Ara
Menü

Oğlan Şeyhi İsmail

Oğlan Şeyhi İsmail (914/1508-09–935/1528-29), Aksaraylı Pîr Ali'nin oğlu; İstanbul'da vaazları ve geniş mürid çevresiyle tanınan, İbn Kemal'in fetvası sonrasında idam edilen Bayramî-Melâmî şeyhidir.

Doğum
1508
Vefat
1529
Unvan
Bayramî-Melâmî şeyhi, vaiz ve şair

Aksaraylı Pîr Ali'nin oğlu

914/1508-09'da doğdu. Bayramiyye şeyhlerinden Aksaraylı Pîr Ali'nin oğluydu. Kaynak, babasının şeyhi Bünyâmin-i Ayâşî'nin hayatta olduğunu ve çocuğa İsmail adının onun görüşüyle verildiğini bildirir.

İstanbul'daki vaaz halkası

Genç yaşta İstanbul'a geldi. Cami vaazlarında tefsir ve dinî bilgiler anlattı; askerî zümreden ve şehir halkından çok sayıda kişi çevresinde toplandı. Şöhreti ve bazı şathiyeleri kısa zamanda devlet ve ilmiye çevrelerinin dikkatini çekti.

Yargılama ve idam

935/1528-29'da Şeyhülislâm İbn Kemal'in fetvası üzerine, Atmeydanı'ndaki çeşme önünde on iki müridiyle birlikte idam edildi. Atâyî'nin aktardığına göre dönemin çevreleri onu iki zıt biçimde değerlendirdi: bir kesim sözlerini itikadî sapma sayarken, diğer kesim bunları tevil ederek velâyet ve keramet isnat etti. Sayfa bu ihtilafı taraflardan birinin hükmünü mutlaklaştırmadan kaydeder.

Defin hafızası

Cenazesinin Rumelihisarı'ndaki Kayalar mevkiine defnedildiği aktarılır. Kesik başın bedenine ulaşması anlatısı tarihsel ölüm kaydından ayrılarak menkıbe katmanında tutulur.

Şairliği

Nev‘îzâde'nin giriş değerlendirmesi Oğlan Şeyhi İsmail'i şair ve edipler arasında da anar. Ancak incelenen biyografi bölümünde güvenle ayrılabilen şiir metni bulunmadığından ona bozuk OCR'dan beyit isnat edilmedi.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç6 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Adını koyan kerâmet

Atâî'ye göre Bünyâmin Ayâşî, halifesi Pîr Ali'nin oğluna ileride kurban edileceğinin işareti olarak İsmâil adını koymuştur.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Atâî, Bünyâmin Ayâşî'nin, kendi halifesi olan Pîr Ali Aksarâyî'nin oğlu meşhur Oğlan Şeyh'in adını ileride idam edileceğinin işareti olarak İsmâil koyduğunu söyler ve bu suretle Bünyâmin'in kerâmet sahibi olduğuna dikkat çeker. Anlatı, kurban edilmek üzere sunulan İsmâil kıssasıyla genç şeyhin âkıbeti arasında bir bağ kurar. Nitekim Oğlan Şeyh diye tanınan İsmâil Ma‘şûkî, Şeyhülislâm İbn Kemal'in fetvasıyla 935'te idam edilmiştir. Melâmî silsilesi de Bünyâmin'in ölümünden sonra Pîr Ali Aksarâyî ve oğlu İsmâil Ma‘şûkî vasıtasıyla devam etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Baş ile bedenin kıyıda birleşmesi rivayeti

İdam edilen Oğlan Şeyhi'nin denize atılan başı ile bedeninin, vasiyeti hatırlayan bağlıların bekleyişi sırasında aynı kıyıya ulaştığı rivayet edilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Denize bırakılan beden

Atâyî'nin naklettiği rivayete göre idam edilen Oğlan Şeyhi İsmail'in başı ve bedeni denize atıldı. Bedeni Rumelihisarı civarındaki Kayalar kıyısına ulaştığında bağlıları onu defnetmek istedi; ancak şeyhin daha önce söylediği, başıyla bedeninin birbirinden ayrılmaması gerektiğine dair sözü hatırladılar.

