Ara
Menü

Nûreddin Cerrâhî (Muhammed Nûreddin)

Karagümrük merkezli irşadıyla Halvetiyye’nin Cerrâhiyye koluna adını veren pîr.

Doğum
1678
Vefat
1721
Unvan
Cerrâhiyye pîri

Hayatı ve irşad çevresi

Muhammed Nûreddîn-i Cerrâhî Hazretleri
(Mazhar-ı nûr-ı tecellî-i mübîn, ma’den-i feyz-i Hudâ Nûreddîn)

Velâdeti: 1083/(1672) Müddet-i Ömrleri: 5O sene. İrtihâli: 1133/(1721) Müddet-i meşîhati: 18 sene. Müddet-i kutbiyyeti: 4 sene. Şehriyyü’l-asıldır. İstanbul’da Cerrâhpaşa Câmi-i şerîfi pîş-gâhında “Yağcı- zâde Konağı” denilmekle ma’rûf hânede 1071/(1660-61), diğer bir rivâyette 1083 senesi şehr-i Rabîulevvelinin onikinci gecesi (7 Temmuz 1672) bu âlem-i kevne mânend-i mihr-i münîr şa’şaa-pâş-ı tulû’ oldular. Pederleri Mîrahûr Abdullâh Ağa nâm zâttır. Silsilelerinin ashâb-ı kirâmdan Ubeydetü’l-Cerrâh (radıya'llâhu anh ) hazretlerine vusûlü hasebiyle “Cerrâhî” denilmiştir.

“Cerrahpaşalı olmasından kinâyettir.” diyenler de vardır. Ekseriyyet rivâyet-i uhrâda müttefiktir. Hengâm-ı sabâvetlerinde Kur’ân-ı Kerîm taallüm buyurdukları mekteb Cerrahpaşa Mektebi’dir. Hocaları Yûsuf Efendi olup, câmi’-i şerîf makberesinde makbûrdur. Hz. Nûreddîn-i Cerrâhî’nin büyük pederi ve büyük vâlideleri dahi ol mahalde medfûndurlar. Hz. Nûreddîn tarîk-ı ilmiyyeye sülûk buyurmuşlardı.

1101/(1689-90) târîhinde henüz genç iken Mısır mevleviyyeti uhde-i aliyyelerine tevcîh buyurulmasıyla, Mısır’a azîmet üzere Üsküdar’da Tekkekapısı nâm mahalde dayıları bulunan ricâl-i devletten Hüseyin Efendi’nin konağında müsâfireten sâkin olarak havânın müsâadesinde râkib olacakları sefînenin hareketine muntazır bulundukları hâlde, bir Pasartesi gecesi, sâhib-i hâne karşılarında bulunan Selâmî Dergâh-ı şerîfine azîmet ve salât-ı ışâyı ba’de’l-edâ âyîn-i tarîkat-ı aliyyeyi temâşâ ârzûsunu izhâr etmekle, birlikte dergâh-ı mezkûra gitmişlerdir.

Bâlâda terceme-i hâli geçen Köstendil müftüsü Şeyh Ali Efendi burada post-nişîn idi. Hz. Nûreddîn, şeyhin elini öptükte, “Oğlum Nûreddîn, safâ geldiniz.” diye nâmını zikr etmiş, büyük bir incizâb ve muhabbet hâsıl edip, esnâ-yı zikrde vecde gelmiş ve ba’dehû şeyhin ayaklarını öpüp, hizmetine kabûlünü istirhâm eylemiştir. Hz. Şeyh, kabûl buyurarak, “Oğlum Nûreddîn, mâ-sivâdan tecerrüd edip tecdîd-i vudû’ eyle.” diye tenbîh eylemeleriyle Hz. Nûreddîn derhâl mevleviyyet fermânıyla nişânını Şeyhu'l-islâma teslîm etmek

üzere kethüdâsına tevdî’ ve her bir umûr-ı dünyeviyyesini ona sipâriş eyleyip, mâ- sivâdan ihtiyâr-ı tecerrüd ettiler. Mürşid-i müşârünileyh bir abâ, bir kemer ihsân edip, ba’de’l-vudû’ halvete koydular. Erbaîn tekmîlinde, azîm bir cem’iyyet huzûrunda halvetten bi’l-ihrâc ilbâs-ı hırka vü tâc ile berâber icâze vermişler ve “Oğlum, Nûreddîn İstanbul’a git, Karagümrük kurbunda, dört yol ağzında, Kethüdâ Cân-fedâ nâm merhûmenin binâ-kerdesi olan câmi’-i şerîf derûnunda, minberin cânib-i yemîninde Bakkal İsmâîl Efendi nâmında bir zât senin için bir hücre binâ eyledi. Onda ibâdetle meşgûl ol.

