HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve yetiştiği irşad hattı
Asıl adı Muhammed Haydar Efendi’dir. Kaynak onu Bergamalı veya Kırkağaçlı olarak kaydeder; bu sebeple doğum yerini iki ihtimalden yalnız birine indirgemek doğru değildir. “Abalı Hâfız” lakabı ise giydiği abadan doğmuştur. Muhammed Sâdık Erzincânî’nin halifesi Kırkağaçlı Mehmed Emin Efendi’den tasavvufî terbiye ve hilâfet aldı. Böylece Zenbûriyye-i Sâdıkiyye’nin Sâdık Efendi’den sonraki İstanbul–Kırkağaç aktarım halkasında yer aldı.
Aksaray’daki dergâhı
Aksaray’da Şekerci Sokağı’ndaki Nakşibendî dergâhının şeyhiydi. Yapı daha sonra yanmış; aynı yerde Uşşâkî dergâhı kurulmuştur. Hüseyin Vassâf, Abalı Hâfız’ın dergâhını aşk ve zikir ehlinin toplandığı canlı bir irşad merkezi olarak tasvir eder. Müştâk Baba’nın oğlu Edhem Baba’nın buraya geldiğini ve vecd hâlinde semâ ettiğini de bizzat hatırladığı bir sahne olarak kaydeder.
Görünüşü ve lakabı
Vassâf’ın tasvirine göre uzun boylu, beyaz sakallı, buğday tenli ve etkileyici görünüşlüydü. Arakıyye üzerine abanî sarık sarar, çoğu zaman aba giyerdi. Halk arasında “Abalı Hâfız” diye tanınması bu sade kıyafetiyle ilgilidir. Kaynak, sohbet ve duasının insanlar üzerindeki tesirini özellikle vurgular.
Hüseyin Vassâf’ın çocukluk hatırası
Bu kayıt yalnız sonraki bir derleme değildir. Hüseyin Vassâf, çocukken sık sık tekkeye gittiğini, Abalı Hâfız’ın elini öpüp duasını aldığını söyler. Mevlid cemiyetlerindeki zikir meclislerini yıllar sonra dahi kalbinde canlı tuttuğunu belirtir. Bu şahsî tanıklık, Abalı Hâfız’ın geç Osmanlı İstanbul’undaki tekke hayatındaki yerini somutlaştırır.
Vefatı ve Üsküdar’a nakli
Sefîne’de vefat yılı için iki rivayet korunur: 1304/1887 veya 1307/1890. Gün ise 24 Cemâziyelâhir olarak verilir. Cenazesi Üsküdar’a nakledilmiş ve Muhammed Sâdık Erzincânî’nin yakınına defnedilmiştir. Kaynaklar arasındaki yıl farkı giderilmiş gibi gösterilmemiş; her iki kayıt da muhafaza edilmiştir.
Son zikri
Vassâf’ın aktardığına göre vefatından birkaç gün önce, bir perşembe günü her zamanki gibi zikre katıldı. O gün üzerinde olağanüstü bir hâl görüldü; iki defa şiddetli bir secdeyle “Allah” diye nida etti ve meclistekiler derin bir haşyet yaşadı. Üç dört gün sonra yatsı namazını kıldı, yatağına çekildi ve gece vefat etti. Ailesi vefatını sabahleyin fark etti.
Yahyâ Âgâh İstanbulî’ye uzanan miras
Zenbûriyye’nin âdâb, merasim ve tarikat eşyası hafızasını yazılı hâle getiren Yahyâ Âgâh İstanbulî, Aksaray’daki bu dergâhta Muhammed Haydar Efendi’ye intisap etti. Böylece Abalı Hâfız’ın önemi yalnız kendi meşîhat dönemiyle sınırlı kalmaz; Zenbûrî geleneğin yazma eserlerle izlenebilmesini sağlayan sonraki halkaya da bağlanır.
Vefatından sonra dergâhları
Erkek evlâdı bulunmadığından, vakfiye gereği kendi dergâhı halifesi Yahyâ Âgâh'a kalmıştır. Yahyâ Âgâh, şeyhinin himmetiyle Erdi Baba Tekkesi'ni yeniden inşa ettiği için bu dergâha sahip çıkmamayı tercih etmiş ve kendi yollarından başka bir halife bulunmadığından, Şâban 1307'nin ilk günü (23 Mart 1890) Meclis-i Meşâyih'te dergâhı eşyası ve çeyiziyle birlikte Kādiriyye kolundan bir şeyhe devretmiştir. Devirden kırk sekiz gün sonra, 18 Ramazan 1307'de (8 Mayıs 1890) öğle vakti bina yangında yanmıştır. Modern bir araştırma bu aradaki şeyhliği, Kādiriyye'nin Resmiyye koluna mensup damadı Şemseddin Efendi'nin yaklaşık iki buçuk aylık meşihati olarak kaydeder ve yangını 7 Mayıs 1890 gününe koyar. Yahyâ Âgâh'ın kendi kaydına göre Erdi Baba Dergâhı'nın açılışı ve post merasimi, şeyhinin vefatından bir erbaîn geçtikten sonra, 11 Receb 1307'de (3 Mart 1890) yapılmıştır.