KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Fail-İ Mutlak
Arapça,mutlak etken, etki eden, icrada bulunan demektir. Istılah manası ise, Allah’tır.
→Tasavvuf ve TarikatFakd
Arapça, yokluk, bulunmama, eksiklik gibi mânâları ihtiva eder. Tasavvuf ıstılahında ifade ettiği mânâ şudur : Kalbin, yaptığı müşahede sonucu, hissedilecek (mahsûs) leri hissedemez hale gelmesi. Yani, tat, renk, koku, ses vs. gibi duyumlarla algılanacak…
→Tasavvuf ve TarikatFakir
ç Fukara Derviş, yoksul. 2. tas. Sâlikin Hak'ta fani olması ve kendini ona muhtaç bilmesi. “Ey insanlar sizler fakirsiniz, Allah’a muhtaçsınız” (Fatır Suresi, 15). Kibir ifade eden ‘ben’ sözü yerine tevazu gösterip “fakir, ‘sen’…
→Tasavvuf ve TarikatFakirî
Farsça, yoksulluk demektir. Kendisinden ilim ve amel alınmış salikin, iradesiz kalması hali.
→Tasavvuf ve TarikatFakr
Yoksulluk. tas. a Dervişlik, sâlikin hiçbir şeye malik ve sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi. İnsan Allah'ın kulu olduğundan; insan da, ona nispet edilen diger şeyler…
→Tasavvuf ve TarikatFark
veya Ferk Halka Hak'sız işaret etmek. 2. Kulluğu müşahede etmek (İFM). 3. Allah'ın hayat sıfatı (115). 4. Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır.…
→Tasavvuf ve TarikatFark-I Cem
Arapça cem’in ayırımı veya ayrılması. Toplanma halinden fark haline geçiş. Zat-ı Ehadiyyet şuûnlarının ortaya çıktığı mertebelerde, Bir’in zuhur yoluyla çoğalmasıdır. Bu, Bir’in, kendi suretleri ile ortaya çıkan sırf itibarlardır, yani zihnî planda olan bir…
→Tasavvuf ve TarikatFark-I Evvel
Arapça, ilk fark hali. Halk ve yaratılmış şekillerin bulundukları hâl üzere devam etmeleri sebebiyle, Hak’dan perdelenmelerine fark-ı evvel denir.
→Tasavvuf ve TarikatFark-I Tam
Arapça, sûfinin, tüm dünya ilgilerinden uzaklaşıp, bütün varlığıyla Allah’a yönelmesi ve bu şekilde meydana gelen dalma (istiğrak) hâlini anlatmak için kullanılan bir tabirdir. “Fena Fillah” tâbiri ile aynı anlama geldiği de söylenir.
→Tasavvuf ve TarikatFark-I Vasf
Arapça, sıfat ayırımı ve ayrılması demektir. Zâtın, vasfı ile vâhidiyet (birlik) hazretinde, ortaya çıkışını anlatan bir deyimdir.
→Tasavvuf ve TarikatFârukiyye
Hz. Ömer (r)’e nisbet edilen bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatFatiha Vermek
Tasavvufta, herhangi bir işe başlanırken, yahut duası makbul bir şeyh veya velîden, dileğinin kabul edilmesine medar olmak üzere, dua talebinde bulunmağa “Fatiha istemek” denilir. Kendisinden istenen kişi, kısaca bir gülbank okuyup “Fatiha” çeker. Bundan…
→Tasavvuf ve TarikatFâtihanâme
Tasavvuf ve dinî edebiyatta Fâtiha sûresinin anlamını, faziletlerini veya sembolik yorumlarını şiirle anlatan eserlerin ortak adı. Fâtihanâme müstakil bir manzume olabileceği gibi divan, mecmua veya tekke repertuvarı içinde de yer alabilir. Sûrenin tam tefsiri…
→Tasavvuf ve TarikatFazliyye
Rıfaî tasavvuf okulunun kollarından birinin adı. Kurucusu, Seyyid Cemâleddin b. FazI Hindî-i Burhanpûrî’ye nisbetle bu adı almıştır. Şeyh Cemâleddin, 1535’de Gücerat’ta doğmuş, 1620’de Burhanpûr’da vefat etmiştir. Cemâliyye-i Halvetiyye’nin Fazliyye şubesi ile karıştırılmamalıdır.
→Tasavvuf ve TarikatFehvâniyye
Arapça, misal âleminde Hakk’ın doğrudan hitabta bulunmasına denir.
