HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Mehmed, Ehl-i Cennet ve Fenâyî adları
Asıl adı Mehmed’dir. Kaynaklarda Ehl-i Cennet, Cennet Mehmed Efendi, Fenâyî Cennet Efendi ve Mehmed Fenâyî Cennet Efendi biçimlerinde anılır. Gafûrî Mahmud Efendi’nin Hüdâyî Dergâhı şeyhlerini sıralayan manzumesi “Mehemmed nâmıdır, mahlas Fenâyî” diyerek ad ile mahlası açıkça ayırır. “Ehl-i Cennet” hitabının zamanla Cennet biçiminde kısaldığı aktarılır.
Fenâyî mahlasını kullanan en az altı başka şair ve şeyh vardır. Şumnulu Odabaşı Mustafa Fenâyî, Kütahyalı Fenâyî Ali Efendi, Gülşenî La‘lî Mehmed Fenâyî ve diğer mahlasdaşlar bu kişiyle birleştirilmemelidir. Canlı dosya Aziz Mahmud Hüdâyî’nin halifesi olan Tophaneli Mehmed’e aittir.
Tophane’de doğumu ve ailesi
İstanbul’un Tophane semtinde doğdu. Babası kalem erbabından, kâtip İshak Efendi’dir; bir kaynak babanın adını Abdullah verse de biyografi kaynaklarının çoğunluğu İshak üzerinde birleşir. Ahmed Çelebi adlı kardeşi de kâtipti ve Hüdâyî’nin müridleri arasındaydı. Fenâyî’yi Aziz Mahmud Hüdâyî’nin huzuruna götüren kişi kardeşi Ahmed Çelebi’dir.
Kesin doğum tarihi kaydedilmemiştir. Vefat yaşı ve sonraki hesaplardan yaklaşık 1577 tarihi çıkarılmıştır; bu yüzden yıl kesin bir gün gibi sunulmaz. Türbedeki isimsiz hanım mezarı eşine nispet edilir. Neslini sürdüren çocuğu olmadığı belirtilir.
Medrese öğrenimi ve dil birikimi
Öğreniminin düzenli kronolojisi bilinmez. Hüdâyî ile konuşmasında “Molla Câmî’den Merfûât kısmına kadar okudum, başka bir şey görmedim” dediği aktarılır; bu ifade medrese öğrenimi gördüğünü, fakat kendi tahsilini mütevazı biçimde anlattığını gösterir. Hangi medresede ve kimlerden okuduğu kaynakta açık değildir.
Dîvânındaki Farsça gazeller ve Arapça beyit, iki dile şiir yazacak ölçüde vâkıf olduğunu gösterir. Tophane’de kürsü şeyhliği yapması, ayet ve hadisleri yoğun kullanan vaaz ve şiir dili de dinî ilimlerle bağını destekler; buna rağmen bilinmeyen bir icazet veya müderrislik görevi üretilmemiştir.
Kardeşi Ahmed Çelebi ve Hüdâyî’ye intisap
Gençlik yıllarında kardeşi Ahmed Çelebi aracılığıyla Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâyî’yi ziyaret etti; inâbe alıp Celvetiyye’ye intisap etti. Kâtiplik hayatından dergâh hizmetine geçişi biyografisinin temel dönüm noktasıdır.
Uşşâkīzâde, hizmete gönüllü oluşunu ve Hüdâyî’nin yanında tarikat adabını öğrenmesini anlatır. Bu ilişki geleneksel silsile sıralamasından ibaret değil, aynı dönemde yaşamış mürşid-mürid ve halife bağıdır.
On yedi yıllık asâdârlık hizmeti
Bir süre genel dergâh hizmetinde bulunduktan sonra Hüdâyî’nin asâdârı oldu ve bu görevi on yedi yıl sürdürdü. Asâdârlık, şeyhin asasını taşıyan sembolik bir yakınlık kadar günlük hizmet, refakat ve irşad çevresinin içinde yetişme sorumluluğunu da ifade eder.
Kaynak on yedi yılın başlangıç ve bitiş tarihlerini gün gün vermez. Bu yüzden hizmet dönemi yapay bir takvime bağlanmamış, Simav hilâfetinden önceki uzun terbiye safhası olarak işlenmiştir.
Simav hilâfeti ve vaaz duası
Hüdâyî tarafından Simav’a halife gönderilmek istendiğinde kendisini yetersiz görerek affını talep etti. Hüdâyî ona vaazdan önce, Allah’tan hazır bulunanlara faydalı olacak sözü ilham etmesini isteyen bir dua okumasını öğütledi. Anlatı, irşadı ezberlenmiş bir gösteri değil sorumluluk ve iltica hâli olarak kavrayan Celvetî terbiyesini yansıtır.
Simav’da ne kadar kaldığı ve hangi yapıda görev yaptığı kesin değildir. Güvenli çekirdek, Hüdâyî’nin halifesi sıfatıyla burada irşadla görevlendirilmesi ve şeyhinin 1628’deki vefatına kadar Simav çevresinde kalmasıdır.
Tophane’ye dönüş ve kürsü şeyhliği
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin 3 Safer 1038/1 Ekim 1628’de vefatından sonra İstanbul’a döndü ve Tophane’de inzivaya çekildi. Tophane Orta Camii’nde yahut İlyas Çelebi Camii adıyla anılan çevrede kürsü şeyhliği yaptığı kaydedilir. Kaynak adlandırmalarındaki farklılık sebebiyle iki ayrı kesin kurum üretilmemiştir.
