
→Tasavvuf ve TarikatKabzu’d-Dâhil
Arapça, giren kabz demektir. Kum falına bakanlara göre, özel şekli olan bir işarettir.
→Tasavvuf ve TarikatKabzu’l-Hâric
Çıkan kabz mânâsına gelir. Bunun özel şekli de, şu şekildedir:
→Tasavvuf ve TarikatKadeh
Vakit. Manevi hal, ruhi haz, şevk, cezbe, vecd. Molla okusun medresede şerh-i meâni Metn-i kadehi sun bize ehl-i şurühuz Rühi Bağdâdi
→Tasavvuf ve TarikatKadem
Sübut. Sabit olmak. Ezeliyet, kıdem. Bir'in sıfatlarını kendi hakikati haline getirmek için onun izini takip etme. “Falan Muhammed'in kademi üzerinedir” demek, “o Muhammedidir,” “Muhammediyyu's-sıfattır,” “Muhammediyyu'l-mesreptir,” yani “onun ayaklarının iznini takip etmektedir,” anlamına gelir (sm;…
→Tasavvuf ve TarikatKademu’s-Sıdk
Arapça, doğruluk makamı demektir. Allah’ın salih kullarına vereceğini bildirdiği bir makam. Yunus Suresi’nde (ayet:2) Allah şöyle buyurur: “… İman edenlere, Rableri katında, yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele…”. Sıdk, herşeyin hayırlısıdır.
→Tasavvuf ve TarikatKadir Alayı
Osmanlı döneminde, padişahlar Kadir gecesinde, teravihe, saray dolayındaki camilerden birine özel bir alayla giderlerdi. Bu tören hakkında Ata Tarihi yazarı şunları anlatır:“Kadir gecesinde alâ-yı vâlâ ile Ayasofya Cami-i şerifine azimet buyurulması kaideden olmakla, eğer…
→Tasavvuf ve TarikatKâdirî
Tasavvufta Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin yoluna mensup olan kimse. (Bkz. Kâdiriyye)
→Tasavvuf ve TarikatKādiriyye
Abdülkādir Geylânî’ye nispet edilen, İslâm dünyasının en eski ve en geniş yayılımlı tarikatlarından biri. 12. yüzyıl Bağdat çevresindeki vaaz, ilim, zühd ve irşad mirası zamanla farklı coğrafyalarda kurumsallaşmış; Anadolu, Irak, Suriye, Kuzey Afrika, Doğu…
→Tasavvuf ve TarikatKâf Dağı
Kâf, Kur’ân-ı Kerim’de ellinci surenin adıdır. Kur’ân-ı Kerim’in mukattââtındandır. Allah’ın isimlerinden birinin “Kâf” olduğu söylenir. Kudret sahibi anlamına geldiğini söyleyenler olduğu gibi, dünyayı çepeçevre kuşatan dağın adıdır diyenler de vardır. Bu dağın ardında, efsaneye…
→Tasavvuf ve TarikatKâf u nün
Nr. Arapçada, külli iradenin sureti kün (ol) emrini oluştu- | ran k ve n harfleri, 2. tas. Ahah yaratmayı dilediği bir şeye “ol” (kün) der, o şey derhal olur. Allah yaratmayı irade ettiği şeyi…
→Tasavvuf ve TarikatKahriyye
Arapça, kahretmeye mensûb anlamında kelime. Birisini kahretmek, öldürmek, yok etmek manasına gelir. “Kahriyye okumak” diye bilinen ve Allah’ın Kahhâr ismini kullanmakla ilgili bir uygulama vardır. Bu uygulamada, kalabalık bir grup, Allah’ın “Kahhâr” ismini yüksek…
→Tasavvuf ve TarikatKahve Nakibi
Nakib, kabile reisi, başkan, bir kavmin reisi gibi manaları ihtiva eden Arapça bir kelimedir, çoğulu nukabâ’dır. Tasavvuf ıstılahı olarak, tekkelerde kahve pişiren ve bu işle görevli bulunan kişiye denir. Aslında bu görev, dıştan önemsiz…
→Tasavvuf ve TarikatKahve Ocağı
Esma zikri ile özgünleşmiş tasavvuf okullarının tekkelerinde “cümle kapısı” denen ve bahçeye açılan kapıdan sonra, asıl tekke kapısına girilince, giriş kısmının bir köşesindeki oda, kahve ocağı diye anılır. Oda kapısının karşısındaki köşede, kahve ocağı…
→Tasavvuf ve TarikatKalb-i selîm
Arınmış, sağlam ve temiz kalp. Şuarâ sûresinin 89. âyetinde, Allah’ın huzuruna selîm bir kalple gelmenin kurtuluş ölçüsü olduğu bildirilir. Tasavvuf ahlâkında şirk, kin, kibir, riya ve aşırı dünya bağından temizlenmiş; iman, ihlâs, merhamet ve…
→Tasavvuf ve TarikatKâlde Kalmak
Arapça, kal, söz, laf demektir. Tasavvufî hallere ait bilgiyi, uygulama haline getiremeyen kimseler için kullanılan bir tâbirdir. Böyle kişilerde laf var, iş yoktur.
