Ara
Menü

Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi

Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (1000/1591-92, Eğridere – 1065/1655, İstanbul); Bayramî-Melâmî (Hamzavî) mürşidi, güçlü bir tasavvuf şairi. Takibat sebebiyle zâhiren Halvetî şeyhi olarak faaliyet göstermiştir . 294 beyitlik “Dil-i Dânâ Kasidesi” vahdet-i vücûdun Türkçedeki en iyi anlatımı sayılır.

Doğum
1592
Vefat
1655
Unvan
Bayramî-Melâmî mürşidi, şair ve müellif

Eğridere'den İstanbul'a

1000 (1591-92) yılında, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Köstendil livâsına bağlı Eğridere'de doğdu.

“Dil-i Dânâ Kasidesi”nde Melâmî-Hamzavî kutbu İdrîs-i Muhtefî ile (ö. 1024/1615) on beş yaşında iken görüştüğünü belirttiğine göre 1015 (1606) tarihinden önce İstanbul'a gelmiş ve bu yıllarda İdrîs-i Muhtefî'nin “kalbe bakıcısı” Lâmekânî Hüseyin Efendi vasıtasıyla Hamzavîliğe intisap etmiş olmalıdır.

Yirmi yaşında kaleme aldığı Vahdetnâme'sini Lâmekânî Hüseyin Efendi'nin verdiği ilhamla yazdığını söylemesi de bu görüşü teyit etmektedir.

Olanlar Tekkesi

İbrâhim Efendi, aynı yıllarda Halvetî şeyhi Hakîkîzâde Osman Efendi'ye de intisap ederek seyrüsülûkünü tamamladı ve Aksaray'daki Gavsî Tekkesi'ne şeyh olarak tayin edildi.

Lakabına izâfetle daha sonra Olanlar Tekkesi diye anılan bu tekkede kısa zamanda büyük bir şöhret kazandı ve ölümüne kadar tekkenin şeyhlik makamında bulundu.

22 ahir">Rebîülâhir 1065 (1 Mart 1655) tarihinde vefat eden İbrâhim Efendi tekkesinin hazîresine defnedildi. Cerrahpaşa'dan Aksaray'a giden yolun sağında, bugün yerinde Ziraat Bankası'nın bulunduğu tekke 1957'de yolun genişletilmesi sırasında yıkılmış, İbrâhim Efendi'nin türbesi Murad Paşa Camii'nin avlusuna nakledilmiştir.

Asıl yolu

Onun mensup olduğu ve görüşlerini temsil ettiği asıl tarikat, Lâmekânî'nin kalbe bakıcı olarak görev yaptığı Hamzavîlik, diğer adıyla Bayramî Melâmîliği'dir. Ancak İbrâhim Efendi, gerek diğer tarikatlardan farklı bir tasavvuf anlayışına sahip olmaları, gerekse devletin resmî-Sünnî ideolojisine aykırı görüşler taşımaları dolayısıyla bu tarikat mensupları takibat altında tutulduğu için zâhiren Halvetî şeyhi olarak faaliyet göstermiştir.

Tarikat silsilesini Sârbân Ahmed'in dervişi olan dedesi vasıtasıyla İsmâil Ma'şûkī, Pîr Ali Aksarâyî, Dede Ömer Sikkînî şeklinde yürüterek Hacı Bayrâm-ı Velî'ye ulaştıran İbrâhim Efendi, Hamzavî-Melâmî büyüklerine bağlılığını eserlerinin birçok yerinde ifade etmiş, İdrîs-i Muhtefî'den sonra kutbiyyet makamına geçen Hacı Kabâyî Efendi ve Sütçü Beşir Ağa'ya da bağlılığını sürdürmüştür.

Tesiri ve tartışmalar

“Şer'-i şerîfe kemal mertebe riayet oluna” diyen (Sun'ullah Gaybî, Sohbetnâme, vr. 2a) ve sözlerinin İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî kulağıyla dinlenilmesini isteyen İbrâhim Efendi, vahdet-i vücûdu ve Hamzavîliğin bütün görüşlerini benimsemiş güçlü bir mutasavvıf şairdir.

Ancak diğer tarikatlara “tarîk-i berzahiyye” diyerek tarikat çevrelerinin hiçbir mezhebe bağlı olmadığını, Ebû Hanîfe'nin “dinin önün art eylediğini”, velâyetin nübüvvetten üstün olduğunu söylemesi ve benzeri fikirleri ulemânın tepkisini çekmiş olmalıdır.

