Ara
Menü

Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede)

Ömer Dede Sikkînî (Emîr/Bıçakçı Dede, ö. 1475), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan halifesi, Göynük merkezli Bayramî-Melâmî irşad çizgisinin ilk kutbu ve taç-hırka yerine sohbet ile melâmeti öne çıkaran kurucu sûfîdir.

Vefat
1475
Unvan
Bayramî-Melâmî yolunun ilk kutbu

Adı, unvanları ve kimlik meselesi

Bayramî-Melâmî geleneğinin ilk kutbu kabul edilen bu sûfî, kaynaklarda Sultan Âmir Dede, Bıçakçı Emîr Dede, Emîr Sikkînî ve Ömer Dede Sikkînî adlarıyla anılır. Hayatına en yakın kaynaklardan Abdurrahman el-Askerî’nin Mir’âtü’l-ışkı “Sultan Âmir Dede” adını verir ve halk arasında Bıçakçı Emîr Dede diye tanındığını söyler. Kefevî onu Emîr Sikkînî, Taşköprizâde ise Ömer adıyla kaydeder.

İlk kaynaklarda “Ömer” adının bulunmaması sebebiyle gerçek adının kesinliği tartışmalıdır. “Emîr” unvanının, seyyidliğine işaret eden bir kullanım iken zamanla Ömer biçiminde okunmuş olması mümkündür. Bu sebeple dosyada yaygınlaşmış Ömer Dede adı korunmakla birlikte erken kaynaklardaki Emîr/Âmir biçimleri de gösterilir.

Göynüklü mü, Bursalı mı?

Doğum yeri de kaynaklarda aynı açıklıkta değildir. Mir’âtü’l-ışk Göynük’te doğduğunu bildirirken Kefevî’den itibaren bazı kaynaklar onu Bursalı kabul eder. Bursa’da yaşaması ve bıçakçılık mesleğiyle uğraşması, “Bursalı” nisbesinin doğum yerinden çok hayat çevresini göstermiş olabileceğini düşündürür.

Kesin bir doğum tarihi bilinmez. XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyılın ilk yarısında yetiştiği, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin sohbet halkasında olgunlaştığı ve 880/1475 yılında Göynük’te vefat ettiği bilinmektedir.

Bıçakçılık ve Sikkînî lakabı

“Sikkîn” Arapçada bıçak demektir. Kaynakların bir bölümü Sikkînî lakabını Bursa’da bıçakçılık yapmasına bağlar. Böylece Ömer Dede, Anadolu şehirlerindeki zanaat çevresiyle tasavvuf halkalarının birbirine değdiği bir sûfî tipi olarak görünür.

Bayramî-Melâmî hafızası ise lakabı, Hacı Bayram’ın gerçek müridlerini sınadığı kurban anlatısıyla ilişkilendirir. Bu rivayete göre II. Murad’ın mürid sayısını sorması üzerine Hacı Bayram sembolik bir kurban imtihanı düzenlemiş; boynunu bıçağın altına tereddütsüz uzatan bir erkek ile bir kadın çıkmıştır. Gelenek bu erkeği Ömer Dede sayar. Meslek açıklaması tarihî, kurban anlatısı ise lakaba mânevî anlam kazandıran menkıbevî katman olarak birbirinden ayrılmalıdır.

Somuncu Baba ve Hacı Bayrâm-ı Velî

Ömer Dede’nin ilk tasavvuf terbiyesini Bursa’da Somuncu Baba’dan aldığı rivayet edilir. Somuncu Baba’nın vefatından sonra onun halifesi Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap etmiş, seyrüsülûkünü Ankara’daki Bayramî çevrede tamamlamıştır.

Hüseyin Vassâf onu Akşemseddin üzerinden Hacı Bayram’a bağlasa da erken kaynaklar ile tabakat geleneğinin genel kabulü Ömer Dede’yi doğrudan Hacı Bayrâm-ı Velî’nin halifesi sayar. Bu sebeple silsilede Hacı Bayram ile arasına Akşemseddin yerleştirilmez.

