Ara
Menü

Mimşâd Dîneverî

Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
5 bağlantı
Unvan
Dînever hattı
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Hazret-i Şeyh Ebu ALİ AHMED MİMŞAD/MÜMŞAD ed DİNEVERİ

Şeyh Mümşad Ed-Dineveri Hazretlerini Beyan Eder.(Lemazat) Kendisi ulema arasında “Miftahü’l-mezheb” diye tanınmıştır. Fıkıhda fetva sahibidir. Cüneyd-i Bağdadi’ye “vahdet-i-vucud">Vahdet-i vücud” esnad ve iddiasında idi. Bu sebeple İlhad akidesi üzere olup mülhedler (dinsizler) tayfasındandır, derdi. Bir ara kendisi sıkıntıya düşünce Hızır ona: “Senin çaren Cüneyd-i Bağdadi dendir” deyince ona intisab etti. Riya ehlinin zararı kendinedir. Ama talibin onu inkar ve küçümsemesi kendi hüsran ve helakine sebep olur. Kendisinin dört halifesi: “Ebi Ahmed, Hafıf-i Şirazı, Ebu Amir ve kaim-i makamı olan Şeyh Muhammed Dineveri dir. --------------------------------------------------------------------

Adı, Sülemi'nin Tabakatu's sufiyye'sine ve İbnu'l-Mulakkın'in Tabakatü'l-evliya'sına. göre Mümşaz, diğer kaynaklara göre Mümşad. Irak Şeyhlerinin ulularından. Nisbesi ed-Dineveri. 299/911 'de vefat etti. Evliyânın büyüklerinden. Irak âlimlerinden olup, ilimde zamanın bir tanesiydi. Riyâzet, hizmet, müşahedede, hâl ve hareketlerinde, eşi ve bir benzeri yoktu. Dînever'de doğup, orada ilim tahsil etmiştir. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Irak'ta yaşayan büyük velîlerden. Dînever'de doğup büyüdüğü için Dîneverî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Doğum târihi bilinmemektedir.

Küçük yaştan îtibâren doğum yeri olan Dînever'de ilim tahsîl eden Mimşâd ed-Dîneverî; Mimşâd ed-Dîneverî; Cüneyd-i Bağdâdî, Rüveym bin Ahmed ve Süfyân-ı Sevrî hazretleriyle aynı yıllarda yaşadı. Yahyâ el-Celâ, Sırrî-yi Sekatî ve Ma'rûf-i Kerhî hazretleriyle görüşüp, onların sohbetlerinde bulundu. Hübeyret-ül-Basrî hazretlerinin talebelerinden idi. Hocasının vefâtından sonra, hocasının yerine geçti. Tâliblere ilim öğretip, nasihatte bulundu.

İnsanların kalblerine Allah sevgisini yerleştirmek, onlara doğru yolu göstermek ve öğretmek için çalışan Mimşâd ed-Dîneverî hazretlerinin en tanınmış talebesi, Ebû İshâk Şâmî-i Çeştî hazretleridir. Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri, doğumundan ölümüne kadar, bütün ömrünü oruç tutmakla geçirdi. Yalnız Ramazan bayramının birinci günü ile, Kurban bayramının dört gününde oruç tutmazdı. Mimşâd ed-Dîneverî çok mal-mülk sahibi idi. Allahü Teâlâ’nın sevgili kullarıyla tanıştıktan sonra, mallarının hepsini fakirlere dağıttı. Ondan sonra da hac için yola çıktı. Oradan ayrılırken de; "Yâ Rabbî!

Ailem ve çocuklarımı sana emanet ettim" diye duâ etti. Mekke-i Mükerrem’e yolunda giderken çölde bir adam gördü. Başında bir tepsi yemek vardı. Mimşâd ed-Dîneverî bunu ne yapacağını sordu. O adam da, "Ben ehl-i gâibten bir kişiyim. Her gün senin evine böyle bir tepsi yemek götürürüm. Allahü Teâlâ bana böyle emretti" dedi. Hübeyret-ül-Basrî hazretlerinin derslerine devam ederken bir gün kendisine, "Git abdest al gel" buyruldu. Daha sonra hocasının yanına geldi. Hocası elinden tutup; "Yâ Rabbî! Mimşâd ed-Dîneverî'yi dervişlik makamına eriştir" diye dua etti.