Eserleri üzerinde henüz yeterince inceleme yapılmaması onun hakkında farklı kanaatlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 1059 (1649) yılından ölümüne kadar yanında bulunan Sun'ullah Gaybî'nin İbrâhim Efendi'nin sözlerini kaydederek meydana getirdiği Sohbetnâme adlı eser onun düşünceleri için başvurulması gereken temel kaynaktır.

Vefat târihi üzerine kaynak kayıtları

Sefîne-i Evliyâ, İbrâhim Efendi'nin vefat vaktini tartışmalı bir mesele olarak ele alır ve kendi tercihini açıkça belirtir: doğrusu 1065 senesi Rebîülâhirinin yirmi ikinci Çarşamba günü, sabah vaktidir.

Buna karşılık Vassâf, İstanbul Dârülfünûn Kütüphanesi'ne Yıldız Sarayı Kütüphanesi'nden nakledilen kitaplar arasında, Müstakîm-zâde'nin eserlerinden 3700 ilâ 3703 numaralarda kayıtlı dört ciltlik nüshayı bizzat gördüğünü söyler; orada vefatın "hasta" kelimesinin ebced değeriyle, yani 1065 senesinin Rebîülevvelinde gerçekleştiği yazılıdır. Üçüncü bir kayıt olarak da bir yazma dîvânın mukaddimesinde vefat târihinin 1065 gösterildiğini ekler.

Üç kaydın ortak noktası yıldır: 1065 (1655). Ayrıldıkları yer aydır — Rebîülevvel mi, Rebîülâhir mi? Bu ihtilâf burada çözülmeden bırakılmıştır; kaynakların ikisi de aktarılmıştır. Defin yeri konusunda ise ayrılık yoktur: Aksaray'da Olanlar Dergâhı'nda kendisine mahsus türbede medfundur.

Çağdaş bir şehâdet: Fusûs şârihi Bosnevî Abdullah Efendi

Sefîne'nin naklettiği bir konuşmada, Fusûsu'l-hikem şârihi Bosnevî Abdullah Efendi'ye "Aksaraylı İbrâhim Efendi'yi nasıl bilirsiniz?" diye sorulur. Aldığı cevap kısa ve kesindir: onu meşâyih ulemâsından, asrının eşsizi ve büyük velîlerden, vaktinin tek adamı olarak bilirler.

Soruyu soran bununla yetinmez ve devam eder: peki halk arasında zındıklık ve ilhâd ile tanınmasına ne buyurursunuz? Kurtarılan metin tam bu noktada kesilmekte, Bosnevî'nin ikinci soruya verdiği cevap elimizdeki parçada yer almamaktadır.

Bu eksik diyalog bile bir şey gösterir: İbrâhim Efendi hakkındaki iki zıt kanaat kendi yüzyılında da yan yana dolaşıyordu ve devrin en yetkili İbnü'l-Arabî şârihine sorulacak kadar canlı bir meseleydi. Sözün OCR'ı bozuk olduğu için burada birebir alıntı yapılmamış, ifade sadeleştirilerek aktarılmıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA12 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi12 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç5 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

IV. Murad'dan kaçıp Hüdâyî'ye sığınmak

Tek kaynağa dayanan bir rivayet.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

İbrâhim Efendi ile görüştüğünü söyleyen Hediyyetü'l-ihvân müellifi Şeyh Mehmed Nazmi Efendi, IV. Murad'ın siyasî sebeplerle bazı meşhur şeyhleri öldürttüğünü, İbrâhim Efendi'nin de öldürülmesini emrettiğini, fakat onun padişaha yakınlığı olan Aziz Mahmud Hüdâyî'ye sığınarak uzun süre yanında saklandığını ve halife tayin edildiğini kaydeder.

