İrşad III · kaynak sayfaları 388–394
Cami-i şerife gelen, müslümanı beğenmiyor;
gelmeyenler de müslümanlara sövüyor.
Müslümanlar birbirlerini sevmiyor, birlik ve beraberlik içinde bulunamıyor, birbirlerine rahatı, refahı, huzur ve saadeti çok görüyor.
Hiç kimse kendi ayıp ve kusurlarını görmüyor, ayıbı ve kusuru hep başkalarında arıyor, üç kişi bir araya gelse dördünüsünü çekiştiriyor, ümmet-i Muhammed-i birbirine düşürüyor.
Allahu tâlâ'nın nehiy buyurduğu şeyleri, pervasızca işliyor ve bu menhiyyatı âdeta mübah görüyor.
Hasılı; bir fitne, bir fesat, bir münafıklık, bir gammazlık ki almış gidiyor: O gammazlık ki, hakkın hiç sevmedigi çirkin ve kötü bir sıfattır ve bu sıfatta bulunanların gidecekleri yer muhakkak cehennemdir.
Aşağıda anlatacağım kıssayı ibretle oku da, bu çirkin sıfat sende de varsa. hemen tövbe ve istiğfar et ve bu kötü ahlâkından vaz geç..
HIKÂYE Hz. Musa aleyhisselâm. zamanında, Mısır'da yağmursuz luk yüzünden korkunç bir kıtlık baş göstermişti. Mısır halkı.
Musa aleyhisselâma yağmur duasına çıkmasını rica ettiler.
Üç gün sıra ile yağmur duasına çıkıldığı halde bir katre yağmur ihsan buyurulmadı ve Musa aleyhisselâmın duasına icabet tehir olundu. Kendisi, bundan dolayı hüzne kapıldı ve Rabbine niyazda bulundu:
- Yâ Rab. Karınca ve böceklerinden itibaren | bütün mahlûkat, kıtlık ve darlık içinde.
susuzluktan mahvoluyorlar. Üç gündür niyaz ediyoruz, lûtfen duamızı kabul buyurmadın ve bizi mahzun eyledin..
Allah celle hitap buyurdu:
— Yâ Musa.. Aranızda bir gammaz var.. O aranızda bulundugu müddetçe duanız tehir olunacaktır..
Hz. Musa aleyhisselâm sordu:
- Yâ Rab. O gammaz kimdir? Bize bildir de aramızdan çıkaralım.
— Yâ Musa.. O gammazın kim olduğunu size bildirecek olursam, ben gammazlık etmiş olmaz mıyım? Ben azim-üşşân, gammazları ve gammazlığı aslâ sevmediğim halde. kendim gammazlık ederek onu size nasıl bildiririm?
Birkaç gün sonra, Musa aleyhisselâma yine hitab-ı ilâhi vârit oldu:
- Yâ Musa.. O gammaz öldü.. Filân verde cenazesi hazırdır, var onun namazını kıl..
Musa aleyhisselâm, emr-i ilâhi üzerine tarif olunan yere gitti, ki ne görsün? Kırk tane cenaze hazır ve halk namazlarını kılmaya hazırlanıyor. Musa aleyhisselâm. bu kırk cenazeden hangisinin aranılan gammaz olduğunu teşhis edemeyerek münacatta bulundu:
— Yâ Rab. Bu kırk cenazeden hangisi gammazlık edendir, bana bildir..
Allahu azim-üş-şân hitap buyurdu:
— Benim bir sıfatım da SETTAR yani ayıpları örtücü dür. O gammazı sana bildirmemek için, cenazesini otuz dokuz cenaze ile karıştırdım.
Arif olanlar, bu kıssadan hisselerini alırlar. Biz şu kadarını ifade edelim ki, Allahu tâlâ'nın da sevmediğini açıkça bevan buyurduğu bu çirkin ve kötü huylar, bilhassa din adamlarında ve Hacı'lık ünvanını kazanmış müslümanlarda görülürse, insanların gözlerine bevaz üzerindeki kara leke gibi çarpar. Bu kötü huylara sahip olanlar, hem Allah celle indinde, hem de bütün insanlar yanında sevilmez, hakir ve zelil olurlar.