Bu dönem, Simav hilâfetiyle 1657’de Hüdâyî Âsitânesi postuna geçişi arasındaki uzun vaaz ve inziva safhasıdır. Şeyhülislâm Minkārîzâde Yahyâ Efendi’nin onun irticalen yaptığı vaazlardaki zâhirî ve bâtınî birikime hayran kaldığı aktarılır.
Hüdâyî Âsitânesi’nde sekiz yıllık meşihat
Hüdâyî’nin ardından dergâhta önce Muk‘ad Ahmed Efendi, sonra Hüdâyî’nin torunu Mesud Efendi postnişin oldu. Mesud Efendi’nin 1657’de vefatı üzerine Fenâyî Cennet Efendi âsitâne postuna geçti. Yaklaşık sekiz yıl boyunca, 1665’teki vefatına kadar bu görevi sürdürdü.
Post sırası kaynaklarda numaralandırma farkı gösterebilir; biyografide güvenli ardıllık korunmuştur. Fenâyî’nin önemi yeni bir tarikat kurmasından değil, Hüdâyî’den aldığı Celvetî terbiyeyi Simav, Tophane ve Üsküdar arasında taşımasından gelir.
Celvetî silsilesindeki yeri
Dîvân nüshasında yer alan silsile Hasan-ı Basrî, Cüneyd-i Bağdâdî, Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî, İbrâhim Zâhid-i Geylânî, Safiyyüddin Erdebîlî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Akbıyık Meczûb, Üftâde ve Aziz Mahmud Hüdâyî üzerinden Fenâyî’ye ulaşır. Ara halkaların bazı adlarında nüsha farkları vardır.
Bu uzun gelenek zinciri, bütün tarihî isimlerle doğrudan öğretmen-talebe ilişkisi kurduğu anlamına gelmez. Fenâyî’nin doğrudan ve tarihsel mürşidi Aziz Mahmud Hüdâyî’dir; daha eski halkalar kurumsal silsile bağlamında okunmalıdır.
Halifeleri ve irşad çevresi
Mehmed Tâlib Efendi, Keşfî Osman Efendi, Filibeli Mehmed Sabûrî, Tophaneli Muhyiddin ve Velî Efendi onun çevresinde anılan başlıca halifelerdir. Bazı biyografi kaynakları Mehmed Tâlib’in ilk intisabını Fidancı Mehmed veya başka Celvetî şeyhlerine bağladığından, ilk intisap ile son hilâfet veya post bağları birbirine karıştırılmamalıdır.
Keşfî Osman’ın Niksar-Edirne-İstanbul hattı, Sabûrî’nin Filibe ve Üsküdar hizmetleri, Velî Efendi’nin İpsala-Tekirdağ-Tophane çizgisi Fenâyî’nin irşad çevresinin İstanbul dışına uzandığını gösterir. Kimliği kesinleşmeyen adlara otomatik veritabanı ilişkisi açılmaz.
Tecelliyât ve Dîvân
Tecelliyât, tasavvufî tecrübeleri ve şiir parçalarını içeren küçük bir risaledir. Dîvânı ise altı yazma nüshanın karşılaştırılmasıyla akademik olarak incelenmiştir. Yazma geleneğinde ona ait olmayan şiirlerin ve başka Fenâyîlerin eserlerinin karışabildiği görüldüğünden, yalnız güvenli nüsha çekirdeği esas alınır.
Dîvânda vahdet-i vücûd, ibadetler, peygamberler, sûfî şahsiyetler, toplum ve tabiat kavramları işlenir. Arapça ve Farsça parçalarla çok sayıdaki ayet-hadis göndermesi, şiirin estetik yönü kadar vaaz ve irşad işlevini de ortaya koyar. Fenâ ve bekā kavramları mahlasıyla sürekli bir anlam bağı kurar.
Vefat tarihinin çözümü
Kaynakların bir bölümü yalnız 1075/1664-65 yılını verir; bazıları 23 Cemâziyelâhir tarihini kaydeder. Dîvân nüshasındaki “Cemâziyelâhirin yirmi beşi / Düşenbe gecesi oldu revâne” beyti, gün adıyla birlikte değerlendirildiğinde 25 Cemâziyelâhir 1075 Pazartesi gecesi, 12 Ocak 1665 sonucunu verir. Bu tarih, çalışma tarafından en tutarlı tercih olarak benimsenir.
Vefatı için “Ehl-i Cennet buldu kân-ı cenneti”, “Cennet Efendi’ye ola dâr-ı cinân mekân” ve “Bereket-i Cennet” gibi manzum tarihler düşürülmüştür. Nüshalardaki bütün sayıların güvenilir olmadığı, bağlama uymayan hesapların bulunduğu ayrıca belirtilmelidir.
Cennet Efendi Türbesi ve mezarların nakli
Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdâyî Camii girişinin karşısındaki Cennet Efendi Türbesi’ne defnedildi. Türbe yangın geçirdi; Rabia Hanım tarafından 1870’te yenilendi. Türbe ve hazîresindeki mezarların bir bölümü daha sonra Hüdâyî hazîresine taşındı.
Açık türbe çevresinde Fenâyî’nin sağında eşine, solunda adı verilmeyen bir halifesine nispet edilen mezarlar bulunduğu aktarılır. Günümüzdeki nokta tarihî türbe çevresini gösterir; tek tek sandukaların özgün yerinde kaldığı varsayılmaz.