HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı ve menşei
Asıl adı Mâhbe (Mâyeh) b. Bûzehmeşân iken müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü'l-İslâm diye tanıttı. Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk ve Selmân el-Hakîm adlarıyla da anılır.
Mecûsî dinine mensup babası köyünün reisiydi (dihkan). Râmhürmüz'de doğdu, ilk çocukluk yıllarını burada geçirdi; küçük yaşlarda ailesiyle Ceyy (sonradan Şehristan) adlı köye göç etti. Zengin ve itibarlı bir aileye mensuptu.
Din arayışı
Mecûsî âteşkedesinde kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevliyken yeni bir din arayışına girdi. Ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hıristiyanlığı benimsedi; önce Dımaşk'a kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Ammûriye'ye (Amorion) gitti.
Ammûriye'de kendisinden Hıristiyanlık öğrendiği bir papaz, ölüm döşeğindeyken ona pek yakında Arap yarımadasında İbrâhim peygamberin Hanîf dini üzere son peygamberin geleceğini haber verdi; onu tanıtacak alâmetleri de saydı: hediye kabul edecek fakat sadaka almayacak, kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü bulunacaktı.
Kölelik
Bir Arap tüccarıyla tanıştı; kendisini çölden geçirmesi karşılığında bütün hayvanlarını ona verip kervanına katıldı. Ancak kervan Vâdilkurâ'ya ulaştığında tüccar onu bir yahudiye köle olarak sattı. Bu kişi de onu Medine'de yaşayan Benî Kurayza'ya mensup bir başka yahudiye (Osman b. Eşhel) sattı.
Medine'yi görünce Ammûriyeli rahibin tarif ettiği şehre geldiğini anladı. Sonraki günlerde Hz. Peygamber'in Medine'ye doğru yola çıkıp Kubâ'ya geldiğini duyunca hemen oraya gitti; rahipten öğrendiği nübüvvet alâmetlerinin onda bulunduğunu görünce müslüman oldu.
Hürriyetin bedeli
Âzat edilene kadar geçen sürede Bedir ve Uhud gazvelerine katılamadı. Hendek Gazvesi'nden önce Resûl-i Ekrem'in tavsiyesiyle efendisiyle anlaşıp muhtemelen İslâmî dönemin ilk mükâtebe sözleşmesini yaptı.
Bedel olarak kararlaştırılan 300 hurma fidanı dikme işi Resûlullah'ın nezâretinde ashabın da yardımıyla gerçekleştirildi; beytülmâlden 40 ukıyye ödenerek âzat edilmesi sağlandı. Hz. Peygamber, Selmân ile Ebü'd-Derdâ'yı kardeş ilân etti.
Hendek ve “Selmân bizdendir”
Hendek Gazvesi'ne ve ondan sonraki bütün savaşlara katıldı. Bu gazvede bir hendek kazılmasını teklif etmesi ve kazıdaki başarısı üzerine ensar ile muhacirler onu kendilerinden sayma konusunda ihtilâfa düştüler. Resûlullah tartışmayı şu sözle bitirdi: “Selmân bizden, Ehl-i beyt'tendir.”
Hz. Ömer bu söze dayanarak diğer Ehl-i beyt mensuplarına olduğu gibi ona da maaş bağladı. Fakat Selmân bu parayı sadaka olarak dağıtıp hurma liflerinden ördüğü hasırları satarak geçindi.
Zühdü ve ilmi
Zâhid bir kişiliğe sahipti ve Resûl-i Ekrem'in övgüsünü kazandı. İlim öğrenmeye düşkünlüğü ve sünnete bağlılığıyla mensubu bulunduğu ashâb-ı Suffe arasında önemli bir yer edindi.
Rumca ve İbrânîce öğrendiği; Farsların, Romalıların, yahudi ve hıristiyanların kutsal kitaplarını okuduğu rivayet edilir. Bu yüzden hakkında “sâhibü'l-kitâbeyn” (Kur'an'ı ve Kitâb-ı Mukaddes'i iyi bilen) veya “önceki ve sonrakilerin ilmini öğrenmiş bitmez tükenmez bir umman” ifadeleri kullanılmıştır. Fâtiha sûresini Farsça'ya tercüme ettiği ve Resûlullah'ın bunu menetmediği kaydedilir.
Çok yer gezip farklı tecrübeler elde etmesi sayesinde geniş bir birikime sahipti: Tâif'in fethi sırasında mancınık ve debbâbe kullanılmasını tavsiye ettiği ve bunların yapımını bizzat gerçekleştirdiği belirtilir.
Fetihler ve Medâin valiliği
Irak bölgesindeki fetihler başlayıncaya kadar Medine'de yaşadı. Hz. Ömer'in halifeliği zamanında İsfahan'a döndü; Kādisiye ve Belencer savaşlarına, Medâin ve Celûlâ fetihlerine katıldı. Hz. Ömer'in emriyle Kûfe şehrinin kuruluşuna önemli katkıları oldu ve halife onu Medâin'e vali tayin etti.
Valiliği sırasında bile mütevazi yaşayışını değiştirmediği için halkın teveccühünü kazandı. Hz. Osman'ın hilâfetinin sonlarına kadar görevde kaldı ve bu sırada vefat etti; buna göre Medâin'de 35 (656) sonu veya 36 (656) başlarında ölmüş olmalıdır.
