Ara
Menü

Necmeddîn-i Kübrâ

Necmeddîn-i Kübrâ (yak. 540/1145 – 618/1221), Kübreviyye'nin pîri ve “şeyh-i velî-tırâş” (velî yontan şeyh) diye anılan mürşid; müşâhedeleri ve renkli nurlar öğretisiyle tasavvufun en özgün metinlerinden birini yazmış, Moğol katliamında Gürgenç'te öldürülmüştür.

Doğum
1145
Vefat
1221
Unvan
Kübreviyye’nin pîri, sûfî müellif ve müşâhede psikolojisinin kurucu ismi
Temalar
tövbe, zühd, zikir, murakabe, müşâhede, nurlar ve renkler

Doğumu ve lakabı

540'ta (1145) Hârizm'in Hîve şehrinde doğduğu kabul edilirse de bu tarih kesin değildir; Moğolların Hârizm'i işgali (618/1221) sırasında yaklaşık seksen yaşında olduğuna dair rivayetlere göre birkaç yıl ileriye götürülebilir.

Tarikata adını veren Kübrâ lakabı, Kur'an'da haşir gününü simgeleyen “et-tâmmetü'l-kübrâ” (en-Nâziât 79/34) ifadesinin kısaltılmış şeklidir ve üstün zekâsı ile girdiği ilmî tartışmalarda kesinlikle galip gelmesi sebebiyle gençliğinde hocası tarafından verilmiştir. Bazı müridleri ona “âyetullāhi'l-kübrâ” lakabını da vermiştir. Müridlerini velâyet makamına erdirdiği için “şeyh-i velî-tırâş” unvanıyla tanınmıştır.

Çocukluk: dükkândaki geceler

Dinî eğitime önem veren, ticaretle meşgul bir aile ortamında yetişti. Çocukluğunda kumaş dükkânlarını hırsızlardan korumak için gece dükkânda yalnız kaldığını, bu sırada aklını başından alan bazı hayaller gördüğünü kendisi anlatır.

Bu ifadelerden, sonradan sık sık karşılaştığı müşâhedelerin kökeninin hayatının ilk dönemlerine kadar uzandığı anlaşılır.

İlim yolculuğu

Gençlik yıllarını Hârizm'de geçirdikten sonra tahsil için memleketinden ayrıldı: Nîşâbur'da Ebü'l-Meâlî el-Ferâvî'den, Hemedan'da Ebü'l-Alâ el-Hemedânî'den, İsfahan'da Ebü'l-Mekârim Lebbân ve Ebû Ca'fer es-Saydelânî'den, Mekke'de Ebû Muhammed et-Tabbâh'tan, İskenderiye'de Ebû Tâhir es-Silefî'den hadis okudu.

Fevâihu'l-cemâl'de anlattığına göre İskenderiye'deyken rüyasında Hz. Peygamber kendisine “Ebü'l-Cennâb” (dünya ve âhiretten kaçınan) künyesini vermiş, hadisle meşgul olduğu için onu övmüş ve gecelerini Kur'an okumaya ayırmasını tavsiye etmiştir.

Şeyh arayışı

Otuz beş yaşına kadar ilim tahsilini sürdürdükten sonra intisap edebileceği bir şeyh aramaya koyuldu.

Dizfûl'deyken hastalandı ve şehrin tanınmış sûfîlerinden İsmâil Kasrî'nin dergâhında misafir edildi. Şeyh gece onu semâ âyinine davet edince, dervişlerin çıkardığı seslerden rahatsız olmasına rağmen katıldı ve bu sırada iyileştiğini farketti; ertesi gün ona intisap etti.

Zâhir ilimlerindeki geniş bilgisinin kibre yol açabileceğini anlayan İsmâil Kasrî, onu terbiye için Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin halifesi Ammâr Yâsir el-Bitlisî'ye gönderdi. Fakat sükûnetini koruyamayıp kendini şeyhinden üstün görme hayaliyle tarikat âdâbına aykırı davranışlarda bulunması üzerine Bitlisî onu Kahire'ye, Rûzbihân el-Vezzân el-Mısrî'nin yanına yolladı.