Çerçeve. Rivayet tek kaynaklıdır ve nakleden Nazmi Efendi'nin İbrâhim Efendi hakkındaki diğer bir kaydı, aynı maddede ihtiyatla karşılanmaktadır. Ancak arka plan gerçektir: Hamzavî-Melâmîler devlet takibatı altındaydı ve İbrâhim Efendi'nin zâhiren Halvetî şeyhi olarak görünmesinin sebebi de budur. Nitekim kutbu İsmâil Ma'şûkī idam edilmiş, aynı yolun mensupları da defalarca yargılanmıştır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

“Bu oğlancık şeyhtir”

Lakabın kendi ağzından hikâyesi.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Efendi “oğlanlar şeyhi” lakabıyla anılmasının sebebini anlatırken, altı yedi yaşlarında bulunduğu sırada Sârbân Ahmed'in dervişi olan dedesi Taptap Şah Ali'nin kendisine mürşidinin ilâhilerini ezberlettiğini, bir gün, “Varımı ol Hakk'a verdim hânümânım kalmadı” mısraını okuyunca, “Acaba kendilerinin varı var mı?” dediğini, bunun üzerine, “Bu oğlancık şeyhtir” diyen dedesinin bu olaydan sonra kendisini “oğlan şeyh” diye sevmeye başladığını söyler (Sun'ullah Gaybî, Sohbetnâme, vr. 39b).

Çerçeve. Çocuğun sorusu naif değil, tam da melâmetin çekirdeğidir: “varını Hakk'a verdim” diyen kişi, bu sözü söyleyecek bir “ben” elinde tuttukça henüz vermemiş demektir. Rivayetin kaynağı bizzat şeyhin kendi anlatımı olup mürid Sun'ullah Gaybî tarafından kaydedilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21 (Sun'ullah Gaybî'den).
BİYOGRAFİK KAYIT

“Oğlanlar” mı, “olanlar” mı?

Lakabın üç ayrı yazılışı.

Metni gösterMetni daralt

Müstakimzâde ve ondan naklen Mehmed Tevfik, çok küçük yaşta çocuklara biat verdiği için İbrâhim Efendi'ye “oğlanlar şeyhi”, diğer kaynaklar ise lakabın veriliş sebebinden söz etmeksizin “oğlan şeyhi” denildiğini… belirtir (Şeyhî, s. 621; Uşşâkīzâde İbrâhim, vr. 398a).

Mutasavvıflar, yanlış anlaşılmayı önlemek için ona “olanlar şeyhi” demeyi tercih etmişlerdir.

Çerçeve. Üç okuyuş, üç ayrı izah üretmiştir: dedesinin sevgi hitabı, küçük yaşta biat verilen çocuklar, ve nihayet olanlar — yani hâl ehli olanlar. Sonuncusu tasavvuf çevrelerinin tercihi olup bugün yerleşmiş şeklidir. Bir lakabın imlâsı üzerinden yürüyen bu tartışma, adı etrafındaki tedirginliğin de göstergesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

“İkinci Muhyiddin İbnü'l-Arabî” mi, mülhid mi?

Hakkındaki ikiye bölünmüş kanaat.

Metni gösterMetni daralt

Uşşâkīzâde Hasib, halkın bir kısmının İbrâhim Efendi'yi sapık bir mutasavvıf olarak gördüğünü, bir kısmının ise büyük bir şahsiyet olduğuna inandığını kaydederek Nazmi Efendi'nin ikinci görüşe katıldığını belirtir. Nazmi Efendi de onun hakkında “ikinci Muhyiddin İbnü'l-Arabî” ifadesini kullanır (Hediyyetü'l-ihvân, vr. 122a).

İbrâhim Efendi, XIX. yüzyılda kaleme alınan Îzâhu'l-esrâr adlı müellifi bilinmeyen bir eserde Hurûfî, kâfir ve mülhid olmakla suçlanmış, Rıza Tevfik de onun Hurûfî olduğunu iddia etmiş, Abdülbaki Gölpınarlı ise Şîa'ya mütemayil bulunduğunu ispata çalışmıştır.

Çerçeve. Maddenin bu iddialar hakkındaki hükmü açıktır: “Eserleri üzerinde henüz yeterince inceleme yapılmaması onun hakkında farklı kanaatlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.” Yani ithamlar da övgüler de metinlerin okunmamışlığı üzerine kurulmuştur. Kendi sözü ise “Şer'-i şerîfe kemal mertebe riayet oluna” şeklindedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
BİYOGRAFİK KAYIT

Abdülahad Nûri'ye intisap rivayeti

Kaynak eleştirisiyle reddedilen bir nakil.

Metni gösterMetni daralt

Mehmed Nazmi Efendi, onun hayatının son yıllarında Abdülahad Nûri'ye intisap ettiğini söyler. Abdülahad Nûri'yi metheden bir manzumesi bulunmaktaysa da ölümüne kadar yanında bulunan Sun'ullah Gaybî böyle bir olaydan bahsetmemektedir. Nazmi Efendi'nin bu rivayeti kendi şeyhini yüceltme gayretinden kaynaklanmış olmalıdır.