Hacı Bayram’ın ardından Göynük

Hacı Bayrâm-ı Velî’nin 833/1430’da vefatından sonra Ömer Dede Göynük’e yerleşti. Buradaki faaliyeti, Bayramiyye içinde daha sonra Melâmiyye adıyla belirginleşecek aşk, cezbe, sohbet ve görünürlükten kaçınma meşrebinin merkezi oldu.

Akşemseddin’in Beypazarı’ndan sonra Göynük’e yerleşmesi, aynı şehirde Hacı Bayram mirasını farklı vurgu ve usullerle sürdüren iki güçlü çevre meydana getirdi. Kaynaklardaki rekabet anlatıları, yalnız iki kişinin çatışması olarak değil, Bayramiyye’nin Şemsiyye ve Melâmiyye yönelişlerinin kendilerini açıklama biçimi olarak okunmalıdır.

Su getirme anlatısı ve halifelik tartışması

Kefevî’nin naklettiği menkıbeye göre Hacı Bayram son günlerinde birkaç defa “Emîr, su getir” demiş, farklı müridlerin getirdiği suyu içmemiştir. Kapı yanında duran Emîr Sikkînî suyu getirince bir kısmını içmiş, kalanını ona vererek büyük emniyete erişmesi için dua etmiştir. Melâmî kaynakları bu anlatıyı Ömer Dede’nin halifeliğine işaret sayar.

Akşemseddin menâkıbnâmeleri ise Hacı Bayram’ın gasil ve cenaze hizmetini Akşemseddin’e vasiyet ettiğini nakleder. Her iki anlatı, kendi irşad çevresinin meşruiyet hafızasını taşır. Bunlardan birini kesin tarihî tayin belgesi sayıp diğerini hükümsüzleştirmek yerine, iki Bayramî kolunun oluşum hafızası olarak birlikte okunmaları daha isabetlidir.

Taç ve hırkanın ateşe atılması

Ömer Dede hakkında en yaygın anlatı taç ve hırkayı ateşe atmasıdır. En eski biçiminde, Hacı Bayram’ın vefat ettiği gece bazı müridlerin onu kızdırması üzerine “Dervişlik hırkada ve taçta değildir” diyerek koyunların piştiği ateşe oturduğu; taç ile hırkanın yandığı, fakat kendisine ve Hacı Bayram’ın verdiği şala zarar gelmediği anlatılır.

Daha sonraki kaynaklar olayı Göynük’te Akşemseddin ile Ömer Dede arasında geçen bir karşılaşma biçiminde kurar. Anlatının tarihî ayrıntıları kaynaklara göre değişse de taşıdığı anlam açıktır: irşadın özel kıyafet, rütbe ve görünür tarikat alâmetleriyle özdeşleştirilmesine itiraz. Bu menkıbe, Bayramiyye’nin Şemsiyye ve Melâmiyye olarak iki meşrep halinde görünürleşmesinin sembolik anlatısı olmuştur.

Bayramî-Melâmî yolunun ilk kutbu

Ömer Dede, XIII. yüzyıl öncesi Horasan melâmet mirasının Osmanlı dünyasındaki aynen tekrarı değil; Hacı Bayram çevresinden doğan ikinci devre Melâmîliğinin ilk kutbu kabul edilir. Bu çizgi, Bayramîliği meydana getiren Safevî-Ebherî aktarım ile Anadolu’daki zanaat, sohbet ve vahdet-i vücûd çevrelerini yeni bir terkiple buluşturmuştur.

“Kutub” burada devlet görevi veya kurumsal başkanlık değil, Melâmî irşad hafızasında dönemin mânevî merkezini ifade eden gelenek içi bir unvandır. Ömer Dede’den sonraki kutub silsilesi Bünyâmin-i Ayâşî ve Pîr Ali Aksarâyî üzerinden sürdürülür; XVI. yüzyılda Hamza Bâlî çevresi sebebiyle Hamzavî adı da yaygınlaşır.

İrşad usulü: sohbet ve görünmezlik

Ömer Dede’nin yolunda taç, hırka ve benzeri ayırıcı kıyafetler terkedildi; tekkede toplanma, gösterişli âyin, toplu zikir ve mensubiyeti dışarıdan belli eden işaretler merkezî usul olmaktan çıkarıldı. Bunun yerine sohbetin dönüştürücü gücü, gündelik hayat içinde çalışma ve kişinin mânevî hâlini gizlemesi öne çıktı.