Bu duanın te'sîri ile Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri kırk defa bayılıp, bir o kadar da ayıldı. Sonunda kendisine gelip ayağa kalktı. Hocasının ellerini öptü. Hübeyre hazretleri, "Arzu ettiklerine kavuştun mu?" diye sordular. O da, "Otuz senedir bunun için uğraşırım. Elhamdülillah sizin himmetinizle arzuma bugün kavuştum" dedi. Kendisine icâzet verilip, talebe yetiştirmekle vazifelendirildi.

Marifet-i ilahiyye ve fakr konusundaki fikirleri. Fakr'ı adeta marifet-i ilahiyye basamağı sayar marifetin sıdk ile Allah Teâlâ'ya ihtiyacını arzetmek ve fakr haline sıkıca sarılmak olduğunu söylerdi. Marifetin tefekkür ve derin düşünce mahsulü olduğunu bildiğinden üç şey üzerinde düşünüp kafa ve zihin yormayı öğütlerdi: 1. Kainattaki bunca girift olaylar nasıl idare ediliyor? 2. Mukadderat nasıl takdir olunmuştur? 3. Varlıklar nasıl yaratılmıştır? O'nun ifadesine göre Allah Teâlâ, kulun gönlüne bir ayna vermişti. Arif, sırrında ne zaman o aynaya bakarsa, Allah Teâlâ hazretlerini görürdü.

TASAVVUF EDEBTEN İBARETTİR

Marifetin ve Hakk'a vuslatın yolu, ancak Hakk'ın ihsanıydı. Hakk'a yol uzaktı. Ama O senin elinden tutunca uzaklar yakın olur ve insan kolaylıkla vuslat bulurdu. Hakk ile beraber olmak ve bu beraberliğe sabretmek zordu, ama Allah sana ünsiyetiyle nusret ve yardımda bulununca, o seni dilediği makama kordu.

Tasavvufun edebten ibaret olduğuna" inananlardan olduğu için müridin uyacağı edebleri şöyle sayardı:

1. Şeyhine hürmete

2. İhvana hizmete devam,

3. Dünyaya sarılmayı bırakmak

4. Şeriat esasları üzere yaşamak

MÜRŞİDE VARIRKEN

Şeyhlerin ve mürşidlerin yanına peşin fikirlerle dünyalık düşüncelerle girilmeyeceğini söylerdi. Derdi ki: "Ben huzurlarında alacağım feyz ve bereketin yüce olması için, hangi şeyhin yanına girsem, bana aid dünyalık ya da fikir ne varsa, bırakır; halî ve duru bir gönülle huzura girerdim. Çünkü şeyhin huzuruna kendinde bir varlık görerek, ya da şeyhi imtihan kastıyla girenler, bu feyz ve bereketten mahrum kalırdı. Ayrıca alimin huzurunda diline, halkın içinde fiiline, velilerin yanında gönlüne ve kalbine hakim ve sahip olan akıllı sayılırdı.

GAFLET

Her türlü fiil ve amelimizden haberdar olan Yüce Mevla'ya karşı ilgisiz, bilgisiz ve habersiz bir tavır içinde olmanın hiç de affedilir bir suç olmadığını şöyle anlatırdı: "Senin yaptığın iyi işlerden habersiz olmayan Zat'a taatten gafletin ne kötü. Seni hatırlamaktan uzak olmayan yüce kudretten gafil bulunmak ne çirkin!"

İnsandaki maddi hastalıklar gibi, manevi hastalıklarla, ruhi hasletlerin de geçici olduğunu, hallerin insandan insana sirayet ettiğini en veciz ifadelerle şöyle anlatırdı: "Salihlerle sohbet ve arkadaşlık, kişide salah hâli meydana getirir. Fesad ehli kimselerle görüşüp konuşmak insanda fesad tohumları eker." Sûfîler içinde, dikkat ve ilginin bir noktada toplanmasının (cem-i himmet), kişiyi başarıya götüreceğine inananlardandı. Çünkü himmet ve dikkat her şeyin başıydı. Dikkat ve ilgisi sağlam olanın, amelleri ve halleri de sağlam olurdu.

İnsanların en iyi hallisi, nefsinde yaratıklara aid birşey görmeyen yalnızlık halinde sırrını koruyan, her işinde Allah'a güvenip O'na dayanandı. Himmeti, dikkat ve ilgisi Allah olanı, dünyevî güçler emri altına alamazdı, havatır ona hükmedemezdi. Arifliğin şartının, Allah'a tam bağlılık olduğu inancındaydı. Bu yüzden derdi ki: "Bir kimse evvelkilerin ve sonrakilerin bilgi ve hikmetlerini toplasa, veli ve sadık kimselerin haline sahip olduğunu öne sürse gönlünü Allah'a tam bağlamadıkça "arifler kervanı"na katılamaz". Gönlün başka şeylere meyli tevekküle tersti.