Çerçeve. Kaynağın uyguladığı ölçüt nettir: 1059'dan (1649) ölümüne kadar yanında bulunan mürid susuyorsa, sonradan gelen ve tarafgir bir nakil tek başına yeterli değildir. Bir manzumede övgü bulunması intisap demek değildir. Aynı Nazmi Efendi'nin IV. Murad rivayeti de bu yüzden ihtiyatla karşılanmalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Divan ve Dil-i Dânâ Kasidesi

Türk tasavvuf şiirinin doruklarından.

Metni gösterMetni daralt

On üç büyük kaside ile bir kısmı hece vezniyle yazılmış ilâhilerden meydana gelen eserin İstanbul kütüphanelerinde mevcut on beş kadar nüshası içinde en mükemmeli İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndedir (TY, nr. 333).

Vahdet-i vücûdun Türkçe'de en iyi anlatımı olan 294 beyitlik “Dil-i Dânâ Kasidesi” ile tasavvuf tariflerini ihtiva eden manzumesi meşhurdur.

Tasavvufun en çetin meselelerini çok başarılı bir şekilde ifade eden İbrâhim Efendi'nin hece vezniyle yazdığı sayısı yirmi beşi bulan ilâhileri Türk tasavvuf şiirinin en güzel örnekleri arasında yer alır.

Çerçeve. Aynı şair hem aruzla en çetin kasideyi hem heceyle en sade ilâhiyi yazmaktadır; melâmî neşvenin iki yüzü gibidir. “Dil-i Dânâ”daki İdrîs-i Muhtefî ile görüşme kaydı, hayatının tarihlenmesinde de ana dayanaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
ESER / METİN

Vahdetnâme (Tasavvufnâme)

Yirmi yaşında yazılmış mesnevi.

Metni gösterMetni daralt

1020'de (1611), yirmi yaşında iken Lâmekânî Hüseyin Efendi'nin mânevî işaretiyle yazdığını bildirdiği eser şairin bu yaşta yüksek bir irfan seviyesine ulaştığını göstermektedir.

On iki bölümden ve yaklaşık 1250 beyitten meydana gelen, tasavvuf ve bilhassa melâmet âdâbının anlatıldığı mesnevi tarzındaki eser genellikle divan nüshalarıyla aynı cilt içinde bulunur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
ESER / METİN

Müfîd ü Muhtasar

Tarikatlarla münasebetini gösteren eser.

Metni gösterMetni daralt

1023 (1614) yılında telif edilen 1115 beyitlik eser, İbrâhim Efendi'nin diğer tarikatlarla münasebetlerini ortaya koyması bakımından önemlidir (Süleymaniye Ktp., Karaçelebizâde Hüsâmeddin, nr. 354/2; İÜ Ktp., TY, nr. 698).

“Her güruhtan hem mülakkan hem mücâz olmuşuz” sözü ile dokuz tarikattan icâzetli olduğunu bu eserde bildirir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
ESER / METİN

Sohbetnâme (Sun'ullah Gaybî)

Düşüncesi için temel kaynak.

Metni gösterMetni daralt

1059 (1649) yılından ölümüne kadar yanında bulunan Sun'ullah Gaybî'nin İbrâhim Efendi'nin sözlerini kaydederek meydana getirdiği Sohbetnâme adlı eser onun düşünceleri için başvurulması gereken temel kaynaktır.

Çerçeve. Eser şeyhin kaleminden çıkmamıştır; müridin tuttuğu sohbet notlarıdır. Buna rağmen maddede hem “oğlan şeyh” lakabının hikâyesi hem “şer'-i şerîfe kemal mertebe riayet oluna” sözü hem de Abdülahad Nûri rivayetinin reddi bu esere dayandırılır — yani hakkındaki en güvenilir tanıklık odur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Hamzaviyye (Bayramî Melâmîliği)

Zâhiri Halvetî, bâtını Melâmî bir yol.

Metni gösterMetni daralt

Onun mensup olduğu ve görüşlerini temsil ettiği asıl tarikat, Lâmekânî'nin kalbe bakıcı olarak görev yaptığı Hamzavîlik, diğer adıyla Bayramî Melâmîliği'dir.

Ancak İbrâhim Efendi… bu tarikat mensupları takibat altında tutulduğu için zâhiren Halvetî şeyhi olarak faaliyet göstermiştir.