Bu tutum yalnız “şekle karşı çıkmak” değildir. Melâmet düşüncesinde kişinin dindarlık ve velâyet iddiasıyla toplum içinde itibar toplamasını engellemeyi amaçlar. Aynı zamanda özel kıyafet ve kurumla kolayca tanınmayan esnaf ve zanaatkâr çevrelerinin şehir hayatı içinde hareket edebilmesini sağlamıştır.

Vahdet-i vücûd, aşk ve cezbe

Bayramî-Melâmî kaynakları Ömer Dede’nin meşrebini vahdet-i vücûd düşüncesi, aşk ve cezbe ile açıklar. Burada bilgi, yalnız nazarî bir öğretiden ibaret değildir; sohbet, hizmet, teslimiyet ve benlik iddiasının aşılmasıyla sınanan yaşanmış bir idraktir.

Akşemseddin çevresinin ilim, zühd ve kurumsal irşad vurgusuyla Ömer Dede çevresinin aşk, cezbe ve gizlilik vurgusu arasındaki fark mutlak bir şeriat-tasavvuf karşıtlığı şeklinde sunulmamalıdır. Tarihî ayrışma, aynı Bayramî gövde içindeki iki irşad üslubunun farklılaşmasıdır.

Bünyâmin-i Ayâşî ve devam halkası

Ömer Dede’nin bilinen devam halkası Şeyh Bünyâmin-i Ayâşî’dir. TDV ilişkili maddeler ekranı onu çağdaş diye sınıflandırsa da Kefevî ve sonraki Melâmî kaynakları Bayramî-Melâmî silsilesinin Ömer Dede’den Bünyâmin-i Ayâşî’ye geçtiğini kaydeder. Bu nedenle sayfada ilişki “gelenek içindeki halef” olarak kurulmuş, kesin ve ayrıntılı bir yüz yüze eğitim biyografisi uydurulmamıştır.

Bünyâmin-i Ayâşî’den sonra Pîr Ali Aksarâyî ile devam eden çizgi, Melâmîliğin Ankara, Ayaş, Aksaray ve İstanbul çevrelerine taşınmasında belirleyici oldu. Ömer Dede’nin tarihî önemi yalnız kendi hayatında değil, ardından oluşan geniş şehirli irşad ağında görünür.

Vefatı, türbesi ve Göynük hafızası

Ömer Dede 880/1475 yılında vefat etti ve Göynük’e defnedildi. Bugün adına nisbet edilen türbe, Göynük’teki tarihî ziyaret mekânlarından biridir. Türbe yapısı sonraki dönemlerde onarım ve yenilemeler geçirmiştir; mevcut mimarinin bütün unsurlarını XV. yüzyıla ait saymak doğru değildir.

Göynük böylece Akşemseddin ile Ömer Dede’nin kabirlerini aynı şehir hafızasında buluşturur. Bu yakınlık, Bayramiyye’nin iki irşad üslubunu tarih boyunca birbirini dışlayan iki ayrı dünya olmaktan çok, ortak bir Hacı Bayram mirasının iki güçlü yorumu olarak düşünmeye imkân verir.

Tasavvuf tarihindeki yeri

Emîr Sikkînî, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin irşad mirasını görünür tarikat alâmetlerinden uzak, sohbet ve melâmet merkezli bir çizgiye dönüştüren kurucu şahsiyettir. Zanaatkâr kimliği, şehir hayatı içindeki gizli irşad anlayışı ve taç-hırka menkıbesi, onu Osmanlı tasavvuf tarihinin en etkili simgelerinden biri hâline getirmiştir.

Onun dosyası aynı zamanda kaynak tenkidinin önemini gösterir: adı, doğum yeri, Akşemseddin’le ilişkisi ve halifelik tartışması farklı geleneklerde farklı biçimlerde aktarılır. Sağlam biyografi, bu ihtilafları silmek yerine hangi bilginin erken tarihî kayıt, hangisinin menkıbe ve hangisinin sonraki kol hafızası olduğunu açıkça ayırır.

Nereli olduğu: Göynük mü, Bursa mı?

