Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 431–437
rid olan bu haber, bir öğünme vesilesi değildir. Dünya âleminde iken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kadr-ü kıymetini bilemeyenler, onun NIMETULLAH olduğunu akıl edemeyenler ve onu Ebu-Talib'in yetimi zannederek Seyyid'liğini fark edemeyenler, gaflet ve cehaletlerinin kendilerini ne feci bir âkibete sürüklediğini kıyamet günü anlayacaklar, o zât-ı akdesin kıymet, ehemmiyet ve faziletini ancak kavrayacaklar, Ind-i ilâhideki derecesini, itibarının yüceliğini bizzat göreceklerdir ama, ne çare ki bu kendilerine hiçbir yarar sağlamayacaktır.
Evet, Resûl-ü zişân Seyyid-i âlem olduğu gibi seyyid-ün-nâsi yevmel-kıyamedir.
Alemlerin Rabbi, mürebbisi ve mâliki olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri:
.
Mâlik-i yevm-id-din.
Fatiha: 3 (Hesap ve ceza gününün mâliki ve hâkimidir.)
buyurmak suretiyle, kıyamet gününün dehşet ve azametini açıkça beyan ve ilân eylemişse, Muhbir-i sadık aleyhi ve âlihi selâmullah-il Hâlık efendimiz de:
(Ben, kıyamet günü insanların Seyyid'iyim.)
buyurarak, bu hakikati te'kid ve tekrar etmektedirler. Bu gerçeği, iş işten geçmeden, âhiret âlemine göçmeden sezebilen.
lere, yeryüzünde mü'min ve muvahhid olarak alnı açık yüzü pâk gezebilenlere, nefs-i emmâre denilen canavarın başını ezebilenlere ne mutlu ve ne kutlu!..
Yoksa, bu âlemde mal sahibi, mülk sahibi, taht ve baht sahibi olduklarını vehmedenler, Azra'il aleyhisselâm yakaları na yapışınca, el elle, ayak ayakla, göz gözle, bütün uzuvlar birbirleriyle kapışınca, kabre girer girmez Münker-Nekir'le hesaplaşınca koskoca bir HIÇ olduklarını anlayacaklar, mal ve
mülkün de, taht ve bahtın da, devlet ve ni'metin de gerçek sahibinin Allahu tealâ olduğunu kavrayacaklar, padişahlık, pa şalık, başkanlık, beylik, efendilik iddiasında bulunanlar da kıyamet gününde kimin gerçek SEYYID olduğunu tanıyacaklar amma ne fayda!..
Evet, aziz kardeşlerim:
Kıyamet gününün Seyyid'i ancak ve yalnız Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemdir. O gün, bütün mahşer ehli, evveliyn ve âhiriyn kabirlerinden kalkacak ve Arasat meydanında toplanacaktır. Bütün peygamberler, Sıddıyk'ler, şehitler, salihler ve onlara iltihak edecek olan mü'minler, arşın gölgesinde ve Livâ-i Hamd'in sayesinde cennet ni'metleri ile i'zâz ve ikram olunurlarken, geriye kalan halkın hepsi çevrelerini melekler sarmış olduğu halde bir yere toplanacaklardır.
Güneşin hararetinden kafalar içinde beyinler kaynayacak, korku ve dehşete kapılmış gözler fırıl fırıl çanakları içinde oynayacaktır. Binbir ayak, bir ayak üzerinde duracaklardır. Hz.
Adem aleyhisselâmdan, mahşer gününe kadar gelmiş geçmiş bütün ruh sahibi mahlükat, böylece tiril tiril titreyerek bekleşeceklerdir. Sırası gelen hesaba çekilecek, herkes amel defterini kendisi okuyacak ve herkesin amelleri mizanda tartılacaktir: Herkese, ameline göre muamele olunacaktır. Bu korku ve haşyet dolu bekleyiş sırasında, herkes günalına göre terleyecek, kimisi tepesine kadar, kimisi boğazına, kimi göbeğine ve kimisi de diz kapağına kadar terlere batmış halde, bin sene miktarı bu halde kalacak ve bekleyeceklerdir.