→Tasavvuf ve TarikatKalederiyye
Dünya değerlerine veya nimetlerine itibar etmeyen, içinde yaşadıkları toplumun ortak değer yargılarına karşı çıkarak kendi yaşama felsefesini ön planda tutan kalendermeşrep sûfîler ve bunların oluşturdukları zümreler için kullanılan ortak ad.
→Tasavvuf ve TarikatKalenderiyye
Cemaleddin Savî (630/1232) tarafından tesis edilmiş bir tasavvuf okulu. Sonradan bazı sapmalar görülen bu tarikatı, şu özgün yönleriyle hülasa edebiliriz: Kalenderîlerde aşırı (hatta ölçüsüz) bir ehl-i beyt sevgisi vardır. Kemaleddin Efendi, Tibyanu Vesaili’l-Hakâyık’ta bunların…
→Tasavvuf ve TarikatKalıbı Dinlendirmek
Ölmek manasında kullanılan bir deyim. “Dünyada bize rahat yoktur” (La râhate lenâ fiddünya) sözüyle işaret olunduğu üzere, ölüm, istirahat, dinlenme gibi bir mânâ ifade eder. Buna benzer olmak üzere şu ifâdeler kullanılır: Göçtü, göçündü,…
→Tasavvuf ve TarikatKan
Türkçe. Hallâc-ı Mansur’dan itibaren, tasavvufta bir kan imgeciliği başlamıştır. Tasavvufun zorluklarla dolu bulunduğu, icabında hayatını bu uğurda feda etme durumunun bile söz konusu olduğu, kan imgesiyle anlatılmaya çalışılır. Molla Camî’nin dediği gibiKuh kün ez…
→Tasavvuf ve TarikatKanâiyye
Abdürrahîm el-Kanâî’ye nisbet edilen bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatKanber-İ Ali
İki özel isimden oluşmuş bir izafet terkibi. Hz. Ali’nin Kanber’i manasına gelir. Hz. Ali’nin Kanber adlı bir kölesi olduğu söylenir. Bu bir Bektaşî terimidir. Bektaşîler kullandıkları bir kemere, Kanber-i Ali derler. Yuvarlak şerit veya…
→Tasavvuf ve TarikatKanberiyye
Kanber, Hz. Ali (r)’nin kölesidir. Hz. Ali (r)’ye çok bağlıydı. O, evden çıkınca, Kanber muhafızlık görevi yapmak üzere kılıcını takınır, peşinden giderdi. Kanber, zencî idi. Haccâc’a karşı Hz. Ali’yi öğdüğü için 95/71 4’de şehit…
→Tasavvuf ve TarikatKandil Dibine Işık Vermez
Bu atasözü, “mum dibine ışık vermez” şeklinde de ifâde olunur. Herkese faydası dokunduğu halde, kendine ve yakınlarına aynı faydayı sağlayamayan kimseler için kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatKandilci
Tekkelerde yanan kandillerin yağını, fitilini hazırlayan ve gece olunca da yakan görevli dervişe, kandilci veya çerağcı denilirdi.