Hayatı hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır ve nereli olduğu konusunda kesin bilgi yoktur. Hakkında bilgi veren en eski kaynak olan Abdurrahman el-Askerî'nin Mir'âtü'l-ışk'ında Göynük'te doğduğu ifade edilir. Buna karşılık Kefevî'nin Ketâibü a‘lâmi'l-ahyâr'ından itibaren kaynaklarda Bursalı olduğu kaydedilmiştir.

İki rivayet birleştirilmemelidir. Göynük her hâlükârda hayatının son döneminin merkezidir; Bursa ise ilk terbiyesiyle ilgili nakle bağlı olarak anılır.

Terbiyesi üzerine rivayetler

İlk tasavvuf terbiyesini Bursa'da iken Somuncu Baba'dan (Hamîdüddin Aksarâyî) aldığı rivayet edilir. Şeyhinin ölümünden sonra onun halifesi Hacı Bayrâm-ı Velî'ye intisap etmiş, seyrü sülûkünü onun yanında tamamlamıştır.

Hüseyin Vassâf, Ömer Dede'nin silsilesini Akşemseddin'e ulaştırarak onun terbiyesinde yetiştiğini öne sürer; ancak kaynaklar onun Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi olduğu konusunda hemfikirdir. Bu ayrıksı iddia, halifelik tartışmasının sonraki dönemlerde nasıl yeniden kurgulandığını göstermesi bakımından kayda değerdir.

COĞRAFÎ HAFIZA8 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi8 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç9 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Üçüncü kez istenen su

Hacı Bayrâm-ı Velî'nin son günlerinde üç defa su istemesiyle anlatılan halifelik menkıbesi; kaynaklar bu rivayette birbirinden ayrılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Rivayete göre Hacı Bayrâm-ı Velî'nin ölümü yaklaşınca, kimi halife tayin edeceğini öğrenmek isteyen müridleri şeyhin etrafında toplanır. Emîr Sikkînî o sırada oda kapısının yanında ayakta durmaktadır. Hacı Bayrâm-ı Velî gözlerini açıp “Emîr, su getir!” diye seslenir; müridlerin hemen hepsi seyyid olduğu için biri gidip suyu getirir. Şeyh getirilen suyu içmeyip önündeki meyve tabağına döker ve tekrar su ister. Bu defa bir başka mürid getirir; şeyh üçüncü defa su ister. Bunun üzerine Akşemseddin, kapının yanında duran Emîr Sikkînî'ye su getirmesini söyler. Emîr Sikkînî suyu getirince Hacı Bayrâm-ı Velî bu defa bir kısmını içer, kalanını ona uzatarak “İç ki emniyyet-i kübrâya nâil olasın” der; Emîr Sikkînî de bardakta kalanı içer.

Menkıbe kaynaklarda tek biçimde durmaz. Bir nakilde ilk iki defa suyu getiren kişinin Akşemseddin olduğu söylenerek anlatı biraz değiştirilmiştir. Buna karşılık hem en eski kaynak olan Mir'âtü'l-ışk'ta hem de Ömer Dede'den bahseden daha sonraki bazı kaynaklarda bu olayla ilgili hiçbir bilgi yoktur. Çelişki burada bırakılmalıdır: menkıbe, halifelik tartışmasının hangi çevrede anlatıldığına göre biçim değiştiren bir metindir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

"Sikkînî" unvanının iki ayrı açıklaması

Unvan genellikle bıçakçılık mesleğine bağlanır; Bayramî-Melâmî geleneği ise onu Hacı Bayram'ın bıçak menkıbesinde boynunu uzatan mürid olarak görür.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

"Sikkînî" (bıçakçı) unvanının, onun bıçakçılık mesleğini benimsemesinden geldiği kaydedilir. Bayramî-Melâmî geleneğinde ise bu konuda farklı bir inanış mevcuttur. Buna göre Hacı Bayrâm-ı Velî, kaç müridi bulunduğunu II. Murad'a bildirmek üzere müridlerini kurban etmek bahanesiyle toplamış; bu toplantı sırasında yalnız bir erkekle bir kadın tam teslimiyetle bıçağın altına boyun uzatmıştır. Melâmî geleneği o erkeğin Ömer Dede olduğunu belirtir ve unvanı bu menkıbeye bağlar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Bıçağın altına uzanan boyun

