Ara
Menü

NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ HAZRETLERİ

NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ HAZRETLERİ Künyeleri, Ebu’l-Cenâb (bir eserde ise Ebu’l-Cinân diye okudum), ism-i âlîleri Ahmed b. Ömer el-Hayûkî, lakab-ı âlîleri Kübrâ olup, Hârezm’de dünyâya fer vermiştir. "Kübrâ" denilmesi, gençliğinde tahsîl esnâsında, münâzara ve mübâhaseyi çok sevip, kiminle mübâhaseye girişse dâimâ galebe çalarlardı. Bundan kinâye olarak,…

Doğum
1145
Vefat
1221
Unvan
Sefîne-i Evliyâ şahsiyet kaydı
Temalar
tövbe, zühd, zikir, murakabe, müşâhede, nurlar ve renkler

NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ HAZRETLERİ

Künyeleri, Ebu’l-Cenâb (bir eserde ise Ebu’l-Cinân diye okudum), ism-i âlîleri
Ahmed b. Ömer el-Hayûkî, lakab-ı âlîleri Kübrâ olup, Hârezm’de dünyâya fer vermiştir.
"Kübrâ" denilmesi, gençliğinde tahsîl esnâsında, münâzara ve mübâhaseyi çok sevip,
kiminle mübâhaseye girişse dâimâ galebe çalarlardı. Bundan kinâye olarak, “et-Têmmetü’l-
Kübrâ”, yahut “Tâmatü’l-Kübrâ” dediler. "Tâme"159 veya "têmme" lafızları kesret-i
isti’mâl hasebiyle terk olunarak, yalnız Kübrâ lakabıyla şöhret buldular. Kendilerinden

Tâme, lugatta ^gâlib” ma’nâsınadır.

gelen tarîkat koluna Kübreviyye derler. Burada gayr-i münteşirdir. İran ve Türkistân’da bir
zamânlar intişâr etmiş ve bundan pek çok eâzım yetişmiştir.
Diyâr-ı Rûm’a da intikâl eden bu tarîkattan yetişen eâzım hazarâtının tarîkaten
ictihâdlarına mebnî, Tarîkat-ı Aliyye-i Kübreviyye esrârı, o eâzımda mündemic kalmıştır.
Şeyhleri Ammâr-ı Yâsir hazretleridir. Fakat Mısır’da Şeyh Rûzbehân hazretlerinden
tekmîl-i tarîkat eylemişlerdir. Bâb-ı Ferah-ı Tebrîzî ve İsmâîl-i Kayserî gibi ricâlu’llâh’la
da sohbetleri ve onlardan ahz-ı feyzleri vâki olmuştur.
Rüşd ü fazîlet ve ma’rifet ü kerâmetle, beyne’l-enâm şöhret kazanmışlardır. Eâzım-ı
şuarâ-yı acemdendir. Te’lîfât-ı mu'teberesinden, tefsîr-i şerîfi Fevâtihu’l-Cemâlî,
Te’vîlât-ı Necmiyye, Tavâliu’t-Tenvîr, Usûl-i Aşere burhân-ı kemâlidir.
Hz. Mevlânâ’nın peder-i mükerremleri, Bahâeddîn Veled hazretleriyle, Necmeddîn-i
Râzî, Mecdüddîn-i Bağdâdî, Sa'deddîn-i Cüveynî, Seyfeddîn-i Bâharzî, Baba Kemâl-i
Hucendî160, Radiyyüddîn Ali Lâlâ, Cemâleddîn-i Gîlî gibi meşâhîr cümle-i mürîdanından
idi.
Müşârünileyhimden Necmeddîn-i Râzî, Necm-i Dâye nâmıyla meşhûr-ı eâzımdandır.
Şeyhinin nâ-tamâm kalan Te’vilât-ı Necmiyye nâm tefsîr-i tasavvufîsini, Bahru’l-
Hakâyık nâmıyla yazdığı tefsîr ile itmâm eylemiştir ki, bu tefsîr-i şerîf pek mühim
ve pek nâdirdir.
Necm-i Dâye, ba'zı noktada irfânen şeyhinin kemaliyle hem-pâye olmuştur.
Bağdâd’da Hz. Cüneyd türbesinde medfûndur. Hz. Mevlânâ ve Cenâb-ı Sadreddîn-i
Konevî ile sohbette bulunduğu mervîdir. Hattâ her ikisine imâmetle namâz kıldıkları161
menkûldür. Mirsâdû’l-İbâd mine’l-Mebdei ile’l-Meâd (adlı) eser-i Fârisîsi de pek
mühimdir.
Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin menâkıb-ı aliyyeleri, lisân-ı Arabî vü Fârisî üzere
yazılmıştır. Hulefâ-yı kirâmından Şeyh Mecdüddîn-i Bağdâdî hazretleri her nasılsa,
ağzından bir büyük söz kaçırmasıyla şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri müteessir olurlar.
Mecdüddîn ise, derhâl yalın ayak istîfâ-yı kusûra gelip, hâk-pâ-yı şeyhe yüz sürmesi
üzerine müşârünileyh, mülâtafetle, “Korkma! Îmânın selâmettedir. Lâkin bu yolda cân fedâ
etmemeğe çâre yoktur. Biz dahi yakında ser-bürîde ve şehîd oluruz ve melik-i Hârezm bu
sebebten perîşân ve ahâlîsi ise kılıçtan geçerek muzmahil ve nâ-yâb olur.” buyurmuşlardır.
Fi’l-vâki’ aradan çok zamân mürûr etmeksizin, Mecdüddîn, yirmidört yaşında olduğu
halde bir iftirâya uğradığından, Sultân Muhammed-i Hârezmşâh’ın emriyle Ceyhun’a
atılıp, mağrûkan şehîd olur ve melik-i merkûm, sonradan Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin
nutk-ı âlîlerini ve Mecdüddîn hakkında söylenen sözün mahz-ı bühtân olduğunu anladığı
ِ ‫كَ انَ ذَلِكَ فِي الْكِ ت َا‬
gibi, huzûr-ı Hz. Pîr’e gelip, söz ve niyâza başlarsa da, pîr-i müşârünileyh, ( ‫ب‬
ُ 162
‫ )مَ سْ طورً ا‬âyet-i kerîmesinden başka bir cevâb vermeyip, âkibet, Cengiz zuhûr eder ve
memâliki Hârezm’i harâb ve Necmeddîn hazretleriyle nice insânları şehîd eder.