→Tasavvuf ve TarikatKanını İçine Akıt
Cezbe geldiği zaman veya bir hâl zuhurunda, dervişin bunu dışarı aksettirmemesi, sezdirmemesi ve normal davranıştan uzaklaşmaması demektir. Bu, temkin ehli sûfilerde olur. Telvin ehli olanlarda bu durum aksinedir. Bu, melâmet tavrı olarak da değerlendirilir.
→Tasavvuf ve TarikatKantara
Arapça’da büyük köprüye kantara denir. Dünya, kişiyi âhirete ulaştıran bir köprü durumundadır. Âl-i imran Suresi’nin 14 ve 15. âyetleri, dünya ve âhiret kıyaslamasını yapar ve hangisinin daha önemli olduğunu açıklarken orada şu ifadeler kullanır:…
→Tasavvuf ve TarikatKanun Çerağı
Bektaşîlerde taht ve Balım (Sultan) Taşı’nın önünde duran ve zeytinyağı ile yanan çıraya Kanun Çerağı denir. Pirinçten yapılmış, kapağı Bektaşî tacı şeklinde olup, fitil konacak üç lülesi bulunur. Kanun çerağı, iki yanındaki şamdanda duran…
→Tasavvuf ve TarikatKanun Etme
Tarikat erkânına, yeni bir şey katmamak gerektiğini ihtar etmek üzere söylenir.
→Tasavvuf ve TarikatKapı Allah Kapısıdır
Akşemseddin, mürşidi, kulu Allah’a, Allah’ı da kula sevdiren kişi olarak tarif eder. Bu durumda, mürşid, müridi Allah’a ulaştıran kapı durumundadır. Ve bu kapı, ayırım gözetmeksizin herkese açıktır. Bu kapı insanlara hizmet kapısıdır, zira Allah’a…
→Tasavvuf ve TarikatKapıdan Geçmek
Tasavvuf’î planda, murakabe özelliğini kazanmayı ifâde eder. Mevleviler bu duruma, kapıdan geçmek derler. Bu, çilesini bitirenlerin veya başka dergahtan gelip hücreye çıkacakların, veyahut çilekeş olmayıp da, fazileti ve olgunluğu bulunması veya şeyhe vâris olması…
→Tasavvuf ve TarikatKapıyı Sır Etmek
Kapıyı kapatmak anlamında bir söz.Şeyhim, var ise söyle erenler kelimâtı Dinletme bana tekkedeki mustalahâtı(Şem’in külü al), (kapıyı sır eyle) demekle Hâşâ bulasın nûr-ı dil ü bâb-ı necatıAllah için olmazsa eğer çekdiğin evrâd Nutkun tutulunca…
→Tasavvuf ve TarikatKara Kazan Hakkı
Yesevî geleneğinde, tekkede büyük bir kazan olur, onda pişirilençorba, gariplere, yoksullara ve dervişlere dağıtılır. Seyyid Ali Hemezanî, Keşmir’de İslâm’ı yayma faaliyetleri sırasında, halifelerinden birinin böyle büyük bir kazanı olması ve bu kazanda pişen yemekten…
→Tasavvuf ve TarikatKarabaşiyye
Halveti tasavvuf okulunun kollarından birinin adı. Şeyh Ali Alâeddin Karabaş-ı Velî (ö. 1097/1686) tarafından kurulmuştur. Karabaş-ı Velî, Arapgir’lidir. Genç yaşında, İstanbul’a Fâtih Medresesi’ne gelerek derslere başladı. Bir süre sonra cezbeye tutularak sûfiyye mesleğine yöneldi.…
→Tasavvuf ve TarikatKaragöz
Renkli bir perdenin, adam boyunda ve orta yerinde, ince beyaz bezden yapılma, küçük bir pencere biçimindeki sahnenin arkasından yirmi-yirmi beş santim uzunluğunda deriden kesilmiş ve boyanmış, resimlerin seyircilere gösterilmesi suretiyle oynanan oyun. Işık arkadan…
→Tasavvuf ve TarikatKâri Dede
Kârî, Arapça’da okuyucu manasına gelir. Mevlevî tâbiridir. Kârî Dede, Mesnevî okurken, Mesnevî-hanların yanına oturup, beytleri okumak suretiyle onlara yardım ederdi. Bunun yerine Kâri-i Mesnevî unvanı kullanılırdı.