Tevekkülsüzlük de arifin yolunu keserdi. Nitekim Tevekkülü: "Nefsinin ve kalbinin meylettiği herşeyden kesilmek" olarak tanımlardı. Ruhların bulundukları makamlara göre müşahedeye ve keşfe mazhar olacağını şöyle anlatırdı: "Peygamberlerin ruhları, keşf ve müşahede halinde sıddıkların ruhları Allah'a yakınlık ve bazı ilahi sırlara muttali olma halindedir."

DERVİŞLİK CİDDİ İŞTİR

Tasavvuf ve dervişliği, şaka ve eğlence değil, ciddiyet ve doğruluk olarak görürdü. Derdi ki: "Dervişlerin halinin ciddiyet olduğunu öğrendiğim günden beri hiçbir dervişle şaka yapmadım." Onu bu kanaat ve tutuma sevkeden şu olaydı: Birgün yanına gelen bir derviş kendisinden bulamaç istedi. O da: - Hem dervişlik, hem bulamaç. İkisi bir arada nasıl barınıyor? dedi. Bunu duyan derviş isteğini tekrarlamadan onun yanından ayrıldı. Mümşad da bu sözüyle ona şaka yapmak istemişti. Bir gece rüyasında kendisine "o dervişe bulamaç göndermesi" söylendi. Araştırdı fakat bulamadı. En sonunda o dervişin: "Hem dervişlik, hem bulamaç" diye diye oradan ayrılıp sahralara düştüğünü ve orada öldüğünü öğrendi. Bu hadiseden sonra dervişlere şaka yollu da olsa, takılmaktan kesinlikle vaz geçti.

HALVET

Hakk'a varmanın yolunun halktan kaçarak bir süre halvet halinde yaşamakta olduğuna inananlardandı. Bu yüzden adamın biri, kendisinden dua talebedince: "Git Allah'ın mahallesine yerleş, o zaman benim duama ihtiyacın kalmaz" dedi. Adam: - Allah'ın mahallesi neresi ki? diye sordu. O da: - "Senin senlikten soyulduğun, Hakk ile kaim olduğunu anladığın yerdir" dedi. Çünkü: Sen çekilince aradan Kalır seni Yaradan, denilmiştir. Bu olay üzerine adamcağız, halkın arasından ayrılıp halveti ihtiyar etti ve aradığına erdi.

GERÇEK KULLUĞA ERMEYENLER

Gerçek kulluğa, tevhid ve marifet sırrına ermeyenlerin gönüllerinin çeşit çeşit putlarla dopdolu olduğunu söylerdi. İnsanların kimi nefsini, kimi evladını, kimi dünyalık malını, kimi hanımını, kimi itibar ve saygınlığını, kimi de namaz ve ibadetini kendine put yapmıştı. Bu putlardan kurtulmanın yolu kendini beğenme, ibadet ve fiillerine güvenme sıfatını terketmekti, kendini aciz ve günahkar görmekti. Gönül huzurunun, dünya ehlinin dört elle sarıldığı fuzuli işlerden sıyrılmakta olduğunu vurgulardı.

O'na göre tasavvuf şu üç şeydeydi: "Sırların safasına ve Yüce Allah'ın rızasına uygun hareket etmek, halk ile münasebette kendi tercihini terketmek." Bir başka ifadeye göre tasavvuf, fakirliği gizleyip istiğna halinde olmaktı. Halkın bilmediği manevi halleri gizlemek, işe yaramayan boş şeylerden el-etek çekmekti. Allah'ın kula, ya rızık ve takat, ya da ölümü göndereceğini söylerdi. Eceli gelmeyenin rızık konusunda tasa çekmemesini, takati ölçüsünde ibadete devam etmesini öğütlerdi. Gönlünü Hakk'a verip gönülsüz kalan bahtiyar gönül erlerindendi. "Ben gönlümü kaybedeli otuz sene oldu.

Onu tekrar elde edeyim istedim ama, bulamadım. Sıddıkların da gönülsüz olduklarını görünce ferahladım."derdi. Hikmeti, sükut ve tefekkürde arardı. Hikmet ehli kişilerin hikmete, susmak ve tefekkür sayesinde erdiklerini anlatırdı.-rahmetullahi aleyh-

Mimşâd-ı Dîneverî” hazretleri, bir gün sevdiklerine

- Birbirimize dua edelim, buyurdu. Âlimin ve garibin duası makbuldür

- Nasıl dua edelim? dediler

- En güzel dua, “Allah senden râzı olsun!” demektir

Ve ekledi:

- Allahü teâlâ, kıyamet günü herkese; “Nasıl yaptın?” değil, “Niçin yaptın?” diye soracaktır

- Niçin yaptın mı?

