HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Şiran’dan medrese tahsiline
Mustafa Efendi, ailesinin Bayburt’tan Şiran’a göç ettiği 1829 yılında Şiran’ın Sarıcalar köyüne bağlı Belen yaylasında doğdu. Babası Ömer, annesi Havva Hanım’dır. İlk tahsilini köyünde gördü; ardından Trabzon, Tokat ve Uşak’taki medreselerde öğrenim görerek icâzet aldı. Kaynaklarda doğumu için yaklaşık 1838 tarihi de geçtiğinden 1829 kaydının dayanağı biyografide korunur.
Mekke’de Yahyâ Dağıstânî’nin yanında
Yaklaşık yirmi yaşında hac maksadıyla Mekke’ye gitti. Burada Abdullah Mekkî’nin halifesi Yahyâ Dağıstânî’nin tekkesine ulaşıp ona intisap etti. Yedi yıl süren tasavvuf terbiyesinin ardından seyrüsülûkünü tamamladı ve irşad icâzeti aldı. Bazı geç anlatılarda intisabın Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin tavsiyesiyle gerçekleştiği söylenirse de kaynak bunu kesinleştirmez.
Şiran, Niksar ve Çorum
Şeyhinin işaretiyle Anadolu’ya dönerek önce Şiran’da irşada başladı. Yerel bir anlaşmazlığın ardından Niksar’a, oradan Çorum’a geçti. Çorum’da evinin zemin katı dahil birkaç irşad mekânında hizmet verdi; çevresi Çorum, İskilip, Tokat, Niksar, Sivas, Giresun, Alucra, Samsun, Amasya ve başka şehirlere yayıldı. İstanbul’da II. Abdülhamid’le görüştüğüne dair rivayetlerin tarihleri uyuşmadığından bunlar kesin tarihî olay olarak sunulmaz.
Ailesi ve son haccı
İlk eşi Güllü Hanım’dan Abdullah, Ali ve Ayşe; diğer evliliklerinden Fâik ve Hilmi Efendiler dünyaya geldi. Son hac yolculuğunda Medine’de vefat etti ve vasiyeti üzerine Cennetü’l-Bakī‘a defnedildi. Kaynaklardaki aile tanıklığı ve tarih hesabı vefatı 1899’a yerleştirir; başka kayıtların ihtilafı göz ardı edilmemelidir.
Halifeleri ve iki paralel kol
Mustafa Hâki Tokâdî ile Hacı Ahmed Niksârî onun halifeleridir. Bu iki isim birbirinin ardılı değil pîrdaştır: Mustafa Hâki’den Mustafa Takî ve İhramcızâde’ye uzanan Sivas hattı ile Hacı Ahmed’in Niksar çevresi ayrı gelişmiş, Hacı Ahmed’in müridlerini yazılı icâzetle İhramcızâde’ye devretmesiyle daha sonra birleşmiştir. Atlas bu yapıyı tek bir doğrusal sıra yerine iki bağlantılı kol olarak göstermelidir.
Yazılı mirası
Kaynaklarda tasavvufî şiirleri ve bir silsilenâmesi bulunduğu belirtilir. Görüşleri hakkındaki kayıtlar, sükût, tefekkür, ruh terbiyesi, şeriata bağlılık ve müridin gündelik sorumluluklarını ihmal etmemesi ekseninde değerlendirilir.