Bayramî hafızası, Hacı Bayram’ın teslimiyet imtihanındaki erkek müridi Ömer Dede olarak tanır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Hacı Bayram’ın müridlerini sembolik olarak kurban edeceğini duyurduğu anlatıda yalnız bir erkek ile bir kadın teslimiyet gösterir. Gelenek erkek müridi Ömer Dede sayar ve Sikkînî lakabına mânevî bir açıklama getirir. Anlatı tarihî meslek kaydıyla karıştırılmadan menkıbe olarak okunmalıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Fazlullah Rahîmî Efendi; TDV İslâm Ansiklopedisi.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Taç ve hırkanın ateşte yanması

“Dervişlik hırkada ve taçta değildir” sözü etrafındaki anlatı, Melâmî yolun sembolik kuruluş sahnesidir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Erken rivayette Ömer Dede ateşe oturur; taç ve hırka yanarken kendisine ve Hacı Bayram’ın şalına zarar gelmez. Sonraki rivayetler sahneyi Akşemseddin’le karşılaşma olarak düzenler. Değişmeyen çekirdek, velâyetin kıyafet ve rütbeye indirgenemeyeceği fikridir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Mir’âtü’l-ışk; Ketâʾibü a‘lâmi’l-ahyâr.
TARİHÎ KAYIT

Üç defa istenen su

Hacı Bayrâm-ı Velî'nin ölüm döşeğinde üç kez su istemesi ve artan suyu Emîr Sikkînî'ye içirmesi, halifeliğe işaret sayılan menkıbelerin başında gelir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ketâib'de nakledilen rivayete göre Hacı Bayrâm-ı Velî'nin ölümü yaklaşınca kimi halife tayin edeceğini öğrenmek isteyen müridleri şeyhin etrafında toplanır. Emîr Sikkînî oda kapısının yanında ayakta durmaktadır. Hacı Bayrâm-ı Velî bir ara gözlerini açıp "Emîr, su getir!" diye seslenir; müridlerin hemen hepsi seyyid olduğu için biri gidip suyu getirir. Şeyh getirilen suyu içmeyip önündeki meyve tabağına döker ve tekrar su ister. Bu defa başka bir mürid getirir, fakat üçüncü defa su istenir. Bunun üzerine Akşemseddin, kapının yanındaki Emîr Sikkînî'ye su getirmesini söyler. Emîr Sikkînî suyu getirince Hacı Bayrâm-ı Velî bu defa suyun bir kısmını içer, kalanını ona vererek "İç ki emniyyet-i kübrâya nâil olasın" der; Emîr Sikkînî de bardakta kalanı içer.

Menkıbe, La'lîzâde Abdülbâki tarafından başlangıçta iki defa suyu getiren kişinin Akşemseddin olduğu belirtilmek suretiyle biraz değiştirilerek kaydedilmiştir. Buna karşılık gerek Mir'âtü'l-ışk'ta gerekse sonraki dönemlerde Ömer Dede'den bahseden kaynaklarda bu hususta bilgi yoktur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ateşe girme olayı ve iki farklı anlatımı

Taç ve hırkasıyla ateşe girip yanmadan çıktığı menkıbe bütün kaynaklarda vardır; ancak olayın yeri, zamanı ve Akşemseddin'in olaya karışıp karışmadığı kaynaklara göre değişir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Konuyla ilgili en yaygın menkıbe, Ömer Dede'den bahseden bütün kaynaklarda mevcuttur; fakat iki farklı biçimde anlatılır.