- Evet. Yâni “Ne niyetle yaptın?” diyecektir. Onun için her işimizi “Allah için” yapmaya bakalım. Şöyle devam etti:- Müminleri Allah için seviniz. Çünkü âhirette, birbirini Allah için seven Müslümanlara azab yapılmayacaktır. Mümin kimdir, biliyor musunuz?

- Kimdir efendim?

- Mümin, kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan demektir

Üç büyük düşman

Bir gün de sohbetinde; - Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyen, “ilmihal” okusun, buyurdu. Çünkü İslâmiyeti bilmeden bir yere varılamaz. Ve ekledi: - Büyüklerimiz; “Dînini bilmeyenin, dîni yoktur” buyurmuşlardır. Melekler imrenir Bir gün de talebelerine; - Bir araya geldiğinizde İslâmiyetten konuşun. Yahut bir “ilmihal kitabı” okuyun. Ve ilave etti: - Allah rızası için üç beş kişi bir araya gelir de Allahtan ve Peygamberden bahsederlerse, gökteki melekler onlara imrenirler. En büyük nîmet Bir gün de sohbetinde; - Kardeşlerim, nîmet ne kadar büyükse, şükür de o kadar çok olmalıdır, buyurdu. - En büyük nîmet nedir? dediler. - “Doğru îman” sahibi olmaktır. Ölümden sonra sonsuz bir hayat var. Orası için hazırlanın. - Nasıl hazırlanalım efendim? - Allahü teâlânın dînini öğrenin. Bize ne emretmiş? Neyi yasak eylemiş? Bunları öğrenip, gereğini yapın ki, en iyi hazırlık budur işte.

SEMA MECLISLERI

Hz. Şeyh Mümşad ed Dineveri nin soyle dedigi nakledilir; Rasulullah s.a.v. efendimizi ruyamda gordum. -Ya Rasulellah! Şu semadan kabul etmediginiz herhangi bir sey var mi dir? diye sordum. Efendimiz a.s m: -Onu kotu gormuyorum, fakat onlara soyle semaı Kuran okuyarak acip, Kuran tilavetiyle kapasinlar" buyurdu. (Şihabuddin Suhreverdi- Avariful Mearif)

(Kabiliyetlerini dine hizmetde kullananlara selam olsun!)

Mimşâd ed-Dîneverî buyurdu ki:

Bir kimse yalnız Allahü teâlâyı düşünürse, ona hiçbir şey ve kimse zarar veremez.

Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meyl ettiği her şeyden uzaklaşmaktır.

"Sâlihlerle sohbet etmek, onlarla berâber bulunmak kalpte iyilik meydana getirir. Bozuk kimselerle sohbet etmek ve onlarla berâber bulunmak kalpte fesâd ve kötülük meydana getirir." istediğim için dünyâ düşüncelerini tamâmen unuttum. Çünkü bir kimse hocasının huzûruna dünyâ, mal ve makam düşüncesiyle girerse onu görmenin ve onunla bulunmanın bereketini bulamaz ve sözlerinden istifâde edemez."

Hak Teâlâ’ya ulaşmanın yolu uzundur, o yola sabretmek zordur.

Talebenin edebi, hocasına hürmet, kardeşlerine hizmet, dünya bağlarını kesmek ve dinin adabına göre kendini korumaktır.

"Sâlih kimselerle beraber olan sâlih, fâsıklarla beraber olan fâsık olur." "İnsanın tapındığı, yani ömrünü kendisi için harcayıp, çok sevdiği şeyler çeşitlidir. İnsanların bir kısmı, nefsine, bir kısmı çocuğuna, bir kısmı malına, bir kısmı parasına, bir kısmı hanımına, bir kısmı, makam ve mevkiye tapar. Herkes gönlünü bunlardan birisine bağlamıştır. Bunların bağından kurtulmak çok zordur. Bunlara tapınmaktan sadece; kendine, malına, makamı ve mevkiine güvenmeyip, her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah’ü Teâlâ’ya hakkıyla kulluk yapamadığını bilip, yaptıklarını hep kusurlu ve noksan görerek, nefsini ayıplayanlar kurtulabilir." "Bir kimse yalnız Allahü Teâlâ’yı düşünürse, ona hiçbir şey ve kimse zarar veremez." "Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meyil ettiği her şeyden uzaklaşmaktır." Himmetleri üzerimize hazır ve daim olsun.