Gerektir ki, senin için o civârda bir dergâh binâ olunur, irşâd-ı tarîkat eylersin ve pîr-daşlarından Süleymân Veliyyüddîn ve Muhammed Hüsâmeddîn efendiler maiyyetinde bulunacaklardır. Terbiyeleri senin yüzünden ikmâl olunacaktır.” diyerek Fâtiha buyurmuşlardır. Hz. Nûreddîn, şeyhinin emriyle pîr-daşlarıyla maan geldi, İsmâîl Efendi, hücre-i mezkûrenin miftâhını kendilerine teslîm ve emr-i peygamberî ile binâ eylediğini beyân eylemiştir. 1115/(1703-04) senesinde, kudât-ı kirâm kapı kethüdâlarından Bekir Efendi’nin vukû'-ı vefâtı hasebiyle o civârda kâin konağı münhal kalmış idi. Dârü’s-saâde Ağası Beşir Ağa, Hz.

Pîr’i rü’yâsında görmekle, mezkûr konağı mahlûlden satın almak hengâmında iken, o rü’yânın aynı Sultan Ahmed Hân’da da zuhûr etmekle, imâm-ı pâdişâhî Yahyâ Efendi’yi celb ile, rü’yâyı ta’bîr ettirmişler. Bunun üzerine, “Konağı üçyüz altuna satun alsunlar.” diye bedelini Hz. Nûreddîn’e Yahyâ Efendi ile göndermişlerse de, parayı kabûl etmediler ve bir dergâh binâ buyursalar daha makbûle geçeceğini söylediler. Yahyâ Efendi nezdlerinden mufârakat sırasında elini öperken Hz.

Nûreddîn’in Ali Efendi’ye intisâbı zamânında vukû’ bulan hâlin aynı Yahyâ Efendi’de zuhûr etmekle hizmet-i aliyyelerinde kalmak ârzû etmiş ve getirdiği parayı yanındaki adam vâsıtasıyla taraf-ı sultânîye iâde eylemiştir. Bunun üzerine pâdişâh irâdesiyle konak alınıp yerine dergâh binâ olundu. Hz. Pîr, burada irşâd-ı ibâda başladı. 1129/(1727) senesinde sırr-ı kutbiyyetin kendilerinde tecellî eylediği menkûldür. Olanlar bende-i dergâh-ı Nûreddîn-i Cerrâhî Bulur zahm-ı derûna merhem-i bebûd-ı iflâhı

Silsile-nâme-i Cerrâhî’de manzûr-ı âcizânem olmuştur:

“ Pîr-i müşârünileyh her sene îyd-i adhâda Edirnekapısı hâricinde Topçular
câddesinde, Ser-tekke yâhud Hayrettepe17 nâm mahalde arafe günü ba’de salât-ı asr
kıbleye müteveccihen kâimen tekbîr ve telbiye eyledikleri şu sûretle menkûldür:
Hz. Pîr, 1129 senesi şehr-i Zilhiccenin dokuzuncu (28 Temmuz 1727) arafe
günü ol mahalde defîn-i hâk-i ıtır-nâk olan ekâbir-i ricâl-i Halvetiyye’den
Nûreddîn Efendi-zâde Muslihuddîn Efendi hazretlerinin ziyâret-i aliyyelerine girip,
mahall-i mezkûrda kâin namâz-gâhda salât-ı asrı ba’de’l-edâ kutbiyyet teveccüh
etmesiyle ol anda huccâc-ı müslimînin cebel-i Arafat’ta cümlesini görmüş ve
telbiyelerini işitmiş, kendileri de huccâca tebeıyyet ederek telbiye etmiştir. Bunun için
her sene mahall-i mezkûrda âyîn-i şerîf icrâsı teberrük addolunmuştur.”
Fukarâ-yı tarîkat burada toplanıp sûre-i Mülk kırâat ve salavât-ı şerîfe
tilâvetle, kelime-i tevhîd çekerler. Ervâh-ı azîzâna ba’de’l-ihdâ ikindi namâzını
kılarlar ve tekrâr sûre-i Mülk ve kelime-i tevhîd ve ism-i Celâl okurlar, hatm-i şerîf
indirilür, duâdan sonra kâimen ve kıbleye müteveccihen üç def’a salât ü selâm
getirilür ve üç def’a tekbîr ve üç def’a telbiye olunur.”
Hz. Pîr’in velâdetleri Pazartesi gecesine müsâdif olduğu gibi, kutbiyyete
mazhariyyetleri de Pazartesi gecesinde vâki' olmuştur. Mürşid-i âlîleri Ali Efendi'ye
intisâbları Pazartesi gecesine müsâdif olmağla, hânkâhlarında elyevm Pazartesi
günleri icrâ-yı âyîn-i tarîkat olunur.
Kızışdır halka-i tevhîdi yansun kalb-i âteş-nâk
Fetîl almaksa maksad koyma elden öyle misbâhı
Yanup sızlarsa sînen Yaradan râhında âh itme
Sarar heb merhem-i lutfuyla Nûreddîn-i Cerrâhî
Urefâ-yı müteahhirînden Cebbâr-zâde Ârif Beyefendi pek güzel söylemiştir.
Hânkâh-ı münîflerinin güşâdı 1115 sene-i hicriyyesindedir (1703-04). Peder-i
mükerremleri Mîrahur Abdullâh Ağa bu sene irtihâl-i dâr-ı bakâ eylemekle,
Edirnekapı hâricinde, “Dürrî-zâde Tarlası” demekle meşhûr kabristandaki
makbere-i mahsûsasına defn olunmuştur. Kâdirî-hâne şeyhi Abdurrahmân Efendi
güzel bir târîh söylemiştir. Hz. Pîr’in bir hemşîreleri ile, iki mahdûm ve bir kerîmesi
pederleri yanında medfûndur. Vâlide-i azîzeleri Emîne Nesîme Hanım hânkâh-ı şerîf
Harb-i Umûmî-i ahîrde yaralanıp bi’l-âhare nâil-i rütbe-i şehâdet olan asâkir için burası şehîdlik
ittihâz ve duvarla tahdîd olunmuştur.
türbesinde makbûrdur. Târîh-i irtihâli 1118 Şevvâlinin yirmidördüncü Cum’a (29
Ocak 1707) günüdür. Hemşîreleri Hadîce Hanım 1128 senesi Muharreminin
dokuzuncu günü (4 Ocak 1716) irtihâl eylediğinden vâlidesinin yanında ârâm-
güzîndir. Birâderi Şeyh İbrâhîm Efendi, 1171(1757-58)’de irtihâl eylediğinden
vâlidesinin cânib-i yesârındadır. Hz. Pîr’in halîle-i muhteremesi Fâtıma Zehrâ Hânım
1134 senesi şehr-i Şevvâlin yirmidördüncü günü (7 Ağustos 1722) irtihâl edip zevc-i
mükerreminin yanındadır. Hemşîre-zâdesi Şeyh Hüsâmeddîn 1197/(1783)’de göçüp,
civâr-ı pîrdedir.
Meşâyıh-ı Mısriyye’den İmâm Şernûbî, Tabakâtü’l-Evliyâ nâm kitabında pîr-
i müşârünileyh hakkında şöyle yazar:
‫ومنهم سيدى نور الدين الجراحى ساكن استانبول العليا بأنى بعام خمسة عشر ومائة والف بعيش من‬
‫العمر أربعة وأربعين سنة ومن كراماته أن ﷲ تعالى يكرم عليه بدخول الجنة يوم موته ومن كراماته أن يطلع‬
‫على مقامه فى اﻵخرة وهو فى الدار الدنيا ومنها أنه يسأل ﷲ تعالى وهو فى عالم الغيب أن يكرم زواره له‬
.18‫فاستجاب ﷲ دعائه‬
İrtihâli:
Onsekiz sene meşgûl-i irşâd olduktan sonra 1133 senesinde şehr-i Zilhiccenin
dokuzuncu Pazartesi günü (1 Ekim 1721) bu âlem-i fenâdan kişver-i bakâya mürg-ı
rûh-ı lâhûtîleri bâl-güşâ oldu. Cenâze namâzı ba’de salâti’z-zuhr Fâtih Câmi’-i
şerîfinde cemâat-i kübrâ ile edâ olunarak âsitâne-i aliyyeleri hazîresinde elyevm
ziyâret-gâh olan türbe-i mukaddeseleri derûnunda defn olundu. Cenâb-ı Hak,
sırlarını takdîs buyursun. Âmîn.
Harîrî-zâde Seyyid Muhammed Kemâleddîn Efendi merhûm Hz. Pîr’in
terceme-i hâlini, el-Kavlü’l-Mübîn fî Usûli Şeyh Nûreddîn nâmıyla yazmıştır. İzzî
Süleyman Efendi Târîh’inde de mezkûr olduğunu, Osmanlı Müellifleri nâm eserde
okudum.
Târîhi:
Geçdi tevhîd ile Nûreddîn Kutb el
(‫)كجدى توحيد ايله نور الدين قطب ال‬19
"Onlardan yüce İstanbul'da oturan efendim Nûreddîn el-Cerrâhî, 1115 senesine geldiğinde kırkdört
sene yaşamıştı. Cenâb-ı Hakk'ın onu vefat ettiği gün cennete sokması Allah'ın ona ikrâm ettiği
kerâmetlerdendir. Kerâmetlerinden bir başkası da, âhiretteki makâmına dünyada iken muttali
olmasıdır. Bir başka kerâmeti de kendisi gayb âlemindeyken Cenâb-ı Hak'tan ziyâretlerine
ikramda bulunması ve Allah'ın da bu duâyı kabul etmiş olmasıdır." (H)