→Tasavvuf ve TarikatKâri-İ Mesnevî
Arapça, Mesnevî okuyan demektir. Mesnevî-hanlar Mesnevî okurken, yanlarına oturup, onlara takıldığı yerlerde yardım ederlerdi. Mesnevî-hanlar, Mesnevî’yi ezbere bilirler ve dersi ezbere yaparlardı. Sonraki dönemlerde, güçlü Mesnevî hafızları azaldığı için, yanıldıkları vakit hatırlatma işini yapmak…
→Tasavvuf ve TarikatKarîbu’l-Fethi’l-Mübîn
Apaçık bir fethin yaklaşması anlamına gelen, Arapça bir tamlama. İlâhî isimlere ait nurların tecellîlerinden ve velayet makamından kula açılan şey.
→Tasavvuf ve TarikatKarrâ-Kurrâ
Arapça, okuyucu demektir. Hafız, zâhid, sofu, kaba manada dinin zahirine bağlı olan kişi, ham ruh sahibi, İlâhî zevklerden anlamayan, cennete girme, cehennemden kurtulma amacıyla kulluk yapan adam. Dinin duygu yönünden nasibi az kişi.
→Tasavvuf ve TarikatKasık Niyazı
Yunanistan Bektaşîleri kendilerini Seyyid Ali Sultan’a nisbet ederler. Bunların yaptıkları kasık niyazı şu şekildedir: Parmaklar düz ve bitişik, parmak uçları aşağıya eğik olarak, eller iki böğür üzerine konur. Omuzlar biraz vücûttan ayrılır. Sağ ayak…
→Tasavvuf ve TarikatKasımiyye
Râşidiyye-i Şâziliyye’nin kollarından biri. Kurucusu, Şeydi Ebu’l-Kâsım el-Gazî es-Selmâs (ö. 981/1 573)’dır. Bu tarikata Gâziyye de denir. Zira kurucusunun isimlerinden birisi, Gazi’dir.
→Tasavvuf ve TarikatKasriyye
Ebu’l-Hasan ismail b. el-Hasan b. Abdillah el-Kasrî tarafından kurulan bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatKâss-Kussâs
Arapça, hikayeci demektir, ilk zâhidlerin yaşadığı dönemden başlayarak, camilerde, toplantı yerlerinde hemen her yerde, hikâye anlatarak, halkı etkilemeye çalışan bir takım vaiz ve zâhidler görülür. Bunların sûfilerle alâkası olmamakla birlikte, bir kısmı zühhad grubuna…
→Tasavvuf ve TarikatKassâriyye
Kurucusu, Ebu Salih Hamdun b. Ahmed b. Ammâratü’l-Kassâr (IX. yüzyıl)’dır. ilk Melâmîlik bu zâta atfolunur.
→Tasavvuf ve TarikatKâşif
Örten şeyi açan, sıkıntıyı gideren. Allah’ın bela ve darlığı kaldırmasını anlatan sıfat ifadelerinden biridir. Tasavvuf dilinde keşfe mazhar olan, örtülü mânaları fark eden kimse için de kâşif kelimesi kullanılır; bu ikinci kullanım ilâhî sıfat…
→Tasavvuf ve TarikatKatnaniyye
Rufaiyye’nin kollarından biri. Kurucusu, Seyyid Hasanü’l-Katnânî’dir. Rufaîliğin diğer kollan şunlardır: Nuriyye, İzziyye, Fenâriyye, Bürhaniyye, Cündeliyye, Cemiliyye, Dirîniyye, Atâiyye, Sebsebiyye, İmadiyye ve Kayyâliyye.
→Tasavvuf ve TarikatKatra
Arapça, damla anlamına bir kelime. İlâhî tecellîler, kalp, insân-ı kâmil, nokta.Ey Niyazi, katramız deryaya saldık biz bugün, Katra nice anlasın, umman anlar bizi.Niyâzî-i Mısrî
→Tasavvuf ve TarikatKavm
Arapça, cemâat, topluluk demektir. Sufîler cemâati, mutasavvıflar grubu, arifler zümresi.
