Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 424–429
— Yâ Nuh! dedi. Yaratanı mı, yoksa yaratılanı mı ayıplıyorsun? Dger, yaratanı ayıplıyorsan, bilmiş ol ki o bütün ayıplardan beridir. Yok, yaratılanı ayıplıyorsan, bu takdirde beni öldürüp tekrar dilediğin gibi yaratabilir misin?
Köpegin bu haklı ve yerinde sözü ve sitemi, Hz. Nuh aleyhisselâmın kalb-i nübüvvetlerine öylesine tesir etti ki, işledigi zelleye zâkıf ve pişman olarak nice zaman âh-ü eniyn ve nevha ile ağladığından NUH unvanıyle isimlendi. Nuh, nevha'dan müştak olup yüksek sesle ağlamak demektir.
Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, dokuz sınıf günah için dokuz tâ'ife hakkında VEYL yani yazıklar olsun, azap olsun, tâbirini kullanmakta, bu hitap ve itâp bu günahları işleyen o kimselerin ind-i ilâhideki şena'at ve dena'atlerini açıklamaktadır:
1. Namazlarını terkedenler ve namazlarını terkettiklerinden dolayı üzüntü duymayanlar veya namazlarını kıldıkları halde secdegâhlarını bilmeyenler, yahut namazlarında sehvedenler veya kıldıkları namazın kıymet ve ehemmiyetini bilmeyenler için:
"'o)
"ota Fe-veylün lil-musalliyne elleziyne hüm an salâtihim sâhın.
El-Maun: 4-5 Meal-i münifi: Veyl olsun, azap olsun o namaz kılanlara ki, namazlarından gafildirler.
buyurulmuştur.
2. Mali ibadetlerden olan zekâtlarını vermeyenler hakkında da vey! olsun, azap olsun buyurulmuştur.
3. Yalancılar, yalan söylemegi âdet edinenler hakkında da vey! olsun, azap olsun buyurulmuştur.
4. Ölçek ve terazilerini, kantarlarını, dirhemlerini, metrelerini ve arşınlarını hiyle ile kullananlar, eksik ölçen ve tartanlar hakkında da veyl olsun, azap olsun buyurulmuştur.
5. Kıyamet ve âhireti inkâr edenler ve ömürlerini dünya için, dünya kazanç, zevk ve eglenceleri için tüketenler hakkında da veyl olsun, azap olsun buyrulmuştur.
— 425 _ 6. Insafı terkeden zâlimler hakkında da vey! olsun, azap olsun buyurulmuştur.
7. Vâ'z-ü nasihat kabul etmeyen, ögüt dinlemeyen katı kalpli kişiler için de veyl olsun, azap olsun buyurulmuştur.
8. Hz. Musa aleyhisselâma nâzil olan Tevrat'ta Nebi'lerin önderi, veli'lerin rehberi, iki cihan serveri ve âhir zaman peygamberinin teşrifini bildiren âyetleri ve alemlere rahmet olarak gönderilen o zât-1 akdesin mübarek sıfatlarını tebdil ve tagyir eden Yahudi tâ'ifesi hakkında da veyl olsun, azap olsun buyurulmuştur ki, onlar bir millet-i mekruh olup yol kesen eşkiyadan daha âdi ve bayağı, azılı bir hırsızdan daha rezildirler.
9. Nihayet, bu dersimize konu teşkil eden HÜMEZE ve LÜMEZE hakkında da veyl olsun, azap olsun buyurulmuştur.
Bu dokuz tâ'ife, Allahu tâlâ'nın azabına ve gazabına uğramışlardır.