Kıyıda bekleyiş

Bağlılar bedeni hemen gömmeyip başın bulunmasını bekledi. Rivayette, bir süre sonra kesik başın su üzerinde kabak gibi dönerek aynı kıyıya geldiği anlatılır. Bunun üzerine baş ile beden bir araya getirilerek defnedildi.

Atâyî anlatıyı “mesuliyet râvîye aittir” anlamındaki ihtiyat kaydıyla sonlandırır. Bu sebeple olay doğrulanmış tarihî vaka olarak değil, idamın ardından oluşan gelenek içi menkıbevî hafıza olarak sunulmaktadır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Geriye kalan beş gazel

Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki bir mecmuada yer alan beş gazeli ile on iki beyitlik bir manzumesi Abdülbâki Gölpınarlı tarafından yayımlanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Ondokuz yaşında öldürülen şeyhten geriye çok az metin kalmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Hâlet Efendi bölümündeki bir mecmuada (nr. 800) yer alan beş gazeli ile on iki beyitlik mesnevi tarzında bir manzumesi Abdülbâki Gölpınarlı tarafından Melâmîlik ve Melâmîler içinde yayımlanmıştır. Kaynaklarda vaazlarında şathiyyât türü sözler söylediği kaydedilse de bu sözlerin metinleri bildirilmemektedir; dolayısıyla hakkındaki tartışmanın dayandığı asıl malzeme, kendi kaleminden çıkan bu birkaç manzume değil, başkalarının aktardığı ifadelerdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Üç lakap, üç bakış

Tarikat mensupları arasında Ma‘şûkî, babası şeyh olduğu için Çelebi Şeyh, halk arasında genç ve güzel olduğundan Oğlan Şeyh diye tanınır.

Metni gösterMetni daralt

Aksaray'da doğdu; Bayramî-Melâmî kutbu Pîr Ali Aksarâyî'nin oğludur. Adının yanında taşıdığı üç lakabın her biri onu farklı bir çevrenin nasıl gördüğünü gösterir: tarikat mensupları arasında aşk yolunda hayatını verdiği için Ma‘şûkî, babası şeyh olduğu için Çelebi Şeyh, halk arasında ise genç ve güzel olduğundan Oğlan Şeyh diye tanınır. Doğum tarihini kaydeden tek kaynak olan Atâî onun 914'te (1508-1509) doğduğunu söyler; buna göre öldüğünde on dokuz-yirmi yaşlarındadır. Sarı Abdullah Efendi, La‘lîzâde ve Müstakimzâde de 935 yılında on dokuz yaşında iken öldürüldüğünü kaydetmişlerdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Bir yıl süren İstanbul irşadı

Çok genç yaşta İstanbul'a gidip camilerde vaaza başladı; halkın yanı sıra askerî kesimden de birçok kişi intisap etti ve şehre gelişinden bir yıl sonra idam edildi.

Metni gösterMetni daralt

Atâî'nin ifadesine göre çok genç yaşta İstanbul'a giderek irşad faaliyetine başlamış, camilerdeki vaazları ilgiyle karşılanmış, halkın yanı sıra askerî kesimden de birçok kişi kendisine intisap etmiştir. Şathiyyât türü sözleri halk arasında yayılınca bu ilgi bazı kimseleri rahatsız etmiş; bu kişiler genç şeyhin fitneye sebep olduğunu söyleyerek Sahn müderrisi Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi'ye başvurmuş ve kendisinden onun katlinin sağlanmasını rica etmişlerdir. Neticede İsmâil Ma‘şûkî, İstanbul'a geldikten yalnız bir yıl sonra 935'te (1529) Şeyhülislâm Kemalpaşazâde'nin fetvasıyla idam edilmiştir. Bütün şöhreti ve bütün âkıbeti, tek bir yıla sığmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

İdam sebebi: kaynaklar dört ayrı açıklama verir

Sarı Abdullah ve La‘lîzâde şathiyyâtı, Abdurrahman el-Askerî izinsiz yol icat etmeyi, Gölpınarlı bir zikir lafzını, Ebüssuûd'un fetvaları ise zendeka ve ilhâdı sebep gösterir.