Çerçeve. Melâmîlik tekke, tâc, hırka ve alenî zikri reddeder; bu sebeple mensupları görünürde başka bir tarikata bağlı olarak yaşayabilir. İbrâhim Efendi'nin durumu bunun en açık örneğidir: resmî sıfatı Halvetî şeyhliği, hakikatte bağlı olduğu yol Hamzaviyye'dir. Kolun adı, 1561'de idam edilen kutub Hamza Bâlî'den gelir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Kalbe bakıcı

Melâmî teşkilâtına mahsus bir vazife.

Metni gösterMetni daralt

Kaynak, Lâmekânî Hüseyin Efendi'yi İdrîs-i Muhtefî'nin “kalbe bakıcısı” olarak tanıtır; İbrâhim Efendi'nin Hamzavîliğe intisabı da onun vasıtasıyla olmuştur.

Çerçeve. Melâmîlikte tekke ve şeyhlik makamı bulunmadığından irşad, kutbun görevlendirdiği kişiler eliyle yürür. “Kalbe bakıcı”, tâlibin hâlini gözeten, kutub adına terbiye eden kişidir — Halvetî veya Nakşî bir tekkenin şeyhine karşılık gelen, fakat unvansız ve mekânsız bir vazife. İdrîs-i Muhtefî'nin lakabı da (muhtefî: gizlenen) aynı çerçevenin ürünüdür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Dokuz tarikattan icâzet

“Her güruhtan hem mülakkan hem mücâz olmuşuz.”

Metni gösterMetni daralt

Yirmi üç yaşında iken yazdığı Müfîd ü Muhtasar adlı eserinde, “Her güruhtan hem mülakkan hem mücâz olmuşuz” diyerek dokuz tarikattan irşada yetkili olduğunu söyleyen İbrâhim Efendi, Lâmekânî Hüseyin Efendi'den bu dokuz tarikatın zübdesi ve serçeşmesi diye bahseder.

Müstakimzâde, Risâle-i Melâmiyye-i Şettâriyye'de İbrâhim Efendi'yi sadece Lâmekânî Hüseyin Efendi'ye müntesip gösterirken Mecelletü'n-nisâb'da Hakîkîzâde Osman, Abdülahad Nûri ve Hâşimî Osman'dan hilâfet aldığını kaydeder.

Çerçeve. Mülakkan telkin almış, mücâz icâzetli demektir. Çok sayıda tarikattan icâzet toplamak XVII. yüzyılda görülen bir tavırdır; fakat İbrâhim Efendi bunların hepsini bir kaynağa — Lâmekânî'ye — bağlar. Yani çokluk, bağlılığın dağılması değil, tek yolun üstünlüğünü göstermek içindir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Tarîk-i berzahiyye

Öteki tarikatlara verdiği ad.

Metni gösterMetni daralt

Diğer tarikatlara “tarîk-i berzahiyye” diyerek tarikat çevrelerinin hiçbir mezhebe bağlı olmadığını, Ebû Hanîfe'nin “dinin önün art eylediğini”, velâyetin nübüvvetten üstün olduğunu söylemesi ve benzeri fikirleri ulemânın tepkisini çekmiş olmalıdır.

Berzah, iki âlem arasındaki geçiş bölgesidir; ölümle diriliş arasındaki hâle de bu ad verilir.

Çerçeve. Bu adlandırma öteki yolları geçersiz saymaz, ara durak sayar: melâmet, sülûkün varış noktası; diğer tarikatlar ise yol üstündeki konaklar. Velâyetin nübüvvete üstünlüğü meselesi ise tasavvuf tarihinin en tartışmalı başlıklarındandır ve nübüvvetin sona ermesine karşılık velâyetin sürmesi fikrinden çıkar. Ulemânın tepkisinin sebebi budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.
TARİHÎ KAYIT

Silsilenin Hacı Bayrâm-ı Velî'ye çıkışı

Dede yoluyla gelen bağ.

Metni gösterMetni daralt

Tarikat silsilesini Sârbân Ahmed'in dervişi olan dedesi vasıtasıyla İsmâil Ma'şûkī, Pîr Ali Aksarâyî, Dede Ömer Sikkînî şeklinde yürüterek Hacı Bayrâm-ı Velî'ye ulaştıran İbrâhim Efendi… İdrîs-i Muhtefî'den sonra kutbiyyet makamına geçen Hacı Kabâyî Efendi ve Sütçü Beşir Ağa'ya da bağlılığını sürdürmüştür.