Menkıbeye göre Necmeddin, Şeyh Rûzbihân'ı hankahında çok az bir suyla abdest alırken buldu; şeyh üzerine birkaç damla su serpti ve Necmeddin bu birkaç damlayı kulağında şiddetli bir yumruk darbesi gibi hissedip bilincini yitirdi. Amacı gerçekleşince sülûkün bir sonraki aşaması için Ammâr Yâsir'in yanına döndü.

İki farklı rivayet

Bu anlatı Alâüddevle-i Simnânî tarafından rivayet edilip müridi İkbâl Sîstânî tarafından yazıya geçirilmiştir. Kübrevî silsilesinin bir başka şeyhi Kemâleddîn-i Hârizmî ise oldukça farklı bir hikâye anlatır: Necmeddin İskenderiye'den sonra Kahire'de Rûzbihân'ın halkasına katılmış, erbaînler çıkarmış, belli bir seviyeye ulaşınca şeyh onu kızıyla evlendirmiştir; sonra Tebriz'e gitmiş ve orada karşılaştığı meczup derviş Baba Ferec'in kendisini ilimle meşgul olmaktan caydırıp eski bir derviş elbisesi giydirmesi mânevî gelişmesine vesile olmuştur.

Hangisinin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir; Fritz Meier uzun bir tahkikten sonra İkbâl Sîstânî rivayetini daha mâkul bulur. Her iki rivayette de üç şeyhin adı geçtiğine göre Rûzbihân el-Mısrî, Ammâr Yâsir el-Bitlisî ve İsmâil el-Kasrî ile irtibatı muhakkaktır. Ancak Necmeddin eserlerinde sadece Ammâr Yâsir'in adını zikreder ve onun gözetiminde başladığı ilk erbaîni on gün sonra nasıl bıraktığını, şeyhin kalan günleri tamamlaması için kendisini nasıl azarladığını anlatır.

Hârizm'e dönüş ve altmış halife

580'de (1184) Hârizm'e döndükten sonra hayatını, sayılarının altmış kadar olduğu kaydedilen müridlerin terbiyesine vakfetti. Önde gelenleri: Mecdüddin el-Bağdâdî, Necmeddîn-i Dâye, Radıyyüddin Ali Lala, Sa'deddîn-i Hammûye, Cemâleddîn-i Cîlî, Baba Kemâl-i Cendî ve Seyfeddin el-Bâharzî.

İki düzeltme: Câmî'ye göre Mevlânâ'nın babası Bahâeddin Veled de müridlerindendir; ancak ne Bahâeddin Veled'in ne Mevlânâ'nın eserlerinde ondan ima ile bile bahsedilir, ne de doktrin açısından görüşleri yer alır. Benzer bir iddia Ferîdüddin Attâr için de ileri sürülmüştür. Buna karşılık tasavvuf aleyhtarı Fahreddin er-Râzî ile Hârizm'de görüştüğü rivayeti gerçektir.

Adını belirtmediği bir vezir tarafından ziyaret edildiğini söylemesinden Hârizm sarayıyla iyi ilişkiler içinde olduğu anlaşılır; halifesi Mecdüddin el-Bağdâdî'nin kardeşi Bahâeddin'in sarayda bulunması da bu ilişkiyi onun temin ettiğini gösterir.

Ölümü

Moğolların 618'de (1221) Hârizm'in merkezi Gürgenç'te (Köhne Ürgenç) gerçekleştirdikleri katliam sırasında öldü.

Reşîdüddin Fazlullah'a göre Cengiz Han ona şehri terketmesi için izin vermiş, ancak o şehir yakılıp yıkılırken hayatının bağışlanmasını kabul edemeyeceğini söylemiştir. Yâfiî ise katliamdan önce — aralarında Sa'deddîn-i Hammûye ve Radıyyüddin Ali Lala'nın da bulunduğu — müridlerine şehri terketmelerini emrettiğini, ardından savaşa girip şehid olduğunu kaydeder.