Verilen ibâre eksiktir. (H)

Cenâb-ı şeyhin, Mürşid, Dervîşân ve Risâle isimleriyle üç eseri, Evrâd-ı
Kebîr’î ve Vird-i Sağîr’i ve pek ârifâne yazılmış İlâhiyyât’ı vardır.
İlâhiyyât-ı ârifânelerinden:
Dil beytini pâk iden
Dervîşi Ankâ iden
Âlem-i lâhûta giden
Mevlâ zikridir zikri
Zikrden hâlet alan
Âşinâ-yı rûh olan
Ukbâda devlet bulan
Mevlâ zikridir zikri
Terk ehline karışan
Hem zevka irişen
Bahr-i ledünnü bildiren
Mevlâ zikridir zikri
Sürerler heb demini
..............................20
Dervîşlerin muîni
Mevlâ zikridir zikri
Şeyh elini kim tutar
Ref’-i hicâb ol ider
Cânân iline gider
Mevlâ zikridir zikri
Nûreddîn’i diri kılan
Tevhîd ile çerâğı yakan
Bi-hamdi’llâh tevfîk alan
Mevlâ zikridir zikri

Bu mısra metinde yoktur. (H)

Hulefâsı:
Yedi halîfesi vardır: Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi, Şeyh Hüsâmeddîn
Efendi, Şeyh Muhammed Emîn Efendi, Şeyh Yahyâ Efendi, Şeyh Yûnus Efendi, Şeyh
Mustafa Muslihuddîn Efendi, Şeyh Muhammed Efendi (Kaddesa'llâhu esrârahum).
COĞRAFÎ HAFIZANûreddin Cerrâhî ÂsitânesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Selâmî Dergâhı'nda Ali Alâeddin ile karşılaşma

Mısır kadılığına gitmek üzereyken Üsküdar’daki Selâmî Dergâhı’nda Ali Alâeddin Köstendilî ile karşılaşması, Nûreddin Cerrâhî’nin hayatındaki yön değişikliğinin gelenek içindeki başlangıç anlatısıdır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Envar’daki anlatıya göre Muhammed Nûreddin, öğrenimini tamamladıktan ve ilmiye çevresinde tanındıktan sonra 1108/1696’da Mısır-Kahire kadılığına tayin edildi. Görev yerine hareket edeceği sırada hava şartları yüzünden geminin kalkışı ertelendi. Bu aralıkta Üsküdar Toygartepe’de yaşayan dayısı Hacı Hüseyin Efendi’yi ziyaret etti.