→Tasavvuf ve TarikatKavuk
Eskiden kullanılan başlık. Fes, takke ve benzeri başlıklara sarık sarmak suretiyle ilim adamları sınıfının giydiği bir giyim formu idi. İçi boş manasına kof ve kav kelimelerinden, başa giyilen bir başlık diye de tanımlanmıştır. Yeniçerilerin…
→Tasavvuf ve TarikatKavvâl
Arapça, çok söz söyleyen, manasına bir kelime. Sûfiyye meclislerinde, kavvâl adı verilen kişiler, bugünün mevlidhanlarını bir parça andırır tarzda derin, tasavvuf! ve felsefî şiirleri okuyarak, topluluğu heyecana, tefekküre ve vecde getirirlerdi. Osmanlı ıstılahında bu,…
→Tasavvuf ve TarikatKaygusuz
Tasasız, dertsiz anlamına Türkçe bir kelime. Bektaşî edebiyatının en güzel şiirlerini yazan Kaygusuz Abdal ve Kaygusuz Sultan’a, kısaca Kaygusuz denir. İslam’a aykırı gibi görülen şatah ibareleri vardır. Şiirlerinde esrarı över. Halk arasında Kaygusuz’un esrara…
→Tasavvuf ve TarikatKazan Yatağı
Mevlevî tekkelerinde, mutfak âlet ve edevatının bulunduğu yere denir.
→Tasavvuf ve TarikatKazancı Dede
Mevlevîlikte mutfak, yeni dervişler için ilk terbiye ve hizmet mahallidir. Mutfağın en kıdemli ve önde gelen görevlisine Kazancı Dede denirdi. Bu zat sertabbâh (başaşçı)’nın muaviniydi. Kazancı Dede, çilesini bitirmiş yetenekli kişiler içinden seçilirdi. Mevlevîliğe…
→Tasavvuf ve TarikatKazancı Postu
Kazan kelimesinin aslı kazgandır. Mevlevîlikte, Kazancı Dede’nin oturduğu özel posta, Kazancı Postu denirdi. Bu postun rengi beyaz olur ve mutfağın giriş kapısının tam karşısındaki yerde, serili olarak dururdu.
→Tasavvuf ve TarikatKazanlığa Kapatmak
Lokma kazanının bulunduğu bodruma, edebsizlik eden dervişleri kapatırlar, bir süre burada tutarlar. Buna, kazanlığa kapatma cezası, denirdi.
→Tasavvuf ve TarikatKazanlık
Mevlevî tâbiridir. Mutfağın altında lokma kazanının bulunduğu bodruma, kazanlık adı verilirdi. Burası, edeb dışı davranışta bulunan dervişleri cezalandırmak üzere, bazan hapishane olarak da kullanılırdı.
→Tasavvuf ve TarikatKazeruniyye
Ebû İshâk İbrahim b. Şehriyâr el-Kazerûnî (ö. 426/1034) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu. Kurucusunun adına izafeten İshâkiyye de denir. Bu okulun esaslarından biri de, gayr-i müslim kişileri İslâmlaştırmak idi. Osmanlı Devletinin kuruluşuna tesadüf eden…
→Tasavvuf ve TarikatKebîriyye
Ebû Abdullah Muhammed b. Hafif eş-Şirâzî (ö. 371/982) tarafından kurulan bir tasavvuf okulu. Şeyhu’l-Kebîr unvanıyla tanınmıştır. Tarikatının Kebirîyye adıyla anılması, bu unvanından kaynaklanmaktadır. Bu tarikat Cüneydiyye’nin koludur.KEFÂF,
→Tasavvuf ve TarikatKefâf-I Nefs
Arapça, yeterli miktarda olan, bir şeyin misli ve miktarı, vs. gibi anlamları içeren bir kelime. Nefse engel olmak, onu isteğinden men’ etmek, kefâf-ı nefs olarak değerlendirilir. Tasavvuf ehline göre her şeyin yeterli miktarınca olması…
→Tasavvuf ve TarikatKelimat
Arapça, kelimeler demektir. Cevheri hakikatin meydana çıkarak, var (mevcut) haline girmesi. Kavlî ve vücûdî kelimeler olmak üzere iki kısımdır. Kavlî kelimeler insanî nefsin üzerine, vücûdî kelimeler Rahmanî nefsin üzerine vâkidir. Rahmanî nefs, heyulânî cevher…
→Tasavvuf ve TarikatKem Nazarla Bakmak
Birisine kötülükle bakmak, tasavvufî edebe aykırı olan bir davranıştır. Sûfi, herkese iyi nazarla, hüsn-i zanla bakmak zorundadır. Sûfînin kötü nazarla bakması gereken tek şey, kendi nefsi ve onun hevâsıdır.