Bir başka rivayete göre Moğol saldırısını engellemek için duasını istemek üzere müridlerini Buhara'ya Abdülhâlik-ı Gucdüvânî'ye göndermiştir; kaynak bu rivayetin şüphesiz Gucdüvânî'nin Nakşibendî muakkiplerinin arzularını yansıttığını belirtir.

Kabri

Reşîdüddin'e göre ölenlerin çokluğundan cesedi bulunamamıştır; Yâfiî ise bulunup enkaz hâline gelen hankahına defnedildiğini söyler.

Gürgenç dışında ona atfedilen bir kabir ve adına tesis edilmiş bir zâviye günümüze ulaşmıştır. İbn Battûta 732'de (1332) Hârizm'i ziyaretinde türbeden bahseder ve zâviyede yolculara yemek dağıtıldığını söyler. Rus arkeolog A. Y. Yakubovski 1929'daki araştırmalarında türbenin 1321-1333 arasında ayakta olduğu kanaatine varmıştır. Şifahî geleneğe göre türbeyi Timur yaptırmıştır — bu rivayet muhtemelen onun tamir ve genişletmesiyle ilgilidir. XIX. yüzyılda Hîve Hanı Muhammed Emin Han tarafından onarılmıştır.

Müşâhede ve nurlar

Fevâihu'l-cemâl'de şahsî his ve müşâhedelerine ağırlık vererek gaybet hâlindeki tesbitlerini kaleme alır. Müşâhedeyi ikiye ayırır: ednâ (gayb âleminde yeryüzünde örneği bulunan varlıklarla ilgili olanlar) ve a'lâ (semavî varlıklarla ilgili olanlar). Ona göre gaybet hâlinde müşâhede edilen gökyüzü dünya gözüyle görülen gökyüzü değildir; gayb âleminde daha latif, daha yeşil, daha saf ve parlak nice gök vardır.

Yorumları özgündür: sağanak hâlindeki yağmuru müşâhede ilâhî rahmetin nüzûlüne işaret eder. Nurlar iki kısımdır — biri kalpten yükselir, diğeri arştan iner; vücut kalp ile arş arasında perdedir. Bu perde kalktığında kalpten arşa bir kapı açılır, her iki nur birbirine özlem duyar ve birleşerek Kur'an'ın ifadesiyle “nur üzerine nur” olur.

Nurlar yeşil, kırmızı, sarı, mavi gibi renklerde görülür ve bunlar aynı zamanda mânalardır: yeşil nur kalbin diriliğine, sarı hastalığa işarettir. Eserde ayrıca istiğrak, fenâ, aşk, vakt, semâ, raks, humûd-cümûd ve velîliğin alâmetleri gibi konular yer alır.

Kübreviyye

Orta Asya kökenli üç büyük tarikattan biridir (diğerleri Yeseviyye ve Hâcegân) ve kuruluşunu 580'de (1184) Hârizm'e dönüşüyle başlatmak mümkündür. Bu tarihle vefatı arasındaki otuz sekiz yılda velâyet mertebesine ermiş altmışa yakın halife yetiştirmiş — “şeyh-i velî-tırâş” unvanı buradan gelir — ve tarikat XIII-XIV. yüzyıllarda Orta Asya'dan Hindistan ve Irak'a kadar yayılmıştır.

Silsilesi Ammâr Yâsir el-Bitlisî ve Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî vasıtasıyla Ma'rûf-i Kerhî'ye, ondan Ali er-Rızâ yoluyla Hz. Ali'ye ulaşır. Ammâr Yâsir, Sühreverdiyye'nin pîrinin halifesi olduğuna göre Kübreviyye Sühreverdiyye'nin bir kolu sayılabilir; bununla birlikte coğrafya farklılığı ve tasavvufî vurgularındaki özgün tercihleri sebebiyle müstakil bir tarikat olarak gelişmiştir.