Hadîkatü’l-Cevâmi’de şöyle yazar ki:

Metnin 296. sahîfesindeki dipnota bakınız. (H)

Bunun gerçekleşmesi târihen mümkün değildir. Bkz. Metnin 298. sahîfesi. (H)

"Kitâbda (kaderde) böylece yazıldı." 17. İsrâ sûresi, 58 (H)

"Vak’a-i Cengiz’in zuhûru ve bulundukları yerin istîlâsı mukarrer olduğu işitilince, Hz. Necmeddîn’e mahall-i necât olan tarafa hicret buyurulması arz ve beyân olunmuş ise de, “Bu kadar ümmet-i Muhammed’in vakt-i âsâyişinde berâber zevk-yâb olmuş iken, hengâme-i ızdırâblarında, ancak nefsimizi tahlîs ile nice bin ehl-i îmânı, o kâfir-i bî-dînin pây-mâl ettiğini biz arkadan mı seyr edelim. Böyle hayâtın bize lüzûmu yok, cümle ile haşr olunmak büyük ni'mettir.” buyurmuşlardır."

Nefehât’ta okumuştum:

Hz. Pîr, 618/(1221) senesinde bu vak’ada bir kâfirin elinde şehîden âzim-i dâr-ı cinân
olmuştur. Şehîd oldukları vakit, kâfirin perçemini tutmuştu. Şehâdetten sonra, onu, şeyhin
elinden kimse kurtaramamıştır. Âkıbet, kâfirin perçemini kestiler. Mürîdânının
meşhûrlarından olup, Hz. Mevlânâ’nın peder-i ekremleri Sultân Bahâeddîn, Hz. Pîr’in
sevgililerinden idi. Hz. Mevlânâ bile, zât-ı âlîlerine şu manzûme ile arz-ı hürmet
eylemiştir:
‫بيكى دست مى خالص ايمان نوشند‬
‫ما ازآن محتشمايم كه ساغر كيراند‬
‫بيكى دست دكر يرجم كافر كيرند‬
‫نه ارزاق مفلسان كه بز ﻻغر كيرند‬
Nazmen tercümesi:
Biz ol izz ü kerem kavmindeniz kim
Demâ-dem îş idüp sâğar tutarlar
Ne şol bî-kadr müflislerdeniz kim
Füsûn idüp bize sâğar tutarlar
Bir elden nûş idüp îmân şarâbın
Bir elde perçem-i kâfir tutarlar
Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri, galebât-ı vecdde her kime nazar ederse, mertebe-i
velâyete ulaşırdı. Hattâ bir gün, bir tâcir teferrûh tarîkiyle, dergâh-ı Pîr’e girmiş,
müşârünileyhin hâli üzerinde idi. Tâciri görmesiyle, bir nazarıyla, fi’l-hâl mertebe-i
velâyete ulaştırmıştır.