Silsiledeki yeri

Cerrâhî silsilenâmesi onu “Mimşad Dîneverî (i. 299/912, Dînever)” şeklinde, Cüneyd-i Bağdâdî ile Muhammedü'l-Bekrî arasında kaydeder.

Cerrâhî silsilesinin bu bölümü şöyledir: Cüneyd-i Bağdâdî → Mimşâd Dîneverî → Muhammedü'l-Bekrî → Kādı Vahyüddin → Ömerü'l-Bekrî → Ebü'n-Necîb-i Sühreverdî → Kutbüddin Ebherî → Rükneddin Sincâsî → Şihâbüddin Tebrîzî → Cemâleddîn-i Tüsterî → İbrâhim Zâhid-i Geylânî — oradan Halvetiyye'ye ve nihayet Nûreddin Cerrâhî'ye.

Kaynak notu. Mimşâd ed-Dîneverî'nin TDV İslâm Ansiklopedisi'nde müstakil bir maddesi bulunmamaktadır. Bu kartın biyografi ve menkıbe bölümleri Evliyalar Ansiklopedisi'ne dayanır ve menkıbeler traditional olarak işaretlenmiştir; silsile kaydı Cerrâhî silsilenâmesindendir.

Adı, nisbesi ve yetişmesi

Adı, Sülemî'nin Tabakātü's-sûfiyye'si ile İbnü'l-Mülakkın'ın Tabakātü'l-evliyâ'sına göre Mümşâz, diğer kaynaklara göre Mümşâd biçiminde geçer; nisbesi ed-Dîneverî'dir. Irak şeyhlerinin ulularından sayılır. Vefatı 299/911 olarak verilir; bir silsile listesinde ise aynı hicrî yıl 299/912 karşılığıyla kaydedilmiştir. Doğum tarihi bilinmemektedir.

Dînever'de doğup büyüdüğü için Dîneverî nisbesiyle tanınmıştır; küçük yaştan itibaren ilim tahsilini de burada yapmıştır. Riyâzet, hizmet ve müşâhedede, hâl ve hareketlerinde emsalsiz görülmüştür. Hübeyretü'l-Basrî'nin talebelerinden olup hocasının vefatından sonra onun yerine geçmiş, tâliblere ilim öğretip nasihatte bulunmuştur. En tanınmış talebesi Ebû İshak Şâmî-i Çeştî'dir. Dört halifesi Ebû Ahmed, Hafîf-i Şîrâzî, Ebû Âmir ve kendisine kaim-i makam olan Şeyh Muhammed Dîneverî diye sayılır.

Zühd hayatından nakledilenler

Doğumundan vefatına kadar ömrünü oruç tutmakla geçirdiği, yalnız Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört gününde oruç tutmadığı nakledilir.

Çok mal mülk sahibiyken, Allah'ın sevgili kullarıyla tanıştıktan sonra malının tamamını fakirlere dağıttığı, ardından hacca çıkarken "Yâ Rabbî! Ailem ve çocuklarımı sana emanet ettim" diye dua ettiği anlatılır. Mekke yolunda çölde başında bir tepsi yemek taşıyan bir adam görüp bunu ne yapacağını sorduğunda, adamın "Ben ehl-i gaybdan bir kişiyim; her gün senin evine böyle bir tepsi yemek götürürüm, Allah bana böyle emretti" cevabını verdiği rivayet edilir. Ecel, rızık ve takat bahsinde de eceli gelmeyenin rızık için tasa çekmemesini, takati ölçüsünde ibadete devam etmesini öğütlerdi.

COĞRAFÎ HAFIZA5 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi5 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ömür boyu oruç

Yılda beş gün istisna.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri, doğumundan ölümüne kadar, bütün ömrünü oruç tutmakla geçirdi. Yalnız Ramazan bayramının birinci günü ile, Kurban bayramının dört gününde oruç tutmazdı.

Çerçeve. İstisna edilen beş gün tesadüfî değildir: bayram günlerinde oruç tutmak dinen yasaktır. Yani rivayet bir aşırılık değil, izin verilen azamî sınır anlatır — zâhidin şeriatın dışına çıkmadığını vurgulayan bir kurgudur. “Doğumundan ölümüne” ifadesi ise menâkıb mübalağasıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
TARİHÎ KAYIT

Hızır'ın işaretiyle Cüneyd-i Bağdâdî'ye intisabı

Önce Cüneyd-i Bağdâdî'yi vahdet-i vücûd iddiasıyla suçlarken, sıkıntıya düştüğü bir dönemde aldığı işaretle ona intisap ettiği anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Menkıbeye göre Mimşâd ed-Dîneverî, ulemâ arasında "Miftâhu'l-mezheb" diye tanınan, fıkıhta fetva verecek mertebede bir âlimdi. Bu dönemde Cüneyd-i Bağdâdî'yi vahdet-i vücûd iddiasıyla anar, bu sebeple onun ilhâd akîdesi üzere bulunduğunu söylerdi.