Kırk halkanın tamamı
COĞRAFÎ HAFIZA14 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi14 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Semâ sırasında iyileşmesi

Rahatsız olduğu âyinde şifa bulup ertesi gün intisap etmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Otuz beş yaşına kadar ilim tahsil ettikten sonra şeyh aramaya koyuldu. Dizfûl'de hastalanıp İsmâil Kasrî'nin dergâhında misafir edildi; şeyh gece onu semâ âyinine davet edince dervişlerin çıkardığı seslerden rahatsız olmasına rağmen katıldı ve bu sırada iyileştiğini farketti. Ertesi gün ona intisap etti.

Çerçeve. Zâhir ilimlerindeki geniş bilgisinin kibre yol açabileceğini anlayan İsmâil Kasrî onu hemen başka bir şeyhe, Ammâr Yâsir el-Bitlisî'ye göndermiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Birkaç damla su

Rûzbihân el-Mısrî'nin abdest suyuyla verdiği ders.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kendini şeyhinden üstün görme hayaline kapılıp âdâba aykırı davranınca Ammâr Yâsir onu Kahire'ye gönderdi. Menkıbeye göre Necmeddin, Şeyh Rûzbihân'ı hankahında çok az bir suyla abdest alırken buldu; şeyh üzerine birkaç damla su serpti ve Necmeddin bu birkaç damlayı kulağında şiddetli bir yumruk darbesi olarak hissedip bilincini yitirdi.

Çerçeve. Anlatı Alâüddevle-i Simnânî tarafından rivayet edilip müridi İkbâl Sîstânî tarafından yazıya geçirilmiştir. Fritz Meier uzun bir tahkikten sonra bu rivayeti Kemâleddîn-i Hârizmî'ninkinden daha mâkul bulur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: İkbâl Sîstânî, Çihil Meclis-i Alâüddevle-i Simnânî, s. 227-230.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Cengiz Han'ın izni ve reddi

Şehir yakılırken hayatının bağışlanmasını kabul etmemesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Reşîdüddin Fazlullah'a göre Cengiz Han, Necmeddin'e şehri terketmesi için izin vermiş, ancak o şehir yakılıp yıkılırken hayatının bağışlanmasını kabul edemeyeceğini söylemiştir.

Yâfiî ise katliamdan önce müridlerine şehri terketmelerini emrettiğini, ardından savaşa girip şehid olduğunu kaydeder.

Çerçeve. İki rivayet de aynı noktayı vurgular: ayrıcalıklı bir kurtuluşu reddedip şehrin âkıbetini paylaşmak.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Reşîdüddin Fazlullah (Fevâihu'l-cemâl, neşredenin girişi, s. 53).
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Gucdüvânî'ye gönderilen müridler

Kaynağın “Nakşibendî arzusu” dediği rivayet.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bir rivayete göre Moğol saldırısını engellemek maksadıyla duasını talep etmeleri için müridlerini Buhara'ya Abdülhâlik-ı Gucdüvânî'ye göndermiştir.

Çerçeve. Kaynak bu rivayeti açıkça sorgular: onun Gucdüvânî'ye hürmet ettiğini gösteren bu anlatı şüphesiz Gucdüvânî'nin Nakşibendî muakkiplerinin bu husustaki arzularını yansıtmaktadır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Dükkânda gördüğü hayaller

Müşâhedelerin çocukluğa uzanan kökeni.

Metni gösterMetni daralt

Ticaretle meşgul bir ailede yetişti. Çocukluğunda kumaş dükkânlarını hırsızlardan korumak için gece dükkânda yalnız kaldığını, bu sırada aklını başından alan bazı hayaller gördüğünü kendisi anlatır.