Çerçeve. Bu silsile Bayramî Melâmîliğinin çekirdek kadrosudur: Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi Dede Ömer Sikkînî tekke, tâc ve hırkayı reddederek melâmî kolu başlatmış; Pîr Ali Aksarâyî'nin oğlu İsmâil Ma'şûkī 1539'da İstanbul'da idam edilmiştir. İbrâhim Efendi bu hatta kendi ailesi üzerinden — dedesi Taptap Şah Ali yoluyla — bağlıdır; yani yol ona bir tekkeden değil, evden gelmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİŞeyh Hüseyin LâmekânîYetiştirdiği meşhur sûfî. İbrâhim Efendi, Vahdetnâme adlı eserini Lâmekânî'nin mânevî emriyle kaleme aldığını belirtir; Müfîd ü Muhtasar'ında onu “merd-i ma‘nâ” diye tanımlar ve eserde anlattığı bütün tarikatların zevk ve irfanının onda toplandığını söyler. (teyitli_baglanti_onerileri'nde 'evet' kararıyla doğrulanmış öneri.)ETKİ KAYNAĞINazmî Mehmed EfendiTasavvufî aktarım ve irşad bağlantısıETKİ KAYNAĞIHacı KabâyîHamzavî-Melâmî büyüklerine bağlılığını eserlerinin birçok yerinde ifade eden Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (ö. 1065/1655), İdrîs-i Muhtefî'den sonra kutbiyyet makamına geçen Hacı Kabâyî Efendi ile Sütçü Beşir Ağa'ya da bağlılığını sürdürmüştür. Kendisi Lâmekânî Hüseyin Efendi vasıtasıyla Hamzavîliğe intisap etmiş, zâhiren Halvetî şeyhi olarak faaliyet göstermiştir.ÖNCEKİ HALKASeyyid Seyfullah NizamoğluHalifesi Hakîkîzâde Osman Efendi, Olanlar şeyhi İbrâhim Efendi'nin Halvetî şeyhidir; silsile bu yolla devam eder.TALEBESİ / HALİFESİSun‘ullah-ı GaybîSun‘ullah-ı Gaybî 1649’da Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’ye intisap etti; bağ Bayramî-Melâmî/Hamzavî irşad çevresine aittir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Aksaray, İstanbul · TürkiyeTürbesi, Murad Paşa Camii avlusu22 Rebîülâhir 1065'te (1 Mart 1655) vefat edip tekkesinin hazîresine defnedilmiş; tekke 1957'de yol genişletmesi sırasında yıkılınca türbesi Murad Paşa Camii'nin avlusuna nakledilmiştir. Konum yaklaşıktır.Aksaray, İstanbul · TürkiyeOlanlar Tekkesi (Gavsî Tekkesi) — yıkılmışŞeyh olarak tayin edildiği ve ölümüne kadar postnişin kaldığı tekke; lakabına izâfetle Olanlar Tekkesi denmiştir. Cerrahpaşa'dan Aksaray'a giden yolun sağında, bugün yerinde Ziraat Bankası bulunan yapı 1957'de yıkılmıştır. Konum yaklaşıktır.Kyustendil · BulgaristanEğridere (Köstendil livâsı)1000 (1591-92) yılında doğduğu yer; bugün Bulgaristan sınırları içindedir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi : Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (yaklaşık 1592-1655), Aksaray’daki dergâhında uzun süre irşad eden; Bayramî-Melâmî ve Hamzavî hafızada öne çıkan, Halvetî çevrelerle de temasları kaydedilen Dîvân ve Dil-i Dânâ sahibi sûfî şairdir.İstanbul · TürkiyeÜsküdar (Aziz Mahmud Hüdâyî Tekkesi)Mehmed Nazmi Efendi'nin rivayetine göre IV. Murad'ın öldürme emrinden kaçıp sığındığı ve uzun süre saklandığı yer. Rivayet tek kaynaklıdır. İlişkili kişi dosyası Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi : Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (yaklaşık 1592-1655), Aksaray’daki dergâhında uzun süre irşad eden; Bayramî-Melâmî ve Hamzavî hafızada öne çıkan, Halvetî çevrelerle de temasları kaydedilen Dîvân ve Dil-i Dânâ sahibi sûfî şairdir.Ankara · TürkiyeAnkara (Hacı Bayram Camii ve Türbesi)Silsilesinin ulaştığı Hacı Bayrâm-ı Velî'nin medfeni; Bayramî Melâmîliği onun halifesi Dede Ömer Sikkînî ile başlamıştır. İlişkili kişi