Ey benim kardeşim ve Hak yoldaşım:
Duydun, dinledin ve ögrendin.. Allahu talâ'nın azabına ve gazabına uğramak istemiyorsan, onun hışmına düçar olmaktan korkuyorsan, hiç kimsenin kusur, hata ve kabahatini açıklama, hiç kimseyi kınama, hiç kimsenin ayıbını araştırma ve bir ayıbını görürsen mal bulmuş gibi onu anlatıp meydana çıkarma, hiç kimse ile alay etme, hiç kimsenin arkasından konuşma ve hiç kimseyi çekiştirme, dedi-kodu yapma, kaşınla gözünle, yüzünle, elinle ve dilinle mânalı işaretler yaparak hiç kimse ile istihza etme... Elin ayıpları ile, hata, noksan ve kusurları ile ugraşacak yerde, kendi hata, noksan ve kusurlarını ara bul, onları düzeltmeğe çalış, hiçbir hata ve kusurun yoksa Rabbine şükret ve seni bu kabil hatalardan, kusurlardan, kötülüklerden koruması için Rabbine sığın.. Kıldığın namazın kıymet ve ehemmiyetini bil, namazlarında çok dikkatli ve uyanık ol, yanılma, kılamadığın ve kazaya bıraktığın namazların için üzül, tövbe ve istiğfar et...Zekâtını, vaktinde ve tamamı tamamına ver.. Terazi, kantar ve ölçeğinde eksik verme, unutma ki eksik ölçen ve tartanlar için cehennemde özel bir yer vardır, oraya SICCIYN derler ki, azabı gayet şiddetli ve katı olur, dayanamazsın. Nasihata kulak ver, ögütleri dinle, hak kelâmı kabul et, dinledigin ve ögrendiginle amel eyle ki, bütün bu ilâhi azaplarsan kurtulasın...
ELLEZÎ CEMA'A MALEN VE ADDEDEH — Yüzleriy-
le, gözleriyle elleriyle ve dilleriyle herkesle alay eden, herkesi ayıplayan ve kınayan, herkesi arkalarından çekiştiren, ayıplarını, hata ve noksanlarını açıklayan ve bu yüzden Allahu tealâ'nın azabına ve gazabına uğrayacak olan o ahlâksızlar yok mu, işte onlar dünya hayatında diledikleri gibi yaşamak ve gönülerince eglenmek için mal ve para toplarlar. Bu mal ve para onların isyan ve günah yüklerini artırır, kötülüklerini ve fenalıklarını çogaltır. Onlar, bu topladıkları mal ve parayı, ilelebet kendilerinin olacak, sonuna kadar kendilerinde kalacak sanırlar. Onun için de, gizli ve kuytu köşelerde oturup mallarını ve paralarını saymakla avunur ve çoğaldıkça bununla öğünürler. Kafacılarında yalnız isyan ve nisyan, kötülük ve tuğyân bulunduğu cihetle, topladıkları o mal ve parayı Allah yolunda harcamayı hiç düşünemezler. O paralardan bir kısmıyla açları doyurmayı, muhtaçları kayırmayı, öksüzleri ve yetimleri sevindirmeyi akıllarına bile getirmezler. Zaten, onlar yardım için değil, halka eziyet için mal ve para toplamışlardır. O mal ve parlarına güvenerek herkesi hor hakir görürler, kendilerini çok akıllı sanırlar:
— Onlar da benim kadar akıllı ve bilgili olsalardı, üç kuruş sahibi olurlardı, nev'inden bir yukarıdan bakışla herkesi ve hele parası olmayanları hor ve hakir görürler. Bu mal ve paranın kendilerine eğreti ve emanet olarak verilmiş olduğunu ise hesap etmeyerek bunların kıyamete kadar kendi ellerinde kalacağını ve yalnız kendilerinin olacağını sanırlar ve elbette çok aldanırlar.
YAHSEBÜ ENNE MALEHU AHLEDEH — Evet, o mal ve paranın kıyamete kadar kendilerinde kalacagını hesabederler, kendilerinin onun bekçisi olduğunu akıl etmezler. Üstelik, bu gibi gafiller bu mal ve paranın kendilerini de dünyada bâki ve ebedi kılacağı ölümün pençesinden kurtaracag1, bütün arzularına ve emellerine ulaştıracağı kanısındadırlar. Oysa, bilmezler ki, mal ve mülk, para ve kıymetli eşya, hiç kimseyi ölümün pençesinden ve Azrail aleyhisselâmın harbesinden kurtaramamıştır. Onun için, bunlar gibi fazilet ve şerefi, namus ve haysiyeti para ve mallarının çoklugunda arayandan daha gafil, daha şaşkın ve daha sapık kimse düşünilebilir mi?
Insanın şeref ve izzeti, gerçek kadr-ü kıymeti ancak ve yalnız Allahu tealâ'ya sadakat ve samimiyetle iymanı sayesinde hasıl olan MA'RIFETULLAH ve yine bu sayede kaza-
nacağı RIZA'ULLAH (Allah rızası) iledir. Mal ve para çokluğu, güzellik, yakışıklılık ile degildir.