Çerçeve. Kaynak bu kaydı önemser: tasavvufa intisap ettiği dönemde sık sık karşılaştığı müşâhedelerin kökeni hayatının ilk dönemlerine kadar uzanmaktadır. Fevâihu'l-cemâl'in konusu da budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl, s. 51.
BİYOGRAFİK KAYIT

Yarıda bırakılan ilk erbaîn

Şeyhinin azarı üzerine tamamlaması.

Metni gösterMetni daralt

Eserlerinde şeyhleri arasından sadece Ammâr Yâsir'in adını zikreder ve onun gözetiminde çıkarmaya başladığı ilk erbaîni on gün sonra nasıl bıraktığını, bunun üzerine şeyhin kalan günleri tamamlaması için kendisini nasıl azarladığını anlatır.

Çerçeve. Sonradan otuz sekiz yılda altmışa yakın velî yetiştirecek olan şeyhin, kendi ilk kırk gününü tamamlayamadığını yazması, Fevâihu'l-cemâl'in tonunu gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl, s. 59-60.
BİYOGRAFİK KAYIT

Bahâeddin Veled ve Attâr iddiaları

Müridler listesine sonradan eklenen iki büyük ad.

Metni gösterMetni daralt

Abdurrahman-ı Câmî'ye göre Mevlânâ'nın babası Bahâeddin Veled onun müridlerindendir. Ancak ne Bahâeddin Veled'in ne Mevlânâ'nın eserlerinde Necmeddîn-i Kübrâ'dan ima ile de olsa bahsedilir, ne de doktrin açısından görüşleri yer alır.

Benzer bir iddia Ferîdüddin Attâr'ın mensuplarından olduğu yolundadır. Buna karşılık, tasavvuf aleyhtarı Fahreddin er-Râzî ile Hârizm'de görüştüğü rivayeti gerçektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 459; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”.
BİYOGRAFİK KAYIT

İbn Battûta'nın gördüğü zâviye

1332'de yolculara yemek dağıtan türbe.

Metni gösterMetni daralt

Gürgenç dışında ona atfedilen bir kabir ve adına tesis edilmiş bir zâviye günümüze ulaşmıştır. İbn Battûta 732'de (1332) Hârizm'i ziyaretinde türbeden bahseder ve zâviyede yolculara yemek dağıtıldığını söyler.

Çerçeve. Rus arkeolog Yakubovski 1929'da türbenin 1321-1333 arasında ayakta olduğu kanaatine varmıştır — İbn Battûta'nın tanıklığıyla örtüşür. Şifahî gelenek türbeyi Timur'a bağlarsa da bu muhtemelen onun tamir ve genişletmesiyle ilgilidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İbn Battûta, Rihle (732/1332).

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Fevâihu'l-cemâl ve fevâtihu'l-celâl

Tasavvuf tarihinin en orijinal eserlerinden; müşâhede kaydı.

Metni gösterMetni daralt

Batılı araştırmacılarca en çok tanınan eseridir. Müellif burada şahsî his ve müşâhedelerine ağırlık vererek gaybet hâlindeki tesbitlerini kaleme almıştır.

Konuları: mücâhede, müşâhede makamı ve bu makamda vücut, nefis ve şeytan arasındaki farklar, zikir ateşiyle şeytan ateşi arasındaki fark, hâtır-ı Hak ile hâtır-ı nefs farkı, istiğfar, nefis; ardından müşâhede, nurlar, istiğrak, fenâ, aşk, vakt, semâ, raks ve velîliğin alâmetleri.

Tasavvuf tarihinin en orijinal eserlerinden biridir; Fritz Meier tarafından geniş bir incelemeyle neşredilmiş, Türkçe ve Fransızcaya çevrilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: nşr. Fritz Meier (geniş incelemeyle); trc. Mustafa Kara, Tasavvufî Hayat içinde, s. 93-161; Fr. trc. Paul Ballanfat, Nimes 2002.
TARİHÎ KAYIT

el-Usûlü'l-aşere (Akrebü't-turuk)

En tanınmış ve en etkili eseri; on ilke.