  • Mir'âtü'l-ışk'ta: Olay, daha Hacı Bayram'ın öldüğü gece müridlerden bazılarının Emîr Dede'yi kızdırmaları üzerine geçer. "Dervişlik hırkada ve taçta değildir" diyerek aşçıların dört koyun pişirdiği ateşin yanına gider, âni bir hareketle ateşe girip oturur; taç ve hırka yanar, ancak kendisine ve Hacı Bayram'ın hediye ettiği şala (ak çuha) bir şey olmaz. Olayın geçtiği yer bildirilmez ve Akşemseddin ile hiçbir ilgi kurulmaz.
  • Ketâib'de ve ondan naklen diğer kaynaklarda: Olay Hacı Bayram'ın ölümünden kısa süre sonra Göynük'te ve Akşemseddin ile Ömer Dede arasında geçer. Hacı Bayram'ın vefatından sonra bütün müridler Akşemseddin'e tâbi olup onun zikir ve sohbet meclislerine katılırken Emîr Sikkînî meclisin bir kenarında oturur, zikir halkasına girmez. Bu durumdan hoşlanmayan Akşemseddin ona "Bu toplantılara senin de katılman gerekir, yoksa senden şeyhin tacını alırız" der. Emîr Sikkînî ertesi gün cuma namazından sonra hırka ile tacı teslim edeceğini söyler; namazdan sonra evinin avlusunda yaktırdığı büyük ateşe sırtında hırka, başında taç olduğu halde girer. Çıktığında hırka ile tacın yandığı, fakat kendisine bir şey olmadığı görülür. Bu dönemden itibaren kendisi ve müridleri taç ile hırkayı terkederler.

Askerî'nin anlatımında olayın anahtar cümlesi, Sikkînî'nin "sırrı fâş, feyzi nihan ettiği" bu hadiseden sonra kendisinin ve mensuplarının tarikat tacı giymemesidir. Rivayetin, Akşemseddin hakkında en doğru bilgileri içerdiği söylenen Enîsî'nin menâkıbnâmesinde bulunmadığı ve başka kaynaklarca teyit edilmediği de ileri sürülmüştür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Sohbeti alâmetin önüne geçirmek

Özel kıyafet ve görünür mensubiyet yerine sohbet, çalışma ve mânevî hâli gizleme öne çıkar.

Metni gösterMetni daralt

Ömer Dede çevresinde taç, hırka, tekke ve gösterişli âyin kurucu kimlik işaretleri olmaktan çıktı. Amaç yalnız biçim karşıtlığı değil, kişinin mânevî iddiasını halkın nazarında üstünlük aracına dönüştürmesini önlemekti.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi; Ahmet Yaşar Ocak, Bayramî Melâmîleri.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Adı, nisbesi ve memleketi üzerindeki çelişkili kayıtlar

Hakkındaki en eski kaynaklar onu ayrı ayrı adlarla anar; "Ömer" ismi geç dönemde ortaya çıkar, doğum yeri için Göynük ve Bursa şeklinde iki ayrı kayıt vardır.

Metni gösterMetni daralt

Hayatı hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır ve kaynaklar adı konusunda birbirini tutmaz. Hayatına dair bilgi veren en eski kaynak olan Abdurrahman el-Askerî'nin Mir'âtü'l-ışk'ında ismi Sultan Âmir Dede şeklinde kaydedilir; Askerî onun halk arasında Bıçakçı Emîr Dede diye tanındığını belirtir. Kısa bir süre sonra yazılan Kefevî'nin Ketâibü a'lâmi'l-ahyâr'ında ise Emîr Sikkînî diye anılır.

Kendisinden Ömer ismiyle ilk defa bahseden Taşköprizâde'dir ve onun verdiği bilgi, Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi olmasından ibarettir. Taşköprizâde'nin eserine yazılan zeyillerde ve sonraki kaynaklarda da Ömer ismi kullanılmıştır. Ancak eski kaynaklarda bu ismin yer almaması, asıl adının Ömer olduğu konusunda şüphe uyandırır; ismin muhtemelen asıl adın bilinmemesinden ve Hz. Hüseyin soyundan geldiğini vurgulayan "emîr" (seyyid) unvanının Ömer şeklinde telaffuz edilmesinden doğduğu düşünülmektedir.

Nereli olduğu da kesin değildir: Mir'âtü'l-ışk Göynük'te doğduğunu söylerken, Ketâib'den itibaren kaynaklar Bursalı olduğunu kaydeder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Taç ve hırkanın terki: şekilcilik yerine sohbet

Ateş olayından sonra o ve yolundan gidenler tarikat sembollerini reddetmiş, âdâb ve erkân şekilciliğinin yerine sohbetin olgunlaştırıcı özelliğini koymuştur.