Kaç yıl yaşadı?
Ömrü hakkında büyük ihtilâf vardır. Muammerûndan (çok uzun yaşayanlar) olduğunu söyleyenler 150 ile 553 yıl arasında rakamlar ileri sürmüş, hatta 250 yıldan fazla yaşadığı rivayetinin kabul gördüğünü söyleyenler olmuştur.
Buna karşılık Zehebî, İbn Ebû Hâtim'den naklettiği bir rivayete dayanarak seksenli yaşlara varmadan öldüğünü, muhtemelen kırklı yaşlarındayken Hicaz'a geldiğini belirtir. Hendek kazımı sırasında güçlü kuvvetli olması ve iki tarafın onu kendine nisbet etmeye çalışması bu tesbiti destekler. Uzun yaşadığına dair haberler ise Abbas b. Yezîd el-Bahrânî tarafından nakledilmiş, hiçbir isnadı bulunmayan münkatı' rivayetlerdir.
Türbesi
IV. Murad tarafından yeniden yaptırılan türbesi, Bağdat yakınlarında kabri etrafında oluştuğu belirtilen ve bugün Selmânıpâk diye bilinen kasabadadır. Remle'de ve Mardin'in Nusaybin ilçesinde birer makam türbesi bulunur. Medine'nin kuzeyindeki Mesâcid-i Seb'a'dan biri de Mescid-i Selmân-ı Fârisî'dir; Ömer b. Abdülazîz'in Medine valiliğinde yaptırdığı sanılan yapı 577/1181'de yeniden inşa edilmiş ve bugüne ulaşmıştır.
Rivayetleri
Hz. Peygamber'den hadis nakletti; kendisinden hanımı Bukayre ile Şürahbîl b. Sımt, Kâ'b b. Ucre, Alkame b. Kays, İbn Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler ve birçok tâbiî rivayette bulundu. Rivayetleri Kütüb-i Sitte'de yer alır; Ahmed b. Hanbel el-Müsned'inde otuz yedi, Bakī b. Mahled'in eserinde altmış rivayeti bulunur. İbn Hacer, ona ait oldukça hacimli bir hadis cüzünün varlığından söz eder.
Ailesi
Biri Kindeli olan, diğeri vefatı sırasında baş ucunda bulunan Bukayre adlı iki hanımla evlendi. Abdullah adlı bir oğlu ile biri İsfahan'da, diğerleri Mısır'da yaşayan üç kızından bahsedilir. Oğlu Abdullah'tan torunu olan Abdurrahman, dedesinin müslüman oluş kıssasını rivayet etmiştir — hayatının en ayrıntılı kaydı buradan gelir.
Tasavvuf ve fütüvvetteki yeri
Hz. Peygamber'in saçlarını tıraş etmesi sebebiyle berberlerin pîri sayılmış, böylece fütüvvet teşkilâtının gelişmesinde önemli rol oynamış ve pek çok tasavvufî silsilenin içinde yer almıştır. Kâzerûniyye'nin kurucusu Kâzerûnî'nin, Abbâsî halifelerinin gönderdiği zekât paylarını Selmân'ın kabilesi arasında dağıttığı söylenir.
Şiî ve aşırı fırkalardaki yeri
Şiîler onu çok az sayıdaki güvenilir sahâbî arasında saymış, Hz. Ali'den sonra ikinci sırada önemli bir kişi kabul etmiş, kabrini zamanla Kerbelâ dönüşü uğranması gereken bir ziyaretgâh hâline getirmiştir. Bazı aşırı Şiîler onu hüccet kabul eder.
Gulât-ı Şîa'dan bir grup ise onu peygamber saymış, hatta Hz. Peygamber'in üstünde bir değer atfetmiştir. Nusayrîler, ulûhiyyet anlayışlarının temelini oluşturan “ayn-mîm-sîn” formülünün üçüncü harfini ona bağlar. Bu çerçevede Selmân'ı yücelterek onu insanların hakikate giriş kapısı sayan grup Selmâniyye (Sîniyye) adını almıştır. Nizâriyye'nin kıyamet doktrininde imama inananlar Selmân ile özdeşleşir; Dürzîlikte ise Hamza b. Ali'nin Resûl-i Ekrem devrindeki tezahürünün Selmân olduğuna inanılır.
Bu telakkiler Sünnî kaynaklarda kabul görmez; burada, adının hangi çevrelerde nasıl kullanıldığını göstermek üzere kaydedilmiştir.
Horovitz iddiası
Şarkiyatçı J. Horovitz, Selmân'ın erken dönem kaynaklarda adının geçmediğini, özellikle Hendek'teki etkinliklerine ve zühd hayatına dair bilgilerin İran asıllı birinin kıymetini artırmak için sonradan uydurulduğunu, hatta böyle birinin yaşayıp yaşamadığının bile tartışmalı olduğunu ileri sürmüştür.
Bu kadar farklı kaynağın ve rivayetin aynı husustan ittifak derecesinde söz etmesi, iddianın isabetsizliğini ortaya koymaktadır.