Dayısı onu, evinin karşısındaki Selâmî Dergâhı’na götürdü. Dergâhın postunda bulunan Ali Alâeddin el-Halvetî el-Köstendilî, daha önce tanışmadıkları hâlde kendisini “Oğlum Nûreddin, hoş geldin” diye karşıladı. Kaynak bu hitabı, şeyhin ziyaretçinin adını ve iç dünyasını önceden bilmesine bağlayan gelenek içi bir işaret olarak aktarır.

Namazdan sonra yapılan zikrin Nûreddin üzerinde güçlü bir tesir bıraktığı; ziyaretçilere ayrılan yerden kalkıp zikir halkasına katıldığı ve vecd hâli yaşadığı anlatılır. Ardından Ali Alâeddin Köstendilî’den kendisini dervişliğe kabul etmesini istedi. Şeyhinin “mâsivâdan soyun ve abdestini yenile” emri üzerine kadılık fermanını ve nişanını iade ettirdi; malının mirasçılar arasında bölüştürülmesini istedi ve tasavvuf eğitimine başladı. Bu metin, tarihî tayin bilgisiyle tarikat hafızasının dönüşüm anlatısını aynı olay örgüsünde birleştirir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Karagümrük'teki hücre ve dergâhın kuruluşu

Ali Alâeddin Köstendilî’nin Nûreddin Cerrâhî’yi Canfedâ Hatun Camii yanındaki halvethaneye göndermesi ve burada Cerrâhî Âsitânesi’nin doğuşuna uzanan süreç anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Hilâfet aldıktan sonra Ali Alâeddin Köstendilî, Nûreddin Cerrâhî’ye Süleyman Veliyyüddin ve Mehmed Hüsâmeddin’i refakatçi verdi. Onları Karagümrük’te Canfedâ Hatun Camii’nin yanındaki küçük halvethaneye gönderirken, bu çevrede yakında bir dergâh açılacağını ve Nûreddin’in ömrünün sonuna kadar burada irşadla meşgul olacağını söyledi. Kaynak, halvethanenin cami müezzini İsmail Efendi tarafından mânevî bir emir üzerine yaptırıldığını aktarır.

Nûreddin Cerrâhî ve arkadaşları Balat iskelesinden karaya çıkıp camiyi sora sora buldular. Kapıda karşılaştıkları İsmail Efendi’nin onu adıyla tanıdığı; Nûreddin’in de “Siz de bizi bekleyen İsmail Efendi değil misiniz?” diye cevap verdiği anlatılır. Anahtar teslim edildi ve üç derviş burada erbaîn çıkarmaya başladı. İftarları bazen müezzin, bazen karşı konaktaki Hacı Molla Efendi tarafından gönderiliyordu.

Halvethanenin yanındaki konağın sahibi Bekir Efendi’nin vefatından sonra konak satışa çıkarıldı. Nûreddin Cerrâhî, dergâh kurulabilmesi için konağa talip oldu. Envar, Sultan III. Ahmed ile Dârüssaâde Ağası Beşir Ağa’nın gördükleri rüyaların ardından konağın alınarak dergâha çevrilmesi emrinin verildiğini nakleder. Bina 1115/1703’te, Miraç gecesine rastlayan bir pazartesi günü açıldı. Böylece küçük halvethane, Cerrâhiyye’nin Karagümrük Âsitânesi’ne dönüşen kurumsal merkezinin başlangıcı oldu.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Arafat telbiyesini işitme anlatısı

Sır Tekke ziyaretinde Arafat’ın müşâhede edildiği ve telbiyeye katılındığı yolundaki anlatı, Cerrâhî geleneğindeki arefe günü merasiminin menşeini açıklar.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Envar’ın menâkıb bölümünde olay 1129/1717 yılı Kurban Bayramı arefesinde geçer. Nûreddin Cerrâhî, halifeleri Süleyman Veliyyüddin ve Mehmed Hüsâmeddin ile Edirnekapı dışındaki Sır Tekke’ye giderek Filibeli Nûreddinzâde Mustafa Muslihiddin Nûrî’nin kabrini ziyaret eder. Mülk sûresini okur, ardından yakındaki namazgâhta ikindi namazını cemaatle kılarlar.