dosyası Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi : Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (yaklaşık 1592-1655), Aksaray’daki dergâhında uzun süre irşad eden; Bayramî-Melâmî ve Hamzavî hafızada öne çıkan, Halvetî çevrelerle de temasları kaydedilen Dîvân ve Dil-i Dânâ sahibi sûfî şairdir.Aksaray · TürkiyeAksaray (Pîr Ali Aksarâyî'nin memleketi)Silsilesindeki Pîr Ali Aksarâyî'nin nisbe aldığı şehir; oğlu İsmâil Ma'şûkī bu hattın en meşhur ve idam edilen kutbudur. İstanbul'daki tekkesinin bulunduğu semtin de adı Aksaray'dır; ikisi ayrı yerlerdir.İstanbul · TürkiyeKanlıca (İdrîs-i Muhtefî ile ilgili muhit)On beş yaşında görüştüğünü bildirdiği Melâmî-Hamzavî kutbu İdrîs-i Muhtefî'nin (ö. 1024/1615) İstanbul'daki muhiti. Melâmîler tekke tutmadığından mekân kaydı kesin değildir; konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi : Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi (yaklaşık 1592-1655), Aksaray’daki dergâhında uzun süre irşad eden; Bayramî-Melâmî ve Hamzavî hafızada öne çıkan, Halvetî çevrelerle de temasları kaydedilen Dîvân ve Dil-i Dânâ sahibi sûfî şairdir.İstanbul · TürkiyeŞehremini'nde Himmet-zade TekkesiKaynakta geçen mekân Şehremini'nde Himmet-zade Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi.İstanbul · TürkiyeAksaray'da Olanlar DergahıKaynakta geçen mekân Aksaray'da Olanlar Dergahı , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi. 1918 Meşihat kaydı Aksaray’daki Olanlar Dergâhı için 1918’de meşihatın İbrâhim Efendi’ye tevcihi sırasında Şeyh Safvet Efendi’nin vekâleti ve dergâh tahsisatının verilmesine dair işlem kaydedilmiştir. 1921 Meşihat kaydı 1921 tarihli dosya, Olanlar Dergâhı meşihatına ilişkin bir talep ve Şeyh Safvet Efendi’nin tayin usulünün ilgilisine bildirilmesi sürecini içerir. Kayıt, kurumun idari tarihine aittir. 1922 Meşihat kaydı 1922’de Olanlar Dergâhı postnişinliği için yapılan başvuruların ardından Abdülkadir Efendi’nin tayinine dair karar kayda geçmiştir. Bu kayıt, adaylar arasındaki idari değerlendirmeyi gösterir. 1885 Meşihat kaydı Aksaray’da Olanlar Dergâhı şeyhi Mehmed Veys Efendi’nin vefatıyla yerine kendisinin tayinine dair oğlu Hüseyin Hüsnü Efendi tarafından sunulan arzuhal. Bu belge, kurumun 1885 tarihli idarî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1918 Meşihat kaydı Aksaray’da Olanlar Dergâhı’nda Merkez Kumandanlığı tarafından iskân ettirildiği belirtilen ve dergâhın semâhanesine yerleşmiş olan ailenin, münasip başka bir yere nakledilmesi. Bu belge, kurumun 1918 tarihli idarî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1918 Meşihat kaydı Aksaray’da Olanlar Dergâhı postnişini Hüseyin Hüsnü Efendi vefat ettiğinden, meşihatin tevcih işleminin yapılması için deruhte kaydıyla vakfiyesinin Evkaf Nezâretinden istenmesi. Bu belge, kurumun 1918 tarihli idarî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1922 Meşihat kaydı Aksaray’da Olanlar Dergâhı şeyhi Safvet Efendi’nin istifası üzerine, yerine dergâhın müteveffa şeyhi Hüsnü Efendi’nin torunu Abdülkâdir Efendi’nin niyâbeten tayini. Bu belge, kurumun 1922 tarihli idarî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1920 Meşihat kaydı 1920 tarihli defter kaydında Aksaray'da Olanlar Dergahı için idarî bir kayıt yer alır. Bu belge, kurumun tarihî hafızasına aittir; manevî silsile veya kişi ilişkisi iddiası olarak kullanılmaz. 