Lugât-ı Târîhiyye’de okudum :

Bir gün, ashâbıyla otururken, bir doğanın, ufak bir kuşu önüne katıp kovaladığını
görmesiyle, nazarı, ufak kuşa taalluk etmesiyle doğanın elinden kurtulmuştur.
Bir gün, huzûr-ı âlîlerinde, Ashâb-ı Kehf’in bahsi oluyormuş; mürîdânından
Şeyh Sa’deddîn-i Cüveynî hazretlerinin hâtırından geçti ki: Acaba, bu ümmet içinde,
sohbeti kelbe te'sîr eder kimse bulunur mu? Hz. Necmeddîn, nûr-ı ferâsetle bildi. Derhâl
yerinden kalkıp, tekke kapısına çıktı. Bir kelb zâhir oldu. Kuyruğunu sallayarak, Hz.
Şeyh’e bakmağa başladı. Şeyh, ona bir nazar etmesiyle, kelp dûçâr-ı haşyet olarak, yüzünü
yerlere sürüp oradan kayb oldu. Şeyh Sa’deddîn, bu hâli görünce hâtırasından nedâmet etti.
Menkûldür ki, o köpek, nereye varsa, elli altmış köpek onun etrâfına halka olup, hiç biri
bağırmaz ve bir şey yemezler ve gâyet sâkin dururlar imiş.
Kırk halkanın tamamı
COĞRAFÎ HAFIZANecmeddîn-i Kübrâ TürbesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Gürgenç'te kalış

Moğol istilası sırasında şehri terk etmeyip halkla birlikte öldüğü tarihî çekirdeği; savaşın ayrıntıları gelenek içinde menkıbevî biçimde genişlemiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Yaklaşık 580/1184'te Hârizm'e dönerek hankâhını ve irşad halkasını kurdu. Çok sayıda müridi kısa sürede yetiştirmesi sebebiyle gelenekte “şeyh-i velî-tırâş”, yani velî yetiştiren şeyh diye anıldı. Kaynaklarda ona nispet edilen halife sayısı altmışa kadar çıkar; rakamı kesin kadro listesi değil, irşad çevresinin genişliğini anlatan gelenek kaydı olarak okumak gerekir.

Necmeddîn-i Kübrâ'nın ayırt edici yönü, sâlikin iç tecrübesini gelişigüzel bırakmamasıdır. Zikir, halvet ve mücâhede sırasında beliren nurların, renklerin, şekillerin ve hâtırların kaynağını araştırır. Görüntünün kendisini amaç saymaz; onun nefsin arınması, zikrin derinleşmesi ve ahlâkî dönüşümle ilişkisini inceler. Şeyh rehberliği ve şeriata uygunluk tecrübenin denetim ölçüsüdür.

Moğol orduları 618/1221'de Gürgenç'e ulaştığında Necmeddîn-i Kübrâ şehirde kaldı ve kuşatma sırasında öldü. Halkla birlikte savaştığı ve şehid düştüğü yönündeki anlatı tarikat hafızasının merkezindedir. Savaşın ayrıntıları kaynaklara göre değiştiğinden, tarihî olay ile sonradan genişleyen kahramanlık sahneleri ayrı değerlendirilir.