Metni gösterMetni daralt

Genç şeyhin niçin öldürüldüğü konusunda kaynaklar tek bir açıklamada birleşmez. Sarı Abdullah Efendi ve La‘lîzâde Abdülbâki Efendi onun vaaz kürsüsünde şathiyyât türü sözler söylediğinden dolayı suçlandığını kaydeder. Abdurrahman el-Askerî, irşad izni olmadığı hâlde kendi başına bir yol icat ettiği için bu âkıbete uğradığını söylemekle yetinir. Abdülbaki Gölpınarlı ise müridlerini "Allahım, Allahım!" diye zikrettirdiği ve bu kelimenin farklı iki anlama gelmesinin onu idama götüren sebeplerden olduğu şeklindeki bir rivayeti nakleder. Ebüssuûd Efendi'nin Oğlan Şeyh'in zulmen katledildiğini söyleyenlerin, onun mezhebinden iseler katledilmeleri gerektiğine dair fetvası, Gazanfer Dede'ye dair mektubu ve Hamza Bâlî hakkındaki fetvasında katlinin zendeka ve ilhâda bina olunduğuna dair açık ifadesi ise onun mülhidlik suçlamasıyla idam edildiğini gösterir. Osmanlı'da tarikat mensuplarının idamları tasnif edilirken de onun idamı, Hamza Bâlî ve Muhyiddin Karamânî'ninki gibi, siyasî gerekçelerle değil bazı sözleri sebebiyle zındık ve mülhid sayılmaya bağlanır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Mahkeme sicilindeki iddialar ve bir şüphe

İdamına dair mahkeme sicilinde kimlikleri bildirilmeyen sekiz şahidin ağır ifadeleri yer alır; bu ithamların aleyhinde kamuoyu oluşturmak için ortaya atılmış olabileceğine dikkat çekilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

İdamına dair mahkeme sicili İstanbul Şer‘iyye Sicilleri Arşivi'nde Evkâf-ı Hümâyun müfettişliği mahkemesine ait 4/2 numaralı defterin 35. sayfasındadır; özeti Mustafa Akdağ, metni Ahmet Yaşar Ocak tarafından yayımlanmıştır. Belgede kimlikleri hakkında bilgi verilmeyen sekiz şahidin onu suçlayan ifadeleri yer alır. Bu ifadelere göre insanın kadîm olduğunu, insan olduktan sonra kendisine hiçbir şeyin haram olmayacağını, kendisinin kutup, babasının mehdî olduğunu, şeriatın haram dediklerinin helâl olduğunu söylemiş; ibadetler, kabir azabı ve ruhun bedenden bedene yolculuğu hakkında Ehl-i sünnet dışı sözler sarfetmiş, ayrıca ahlâk kurallarını hükümsüz kılan ağır ifadeler kullanmıştır. Belgede ileri sürülen bu iddialara İsmâil Ma‘şûkî'nin cevap verip vermediği, verdiyse ne dediği bilinmemektedir. Kaynaklarda vaazları sırasında şathiyyât türü bazı sözler söylediği belirtilmekle birlikte bunların ne olduğu bildirilmez. Belgedeki, özellikle ahlâkî kurumları yıkmaya yönelik ithamların onun aleyhinde kamuoyu oluşturma amacıyla ortaya atılmış olabileceğine dikkat çekilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Raks ve deveran tezine konulan ihtiyat kaydı

İbn Kemal'in risâlesi ile Ebüssuûd'un fetvasının muhatabının o olduğu görüşü, adının bu metinlerde geçmemesi ve tarikatında deveran bulunmaması sebebiyle ihtiyatla karşılanır.

Metni gösterMetni daralt

Ahmet Yaşar Ocak, İsmâil Ma‘şûkî'nin sûfîlerin raks ve deveranının helâl olduğunu ve ibadet sayıldığını ileri sürdüğünü, İbn Kemal'in Risâle fî tahkiki'l-hak ve ibtâli re'yi's-sûfiyye fi'r-raks ve'd-deverân adlı eserini bu görüşleri reddetmek amacıyla kaleme aldığını, Ebüssuûd Efendi'nin raks ve deveran konusundaki fetvasının muhatabının da o olduğunu söyler. Buna karşılık adı geçen risâle ve fetvada bir grup sûfî söz konusu edilmekte, İsmâil Ma‘şûkî'nin adı geçmemektedir. Ayrıca o, geleneğinde raks ve deverana yer vermeyen bir tarikata mensup olduğundan vaazlarında bu görüşleri savunduğu yolundaki tahminin ihtiyatla karşılanması gerektiği belirtilir. Kaynak bu noktada bir hüküm vermez; iki değerlendirme yan yana durur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şiirde yaşayan hâtırası