Bir ara kendisi sıkıntıya düşünce Hızır'ın ona "Senin çâren Cüneyd-i Bağdâdî'dedir" dediği, bunun üzerine Cüneyd'e intisap ettiği nakledilir. Aynı bahiste, riyâ ehlinin zararının kendine olduğu, fakat tâlibin onu inkâr edip küçümsemesinin kendi hüsran ve helâkine sebep olacağı söylenir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Çölde karşılaşılan tepsi

Aileyi Allah'a emanet etmek.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Malını dağıtıp hacca çıkarken şöyle dua eder: “Yâ Rabbî! Ailem ve çocuklarımı sana emânet ettim.”

Mekke-i mükerreme yolunda giderken çölde bir adam gördü. Başında bir tepsi yemek vardı. Mimşâd ed-Dîneverî bunu ne yapacağını sordu. O adam da, “Ben ehl-i gâibten bir kişiyim. Hergün senin evine böyle bir tepsi yemek götürürüm. Allahü teâlâ bana böyle emretti” dedi.

Çerçeve. Anlatının tezi tevekküldür: malını dağıtan kişinin ailesinin rızkı ricâlü'l-gayb eliyle karşılanır. Aynı fikir borç menkıbesinde tekrarlanır — “Senin görevin, borcunu bize havale etmek, bizim görevimiz ise borcunu ödemektir.”

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kırk defa bayılmak

Hocasının duası.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Hübeyret-ül-Basrî hazretlerinin derslerine devam ederken bir gün kendisine, “Git abdest al gel” buyuruldu… Hocası elinden tutup; “Yâ Rabbî! Mimşâd ed-Dîneverî'yi dervişlik makamına eriştir” diye duâ etti. Bu duânın te'sîri ile Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri kırk defa bayılıp, bir o kadar da ayıldı.

Hübeyre hazretleri, “Arzu ettiklerine kavuştun mu?” diye sordular. O da, “Otuz senedir bunun için uğraşırım. Elhamdülillah sizin himmetinizle arzuma bugün kavuştum” dedi.

Çerçeve. Otuz yıllık çabanın bir duayla neticelenmesi, tasavvufta himmet anlayışının tipik anlatımıdır: gayret şarttır ama yeterli değildir; kapıyı açan şeyhin teveccühüdür. Kırk sayısı da erbaîn ve riyâzet devrelerine göndermedir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Misâfir misin, mukîm misin?”

Tekkenin kapalı kapısı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Tekkede ders verirdi. Tekkesinin kapısını devamlı kapalı tutardı. Kapıya birisi gelse, misâfir misin, mukîm misin? diye sorardı. “Eğer kalıcı isen içeri gir, şayet misâfir isen, burası senin yerin değildir. Çünkü birkaç gün kalır kendine bizi alıştırırsın da, sonra ayrılığına dayanamayız” derdi.

Çerçeve. Söz, tekke misafirperverliği geleneğine aykırı görünür; asıl anlattığı şey ayrılık korkusudur — gelen sevilir, giden yaralar. Sûfî edebiyatında bağlanmanın bedeli üzerine söylenmiş en yalın sözlerdendir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
TARİHÎ KAYIT

Semâ meclisleri hakkında gördüğü rüya

Rüyasında semâ hakkında sorduğu soruya, meclisin Kur'an tilâvetiyle açılıp kapanması cevabını aldığı nakledilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kendisinden nakledildiğine göre rüyasında Resûlullah'ı görmüş ve "Yâ Resûlellah! Şu semâdan kabul etmediğiniz herhangi bir şey var mıdır?" diye sormuştur. Aldığı cevap şöyledir: "Onu kötü görmüyorum; fakat onlara söyle, semâı Kur'an okuyarak açıp Kur'an tilâvetiyle kapasınlar."

Bu rivayet, semâ meclislerinin âdâbına dair sûfî literatüründe zikredilen dayanaklardan biridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Öğütleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

"Niçin yaptın?" sorusu ve niyet

Kıyamet gününde "Nasıl yaptın?" değil "Niçin yaptın?" diye sorulacağını söyleyerek her işin Allah için yapılmasını öğütlerdi.