Bazıları, bu azaptan bir an önce kurtulabilmek için, cehennem azabına bile razı olacaklar ve bir ân önce hesaplannın görülmesi için Mâlik-i yevm-id-din olan âlemlerin Rabbine niyazda bulunacaklardır. Onlara, bütün insanların ceddi olan Hz. Âdem aleyhisselâma müracaat etmeleri ve şefaat dilemeleri tavsiye olunacaktır. Mahşer halkı, şefaat ümidiyle Hz. Safiyullah'a varacaklar ve ona yalvarıp yakararak şefaat dileyeceklerdir. Hz. Adem aleyhisselâm, evlâtlarına karşı babalık şefkat ve merhametiyle kan ağlayarak özür beyan edecek ve:
- 33 -— — Evlâtlarım, ben bu şefaate mezun değilim. Zira, Allahu talâ'nın men'ettiği ağaçtan yedim ve bu suretle benden zelle sâdir oldu. Bugün, Rabbime karşı sizin için şefaate yüzüm yoktur. Siz, ikinci babanız olan Nuh Neciyullah'a müracaat ediniz, o ulu bir peygamberdir ve Hak katında niyazı makbul ve mû'teberdir. Belki, sizlere şefaatçi olabilir, diyecek ve nefsi nefsi diyerek gözyaşları dökmeğe devam edecektir.
Mahşer halkı, bu defa Hz. Nuh aleyhisselâmı arayıp onu da dizleri üstüne çökmüş vaziyette bulacaklardır. Kendisinden, bir ân önce hesaplarının görülmesi için şefaatte bulunmasını niyaz edecekler, Nuh aleyhisselâm da onların bu hallerine acıvacak ve fakat özür beyan ederek:
— Böyle bir şefaate ben de mezun değilim. Zira, benden de zelle sâdir olmuştur. Tebliğ ettiğim ilâhi emirleri ve hükümleri kabul ve tasdik etmeyen kâfirlerin helâk edilmesini Rabbimden niyaz ettim ve Allahu tealâ bu duamı kabul buyurarak hepsini kahr-u helâk eyledi. Ancak, onlar gibi kâfir olan oğluma babalık sevgi ve şefkatiyle acıdım ve onun bu bâdireden kurtarılmasını diledim. Allah azze ve celle, onun ehlimden olmadığını, diğer kâfirlerden hiçbir farkı bulunmadığını irade buyurdu. Ümmetimden kâfir olanların kahredilmeleri için niyazda bulunduğum halde kâfir olan oğlum lehinde babalık merhametiyle kurtuluş dilemek, benim için elbette büyük bir zeile idi ve bunun için de sizler lehinde şefaatte bulunmağa Rabbimden hayâ ederim. Sizler, peygamberler babası ve Nebi'ler dedesi ve Allahu talâ'nın Halil'i olan Ibrahim aleyhisselâma gidin. Ola ki, Halilullah bu yolda şefaatte bulunabilir, nefsi nefsim diyecektir.
Bu cevap üzerine, malışer halkı Hz. İbrahim aleyhisselâmı arayıp bulacaklardır. Hakkın Halil'i de onların hallerine acıyacak ve fakat özür beyan ederek:
— Ben de böyle bir şefaate muktedir değilim diyerek. Sizler, Musa Kelimullah'a gidin, belki bu hususta size şefaat ede.
Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 28
bilir deyib nefsi nefsim diye feryad ederek Hz. Musa'nın şefaati tavsiyesinde bulunacaktır.
Musa Kelimullah aleyhisselâm da şefaate mezun ve muktedir olamayacağını beyanla, mahşer halkını Ruhullah olan Hz. İsa aleyhisselâma gönderir ve:
— Hz. Îsa aleyhisselâm Ruhullah'tır. Allah celle kudretini izhar buyurmak için onu babasız olarak dünyaya göndermiştir.
Olabilir ki, şefaate kadir olur, diyecektir ve nefsi nefsim diye inleyecektir.
Mahşer halkı Hz. Isa aleyhisselâma gidecekler ve aynı dileklerini tekrar edeceklerdir:
— Yâ Isa!.. Yâ Mesih!.. Bizlere destgir ol, şefaatte bulun, mizan kurulsun ve hesap bir ân önce görülsün, herkesin günahları aranıp sorulsun, yüzaklığı kazananlar cennete, kazanamayanlar da cehenneme gönderilsin, diyeceklerdir.