→Tasavvuf ve TarikatFelsefe
Beşeri takatın el verdiği ölçüde ebedi mutluluğu kazanmak için Tanriya benzemek. “Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın” demek, “bilinenleri ihata ve maddiyattan sıyrılma yönüyle ona benzeyiniz” anlamına gelir (cr). Süfiler felsefeyi sefihlik sayar, ilahiyat konusundaki fikirlerine, özellikle…
→Tasavvuf ve TarikatFena
Yokluk, hiçlik. tas. Kulun fiilini görmemesi hali. Bu mertebede bulunanlar “lâ faile illallah” derler. Bkz. Beka—Fena. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Fena fi'l-kusüd Kulun kendi şahsi irade ve…
→Tasavvuf ve TarikatFena Fi’l-Aşk
Arapça, aşkta fânî olmak manasındadır. Vücûd-ı mutlak, aynı zamanda kemâl-i mutlak, cemâl-i mutlak ve hayr-ı mutlaktır. Cemâl, aşkı doğurur ve cemâl aşksız olamaz. Dünya üzerinde gördüğümüz her güzel, mutlak güzelden bir parçadır. Bu sebeple…
→Tasavvuf ve TarikatFena Fi’l-Kusûd
Arapça, isteklerde fâni olmak demektir. Kulun kendi şahsî irâdesini yok ederek, onun yerine İlâhî irâdeyi koyması. Yani bütün hareketlerini, kendi irâde ve arzusuna göre değil, Rabb Teâlâ hazretlerinin isteğine göre yapması.
→Tasavvuf ve TarikatFena Fi’l-Vucûd
Varlıkta fena olmak anlamında Arapça bir ifade. Fena derecelerinden birisi de, herşeyde Allah’ı görmek ve bilmektir ki, bu hale zevkle ulaşılır. Bu hali elde edenler “la mevcûde illallah” derler.
→Tasavvuf ve TarikatFena Fi’r-Rasûl
Arapça, Rasûlullah’da fâni olmak. Müridin bütün varlığını Rasûlullah (s)’ın şahsiyetinde yok etmesi manasına gelir. Mertebe olarak Fena fi’l-Pîr (Fena fi’ş-Şeyh)’den sonra, Fena Fillah’dan önce gelir. Hz. Peygamber (s)’i tam olarak taklid ve O’na uymakla,…
→Tasavvuf ve TarikatFena Fi’ş-Şuhûd
Arapça şuhûd’da fâni olmak demektir. Sûfinin Allah’dan başka bir şey görmemesi. Buna Vahdet-i Şuhûd mertebesi denir. Bu, “la mevcuda illallah” sırrı olarak da kabul edilir.
→Tasavvuf ve TarikatFenâ'iyye
Celvetî tarikatının kollarmdan birinin adı.
→Tasavvuf ve TarikatFenâriyye
Rifâiyye’nin kollarından biridir. Şeyh Şemseddin Muhammed b. Hamzetü’l-Fenârî (ö. 834/1431) tarafından kurulmuştur.
→Tasavvuf ve TarikatFerâşet-İ Şerife
Feraset, Arapça süpürmek anlamına gelen bir kelimedir. Kabe’yi ve Peygamber Efendimiz (s)’in türbelerini süpürme görevine, “ferâşet-i şerife” adı verilir. Bu işi yapacak kişiye “Ferâşet-i Şerife Beratı” verilirdi. Bu görevlinin istanbul’da bir temsilcisi olurdu ki…
→Tasavvuf ve TarikatFerdiyyet
Tasavvufta yüksek bir mertebe. Mevlânâ Ârif Kerânî hazretleri, ferdiyyet nisbetinin kemâllerini, olgunluklarını Muhammed Pârisâ hazretlerine son günlerinde ihsân eylemiştir. Mevlânâ Ârif de bu ferdiyyet nisbetini zevcesinin pederi Mevlânâ Behâeddîn Kışlâkî'den almıştı. (İmâm-ı Rabbânî)
→Tasavvuf ve TarikatFeryâd
Farsça, çığlık demektir. Mecburi ve yüksek sesle yapılan zikir. Kendinden geçerek ve kendini bırakarak yüksek sesle Allah’a yalvarma.
→Tasavvuf ve TarikatFethu’l-Karîb
Arapça, yakın fetih demektir. Nefsin menzillerini (makamlarını) geçen sâlik için açılan kalb makamı ve bu makamda kalbin ortaya çıkan sıfat ve olgunlukları. “…Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih…” (Saff/13) âyeti bu yakın fethi…
→Tasavvuf ve TarikatFethu’l-Mubîn
Arapça, açık feth (açılma) anlamındadır. Kalbin sıfatları ve kemalatın ortaya çıkması için, ilâhî isimlerin nurlarının tecellilerine ve velayet makamından kula açılan şeylere “Feth-i Mübîn” denir. “Muhakkak biz sana apaçık bir fetih nasib ettik.” (Fetih/l)…
→Tasavvuf ve TarikatFethu’l-Mutlak
Arapça, mutlak fetih (açılma) demektir. Fütuhatın en a’lâ ve en mükemmelidir. Zat-ı ehadiyyetin tecellisini, ayn-ı cem’de, mâsivadan tümüyle fâni kılıp istiğrak halinde bulunmayı ifade eder. “Allah’ın zaferi ve fethi geldiği zaman…” (Nasr /1) âyetiyle…
→Tasavvuf ve TarikatFethu’llâhiyye
Çiştiyye tasavvuf okullarından biri olup Fethullah el-Acemî tarafından kurulmuştur.