Kaynağın gelenek içi anlatımına göre duadan sonra Nûreddin Cerrâhî Arafat’ı ve hacıları müşâhede eder; yanındaki iki halife de aynı müşâhedeye katılarak telbiye, tekbir ve tehlîl okur. Dönüş yolunda bu ziyaret ve zikrin her arefe günü sürdürülmesini ister. Ertesi yıl daha geniş bir derviş topluluğu aynı yerde merasime katılır.

Topluluğun büyümesi üzerine uygulamanın uygun olmadığı yönünde şeyhülislâma şikâyet gider. Gönderilen bir dânişmend, ikindi namazından sonra merasimi yasaklama emrini bildirmeyi düşünürken Nûreddin’in gözlerine dokunduğu ve onun da Arafat’ı görüp telbiyeye başladığı nakledilir. Dânişmend dönüşte gördüklerini anlatınca şeyhülislâmın “Meşâyihin hâline karışılmaz” dediği aktarılır. Metin daha sonra fıkhî görüşleri de kaydeder; dolayısıyla hadise, Cerrâhî arefe merasiminin geleneksel menşei olarak sunulmalı, doğrulanmış uzak-mekân müşâhedesi gibi anlatılmamalıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Yahyâ Efendi'nin hizmette kalışı

Saray imamı Yahyâ Efendi’nin dergâh için gönderilen üç yüz altını getirmesi, paranın iadesi ve ardından Nûreddin Cerrâhî’nin hizmetine girmesi anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Karagümrük’teki konağın dergâha dönüştürülmesi gündeme geldiğinde Sultan III. Ahmed, konağın bedeli olarak üç yüz altının Nûreddin Cerrâhî’ye gönderilmesini emretti. Parayı ikinci saray imamı Moravî Yahyâ Efendi götürdü. Envar, teslim sırasında Nûreddin’in oturduğu seccadenin ucunu kaldırdığını ve Yahyâ Efendi’nin altında altın hazinesi gördüğünü nakleder.

Nûreddin Cerrâhî, “Bizim paraya ihtiyacımız yoktur; muradımız bir dergâhın kurulup açılmasıdır” diyerek gönderilen parayı kabul etmedi. Bu cümle anlatının merkezidir: kişisel servet edinmek ile kamusal bir irşad mekânı meydana getirmek birbirinden ayrılır. Yahyâ Efendi’nin bu tavırdan derinden etkilendiği, Nûreddin’in daha önce Ali Alâeddin Köstendilî’nin huzurunda yaşadığı hâle benzer bir dönüşüm geçirdiği belirtilir.

Yahyâ Efendi parayı saraya geri götürdü; gördüklerini padişaha anlattı ve imamlık görevinden bağışlanarak Nûreddin Cerrâhî’nin hizmetine verilmesini istedi. Talebi kabul edildi. Karagümrük’e dönerek dervişlerle halvete girdi. Ardından konağın satın alınması, yıkılması ve yerine hânkāh yapılması için yeni bir saray emri çıktı. Böylece anlatı, Yahyâ Efendi’nin kişisel intisabını dergâhın kuruluş sürecine bağlar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ziyaretçilere dua

Vefatından önce dervişlerini toplayıp yolu mensupları ve türbesini ziyaret edecekler için dua ettiği yolundaki kayıt, gelenek içi himaye anlayışını yansıtır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Envar, Nûreddin Cerrâhî’nin 1133/1721 yılı Şevval ayında hastalandığını ve yaklaşık kırk gün boyunca halvethanesinden çıkmadığını bildirir. Hastalığı sırasında ibadetlerini sürdürdüğü, post görevini başhalifesi Süleyman Veliyyüddin’e bıraktığı aktarılır. Kurban Bayramı arefesine rastlayan pazartesi gecesi dervişlerini yanına çağırarak o gece vefat edeceğini söylediği nakledilir.