Metni gösterMetni daralt

En tanınmış ve en etkili eseridir. Seyrüsülûkün üç mertebesiyle başlar, ardından on ilkeyi (tövbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, devamlı zikir, teveccüh, sabır, murâkabe, rıza) açıklar.

Emîr-i Kebîr Ali Hemedânî Risâle-i Dih Kāide adıyla Farsçaya çevirmiş; Abdülgafûr-i Lârî ile Kemâleddîn-i Hârizmî Farsça, İsmâil Hakkı Bursevî Türkçe olarak şerhetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: nşr. M. Molé; Akrebü't-turuk ilallāh (nşr. Ali Rızâ Şerîf Muhsinî, Tahran 1362 hş.).
TARİHÎ KAYIT

Risâle ile'l-hâimi'l-hâif

Rabbânî huzura çıkmanın on şartı.

Metni gösterMetni daralt

el-Usûlü'l-aşere gibi on bölüme ayrılmıştır. Baş tarafında zâhir ve bâtın temizliği yapılmadan rabbânî huzura çıkılamayacağını belirtir ve bunun on hususa bağlı olduğunu söyler:

tahâret, halvet, devamlı susma, devamlı oruç, devamlı zikir, teslimiyet, hatıra bir şey getirmeme, kalbi şeyhe bağlama, mecburiyet hâlinde uyuma, yeme-içmede orta yol.

Müellif eserini kendisi Farsçaya da çevirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Farsçası: es-Sâir ile's-sâtir (nşr. Mes'ûd Kāsımî, Tahran 1361 hş.); trc. Mustafa Kara, Tasavvufî Hayat içinde, s. 73-90.
TARİHÎ KAYIT

Âdâbü's-sûfiyye

Yedi bölümde tasavvuf âdâbı.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvuf âdâbına dair konuları yedi bölümde ele alır: hırka giyme, oturma, kalkma, hankaha giriş, misafiri karşılama, semâa katılma ve sefer.

Muhtevası Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin Âdâbü'l-mürîdîn'ini ve diğer sûfî âdâb kitaplarını hatırlatır — silsilesinin Sühreverdiyye'ye bağlanmasıyla uyumlu bir yakınlık.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: nşr. Mes'ûd Kāsımî, Tahran 1361 hş./1983.
TARİHÎ KAYIT

Yanlış nisbet edilen tefsir

Aynü'l-hayât aslında müridi Necmeddîn-i Dâye'nindir.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklarda ona atfedilen Aynü'l-hayât isimli tefsir, aslında müridi Necmeddîn-i Dâye'nin Bahrü'l-hakāik ve'l-meânî adlı eseridir; karışıklık ikisinin de aynı adı taşımasından kaynaklanır.

Bununla birlikte hayatının son dönemlerinde tefsirle meşgul olduğu kaydedilir. Kendisine nisbet edilen rubâîlerin bir kısmının ona ait olması mümkün görünmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Şeyh-i velî-tırâş

“Velî yontan şeyh” — altmış halifenin unvanı.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerini velâyet makamına erdirdiği için bu unvanla tanınmıştır.

Karşılığı somuttur: 580 (1184) ile 618 (1221) arasındaki otuz sekiz yılda velâyet mertebesine ermiş altmışa yakın halife yetiştirmiştir. Kübreviyye'nin XIII-XIV. yüzyıllarda Orta Asya'dan Hindistan ve Irak'a kadar yayılması bu halkanın eseridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506.
TARİHÎ KAYIT

Renkli nurlar

Yükselen ve inen nurlar; rengin mâna taşıması.

Metni gösterMetni daralt

Nurlar iki kısımdır: biri kalpten yükselir, diğeri arştan iner; vücut kalp ile arş arasında bir perdedir. Perde kalktığında kalpten arşa bir kapı açılır, iki nur birbirine özlem duyar ve birleşerek “nur üzerine nur” (en-Nûr 24/35) olur.