1921: meşihat dosyasının incelemeye gönderilmesi 1921 tarihli kayıtta, Aksaray’daki Olanlar Dergâhı meşihat cihetinin tevcihine dair mazbata örneğinin incelenmek üzere Şûrâ-yı Devlet’e gönderildiği görülür. Bu, kurum görevine ilişkin idarî inceleme kaydıdır. 1918: savaş yıllarında geçici iskânın kaldırılması 1918 tarihli kayıtta, Aksaray’daki Olanlar Dergâhı’na yerleşen yangınzede ailelerin Merkez Efendi Dergâhı’na nakledilmesi kararı yer alır. Bu, savaş dönemi şehir hayatında dergâhların geçici iskânla ilişkisinin görüldüğü kurum ve çevre kaydıdır.İstanbul · TürkiyeOğlanlar TekkesiAksaray’daki Oğlanlar Tekkesi Kaynaklar tekkeyi Aksaray’da, Çakırağa Mahallesi’nde, Millet Caddesi ile Cerrahpaşa Caddesi’nin kavşak çevresinde gösterir. Akademik çalışmada tarihî yer 872 ada 3 parsel olarak kaydedilir. Yapı Millet Caddesi açılırken ortadan kaldırılmıştır. Adları ve irşad çevresi Tekke Oğlanlar Tekkesi ve Olanlar Dergâhı adlarının yanı sıra İbrâhim Efendi’nin meşihatiyle ilişkili olarak Gavsî Tekkesi ve Şeyh İbrâhim Efendi Dergâhı adlarıyla da anılmıştır. Sun‘ullah Gaybî 1059/1649’da İbrâhim Efendi’ye burada intisap etmiş ve şeyhinin 1065/1654’teki vefatına kadar bu çevrede bulunmuştur. Kaynakları birlikte okuma notu Sefîne kaydı tekkenin kişi ve silsile bağlantılarını; akademik çalışma ise ad varyantı, mahalle, cadde ve parsel tarifini tamamlar. OCR metnindeki bozuk kelimeler ve sayfa artıkları yayıma alınmamış, yalnız birbiriyle uyumlu yer ve ilişki bilgileri redaksiyondan geçirilmiştir.İstanbul · TürkiyeOlanlar TekkesiKaynakta geçen mekân Olanlar Tekkesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 2 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi, Şeyh Muhammed Efendi Hazretleri.İstanbul · TürkiyeGavsî / Olanlar TekkesiAdları değişen eski bir dergâh Sefîne-i Evliyâ, İstanbul Aksaray’daki merkezin ilk bânisini Fâtih devrinin sersekbanı Ya‘kūb Ağa olarak gösterir. Yapı kaynaklarda Ya‘kūb Ağa Dergâhı, Oğlanlar veya Olanlar Tekkesi ve Gavsî Tekkesi adlarıyla anılmıştır. Kādirî, Hamzavî ve yeniden Kādirî Kaynak anlatısına göre başlangıçta Kādirî olan tekke daha sonra Hamzavî çevreye geçti; sonraki dönemde yeniden Kādirî kimliği kazandı. “Gavsî” adı Abdülkādir-i Geylânî’ye nispetle açıklanır. Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi burada yaklaşık kırk yıl irşad yürüttü ve 1065/1655’teki vefatından sonra dergâhtaki özel türbeye defnedildi. Böylece mekân, Bayramî-Melâmî ve Hamzavî hafızanın da başlıca İstanbul duraklarından biri oldu. Kimlik ve konum ihtiyatı Farklı adların aynı tarihî merkeze işaret ettiği kaynak içinden anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kesin parsel ve güncel yapı izi ayrıca doğrulanmadığından kayıt Aksaray semt düzeyinde tutulmuştur.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21 (Sun'ullah Gaybî'den)
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Efendi, Olanlar Şeyhi”, c. 21
  3. [3]Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 825-834; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, ilgili tercemeler
  4. [4]Kişi kartı kaynak paketi — Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi
  5. [5]Sefîne-i Evliyâ
  6. [6]Sefîne-i Evliyâ; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri; Meclis-i Meşâyih Defterleri
  7. [7]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; Sun‘ullah Gaybî Dîvânı üzerine akademik çalışma; M. Baha Tanman, ‘Oğlanlar Tekkesi’; Mustafa Özdamar, Dersaadet Dergâhları
Ortak kaynak kataloğunu aç →