Ardından ellerini kaldırıp yoluna mensup olanlar ile hayatında bir kere türbesinin önünden geçip Fâtiha okuyacak kimseler için dua eder. Kaynakta dua; felâketlerden korunma, ağır yoksulluk çekmeme, imanla vefat etme ve ölüm yaklaşınca bunun farkına varma dileklerini içerir. Hazır bulunanlarla helâlleşir, bulunmayanlara selâm bırakır.

Anlatının sonunda kıbleye yönelerek “Allah” diye seslendiği ve vefat ettiği belirtilir. Bu kayıt, biyografik bir ölüm tarihinin ötesinde Cerrâhî geleneğinin pîr ile mensuplar ve ziyaretçiler arasında kurduğu mânevî himaye bağını açıklar. Dua ve geleceği bilme unsurları tarihsel olarak sınanabilir olaylar değil, tarikat içi menkıbe dili içinde değerlendirilir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Sultan III. Ahmed'in sarayında fırtınanın dinmesi

Saraydaki bir hastayı ziyaretinin ardından çıkan fırtınanın Nûreddin Cerrâhî’nin “Yâ Hak” nidasıyla durduğu ve mumların yandığı anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Envar’a göre Sultan III. Ahmed’in annesi ağır şekilde hastalandığında Nûreddin Cerrâhî saraya davet edildi. Pîrin duası ve nefesiyle hastanın iyileştiği anlatılır; padişah da o gece kendisini Topkapı Sarayı’nda misafir etmek ister.

Akşam vakti şiddetli bir fırtına çıkar ve odadaki balmumlarını yakmak güçleşir. Padişahın kendisine mânalı biçimde baktığını gören Nûreddin Cerrâhî’nin pencereye yönelip “Yâ Hak” diye seslendiği; bunun üzerine fırtınanın dindiği ve şamdanlardaki mumların kendiliğinden alev aldığı nakledilir.

Kaynak, bu hâlin ardından pîrin “Mevlâ zikridir zikri” nakaratlı ilâhisini okuduğunu ve padişahın metnin yazıya geçirilmesini emrettiğini söyler. Böylece menkıbe yalnız keramet anlatısı olarak kalmaz; Cerrâhî zikir ve ilâhi repertuvarında yaşayan bir metnin ortaya çıkış hikâyesine bağlanır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Mürşid-i Dervîşân

Cerrâhî âdâbı ve derviş eğitimine ilişkin risale, Envâr içinde ayrı başlıkla kaydedilir.

Metni gösterMetni daralt

Cerrâhî âdâbı ve derviş eğitimine ilişkin risale, Envâr içinde ayrı başlıkla kaydedilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddîn Cerrâhî ve Tabakāt-ı Cerrâhiyye.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Âsitâne ve yolun teşekkülü

Karagümrük'teki hankâhın kuruluşu, halvet, evrâd ve mukabele düzeninin kurumsal merkezi olmuştur.

Metni gösterMetni daralt

Karagümrük'teki hankâhın kuruluşu, halvet, evrâd ve mukabele düzeninin kurumsal merkezi olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddîn Cerrâhî ve Tabakāt-ı Cerrâhiyye.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAAli Alâeddin KöstendilliAli Alâeddin Köstendilli → Muhammed Nûreddin Cerrâhî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ POSTSüleyman Veliyyüddin EfendiMuhammed Nûreddin Cerrâhî → Süleyman Veliyyüddin Efendi: Cerrâhî Âsitânesi post devamı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeNûreddin Cerrâhî ÂsitânesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “HZ. PİR ES-SEYYİD EŞ-ŞEYH SULTAN MUHAMMED NUREDDİN EL-CERRAHİ” adıyla, CERRAHİYYE çevresinde, FATİH/İSTANBUL ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi NUREDDİN TEKKE SK. NO:13, ASİTANE-İ CERRAHİYE'DE. İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 9 ZİLHİCCE 1133 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.