ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “Metîn”
01Abdullah Salâhî Uşşâkî
Abdullah Salâhî Uşşâkī (1117/1705, Kesriye – 29 Muharrem 1197 / 4 Ocak 1783, İstanbul); Halvetî-Uşşâkī şeyhi, şair ve şârih. Uşşâkıyye'nin Salâhiyye kolunun pîri ; on iki tarikattan nasip aldığı için “câmiu't-turuk” denmiştir. İbnü'l-Arabî'yi metinden değil ruhaniyetinden istimdadla anladığını söyler.
Ali-i Dânî Efendi
Ali-i Dânî Efendi (ö. 978/1570), Muhyiddin el-Fenârî’den mülâzemet alan; Manastır ve Filibe medreselerinden Halep’te tedris ve fetva hizmetine yükselen Osmanlı âlimidir.
Beşiktaşlı Şeyh Mehmed Memiş Dede
Şeyh Mehmed b. Ali, “Memiş Efendi” adıyla tanınan Mevlevî şeyhidir; Yûsuf Dede’den icazet almış, 1670’te Beşiktaş Mevlevîhânesi postuna geçmiş ve 1724’e kadar vaaz, Mesnevî ve irşad hizmetini sürdürmüştür.
Boyabatlı Dede Efendi
Boyabatlı Dede Efendi (ö. 971/1563-64), Cebel-i Gār adıyla anılan yerde kurduğu zâviyede vaaz, hadis ve tefsir dersleri veren; maaş ve sadaka kabul etmeyip tarımla geçinen ve mahsulünü yolcu, misafir ve gariplerin hizmetine ayıran Halvetî şeyhidir.
Burûsevî Şeyh Abdülbâkî Efendi
Burûsevî Şeyh Abdülbâkî Efendi (ö. 1121/1709-10), Bursa’da medrese tahsili görüp Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’ye mülâzım olan, daha sonra irşad hizmetine yönelerek Hisar Camii’nde vâizlik yapan Osmanlı şeyhidir.
Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî
Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî (ö. 1125/1713), Bursa Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğlu; Sun‘ullah Efendi’nin hizmetinde yetişen, Bursa Ulu Camii’nde sabah ve akşam zikir halkası kuran ve hac dönüşünde Maân menzilinde vefat eden Celvetî şeyhidir.
Çeleb Hüseyin Efendi
Çeleb Hüseyin Efendi (ö. 1107/1696), Ayaş’tan İstanbul’a gelerek Galata Sarayı’nda yetişen, saray hizmetinden ilmiye mesleğine geçen ve Buhâriyye’den Sahn-ı Semân’a uzanan medrese hattında müderrislik yapan Osmanlı âlimidir.
Çeşm-i Siyah Mustafa Efendi
Pravadi’den İstanbul’a gelerek saray hizmetinden ilmiye mesleğine geçen Çeşm-i Siyah Mustafa Efendi (ö. 1730), Sahn ve Süleymaniye derecelerindeki medreselerin ardından Medine, Şam ve Edirne kadılıklarında bulunmuş âlimdir.
Edirneli Câhidî Ahmed Efendi
Edirneli Câhidî Ahmed Efendi (ö. 1070/1659-60), Gelibolulu Ömer Karîbî’nin halifesi olarak Kilitbahir’de irşad merkezi kuran, Câhidiyye’ye adını veren ve şiir ile nasihat metinlerinde Uşşâkî terbiyesini işleyen mutasavvıf şairdir.
Edirneli Hasan Dede
Edirneli Hasan Dede b. Hızır (ö. 976/1568-69), Sünbül Sinan’a intisap edip Merkez Efendi’nin hizmetinde bulunan, Kahire’de İbrâhim Gülşenî yanında sülûkünü tamamlayan ve Şam’da uzlet içinde vefat eden Halvetî şeyhidir.
Emîr Ahmed Buhârî
Emîr Ahmed Buhârî (ö. 922/1516), Abdullah-ı İlâhî’nin İstanbul’daki halifesi; Fatih ve Ayvansaray çevresindeki tekkeleri, yetiştirdiği halifeler ve metin ağıyla erken Osmanlı Nakşibendîliğini kalıcı kuruma dönüştüren sûfîdir.
Emîr Sultan Dergâhı Şeyhi İbrâhim Çelebi
Şeyh İbrâhim Çelebi (ö. 1078/1667), babası Mustafa b. Mehmed’in ardından 1649’da genç yaşta Bursa Emîr Sultan Dergâhı postuna geçen ve yaklaşık on sekiz yıl irşad hizmetinde bulunan on üçüncü postnişindir.
Metîn
olan ancak Allah’tır.” ibaresiyle Allah’a nispet edilmektedir. “Metin adı, Allah’ın doksan dokuz ismi ni veren İbn Mâce ve Tirmizî ri vayetlerindeki listede de yer al mıştır. Ayrıca bu isim. Peygamberimizin bir hadi sinde İslâm dininin bir vasfı ola rak ifade edilmiştir (Müsned, III 199). Yine bu terim, “kudret” sı fatıyla Allah’ın zatî-subutî sıfat ları içinde sayılmaktadır. metîn a. [Ar.] (ç. b. mütûn Hadis biliminde, hadisin sene dinin ardından gelen, sünne veya hadis tanımının çerçevesi ne giren Hz. Peygamber’in sözü veya davranışını anlatan söz ve ya ifade
Metîn (el-Metîn)
1.Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kudretli, kâmil (kusursuz, noksansız) olan, hiçbir sûrette za'fiyet, âcizlik, güçsüzlük meydana gelmeyen. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Mahlûkâtına (yarattıklarına) rızık verici yalnız Allahü teâlâdır. (O) , kuvvet sâhibidir, metîndir. (Zâriyât sûresi: 58) 2. Hadîs-i şerîfi rivâyet eden (nakleden) râvîlerin (zâtların) sıra ile isimleri demek olan sened kısmından sonra gelen hadîs-i şerîfin bizzat kendisi, lafızları, sözleri. Hadîs-i şerîfin sâdece metin kısmı, hadîs âlimlerinin incelemesine pek nâdir hâllerde mevzû (konu) olur. Hadîs-i şerîflerin sahîh, zayıf veya ikisi arasında bir derece ile vasıflandırılması, senette yer alan râvîlerinin, gerekli şartları taşıyıp taşımamaları, râvi sayısının çokluğu veya azlığı veya senedin muttasıl (kesintisiz) ve munkatı (kesintili) olması v.s. gibi durumlardan dolayı olmaktadır. İşte hadîs-i şerîf seneddeki bu durumlara göre; sahîh, hasen, zayıf, mütevâtir, meşhûr ve âhad vb. çeşitlerine ayrılır. (Seyyid Şerîf Cürcânî)
MELÂMETİLİK VE MELÂMETÎLER
Avârifü’l-Maârif · 8. bölüm · Bazıları melâmetiyi şöyle tarif etmişlerdir: “Melâmetî, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir.” Bunu şöyle izâh edebiliriz: Melâmetî; damarlarına varana kadar, b
SÛFÎ OLMADIKLARI HALDE SÛFÎLERE NİSBET EDİLENLER
Avârifü’l-Maârif · 9. bölüm · Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şer