Bir divanın kime ait olduğu tartışmasında ona atıf yapan "dede" redifli manzume delil sayılmış; Yahya Kemal ise onu "Atmeydanı'nda ölmüş enelhak şehîdi" diye anmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Adı, kendisinden sonraki şiirde iki ayrı biçimde yaşadı. Birincisi bir aidiyet tartışmasının ortasındadır: Ahmed Sârbân veya Dukakinzâde Ahmed Bey adına kayıtlı divan nüshalarındaki "Küntü kenzen gencine mâlik olan sultan dede" mısraıyla başlayan "dede" redifli manzumenin tamamında Oğlan Şeyh İsmâil Ma‘şûkî'den bahsedildiği, "Pîr olup şekl-i beşerde ârif-i rabbânîdir / Ana rahminden velâyet gösteren Oğlan Dede" beytinde ise Pîr Ali Aksarâyî ile oğlu İsmâil Ma‘şûkî'ye açıkça atıfta bulunulduğu belirtilmiş; bu durum divanın Dukakinzâde'ye ait olduğu görüşüyle çelişki arzeder sayılmıştır. İkincisi çok daha geçtir: Yahya Kemal, "Seyrinde ... Atmeydanı'nda ölmüş enelhak şehîdinin" mısralarıyla onun hâtırasını yâdetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

GELEN BAĞLANTIŞeyh Bünyâmin-i AyâşîDoğumunda adı, babasının şeyhi Bünyâmin-i Ayâşî'nin görüşüyle İsmail konulmuştur; bu doğrudan hilâfet iddiası değildir.SONRAKİ HALKAŞeyh Bünyâmin-i AyâşîBabası Pîr Ali Aksarâyî'nin şeyhidir; Atâî'ye göre İsmâil adını ona ileride idam edileceğinin işareti olarak koymuştur.SONRAKİ HALKAÖmer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede)Bayramiyye'nin Melâmiyye kolunun kurucusudur; İsmâil Ma‘şûkî'nin silsilesi Pîr Ali Aksarâyî ve Bünyâmin Ayâşî'den sonra ona ulaşır.SONRAKİ HALKAHacı Bayrâm-ı VelîSilsilenin ulaştığı pîrdir; zincir Pîr Ali Aksarâyî, Bünyâmin Ayâşî ve Ömer Dede Sikkînî vasıtasıyla ona bağlanır.DEVAM EDEN BAĞLANTIŞeyh Ahmed-i Sârbânİsmâil Ma‘şûkî'den sonra Bayramî Melâmîliğini sürdüren şeyhtir.ETKİLEDİĞİŞEYHÜ'LİSLÂM İBN-İ KEMÂLŞeyhülislâm olarak verdiği fetva ile 935'te (1529) idam edilmesine yol açan kişidir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeKayalar CamiiOn iki müridiyle birlikte Atmeydanı'nda boynu vurularak idam edilen İsmâil Ma‘şûkî'nin denize atılan başı ve bedeni Rumelihisarı sahilinde, bugünkü Bebek semti yakınlarında Kayalar denilen yerde kıyıya vurmuş; gördüğü bir rüya üzerine oraya giden bir müridi tarafından bulunarak defnedilmiştir. Burası daha sonra bir mezarlık hâline gelmiş ve bir cami yapılmıştır. Kabri, Kayalar adı verilen bu caminin hazîresindedir.İstanbul · TürkiyeÜçler MescidiMüridlerinden Irâkizâde Hasan Efendi, İsmâil Ma‘şûkî'nin boynunun vurulduğu yerin üst tarafına 959'da (1552) bir mescid yaptırmış; iki kardeşiyle birlikte buraya defnedildiği için mescide Üçler Mescidi denilmiştir. Sultanahmet Meydanı'nda güneydeki dikilitaşın karşısında bulunan mescid zamanla harap olmuş, yeri günümüzde bir iş yerinin mutfak bölümünün içinde kalmıştır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik
  2. [2]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 433-437
  3. [3]Kişi dosyasının kaynakları — Oğlan Şeyhi İsmail
Ortak kaynak kataloğunu aç →