Ne var ki, HUMEZD ve LUMEZE sıfatlarıyla sitatlanan bu zavallilar, insan suretindeki bu hayvanlar bankalara, kasalara, keselere, çömleklere doldurdukları altun, gümüşle şeref ve haysiyet sahibi olabilecekleri vehmine kapılırlar ve gizli gizli oturup durmadan, yorulmadan paracıklarını sayar dururlar. Bunlara göre, herşeyi para ile satın almak, her dilediğine para karşılığı sahip olmak mümkündür. Bilmezler ve düşünmezler ki, asıl şeref ve haysiyet Allahu tealâ'ya kullukta, alçak gönüllülükte, eli açıklıkta, ilimde, hilmde, tekvâda, insanlıga ve insanlara hayırlı ve yararlı olmaktadır.
Onlar bilmez ve düşünmezler ki, şeref ve fazilet, izzet ve haysiyet yalnız para ve malla olsaydı, hazinelerinin anahtarlarını kırk deve taşıyan Karun, yere batmazdı. Fira'un lânetle, Şeddâd ve Nemrud nefret le anılmazdı.
Dehrin ne sefa var acep sim-ü zerinde, İnsan bırakır hepsini hıyn-i seferinde..
Eğer, herşey mal ve mülkle olsaydı, Hz. Isa aleyhisselâm göge çıkamazdı. Zira, dünya malı olarak hiçbir şeye malik değildi.
Görülüyor ki, Hz. Isa aleyhisselâmın dünya malı olarak hiçbir şeye malik olmaması, yani fakirliği onun semaya urûcuna ve Karun'un da malının ve parasının çokluğu, yani zenginligi onun yerin dibine batmasına engel olamadı.
Ne var ki, insan suretinde görünen bu gibi mahlûkatın akıl ve idrakleri de kıt ve kısır olduğundan, hatta ekseriya hiç bulunmadığından, gözleri projektör gibi etrafı tarar ve herkeste bir ayıp ararlar. Herkeste bir kusur ve noksan bulurlar. Oysa, kendileri gırtlaklarına kadar ayıplar deryasına batmışlardır, kusur ve noksan, isyan ve nisyan bataklıklarına dalmışlardır. Günah ve mâ'siyyet hamuleleri o kadar azim ve cesimdir ki, bu ağır yük altında beli bükülmekte, dizleri titremektedir. Ama, yine de başkalarına bakarlar ve bir türlü kendilerini göremezler. Zira, görevi görmek olduğu halde, göz bile kendisini göremez. Bu gerçegi bilseler, kendilerinin bin bir günahına karşılık, başkalarının bir günahını görmekten vazgeçerlerdi. Öyle ya, bir insan karşısındakinin olsa olsa bir veya birkaç, haydi bilemediniz beş on kusurunu ve noksanını görebilir.
Halbuki, kendisinin bütün kötülüklerine vakıftır.
Özellikle, senin ve benim ayıp, kusur ve noksan gibi gördügümüz şeyler aslında ayıp, kusur veya noksan da olmayabilir. Insan yanılmaz mı? Bu takdirde, karşımızdakine nisbet ettiğimiz ayıp, kusur veya noksan bize râci olur ve üstelik iftiracı durumuna da düşeriz. Meselâ, bir komşunu o güne kadar yanında görmedigin bir hanımla gördügünü farzedelim. Bunu hemen kötüye yorar ve etrafa dostu olduğunu yayarsan, hem büyük bir günaha girmiş hem de o komşuna iftira etmiş olursun. Zira, olabilir ki beraberinde gördüğün hanım, taşrada evlenmiş ve yerleşmiş öz kızkardeşidir ve ağabeyisini ziyarete gelmiştir. Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Sözün kısası, bu gibi çirkin hal ve davranışlardan son derece sakınmak gerektir. Bir mü'min kardeşine iftira etmek hacalet ve rezaletiyle Hakkın huzuruna nasıl varacığımızı iyi düşünmek lâzımdır. Başkalarında ayıpladığın bir hareket, eğer sende de varsa, bir körün diğer bir körü ayıplaması gibi bir çelişkiye düşmüş olmaz mısın?