Hz. Isa aleyhisselâm da, derin bir şefkat ve merhametle onlara bakacak ve:
— Ben de sizlere şefaat edemem. Zira, ümmetim bana hâşâ sümme hâşâ Allah'ın oğlu ve hattâ Allah'tır dediler. Beni Rabbime karşı şerik ve nazir gibi göstererek affolunmaz bir günah işlediler. Onun için, huzur-u ilâhiyye varıp lehinizde şefaatte bulunamam ve hattâ bugün benim halim neye varır onu dahi bilemem. Beni, kendi halime bırakınız, diyecek ve kendi nefsi kaygusuna düşerek (Nefsiy.. Nefsiy) feryatları arasında mahşer halkına şu öğütte bulunacaktır:
— Ey ehl-i mahşer!.. Boşuna zahmet çekip ve sağa sola koşuşup çırpınmayın. Iki yüz yirmi dört bin peygamberden de, ulül-aziym yüz on üç peygamberden de bugün sizlere bir fayda ve şefaat olamaz. Hiçbirisi, bu korku, dehşet ve haşyet gününde size şefaat edemez. Hepsi kendi nefisleri kaygusuna düşmüşlerdir ve her biri ayrı ayrı Allahu tealâ'nın tecelliyâtını beklemektedir. Bu şefaati sizlere ancak ve yalnız Hâtem en- Nebiyyin, şefi-ul-müznibiyn, imâm-ül-müttekiyn olan gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin sultanı, âşıkların emânı, canlarin canânı, Mahbub-u ilâhi, Mergub-u Rabbani, Habib-i Sübhani, âlemlere rahmet olarak gönderilen bütün Nebi'lerin ve Re-
sûl'lerin Seyyid'i, Habib-i Hüdâ, Şef-i rûz-i ceza, melce-i fukara, enis-i zu'afa, Li-Mâ'allah tahtının şahı, Fe-kâne kabe Kavseyn mâhı Hz. Ahmea-i Mahmud-u Muhammed Mustafa sallallahu tealâ aleyhi ve sellem'den dileyiniz, mübarek ayaklarına yüzlerinizi sürerek, cemali bâ-kemalini görerek kendisinden şefaat niyaz ediniz, yardım dileyiniz. O'nun Allahu sübhanehu ve tealâ katında sözü makbul ve şefaa-ti şayanı kabuldür.
O'na Habibim buyuran Allah azze ve celle bugünün meliki, mâliki ve hâkimi, Resûl-üs-sakaleyn de bugünün Seyyid'idir. O'na, zât-ı risaletpenahilerini razı kılıncaya kadar dilediğini vereceğini Hak sübhanehu ve tealâ hazretleri açıkça vâ'd buyurmuştur. Hattâ, biz peygamberler dahi O'nun şefaatini bekliyor ve kendisinden yardım diliyoruz. Durmayın, koşun, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya vann, maksut ve matlûbunuza ancak O'nun himmet ve şefaatiyle nail olabilirsiniz, diyecektir.
Mahşer halkı, Hz. Isa aleyhisselâmın bu tavsiyesi üzerine sahib-i makam-ı Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Vedûd hazretlerine koşacaklar, mübarek ayaklarına yüzler sürerek ve kanlı gözyaşları dökerek niyazda bulunacaklardır:
— Aman yâ Resûlallah!.. Halimiz sana ayândır, bizlere nazar-1 inayet ve nigeh-i merhamet ile terahhum kil. Üç türlü azap ile bin senedir tâ zip olunuyoruz. Sana sığındık, senin şefaatine güvendik, senden yardım ve inayet niyaz ediyoruz. Mahşer yerinin kalabalık ve sıkışıklığından, güneşin korkunç ve eritici sıcağından terlere gömüldük. Ey şevkat ve merhamet timsali, ey mürüvvet ve âtıfet misali, ey Allahu tealâ'nın sevgilisi, ey mahşer yerinde bütün insanların Seyyid'i bizlere lûtf-ü irdad eyle. Hz. Adem aleyhisselâmdan başlayarak Nuh, Ibrahim, Musa ve Isa aleyhimüsselâma kadar bütün peygamberlere vardık, şefaate mezun ve muktedir olamayacaklarını bildirdiler. Hepsi de, zât-1 akdes-i risaletpenahilerine müracaat etmemizi ögutlediler. Bugünün Seyyid'i sizsiniz, makam-i Mahmud ile Livâ-i hamd in sahibi sizsiniz, Şefaat-i uzmâ ancak ve yalnız size bahş ve ihsan buyurulan bir imtiyazdır. Mâlik-i yevm-id-din olan âlemlerin Rabbi, hesabımızı bir ân önce görsün, halimize acı-
yınız, bizleri bu azaptan kurtarınız, bütün ümidimiz sizdedir, diyeceklerdir.
Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz hazretleri onların bu yalvarıp yakarmalarına, ağlayıp sızlamalarına merhamet buyuracaklar ve mahşer halkına:
— Evet, bugünün Seyyid'i benim ve sizlere şefaat edeceğim, vâ'dinde bulunacaklardır.
Habib-i edib-i Kibriyâ, daha sonra mübarek başlarını arşın önünde secdeye koyarak âlemlerin Rabbinden mahşer halkına şefaat edebilmesi için ruhsat ve mezuniyet isteyecektir.