Metni gösterMetni daralt

Bu dönemden itibaren gerek Ömer Dede gerekse onun yolundan gidenler hırka ve taç gibi özel sembollerle ifade edilen bir tarikat anlayışını reddetmişler, âdâb ve erkân şekilciliğinin yerine sohbetin olgunlaştırıcı özelliğini ön plana çıkarmışlardır. Bayramiyye tarikatında taç ve hırka giymeyen ilk kişinin o olduğu kaydedilir.

Taç, hırka, tekke, evrad, ezkâr ve vakıf müessesesini kabul etmeyip tam bir melâmet kisvesine bürünen, sohbeti esas alan, vahdet-i vücûd neşvesini ve Ehl-i beyt muhabbetini ön plana çıkararak Emîr Sikkînî yolunu takip eden sûfîlere Bayramî Melâmîleri adı verilmiştir. Bu topluluk, Hacı Bayram'ın silsilesinin devletin önemli bir problemi haline gelen Safevîler'e ulaşması, esnaf teşkilâtıyla yakın ilişkileri sebebiyle geniş halk kitlelerini etkileme tehlikesi, resmî-Sünnî düşünceyle bağdaşmayan mehdî ve kutub inancı ile vahdet-i vücûd ve Ehl-i beyt konusundaki görüşleri yüzünden XVI ve XVII. yüzyıllarda devletin sıkı takibatına uğramıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Melâmiyye'nin pîri sayılması

Bayramiyye içinde onun adıyla anılan Melâmiyye kolu doğmuş, bu kol sonradan bağımsız bir tarikat haline gelmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Hacı Bayrâm-ı Velî ile XV. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında ortaya çıkan Bayramiyye'den Akşemseddin ile Şemsiyye, Ömer Dede Sikkînî ile Melâmiyye, XVII. yüzyılın başlarından itibaren de Aziz Mahmud Hüdâyî ile Celvetiyye kolları meydana gelmiştir. Bayramiyye'de Ömer Dede ile oluşan Melâmiyye kolu daha sonra bağımsız bir tarikat haline gelmiştir. Mensupları, III. (IX.) yüzyılda Horasan'da ortaya çıkan ilk dönem Melâmîleri'nden ayırt edilmek üzere ikinci dönem Melâmîleri diye anılmıştır. Tarikat listelerinde de Melâmiyye, "Ömer Dede Sikkînî, ö. 880/1475; Bayramiyye'nin kolu" kaydıyla yer alır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Usul, zikir ve seyrüsülûk 1

Aralarının açılması mesfül-i tarikatta zuhura gelen ihtilaf-ı efkardır. Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin şeref-i sohbetine ve hüsn-i nazarına ermiş ricalu 'llahtandır.