Hani, bir hikâye vardır. Biraz kabacadır ama, oldukça ibret vericidir. Koyunlarla keçiler, bir su kenarında otluyorlarmış. Bir ara, koyunlar suyun öteki tarafına geçmek istemişler ve biraz geri geri giderek sıçramışlar. Bu sıçrayış sırasında da kuyrukları kalkmış ve edep yerleri görünmüş. Bunları seyreden keçiler de kahkahayı basmışlar:
— Aman ne ayıp! Koyunların.......ları açıldı, diye onları ayıplamış ve kınamışlar. Oysa herkesin bildigi gibi keçilerin kuyrukları daima dik durur ve edep yerleri de her zaman görünür.
Evet, keçiler gibi olmayalım. Kendi ayıplarımız meydanda iken, başkalarının kırk yılda bir meydana çıkan ayıpları ile uğraşmayalım. Kâmil insan, kendi ayıbını bilen ve başkalarının ayıplarını görmeyendir, gördüğü ayıbı da elinden geldigi kadar örtendir. Binaenaleyh; dedi-kodudan, gammazlıktan, kötü sözlerden, kötü düşüncelerden, şunu bunu çekiştirmekten, rastgele herkesi kınamaktan, uluorta herkesle alay etmekten, başkalarını hor hakir görmekten, dudak bükmekten, kaş göz egmekten, elinle ve dilinle insanlara zarar vermekten vazgeçelim, bu kötü huylardan biri veya bir kaçı bizde varsa tövbe edelim, kalbimizi ve kalıbımızı bütün kötülüklerden, pisliklerden, insana ve hele Müslümanlara asla yakışmıyan bütün fiil ve hareketlerden arındıralım ve paklayalım.
Akınaga meyledip su gibi akma, Geçtigin yerlerde çamur bırakma, Altundan olsa da zillet halkası, Köpek gibi onu boynuna takma...
Malı, mülkü, parayı, altunu, gümüşü istif edip, gizli gizli onları sayan, zenginliğine ve parasına güvenerek, bu eğreti ve emanet dünya malına böbürlenerek insanları eliyle ve diliyle inciten herkesi çekiştiren, birisinde bir kusur, hata veya ayıp gorunce, kendı hata, kusur ve ayıplarını unutarak onu herkesin önünde açıklayan, insanların şeref ve haysiyetlerı ile oynayan, hasmından öç almak için onu toplum içinde utan.
dıran ve bütün bunları yaparken vicdanı hiç sızlamayan kimseden daha âdi, daha bayağı, daha alçak bir insan düşünülebilir mi?
Ey gafiller! Ey dünya malı ile gözleri dönmüş muhterisler!
Bu sözlerimi, can kulagıyla dinleyiniz. Birgün, bütün bu yaptıklarınıza çok pişman olacak, saçınızı sakalınızı yolacak, o kötü ve çirkin fiil ve hareketlerinizin cezasını ergeç bulacaksınız. Uyanın, gözünüzü dört açın, kulaklarınızdan gaflet pamuğunu çıkarın ve şunu aslâ unutmayın:
Bir kimse, başka bir kimsenin hata, noksan, kusur ve günahını halk arasında açıklar, onu kimsenin yüzüne bakamayacak şekilde utandırır ve hor hakir gösterirse, arz Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine şöyle niyazda bulunur:
— Yâ Rab! Sen, âlemlerin Rabbi iken ve kullarının zât-1 ülühiyyetine karşı işledikleri isyan ve günahları hakkıyle ve layıkıyle bılırken, o kulunun ısyan ve gunahlarını yüzune vurmuyor, SETTÂR sıfatınla örtüyorsun. Oysa, şu âsi ve günahkâr kulun, malına, ve mevkiine güvenerek din kardeşinin yaptığı suçu yüzüne vurmaktan, onu insanlar arasında utandırmaktan çekinmiyor. Müsaade buyur, şu zâlimi malıyla, mülküyle, kasasıyla, masasıyla yutayım.
Azizün zül-intikam olan Rabbil-âlemiyn şöyle buyurur:
— Ey arz! Acele etme, kulumun işlediği ve benim de bildigim halde açıklamadığım o günahını onun yüzüne karşı söyleyen, o kulu diger kullarım arasında mahcup ve perişan eden, kimsenin yüzüne bakamayacak hale getiren o zâlim kulun bütün suçlarını, günahlarını ve isyanlarını bütün kötülüklerini ben de kıyamet günü mahşer halkının gözleri önünde, Nebi'ler ve veli'ler muvacehesinde yüzüne vuracağım,