Metni gösterMetni daralt

Bir gün sevdiklerine "Birbirimize dua edelim, âlimin ve garibin duası makbuldür" der. "Nasıl dua edelim?" diye sorulunca "En güzel dua, 'Allah senden râzı olsun!' demektir" cevabını verir.

Ardından şunu ekler: Allah kıyamet günü herkese "Nasıl yaptın?" değil, "Niçin yaptın?", yani "Ne niyetle yaptın?" diye soracaktır; onun için her işi Allah için yapmaya bakmak gerekir. Aynı sohbette müminleri Allah için sevmeyi tavsiye eder ve mümini "kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan" diye tarif eder.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şeytan, nefis ve kötü arkadaş

Üç düşmanın zararından kurtulmanın yolunu ilmihal öğrenmekte görür; bir araya gelen topluluğa dinî sohbeti tavsiye ederdi.

Metni gösterMetni daralt

Bir sohbetinde şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyenin ilmihal okumasını söyler; İslâmiyet bilinmeden bir yere varılamayacağını, büyüklerin "Dînini bilmeyenin dîni yoktur" dediğini hatırlatır.

Talebelerine de bir araya geldiklerinde dinden konuşmalarını yahut bir ilmihal kitabı okumalarını tavsiye eder; Allah rızâsı için üç beş kişi toplanıp Allah'tan ve Peygamber'den bahsederse gökteki meleklerin onlara imreneceğini söyler. Şükür bahsinde ise nimet ne kadar büyükse şükrün de o kadar çok olması gerektiğini, en büyük nimetin "doğru îman" sahibi olmak olduğunu belirtir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Tevekkül ve sohbet üzerine sözleri

Tevekkülü kalbin ve nefsin meylettiği her şeyden uzaklaşmak diye tarif eder, sohbetin kalbe tesirine dikkat çekerdi.

Metni gösterMetni daralt

Ona nisbet edilen sözlerden bazıları şunlardır: "Bir kimse yalnız Allahü teâlâyı düşünürse, ona hiçbir şey ve kimse zarar veremez." "Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meyl ettiği her şeyden uzaklaşmaktır." "Sâlihlerle sohbet etmek, onlarla berâber bulunmak kalpte iyilik meydana getirir; bozuk kimselerle sohbet etmek ise kalpte fesâd ve kötülük meydana getirir."

Gönül bahsinde de "Ben gönlümü kaybedeli otuz sene oldu; onu tekrar elde edeyim istedim ama bulamadım. Sıddîkların da gönülsüz olduklarını görünce ferahladım" derdi. Hikmeti sükût ve tefekkürde arar, hikmet ehlinin hikmete susmak ve tefekkür sayesinde erdiğini anlatırdı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Fakr'ı mârifetin basamağı sayması

Fakrı mârifet-i ilâhiyyeye çıkan bir basamak kabul eder; mârifeti tefekkürün mahsulü sayarak talebelerine üzerinde düşünülecek konular gösterirdi.

Metni gösterMetni daralt

Mârifet-i ilâhiyye ile fakr arasında doğrudan bir bağ kurar, fakrı âdeta mârifetin basamağı sayardı. Ona göre mârifet, sıdk ile Allah'a ihtiyacını arzetmek ve fakr hâline sıkıca sarılmaktır.

Mârifetin tefekkür ve derin düşüncenin mahsulü olduğunu bildiğinden, talebelerine belirli konular üzerinde kafa yormayı öğütlerdi; bunların ilki kâinattaki girift düzendi. Kaynak metin bu maddelerin sayımı sırasında kesildiği için öğüdün tamamı buraya alınmamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Himmeti korumak

Yolda alınan nasihat.

Metni gösterMetni daralt

Seyahatlerimden birinde, yaşlı bir zât gördüm. Hayır yüzünden okunuyordu. “Bana nasîhat et” dedim. O zât bana şöyle dedi: “Himmetini koru. Himmet (niyet), bütün işlerin başlangıcıdır. Himmeti temiz olanın, gayreti iyiye yönelen kimsenin, yaptığı işleri de, temiz olur. Hâlleri ve amelleri de düzelir.”

Çerçeve. Himmet burada iki anlamda kullanılır: niyet ve mânevî yöneliş gücü. Sözün mantığı şudur — amel niyetten sonra gelir, bu yüzden ıslah amelden değil niyetten başlar. Kendisinin hocasının duasıyla makam kazanması da aynı kelimenin öteki anlamıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
TARİHÎ KAYIT

Çiştiyye'ye açılan kapı

Ebû İshak Şâmî.