Necmeddîn-i Kübrâ'nın mirası iki yönde kalıcı oldu: On esas çevresinde kurduğu yoğun amelî eğitim ve müşâhede tecrübesini inceleyen zengin kavram dili. Halifeleri bu mirası Buhara'dan Anadolu'ya, İran'dan Hindistan ve Keşmir'e taşıdı. Ona nispet edilen her eser sahih değildir; özellikle ʿAynü'l-ḥayât adıyla bilinen tefsirin Necmeddîn-i Dâye'nin Baḥrü'l-ḥaḳāʾiḳ'ı olduğu tespit edilmiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ · TDV İslâm Ansiklopedisi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Hârizm'i terk etmeyişi

Cengiz ordusunun yaklaşması üzerine kendisine şehri terk etmesi teklif edildiğinde, huzur günlerinde birlikte yaşadığı insanları sıkıntı anında yalnız bırakmayacağını söylediği aktarılır. Kuşatma sırasında öldürülmesi tarihî çekirdektir; vedalaşma sözlerinin biçimi gelenek içinde nakledilmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Hârizm’i terk etmeyişi

Cengiz Han’ın orduları Hârizm’e yaklaştığında Necmeddîn-i Kübrâ’ya şehri terk edebileceği bildirilir. O ise huzur günlerinde birlikte yaşadığı halkı felâket anında yalnız bırakmanın vefaya sığmayacağını söyler.

Müridlerinin bir kısmını uzak bölgelere gönderir, kendisi şehirde kalır. Kuşatma sırasında öldürülmesi tarihî çekirdeğe sahiptir; ayrılırken söylediği cümlelerin biçimi ve savaş sahnelerinin ayrıntıları menkıbe geleneğinde gelişmiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ; Risâle-i Kudsiyye Tercümesi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Şehadet ve perçem anlatısı

Nefehât ve Sefîne'de, Necmeddîn-i Kübrâ'nın savaş sırasında bir düşmanın perçemini tuttuğu ve vefatından sonra elinin ancak saç kesilerek ayrılabildiği anlatılır. Bu sahne tarihî ölüm kaydının çevresinde gelişen menkıbevî hafızadır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Şehadet ve perçem anlatısı

Nefehât ve Sefîne’de, Necmeddîn-i Kübrâ’nın Hârizm savunması sırasında bir düşman askerinin perçemini tuttuğu anlatılır. Şeyh öldürüldükten sonra elinin saçı bırakmadığı, askerin ancak perçemi kesilerek kurtarıldığı nakledilir.

Bu sahne pîrin son anda bile mücadeleyi bırakmadığını anlatan menkıbevî hafızadır. Hârizm kuşatmasında öldürülmesi tarihî bilgi; el ve perçem ayrıntısı ise hagiografik anlatıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ; Risâle-i Kudsiyye Tercümesi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Mecdüddîn-i Bağdâdî hakkındaki ikaz

Mecdüddîn-i Bağdâdî'nin söylediği büyük bir söz üzerine özür dilediği; şeyhinin imanının selâmette olduğunu fakat bu yolda can vermenin mukadder bulunduğunu söylediği nakledilir. Ardından hem Mecdüddîn'in hem de kendisinin şehadetini haber verdiği anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Mecdüddîn-i Bağdâdî hakkındaki ikaz

Mecdüddîn-i Bağdâdî’nin cezbe hâlinde büyük ve tehlikeli yorumlara açık bir söz söylediği, sonra Necmeddîn-i Kübrâ’nın huzurunda özür dilediği anlatılır.

Şeyhi imanının selâmette olduğunu, fakat bu sözün ve mânevî yolun bedelinin canla ödeneceğini bildirir. Rivayet daha sonra Mecdüddîn’in ve Necmeddîn’in ölümlerini önceden haber veren bir ikaz biçimini alır. Kehanet ayrıntısı gelenek içi anlatıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ; Risâle-i Kudsiyye Tercümesi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kuşu kurtaran nazar

Sefîne'deki rivayette bir doğanın küçük bir kuşu kovaladığını gören Necmeddîn-i Kübrâ'nın nazarı kuşa yönelince kuşun kurtulduğu anlatılır. Menkıbe, velî-tırâş unvanıyla birlikte düşünülen mânevî nazar temasını işler.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Kuşu kurtaran nazar

Sefîne’de bir doğanın küçük bir kuşu kovaladığı sırada Necmeddîn-i Kübrâ’nın bakışını kuşa çevirdiği anlatılır. Şeyhin nazarıyla kuşun güç bulup doğandan kurtulduğu nakledilir.