Nurlar yeşil, kırmızı, sarı, mavi gibi renklerde görülür ve bunlar aynı zamanda mânalardır: yeşil nur kalbin diriliğine, sarı hastalığa işaret eder. Bu renk öğretisi, Kübrevî geleneğin ayırt edici tarafıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl.
TARİHÎ KAYIT

Ednâ ve a'lâ müşâhede

Gayb âleminin iki mertebesi.

Metni gösterMetni daralt

Müşâhedeyi ikiye ayırır: gayb âleminde yeryüzünde örneği bulunan varlıklarla ilgili olanlara ednâ, semavî varlıklarla ilgili olanlara a'lâ adını verir.

Ona göre gaybet hâlinde müşâhede edilen gökyüzü, dünya gözüyle görülen gökyüzü değildir; gayb âleminde daha latif, daha yeşil, daha saf ve parlak nice gök vardır. Yorumları da özgündür: sağanak hâlindeki yağmuru müşâhede, ilâhî rahmetin nüzûlüne işaret eder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl.
TARİHÎ KAYIT

On usul

Tövbeden rızaya uzanan basamaklar ve “en kısa yol”.

Metni gösterMetni daralt

Kitap seyrüsülûkün üç mertebesiyle başlar: birincisi muâmelât ehlinin (zâhirî amelleri ifa edenlerin), ikincisi mücâhede ve riyâzet ehlinin, üçüncüsü Allah'a doğru mânen seyrü sefer edenlerin yoludur — Allah'a en yakın yol (akrebü't-turuk) bu üçüncüsüdür.

Ardından on ilke açıklanır: tövbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, devamlı zikir, teveccüh, sabır, murâkabe ve rıza.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Necmeddîn-i Kübrâ, el-Usûlü'l-aşere (Akrebü't-turuk).
TARİHÎ KAYIT

Kübreviyye ile Sühreverdiyye ilişkisi

Kol mu, müstakil tarikat mı?

Metni gösterMetni daralt

Silsilesi Ammâr Yâsir el-Bitlisî ve Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî vasıtasıyla Ma'rûf-i Kerhî'ye, ondan Ali er-Rızâ yoluyla Hz. Ali'ye ulaşır. Ammâr Yâsir, Sühreverdiyye'nin pîrinin halifesi olduğuna göre Kübreviyye Sühreverdiyye'nin bir kolu olarak kabul edilebilir.