Metni gösterMetni daralt

İnsanların kalblerine Allah sevgisini yerleştirmek, onlara doğru yolu göstermek ve öğretmek için çalışan Mimşâd ed-Dîneverî hazretlerinin en tanınmış talebesi, Ebû İshâk Şâmî-i Çeştî hazretleridir.

Çerçeve. Ebû İshak Şâmî, Herat yakınlarındaki Çişt'e yerleşerek Çiştiyye'nin adını aldığı hattı başlatmıştır; bu yol sonradan Hint alt kıtasının en yaygın tarikatı olacaktır. Böylece Mimşâd, iki ayrı silsilenin kavşağındadır: doğuya doğru Çiştiyye, batıya doğru Cerrâhî zincirinin Halvetî gövdesi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”.
TARİHÎ KAYIT

Silsiledeki yeri

Cüneyd'den sonra.

Metni gösterMetni daralt

Cerrâhî silsilenâmesi onu “Mimşad Dîneverî (i. 299/912, Dînever)” şeklinde kaydeder; Evliyalar Ansiklopedisi de vefatını 299 (m. 911) verir — iki kayıt uyuşur.

Cerrâhî silsilesinin bu bölümü şöyledir: Cüneyd-i Bağdâdî → Mimşâd Dîneverî → Muhammedü'l-Bekrî → Kādı Vahyüddin → Ömerü'l-Bekrî → Ebü'n-Necîb-i Sühreverdî → Kutbüddin Ebherî → Rükneddin Sincâsî → Şihâbüddin Tebrîzî → Cemâleddîn-i Tüsterî → İbrâhim Zâhid-i Geylânî — oradan Halvetiyye'ye ve nihayet Nûreddin Cerrâhî'ye.

Çerçeve. Kendisinden sonraki üç halka — Muhammedü'l-Bekrî, Kādı Vahyüddin, Ömerü'l-Bekrî — hakkında elde silsile kaydından başka bilgi yoktur; zincirin en karanlık bölümü burasıdır. Ondan bir önceki halka Cüneyd-i Bağdâdî, bir sonraki tanınan isim ise Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'dir; arada iki asır vardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı).

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKACüneyd-i BağdâdîCüneyd-i Bağdâdî → Mimşâd Dîneverî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.ÖNCEKİ HALKAMuînüddin Hasan ÇiştîSilsilede Ebû İshak eş-Şâmî'nin şeyhi olarak geçer; Ebû İshak'ın Çişt köyüne yerleşmesi onun emriyle olmuştur.SONRAKİ HALKAMuhammed el-BekrîMimşâd Dîneverî → Muhammed el-Bekrî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.TALEBESİ / HALİFESİCüneyd-i BağdâdîMenkıbeye göre önce onu vahdet-i vücûd iddiasıyla anarken sonra kendisine intisap etmiştir; silsilede de Cüneyd'den sonraki halkadır.TALEBESİ / HALİFESİEbû İshak Şâmî el-ÇiştîEn tanınmış talebesi olarak zikredilir.DEVAM EDEN BAĞLANTIŞeyh Muhammed-i DîneverîDört halifesinden biri ve kaim-i makamıdır; silsile ondan sonra Muhammed Dîneverî (ö. 340/951) ile devam eder.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Kirmanşah · İranDîneverDoğduğu, ilim tahsil ettiği ve 299/911-12'de vefat ettiği şehir. Ortaçağ'ın önemli bir Cibâl merkeziyken sonradan harabeye dönmüştür. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Bağdat · IrakBağdatSohbetinde bulunduğu Cüneyd-i Bağdâdî, Serî es-Sakatî ve Ma'rûf-i Kerhî'nin şehri; silsilede kendisinden bir önceki halka Cüneyd'dir. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Mekke · Suudi ArabistanMekkeMalını dağıttıktan sonra yola çıktığı ve çölde “ehl-i gâibten bir kişi” ile karşılaştığının nakledildiği hac yolculuğunun hedefi. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Basra · IrakBasraHocası Hübeyretü'l-Basrî'nin nisbe aldığı şehir; icâzeti ondan almıştır. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.Herat · AfganistanÇiştTalebesi Ebû İshak Şâmî'nin yerleştiği ve Çiştiyye'ye adını veren kasaba. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Evliyalar Ansiklopedisi, “Mimşad ed-Dîneverî”
  2. [2]Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı)
  3. [3]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  4. [4]Kişi kartı kaynak paketi — Mimşâd Dîneverî
Ortak kaynak kataloğunu aç →