Her vesile ile hacılara ve hocalara temas etmemiz yadırganmamalıdır. Hepimiz görüyor ve biliyoruz ki, bir çokları sanki hacca değil de, alış verişe gitmiş gibi, eski ceket, eski palto, kadife kumaş, yatak örtüsü, seccade, tesbih ve çakmak taşı topluyorlar. Hac ahkâmından habersiz yalnız ismi HACI olsun, kendisine HACI BABA, HACI AMCA desinler için
gidip gelen bu gibi gafiller, çektikleri zahmetin vanlarına kâr kaldığını dahi farkedememekte ve üstelik hactan dönüşünde u'cub ve riyaya düşerek, kimseyi beğenmemekte, bir yandan da mülk sahibi ise orada harcadığı parayı kiracılardan çıkarmaya çalışmaktadır. Böyle hac, bövle hacılık olmaz..
Bilindiği gibi, Hz. Ibrahim aleyhisselâm Kâbe'yi bina ettiğinde, Allahu tâlâ'nın emriyle insanları hacca davet et mişti. Âlem-i ervahta, bu nidayı duyarak LEBBEYK diyen.
ler, kıyamete kadar hac farizasını ifa için hacca gidecek olan lardır. Böyle olunca da, feraiz-i ilâhiyyeyi yerine getirmek niyyeti ile hac yoluna çıkanların, hısım ve akrabası ve bütün dost ve ahbabı ile helallaşmaları, onların rizalarını almaları.
tövbe ve istiğfarda bulunmaları, üzerinde bulunan kul haklarını, kul borçlarını ödemeleri, bütün hakları sahiplerine iade etmeleri ve herkesle vedalaşarak kefeni mahiyetinde olan ihramını alıp yola revan olmaları ve Kâbe-i muazzamada hakka mülâki olmaları ve orada sag iken ölmeleri gerekir. Bunlar, hakkın davetlisi olanlardır. Zira. Kâbe'yi arzu eden orada Kâbe'yi, Kâbe'nin sahibini arzu edenler de yine orada Allahu tâlâ'nın rizasını bulurlar. Netekim. eski eşya ve mal almak.
seccade, tesbih, yüzük, takke, yatak örtüsü, kumaş, çay ve kahve isteyenler de, bu istediklerini bulur ve alırlar. Yerlerin, göklerin, Kâbe'nin, bütün mevcudat ve mükevvenatın sahibini dileyenler de Allahu teâlâ'yı bulur. onun rizasını alırlar.
HIKÂYE Eski zamanda bir zat. hacca niyetlenmişti. Henüz çok küçük ve mükellef bulunmayan oğlu da, babasıyle birlikte gitmek arzusunu izhar etti.
Kendisine, bu yolculuğun güç ve çok meşakkatli olduğu, zahmetlerine katlanamayacağı, biraz daha büyüdükten sonra gidebilecegi anlatılmak istenildiyse de çocuk dinlemedi ve babasiyle birlikte hacca gitmekte israr etti. Yaşının küçüklüğüne rağmen, ruhan kemale ermiş bulunan çocuk şöyle diyordu:
— Ey babacığım.. Bilirsin ki, ben Allahu teâlâ' ya ve onun Resûlüne âşıkım.. Onu, bu dünyada görebilmem mümkün değildir. Lûtfet, beni de beraberinde götür ki, hiç olmazsa zatına izafe edilen beyti ziyaret edeyim..
Çaresiz, çocuğu da hazırladılar ve baba - oğul bir kervana katılarak uzun bir yolculuktan sonra Mekke-i-mükerremeye var dılar. Harem-i şerife girmek üzere Bâb-üs-selâmdan içeri geçer geçmez, Kâbe-i-muazzamayı karşısında gören genç mü'min:
— Allah.. sayhası ile yere düştü ve Allah Allah diyerek âlem-i bekaya uçtu. Babası, guzyaşları ile yavrusunun cesedine kapanarak:
- Vah evlâdım.. Nöbet bende idi, sen daha pek genç, pek körpe idin diye sızlanırken, hatıftan bir sada geldi; sessiz, cihetsiz ve harfsiz dertli babanın kulagına şunlar bildirildi:
— Sen beytimi arzu ettin, geldin beytimi buldun. Oğlun.
beni arzuladı, beni buldu.. Oğlun, şimdi ne yerde, ne de cennettedir. O ancak, MAK'AD-I-SIDK makamındadır, denildi.