Metni gösterMetni daralt

Aralarının açılması mesfül-i tarikatta zuhura gelen ihtilaf-ı efkardır. Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin şeref-i sohbetine ve hüsn-i nazarına ermiş ricalu 'llahtandır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİHacı Bayrâm-ı VelîÖmer Dede Sikkînî, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan dervişi ve Bayramî Melâmîliğinin ana temsilidir.ÖNCEKİ HALKAOğlan Şeyhi İsmailBayramiyye'nin Melâmiyye kolunun kurucusudur; İsmâil Ma‘şûkî'nin silsilesi Pîr Ali Aksarâyî ve Bünyâmin Ayâşî'den sonra ona ulaşır.DEVAM EDEN BAĞLANTISomuncu Baba (Hamîdüddin Aksarâyî)İlk tasavvuf terbiyesini Bursa’da Somuncu Baba’dan aldığı rivayet edilir.DEVAM EDEN BAĞLANTIAkşemseddinGöynük’te aynı Bayramî kökten gelişen Şemsî ve Melâmî irşad üsluplarını temsil ettiler.DEVAM EDEN BAĞLANTIŞeyh Bünyâmin-i AyâşîBayramî-Melâmî kutub silsilesi gelenekte Bünyâmin-i Ayâşî ile devam eder.TALEBESİ / HALİFESİHacı Bayrâm-ı VelîSomuncu Baba'nın ölümünden sonra intisap ettiği şeyhi; seyrü sülûkünü onun yanında tamamladı ve kaynakların ittifakıyla onun halifesidir.TALEBESİ / HALİFESİSomuncu Baba (Hamîdüddin Aksarâyî)İlk tasavvuf terbiyesini Bursa'da iken ondan aldığı rivayet edilir; kesinlik taşımayan bir nakildir.SONRAKİ HALKAŞeyh Bünyâmin-i AyâşîBayramî-Melâmî silsilesi kendisinden sonra Bünyâmin Ayâşî vasıtasıyla devam etmiştir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIAkşemseddinHacı Bayrâm-ı Velî'nin iki önde gelen müridi olarak aynı halkada bulunmuş, şeyhin vefatından sonra halifelik meselesinde karşı karşıya gelmişlerdir. Akşemseddin Beypazarı'nda, Ömer Dede Göynük'te faaliyet göstermeye başlamış; La'lîzâde'ye göre Beypazarı'nda halkla arası açılan Akşemseddin de bir süre sonra Göynük'e yerleşip orada kurduğu tekkede faaliyet göstermiştir. Aralarında geçtiği rivayet edilen menkıbeler Bayramiyye'nin Şemsiyye ve Melâmiyye kollarına ayrılışını anlatır.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Göynük · TürkiyeGöynükHacı Bayrâm-ı Velî'nin ölümünün ardından yerleştiği yer. En eski kaynak onun burada doğduğunu da söyler; sonraki kaynaklar ise Bursalı olduğunu kaydeder. İlişkili kişi dosyası Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede) : Ömer Dede Sikkînî (Emîr/Bıçakçı Dede, ö. 1475), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan halifesi, Göynük merkezli Bayramî-Melâmî irşad çizgisinin ilk kutbu ve taç-hırka yerine sohbet ile melâmeti öne çıkaran kurucu sûfîdir.Bolu · TürkiyeÖmer Dede Sikkînî MezarıHacı Bayrâm-ı Velî'nin ölümünün ardından Göynük'e yerleşmiş, hayatının bundan sonraki kısmı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamakla birlikte mezarının Göynük'te olduğu kaydedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede) : Ömer Dede Sikkînî (Emîr/Bıçakçı Dede, ö. 1475), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan halifesi, Göynük merkezli Bayramî-Melâmî irşad çizgisinin ilk kutbu ve taç-hırka yerine sohbet ile melâmeti öne çıkaran kurucu sûfîdir.Bursa · TürkiyeBursaİlk tasavvuf terbiyesini burada iken Somuncu Baba'dan aldığı rivayet edilir. Bir kısım kaynak onu Bursalı sayar; doğum yeri konusunda kaynaklar birbirini tutmaz. İlişkili kişi dosyası Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede) : Ömer Dede Sikkînî (Emîr/Bıçakçı Dede, ö. 1475), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan halifesi, Göynük merkezli Bayramî-Melâmî irşad çizgisinin ilk kutbu ve taç-hırka yerine sohbet ile melâmeti öne çıkaran kurucu sûfîdir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Mir’âtü’l-ışk; Ketâʾibü a‘lâmi’l-ahyâr; TDV İslâm Ansiklopedisi
  2. [2]Fazlullah Rahîmî Efendi; TDV İslâm Ansiklopedisi
  3. [3]Mir’âtü’l-ışk; Ketâʾibü a‘lâmi’l-ahyâr
  4. [4]TDV İslâm Ansiklopedisi; Ahmet Yaşar Ocak, Bayramî Melâmîleri
  5. [5]Menâkıb-ı Akşemseddin; Menâkıb-ı Melâmiyye-i Bayrâmiyye; Tomar-Melâmîlik
  6. [6]Ketâʾibü a‘lâmi’l-ahyâr; Semerâtü’l-fuâd; Sefîne-i Evliyâ
  7. [7]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 2
  8. [8]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Ömer Dede Sikkînî”
  9. [9]TDV İslâm Ansiklopedisi, Hacı Bayrâm-ı Velî ve Ömer Dede Sikkînî
  10. [10]Kişi dosyasının kaynakları — Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede)
  11. [11]TDV İslâm Ansiklopedisi — Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede)
Ortak kaynak kataloğunu aç →