Bununla birlikte Mısır'dan Hârizm'e dönmesiyle ortaya çıkan coğrafya farklılığı ve tasavvufî vurgularındaki özgün tercihleri sebebiyle Kübreviyye yeni ve müstakil bir tarikat olarak gelişmiştir. Orta Asya kökenli üç büyük tarikattan biridir — diğerleri Yeseviyye ve Hâcegân.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Köhne Ürgenç · TürkmenistanGürgenç (Köhne Ürgenç)618'de (1221) Moğol katliamı sırasında öldüğü Hârizm merkezi. Cesedinin bulunamadığı (Reşîdüddin) veya enkaz hâline gelen hankahına defnedildiği (Yâfiî) rivayet edilir; türbe ve zâviye günümüze ulaşmıştır.Hîve · ÖzbekistanHîve540 (1145) civarında doğduğu kabul edilen Hârizm şehri; gençlik yıllarını burada geçirdi. Türbesi XIX. yüzyılda Hîve Hanı Muhammed Emin Han tarafından onarılmıştır. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Dizfûl · İranDizfûlŞeyh ararken hastalanıp İsmâil Kasrî'nin dergâhında misafir edildiği, semâ sırasında iyileşip ertesi gün intisap ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Kahire · MısırKahireAmmâr Yâsir'in gönderdiği Rûzbihân el-Vezzân el-Mısrî'nin hankahının bulunduğu şehir; “birkaç damla su” menkıbesinin geçtiği yer. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.İskenderiye · MısırİskenderiyeEbû Tâhir es-Silefî'den hadis okuduğu şehir; rüyasında Hz. Peygamber'in kendisine “Ebü'l-Cennâb” künyesini verdiğini burada gördü. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Bitlis · TürkiyeBitlisEserlerinde adını zikrettiği tek şeyhi olan Ammâr Yâsir el-Bitlisî'nin nisbe aldığı şehir; silsile Sühreverdiyye'ye buradan bağlanır. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Nîşâbur · İranNîşâburEbü'l-Meâlî Abdülmün'im el-Ferâvî'den hadis okuduğu şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Hemedan · İranHemedanEbü'l-Alâ el-Hemedânî ve Muhammed b. Ebû Süleyman el-Hemedânî'den hadis okuduğu şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.İsfahan · İranİsfahanEbü'l-Mekârim Lebbân ve Ebû Ca'fer es-Saydelânî'den hadis okuduğu şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Tebriz · İranTebrizKemâleddîn-i Hârizmî'nin rivayetine göre Mesâbîhu's-sünne okumak için gittiği ve meczup derviş Baba Ferec'in kendisini ilimden caydırıp derviş elbisesi giydirdiği şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Mekke · Suudi ArabistanMekkeEbû Muhammed et-Tabbâh'tan hadis okuduğu şehir. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Kübrâ : Necmeddîn-i Kübrâ, Hârizm’de kurduğu irşad çevresi, yetiştirdiği çok sayıda halife ve seyrüsülûk sırasında nurlar ile renkleri yorumlayan eserleriyle Kübreviyye’ye adını veren sûfîdir.Köhne Ürgenç · TürkmenistanNecmeddîn-i Kübrâ TürbesiNecmeddîn-i Kübrâ’nın Harezm’deki hayatı, Moğol istilası sırasında ölümü ve Kübrevî halife ağının başlangıcı Köhne Ürgenç coğrafyasıyla bağlantılıdır. Mekân kaydı, Kübreviyye’nin nurlar ve renkler öğretisi kadar Harezm, Horasan, Keşmir ve Anadolu’ya uzanan tarihî hareketini de görünür kılar.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl, s. 51
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”, c. 32, s. 498-506
  3. [3]İkbâl Sîstânî, Çihil Meclis-i Alâüddevle-i Simnânî, s. 227-230
  4. [4]Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl, s. 59-60
  5. [5]Reşîdüddin Fazlullah (Fevâihu'l-cemâl, neşredenin girişi, s. 53)
  6. [6]Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 459; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Necmeddîn-i Kübrâ”
  7. [7]İbn Battûta, Rihle (732/1332)
  8. [8]Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu'l-cemâl
  9. [9]Necmeddîn-i Kübrâ, el-Usûlü'l-aşere (Akrebü't-turuk)
  10. [10]nşr. Fritz Meier (geniş incelemeyle); trc. Mustafa Kara, Tasavvufî Hayat içinde, s. 93-161; Fr. trc. Paul Ballanfat, Nimes 2002
  11. [11]nşr. M. Molé; Akrebü't-turuk ilallāh (nşr. Ali Rızâ Şerîf Muhsinî, Tahran 1362 hş.)
  12. [12]Farsçası: es-Sâir ile's-sâtir (nşr. Mes'ûd Kāsımî, Tahran 1361 hş.); trc. Mustafa Kara, Tasavvufî Hayat içinde, s. 73-90
  13. [13]nşr. Mes'ûd Kāsımî, Tahran 1361 hş./1983
  14. [14]Kişi dosyasının kaynaklandırılmış biyografisi
  15. [15]TDV İslâm Ansiklopedisi — Necmeddîn-i Kübrâ
  16. [16]Kişi kartı kaynak paketi — Necmeddîn-i Kübrâ
  17. [17]Hamid Algar, ‘Necmeddîn-i Kübrâ’, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 32, s. 498-506; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
Ortak kaynak kataloğunu aç →

Önceki ve sonraki halka