→Tasavvuf ve TarikatFetk-Retk
Arapça, birleşme, ayrılma anlamına gelen iki kelime. Mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde tafsili olarak zuhura gelmesi veya vâhidiyyet mertebesinde gizli olarak bulunan nisbî isimlerin ortaya çıkmaları, çokluk yerine birliği görme hali retk, bunun aksi…
→Tasavvuf ve TarikatFeyz-İ İsnadı
Şeyh ve müridlere, silsilede yer alan meşâyıh-ı kiram vasıtasıyla gelen feyze; feyz-i İlâhî denir. Bazı tasavvuf okullarında, bu feyzi elde etmek üzere, şiir halinde yazılmış silsileler belli bir makamda okunur ve silsiledeki sâdâtın ruhlarına…
→Tasavvuf ve TarikatFeyziyye
Halvetiyye’nin Sümmaniyye koludur. Halvetiyye de denir. Feyzüddin Hüseyn es-Semânî (ö. 1309/1891) tarafından kurulmuştur.
→Tasavvuf ve TarikatFfahr
Arapça, övünme, övünme vesilesi olan şey demektir. Çeşitli sayıda dilim (terk) li, Bektaşî tacının adıdır. Bu taç, yokluk ve fakr ifâde eder. Hz. Resûlullah (s)’ın “fakirlik Benim öğüncümdür, onunla öğünürüm” hadis-i şerifine imtisal eden…
→Tasavvuf ve TarikatFıkh-I Bâtın
İç hallere ait fıkıh anlamında Arapça bir ifade. İslâm hukukuna “Fıkıh” veya “Fıkh-ı Amelî”: Akâid ve kelama “Fıkh-ı İtikâdî”; Tasavvufa da “Fıkh-ı Bâtınî” veya “Fıkh-ı Vicdanî” denir.
→Tasavvuf ve TarikatFiil
Arapça, yapmak, iş gibi anlamları olan bir kelime. Mümkinin imkandan vücuda sarfedilmesine, fiil denir. Fiiller cenneti: Leziz yiyecekler, hazırlanmış içecekler, güzel hanımlar cinsinden, işlenen sâlih amellerin sevabı olarak surî (şeklî, maddî) cennetten ibarettir. Buna…
→Tasavvuf ve TarikatFirdevsiyye
Kurucusu Rükneddînü’l-Firdevsî olan Kübreviyye tarikatı kollarmdan birinin adı.
→Tasavvuf ve TarikatFukara Keşkülü
Bazı tasavvuf okulları, eskiden nefis terbiyesi için, manevî eğitimin başlangıcında, halktan birşeyler istemeye çıkarlardı. Ellerinde, keşkül denen çukur bir kap ile dolaşırlar. İçini doldururlar, sonra da getirip şeyhe teslim ederlerdi. Şeyh de bunları, halkın…
→Tasavvuf ve TarikatFukara-I Babullah
Arapça, Allah kapısının muhtaçları, dilencileri demektir. Bu tabir dervişler için kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatFuru-I Esma
Arapça, isimlerin tefer- ruatı, dalları anlamında bir ifade. İlâhî isimlerin bir kısmı için kullanılan bir tabir, isimler önce ikiye ayrılır: 1. Usûl-ı esma, 2. Furu-ı esma. ilki, tasavvuf okullarında asıl olan ilâhî isimlerdir. Bu…
→Tasavvuf ve TarikatFütuhat
Arapça, açılmalar demektir. Beklenmedik birşeyin ele geçmesi. Zahirdeki fütûha “Fütuhûl- ibade”, batmdakine de “fütuhûl-halâve” denir. Bu iki fütûhtan başka, bir de “fütûhul-mükâşefe” vardır.Rızık, ibâdet, ilim, marifet, keşf vs. gibi maddî ve manevî nimetlerin sâlike…
→Tasavvuf ve TarikatFütüvvet
6 43) Gençlik, yiğitlik, mertlik. 2. tas. a Fedakârlık, feragat, mertlik, adamlık, insanlık, bir kimsenin sırf insani mülahazalarla başkalarının hak ve menfaatini kendisininkinden önde tutması; toplumun ve fertlerin kurtuluşu ve mutluluğu için kendini feda…
→