Evet; böyledir.. Orada, arayan aradığını bulur. Kimi dolar ile, kimi settar ile meşgul olur.. Kimi, ceket üzerine ceket giyerek Allah'ı unutur ve bunları gümrükten nasıl kaçıracağını düşünür. Kimisi de haccının kabul olunup olunmadığını tezek kür ve âhiret akabelerini tefekkür eyler.
HIKÂYE Mevlâna Cami kuddise sırrah-us-sâmi efendimizin halka-i zikrinde oturanlar, hazretin başının üstünde tekerlek gibi bir nur görürlerdi. Halka-i zikirde bulunan zevattan bazıları, hacca gidip geldiklerinde, müşarünileyhin başında nuru görmez oldular. Bir münasebetini getirerek, kendilerinden bu meseleyi sordular.
Hazret-i aziz buyurdu ki:
— Sizler, hacca gidip gelmeden tam bir tazarrû, meskenet.
huşû, hudû ve ittika sahibi idiniz. U'cub ve riyadan sakınırdınız. Şimdi, hacca gidip geldiniz ve sizlere u'cub ve riya ârız oldu. Nefsinizde bazı meziyyet ve faziletler vehmediyor. ken-
dinizi halktan yüksek görüyorsunuz. Bunun için de, eskı maka mınızdan düştünüz ve ihlâsınızın asârı olan nuru göremez oldunuz. Nur, hâlâ yerinde amma, sizin görüşünüz yerinde değil.
Evet, yaptığın hayrı unutmazsan, o hayırdan sana hayır gelmez. Onun için; hayrını unut, şerrini unutma!.. Hayır, Allahu tâlâ'nın tevfiki ile, şer ise nefsin iğvası neticesi zahir ulur.
Bundan dolayı, hayrı Allah'tan ve şerri nefsinden bilmen lâzımdır. Isnat edilen amel-i hayr, insana hicap olur.
Kâbe'tullaha yüz sürenlerin, bir daha ölünceye kadar kibir ve gururdan kaçınmaları, helâldan kazanmaları ve helâl yemeleri icabeder. Malı helâl olmayanın. haccı mebrur olmaz Kazancı haram olanın, haccı kabul olunmaz. Hac farizasını ifadan sonra, Allahu tâlâ'nın nehyettiklerine dönmeyenler, ibadet ve tâ' ate devam edenler, meydan-ı haşre günahsız olarak giderler. Allahu tâlâ'nın davetlileri, orada kalırlar. Ibrahim aleyhisselâmın davetine icabet edenler ve vukarıda anlattığımız şekilde tam ve eksiksiz bütün hac menâsikini yerine getirerek her türlü kötülükleri terk ve sâlih birer insan sifatı ile yerine yurduna dönenler de Ibrahim aleyhisselâmın davetlileridirler.
Bu davet-i hakkı ve davet-i Ibrahim'i gören Iblis de. âlemi ervaha hitap eder ve ona da LEBBEYK diyenler bulunur. Hac dönüşlerinde, hacca gitmeden ne iseler yine aynı olanlar. kötülüklerden sıyrılamayanlar da yalnız isimleri HACI ve kendileri Iblis'in uşağı olurlar.
Son defa hacca gittigimde. orada gördüklerimi anlatayım da, hükmü sizler veriniz:
Şeriat-i Ahmediyye göğe çekilmiş ve cahiliyyet vaktindeki Kureyş kâfirlerinin ve müşriklerinin haccına dönmüş sandım.
Kadın erkek beraber tavafı eda etmek mi dersiniz; kadın ve erkek aynı safta ve hattâ bazan kadınlar ön safta ve erkekler arka safta namaz kılmak mı dersiniz; necaset üzerinde secde edenler mi dersiniz; hangi birini sayayım, hangisini anlatayım?
Medine-i tâhirede cuma namazında, hemen arkamızdaki
safta karılarıyle aynı safta oturup namaz kılan hacı efendiye.
— Böyle namaz kılınmaz. Bu şekilde namaz kılmanız, şeriat nazarında şayanı kabul değildir, diyecek oldum. Açtı ağzın1, yumdu gözünü:
— Be adam, dedi. Burasını orta Anadolu mu sandın? Senden akıllı, senden âlim kimse yok mu burada?
