ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “Vehm”
01Vehm
ع (وهم) Evham 1, Kuruntu. 2. tas. a Vehm, akil ile fehm arasinda bulu- nan bir haldir. Sudan Yansıyan güneş ışığı gibi ne tam ona, ne de buna aittir. Uykuyla uyanıklık arasındaki uyuklama haline benzer (sz 298). Vehm, fehmin bekçisidir (Bs 634). b Alem, mâsivâ (CİK 11:24).
Mertebe-İ Vehm
Var olmadığı halde, var görünen. Bir ipin ucuna bir taş bağlayıp, öteki ucundan tutup, ipi elimiz etrâfında çevirirsek, dönen taş, karşıdan dâire şeklinde görünür. Dönen taş, nokta-i cevâledir (dönen noktadır). Görünen dâire de vehmîdir, hayâlîdir. Aslında dâire yoktur. Yalnız bir görünüştür. İşte Allahü teâlâ bütün mahlûkları mertebe-i vehmde yaratmıştır. Fakat görünüşlerini devâm ettirmektedir. Âlem mevhumdur sözünün mânâsı budur. (İmâm-ı Rabbânî) Hâriçte mevcûd olan yalnız Allahü teâlâdır. Mehlûkların hepsi mertebe-i vehmde olup, O'nun kudretinin görünüşleridir. (İmâm-ı Rabbânî) Hak teâlâ eşyâyı his ve mertebe-i vehmde yaratmıştır. Onları varlıkta durdurmaktadır. Ebedî işleri ve sonsuz azâb ve nîmetleri bunlara bağlı kılmıştır. (İmâm-ı Rabbânî)
Vehm Mertebesi
Var olmayıp, var görünen. Nokta-i cevvâleden (dönen nokta) meydana gelen dâirenin varlığı, vehm mertebesindedir. Yâni, bir ipin ucuna bir taş bağlayıp, öteki ucundan tutup, elimiz etrâfında çevirirsek, dönen taş, karşıdan dâire şeklinde görünür. Dönen taş nokta-i cevvâledir. Görünen dâire vehmde vardır. Aslında dâire yoktur, yalnız bir görünüştür. Allahü teâlâ bütün mahlûkları bu mertebede yarattı. Fakat görünüşlerini devâm ettirmektedir. Böylece var olmaları görünüş değil, doğrudur. Mertebe-i vehm'den kurtulup, nefs-i emrî olmuşlardır. Yâni yalnız geçici bir görünüş olmayıp, kalıcı bir varlık olmuşlardır. Vehm mertebesi şaşılacak bir varlıktır. Nefs-i emr (hakîkat, gerçek) mertebesindeki varlığa benzemez. Onunla ilgisi ilişiği yoktur. Nokta-i cevvâle nefs-i emr mertebesinde yâni gerçekten vardır. Bundan hâsıl olan dâire ise mertebe-i vehmdedir, gerçek olarak yoktur. (İmâm-ı Rabbânî)
Vücûd-İ Vehmî
Tasavvuf ehlinin, eşyânın gördüğümüz varlığına verdikleri isim.
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 97–102
Muzaffer Ozak Külliyatı · da içmek, yemek yediği tabağa ve su içtiği kaba üfürmemek, her yudumun evvelinde besmele ve sonunda el-hamdü lillah demektir. Behlül-ü Dâna, kadı efendiyi sabırla ve sükûnetle dinl
Sayfalar 122–128
Muzaffer Ozak Külliyatı · kötü ve çirkin fiil ve amellerinle, suçların ve kabahatlerinle, irili ufaklı günahlarınla başbaşa kalacaksın. Acaba, o korkunç ânı, ölüm acılarını, pişmanlık sancılarını, o karanlı
Sayfalar 145–151
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kısaca özetlemeğe çalıştığımız bu âlem-i ervahtan sonra, dört anâsır ile Hz. Adem aleyhisselâmın vücud-u şeriflerini yaratarak bütün cesetlere onu miftah eylemiştir. Netekim, bütün
Sayfalar 230–236
Muzaffer Ozak Külliyatı · hazinesinden çıkmış değildir, dedi. Pederimden kalan çiftliğin gelirindendir. Şeyh hazretleri, keseyi aldı ve içinden bir kaç akçe çıkararak dervişlerden birisine uzattı: — Bu para
Sayfalar 426–433
Muzaffer Ozak Külliyatı · Mazhar-1 sırrı Hudâ, Mesher-i feyz-i atâ, Meş'ar-i pûş-i hata, Pir sultan Abdülkadir.. İns-ü cin oldu hayran, Melekler kıldı devran, Arsı eyledi seyran, Pir sultan Abdülkadir.. Ber
Sayfalar 388–394
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cami-i şerife gelen, müslümanı beğenmiyor; gelmeyenler de müslümanlara sövüyor. Müslümanlar birbirlerini sevmiyor, birlik ve beraberlik içinde bulunamıyor, birbirlerine rahatı, ref
Sayfalar 431–437
Muzaffer Ozak Külliyatı · rid olan bu haber, bir öğünme vesilesi değildir. Dünya âleminde iken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kadr-ü kıymetini bilemeyenler, onun NIMETULLAH olduğunu akıl edemeyenl
Sayfalar 477–483
Muzaffer Ozak Külliyatı · Mübarek terlerinden, parmağı ile hepsinin alnına sürerek dua ve niyazda bulundular ve yüz Habeşi de can ve yürekten (Amin) dediler. Işte o ânda büyük bir mû'cize oldu ve Allahu azi
Sayfalar 424–429
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Yâ Nuh! dedi. Yaratanı mı, yoksa yaratılanı mı ayıplıyorsun? Dger, yaratanı ayıplıyorsan, bilmiş ol ki o bütün ayıplardan beridir. Yok, yaratılanı ayıplıyorsan, bu takdirde beni
Sayfalar 498–504
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kulun, bu esmâdan hissesi, TEVHID-I-ZAT'a erişmektir. Bu esmâ'nın hassaları da şunlardır: Yalnız başına yolculuğa çıkan bir kimse, bu esmâyı zikrederse, hayırlı bir arkadaşa nail o
Sayfalar 505–512
Muzaffer Ozak Külliyatı · tane vurduracaksın. diye öğütledikleri gibi, nefs doktorları olan mürşid-i kâmiller de. sâliklerine, durumlarına göre tavsiye ve telkinlerde bulunurlar. Hasta, kendi kendisine hapt