Menkıbe, Necmeddîn-i Kübrâ’ya verilen “velî-tırâş” unvanı ve mânevî nazarın insanı tehlikeden kurtarıp olgunlaştırması fikriyle birlikte okunur. Olay zoolojik veya tarihî kayıt değil, nazar ve himmet remzidir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ; Risâle-i Kudsiyye Tercümesi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Rûzbihân'ın terbiyesi

Risâle-i Kudsiyye tercümesindeki anlatıda genç Necmeddîn, bilgisini şeyhlerinden üstün görme düşüncesine kapılır. Rûzbihân-ı Mısrî'nin yanında yaşadığı sarsıcı tecrübe ve 'kendini büyük görme' ikazıyla bu hâlden arındığı, ardından Ammâr-ı Yâsir'in hizmetine döndüğü nakledilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç
Gelenek içi anlatı

Bu bölüm, bağlı topluluğun aktardığı menkıbe hafızasıdır; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

Rûzbihân’ın terbiyesi

Risâle-i Kudsiyye tercümesinde genç Necmeddîn’in ilmî birikimine güvenerek dönemindeki şeyhlerden üstün olduğunu düşündüğü anlatılır. Rûzbihân-ı Mısrî’nin huzurunda yaşadığı sarsıcı tecrübe, bu gizli büyüklenmeyi açığa çıkarır.

Rûzbihân ona kendini büyük görmenin mânevî yolun önündeki perde olduğunu bildirir. Necmeddîn pişman olup nefsini itham eder ve Ammâr-ı Yâsir’in hizmetine dönerek eğitimini sürdürür. Menkıbe, bilginin tevazu olmadan kemal sayılmayacağını öğretir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ; Risâle-i Kudsiyye Tercümesi.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eser ve metin izi

Sehlu’t-Tüsteri ise, Resûlullâh(sav)a nispet etmeksizin hadis-i kudsî olarak aynı mânâyı sunar: ‘Allah(cc) buyurdu ki: ‘Beni bilen olmadığı halde ben vardım. Mülkümü, kudretimi, ilmimi, hükmümü bilinmem için izhar etmeyi arzu ettim.’ Bu Allah(cc) Teâlâ’nın şu âyetinde (anlatılan mânâdır): ‘Cinni ve insi, yalnız bana ibadet etsinler yani beni tanısınlar diye yarattım.’ Mevzu’ kabul edilip senedi bilinmeyen bazı hadislerin şahsî görüş, bir âyetin tasavvufî tefsiri olarak karşımıza çıktığı hallerde bir iki ihtimal üzerinde durabileceğimizi sanıyoruz.

Metni gösterMetni daralt

Sehlu’t-Tüsteri ise, Resûlullâh(sav)a nispet etmeksizin hadis-i kudsî olarak aynı mânâyı sunar: ‘Allah(cc) buyurdu ki: ‘Beni bilen olmadığı halde ben vardım. Mülkümü, kudretimi, ilmimi, hükmümü bilinmem için izhar etmeyi arzu ettim.’ Bu Allah(cc) Teâlâ’nın şu âyetinde (anlatılan mânâdır): ‘Cinni ve insi, yalnız bana ibadet etsinler yani beni tanısınlar diye yarattım.’ Mevzu’ kabul edilip senedi bilinmeyen bazı hadislerin şahsî görüş, bir âyetin tasavvufî tefsiri olarak karşımıza çıktığı hallerde bir iki ihtimal üzerinde durabileceğimizi sanıyoruz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
ESER / METİN

Fevâʾiḥu'l-cemâl ve fevâtiḥu'l-celâl

Müşâhede, renk, nur ve hâtır tecrübelerini bizzat yaşanmış örneklerle inceleyen başlıca eseri.

Metni gösterMetni daralt

Müşâhede, renk, nur ve hâtır tecrübelerini bizzat yaşanmış örneklerle inceleyen başlıca eseri.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ eserleri.
ESER / METİN

el-Uṣûlü'l-aşere

Tövbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, devamlı zikir, teveccüh, sabır, murakabe ve rızayı yolun on esası olarak toplar.

Metni gösterMetni daralt

Tövbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, devamlı zikir, teveccüh, sabır, murakabe ve rızayı yolun on esası olarak toplar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ eserleri.
ESER / METİN

Âdâbü's-sûfiyye

Yeme içmeden sohbete, giyimden yolculuğa sûfî gündelik hayatının edebini ele alan risale.