→Tasavvuf ve TarikatKemaliyye
Halvetiyye’nin Bekriyye kolunda meydana gelen üçüncü şubenin adıdır. Kurucusu Şeyh Muhammed Kemâleddin’dir. Bu zât, Bekriyye şubesinin kurucusu, Şemsüddin Mustafa el-Bekrî’nin oğludur. Tarikattaki sülûkunu babasından tamamlayıp, yine ondan icazet ve hilâfet almıştır. Doğum tarihi 1727,…
→Tasavvuf ve TarikatKemer
Kadirî ve Rufaîlerin bellerine sardıkları kuşağa denir. Kemerin genişliği sekiz-on santim olup çuhadan yapılmıştır. Ön tarafında, parça parça dikilmiş meşin üzerine üç sıra halka takılırdı. Kemerin öteki ucuna çengel konur ve bu çengeller halkalara…
→Tasavvuf ve TarikatKendi âleminde Olmak
Tasavvufî sulukta, gelip geçici bir hâl. Derviş, manevî kemalât yolunda giderken, geçici bir süre, elini eteğini dış dünyadan çeker, kendi iç âlemi ve oradaki zevk ile meşgul olur.
→Tasavvuf ve TarikatKendinden Geçmek
Yaklaşık olarak gaybet, gaşyet, fena gibi hallerin Türkçe ifadesidir. Bu hallerin zıddı sahv, beka ve huzurdur. Kendinden geçenin, dış dünya ile ilgisi kaybolduğu gibi, kendisi ile olan irtibatını da kaybeder. Kendi şuurunda olmamak, kendinden…
→Tasavvuf ve TarikatKendini Bilmek
Kendini bilen Rabbini bilir, ilkesi tasavvufun ana kurallarından biri durumundadır. Bu sözün çok çeşitli şekillerde yorumu yapılmıştır. Bir tanesi şudur: Kulun kendini yokluk, acizlik, mahviyet, fakr, eksiklikle bilmesi, daha doğrusu bunun şuuruna ermesi, Allah’ın…
→Tasavvuf ve TarikatKennâs
Arapça, süpürücü anlamına gelen bir kelime. Tekkelerde süpürme ve tuvalet temizliğiyle meşgul olanlara bu ad verilirdi. Aynı manada olmak üzere, âbrîzci kelimesi de kullanılırdı.
→Tasavvuf ve TarikatKenz-i mahfi
355) Genci pinhan, gizli hazine, 2, tas. Gaybte gizli olan ahadiyet hüviyeti, Bu hüviyet en gizli şeydir (x1, SM, CT). Bir hadise göre Allah yaratma amacını “Ben bir gizli hazineydim bilinmek istedim, bilineyim diye…
→Tasavvuf ve TarikatKepenek
Türkçe, özellikle çobanların giydiği döğme yünden yapılmış, yağmur, kar, fırtınadan korunmak üzere kullanılan bir giysi. Geniş, kolsuz, yakasız ve önü açık olur. Özellikle Hurufîler kepenek giyerler. Çoban elbisesi olduğu için, onu giyenlerin küçük görülmemesi…
→Tasavvuf ve TarikatKerbelânâme
ek Kerbelâ + F. nâme] tas. ed. Tasavvuf! edebiyatta mutasavvıf şairlerin Kerbelâ hadisesini şiirpılleştiren eserler için kullandıklade) rı ortak ad. ungü Kerîm öz. a. (^^. ) [Ar. ] Sözlük anluş lamı, “Cömert olmak, iyi,…
→Tasavvuf ve TarikatKerdûniyye
Hızriyye’nin koludur. Ebu Hasen Ali b. Abdillah tarafından kurulmuştur.
→