Bu secde esnasında türlü türlü tesbih, tahmid ve tehlil ile Rabbine niyazda bulunduğunda, Rabbil-âlemiyn azamet ve celâli ile:
— Habibim Ahmed ve Resûlüm yâ Muhammed!.. Mübarek başıni secdeden kaldır. Niyazda bulunmak üzere secdeye koyduğun o mübarek başın için Ved-Duhâ'da yemin etmiştim.
Her ne dilersen dile, dileyebileceğin, razı olabileceğin kadar iste... Şefaate mezunsun, bütün dilediklerin, bütün istediklerin seni razı kılıncaya kadar verilecektir. Şefaatin, ind-i ilâhimizde şayan-ı kabul ve bütün isteklerin makbuldür, buyuracaktır.
Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz hazretleri, mübarek başlarını secdeden kaldıracaklar, Hak celle ve âlâ'nın bu lûtuf ve keremine, sonsuz ve sınırsız ihsan ve inayetine şükretmek için hamd-ü senâda bulunacaklar ve bu tahmidat ve tesbihatı da yetmiş yıl kadar sürecektir.
Habib-i edib-i Kibriyâ'nın, o gün Rabbine karşı yapmış olduğu bu hamd-ü senâ ve tesbihata, mahlükattan hiçbirisinin muktedir olamayacağı ve hiç kimsenin lisanından zuhur ve suduruna imkân bulunamayacağı ve bu tahmidat ve tesbihat esnasında kullanılan mübarek sözlerin ve cümlelerin hiçbir insanın, cinninin ve meleğin hatırına bile gelemeyeceği muhakkaktır. Çünkü, bütün bu hamd-ü senâ ve tesbihleri Allahu tealâ Habib-i edibinin kalb-i şerifine tulû ettirecek ve onun mübarek lisanından zuhura gelecektir.
Seyyid-ül-Ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efen.
dimiz tekrar niyazda bulunacaktır:
— Yâ Rab!.. Mahşer halkının hesaplarının görülmesi için şefaat ediyorum.
Irade-i ilâhiyye şeref-sâdır olacaktır:
— Şefaatin kabul olunmuştur, hesaplar görülsün...
Cebra'il aleyhisselâm da taraf-ı ilâhiden emir alacaktır:
— Yâ Cebra'il!.. Malik'e emrimi bildir, cehennemi hazırlasın. Zira, cehennemi dünya hayatında türlü türlü ni'metlerimi yediği, ihsanlarımdan bol bol faydalandığı halde, bizi inkâr eden kâfirler için, zât-ı ülûhiyetime yarattığım bir kulumu ortak koşanlar için, gönderdiğim peygamberlerimi yalanlayanlar ve yalancılıkla suçlayanlar için, Peygamberlerime ihanet, adavet ve husumet gösteren zâlimler, kâfirler ve müşrikler için, açık ve kesin tebliğime rağmen varlığımıza ve birliğimize inanmayan, Habib-i edibime ve dolayısiyle zât-ı ülûhiyyetime iyman ve itaat etmeyen, Mahbubuma, evlâd, ezvâc, ashap, ensarına, velilerine ve âlimlerine hakaret eden, yetim malı yiyen ve ırz ehline iftiradan çekinmeyen ha'inler için hazırladım. Bugün, o zâlimlerden, kâfirlerden, müşriklerden ve ha'inlerden intikam alsam gerektir.
Bu emr-i ilâhi ve ferman-ı sübhani, kâfirler, âsiler, müşrikler ve münkirler tarafından duyulunca, bütün mahşer halkının gulgule ve velvelesi bir anda duracak ve mahşer yerini bir korku sükûtu kaplayacaktır.
Bu arada, Cebra'il aleyhisselâm, cehennemin Mâlikine emr-i celil-i ilâhiyyi tebliğ edecek ve:
— Yâ Malik!.. Allahu azim-üş-şân, cehennemin mahşer yerine getirilmesini ve hazırlanmasını emr-ü ferman buyurdu, diyecektir.
Işte, o zaman cehennem mahşer yerine getirilecektir. Haberlerde vârid olmuştur ki, cehennem yetmiş bin zincire bağlı bulunmaktadır. Bu yetmiş bin zincirin her birisi de yetmiş bin halkadır. Bu halkalardan her birisi o kadar büyüktür ki, dünya yaratıldığından itibaren kıyamete kadar ne kadar demir halk olunmuşsa, hepsini bir yere toplasalar, o halkalardan yalnız bir tanesine yetmezdi, demişlerdir.