İmamın önünde durarak namaz kılanları mı, yalın-ayak helâya girdikten sonra, sözüm ona abdest alarak yine necasete basa basa yalın-ayak Ravza-i Nebiyye girenleri mi. Ravza-i mutahharada, kahvehane gibi oturup alış-verişten konuşanları, neleri kaça aldıklarını anlatanları mı, hangisini anlatayım. Hatırladıkça, onlar hesabına hâlâ ben utanıyorum.
HIKÂYE Hazret-i Imam-ı â'zam, Ravza-i Nebiyye vardığında, kırk gün ravzanın kapısından içeriye bakmış ve dışarıda namaz kılmış.. Kırk birinci gün, yine kapıdan baktıktan sonra, Huzur-u Nebiyye ve Şebeke-i Resûle yüz sürmüş.. Kendisine.. bu hareketinin sebebini soran talebelerine:
- Kırk gün, bana işaret ve davet olunmadığı için huzura varamadım. Ancak, kırk birinci günü emr-i Peygamberi ile Ravza'ya vararak, şebeke'i Resûle yüz sürdüm, buyurmuştur.
Imam-i â'zam gibi bir zat-ı muhteremin. kırk gün huzura varamayışının sebebi, Resûlüllah'a karşı olan edebindendir. Davet-i Resülün kendisine teveccuhü, Resülüllah indindeki faziletinin işaretidir. Kendisine fahri âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden davet gelmedikçe, kendi kendisine huzura girmeye ruhsat verememiştir. Zira, Huzur-u Nebi de edep lâzi dır:
Sakın terk-i edepten, gûy-i mahbub-u Hüdâ'dır bu;
Nazargâh-ı ilâhidir, makamı- Mustafa'dır bu;
Müra'at-ı edep şartiyle gir Nâbi bu dergâha, Mutaf-ı kudsiyyandır, busegâh-ı enbiyâ'dır bu..
Ne çare? Gafil insanlık, bütün bunları tamamen unutmuş
görünüyor. Ehl-i vefa olan ehl-i Medine, o ensar çocukları —Estagfurullah— ensar yerine kaim ve Resûl aleyhisselâtü vesselâma komşu olan bugünkü Medine halkı, çok uzaklardan aşk ve iştiyak ile gelen huccac-ı müslimiyne, 400 riyale kiraladıkları odaya bir hasır parçası, bir örtü bile koymaya lüzum görmüyor ve çoğu yaşlı ve hastalıklı insanları, taş üzerinde misa fir ediyorlar.
Bugünkü ehl-i Medine'nin bu misafirperverliğini. doğrusı iyman ve islâm ile bağdaştıramadım. Resûl aleyhisselâma komşu olmak şeref ve bahtiyarlığına nail olan bu nankörlere bakarak, misafirlerin ensar-1 kirama buğzetmelerinden korktum.
Ekserisinin gözleri. paradan ve riyalden başka bir şey görmü.
yor. Hele, Urfa'lı bir Türk mücavirin, bizi kovmasını ömrüm oldukça unutamayacağım. Paramla ayakkabılarımı tamire götürdüğüm bu Türk mücaviri, Medine-i-münevverede eskicilik yapıyordu. Bizim gibi Resûl aleyhisselâma misafir gidenleri ağırlayacağı yerde, sert ve haşin muamelede bulunması. cidden hazin ve şayanı teessüftür. Keşke, mücavir olup Medine-i münevvere'de kalacağına, Urfa'da ibadullaha hizmette bulun saydı, onun için herhalde daha hayırlı olurdu.
HIKÂYE Bir zat-1 muhterem; veliyullahtan bir zat-ı şerife müracaat ederek, Medine-i Münevvere 'ye gidip yerleşmek ve mücavir ol mak istediğini ve orada ölmek ve gömülmek arzusunda bulunduğunu arzetti. Hak velisi, kendisine şu tavsiyede bulundu:
— Ahlâk-ı Muhammedi ile ahlâklan.. Kur'an boyası ile boyan.. Kalbini nur-u Kur'an ve nur-u tevhid-i sübhan ile tenvir ve tezyin eyle.. Bu arzun, hayatında iken nasip olmazsa, mematında müyesser olur, buyurdu.
Fakat, o zat-1 muhterem israr etti:
— Aman efendim, mümkün ise benim istediğim gibi olsun.
dedi. Oraya gidip geri kalan ömrümü geçireyim, orada öleyim ve orada gömüleyim..