Metni gösterMetni daralt

Yeme içmeden sohbete, giyimden yolculuğa sûfî gündelik hayatının edebini ele alan risale.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ eserleri.

Öğütleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Öğüt ve söz

“Bu hadis zâhir ulemasına göre mevzu ve uydurmadır. Fakat bâtın ehli sûfîlere göre bu, sahih bir hadistir. Sûfîlerce, Hz. Peygamber(sav)in ağzından alınmış, mânevî âlemde ondan işitilmiştir, dolayısıyla sahihtir. Ancak mutasavvıflar dışındaki İslâm bilginleri hadis usûlünde belirlenen objektif ölçülere uymayan bu yöntemi geçerli kabul etmezler. Buna karşılık Bâyezîd-i Bistâmî (ö.261/874) ‘zâhir uleması’ dediği bu bilginlere ‘siz ilminizi ölülerden, biz ise hayy/diri ve lâ yemut/ölümsüz olan Allah(cc)’tan alırız.’ demiştir.…

Metni gösterMetni daralt

“Bu hadis zâhir ulemasına göre mevzu ve uydurmadır. Fakat bâtın ehli sûfîlere göre bu, sahih bir hadistir. Sûfîlerce, Hz. Peygamber(sav)in ağzından alınmış, mânevî âlemde ondan işitilmiştir, dolayısıyla sahihtir. Ancak mutasavvıflar dışındaki İslâm bilginleri hadis usûlünde belirlenen objektif ölçülere uymayan bu yöntemi geçerli kabul etmezler. Buna karşılık Bâyezîd-i Bistâmî (ö.261/874) ‘zâhir uleması’ dediği bu bilginlere ‘siz ilminizi ölülerden, biz ise hayy/diri ve lâ yemut/ölümsüz olan Allah(cc)’tan alırız.’ demiştir. Sûfîlerin ‘haddesenî kalbî an Rabbî’ (Kalbim Rabbimden bana nakletti.) tabiri de konu ile ilgilidir.”45

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
ÖĞÜT

Müşâhedenin ölçüsü

İçte görülen nur ve sûret amaç değildir; şeriata uygunluk, tevazu ve kalıcı ahlâkî dönüşümle sınanır.

Metni gösterMetni daralt

İçte görülen nur ve sûret amaç değildir; şeriata uygunluk, tevazu ve kalıcı ahlâkî dönüşümle sınanır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ · TDV İslâm Ansiklopedisi.

Kavram dünyası

İlk 3 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Kavram haritası

tövbe, zühd, zikir, murakabe, müşâhede, nurlar ve renkler

Metni gösterMetni daralt

tövbe, zühd, zikir, murakabe, müşâhede, nurlar ve renkler

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: tarikat.org editoryası.
KAVRAM

Nurlar ve renkler

Renkler sabit kehanet işaretleri değil; sâlikin hâli, zikri ve ahlâkî dönüşümü içinde yorumlanan müşâhede belirtileridir.

Metni gösterMetni daralt

Renkler sabit kehanet işaretleri değil; sâlikin hâli, zikri ve ahlâkî dönüşümü içinde yorumlanan müşâhede belirtileridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ · TDV İslâm Ansiklopedisi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Şeyh-i velî-tırâş

Çok sayıda etkili mürid ve halife yetiştirmesi sebebiyle gelenekte verilen “velî yetiştiren şeyh” unvanı.

Metni gösterMetni daralt

Çok sayıda etkili mürid ve halife yetiştirmesi sebebiyle gelenekte verilen “velî yetiştiren şeyh” unvanı.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ · TDV İslâm Ansiklopedisi.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Köhne Ürgenç · TürkmenistanNecmeddîn-i Kübrâ TürbesiNecmeddîn-i Kübrâ’nın Harezm’deki hayatı, Moğol istilası sırasında ölümü ve Kübrevî halife ağının başlangıcı Köhne Ürgenç coğrafyasıyla bağlantılıdır. Mekân kaydı, Kübreviyye’nin nurlar ve renkler öğretisi kadar Harezm, Horasan, Keşmir ve Anadolu’ya uzanan tarihî hareketini de görünür kılar.

Önceki ve sonraki halka