Ara
Menü

Cemâleddin Tüsterî

Cemâleddin Tüsterî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetî öncesi halkalarındandır. Kayıtları Geylân çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Unvan
Halvetî öncesi
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Cemaleddîn-i Ezher-i Hz. İslâm âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden olan Cemâleddîn-i Ezherî, 13.yy sonlar؛ Siraz da doğdu, ismi Muhammed Künyesi Ebul Haşan ve lakabi Cemaleddin'dir. Çocukluğu, köyünde geçen Cemâleddîn Muhammed, ilim öğrenme çağına gelince, Mısır'da bulunan meşhur Câmi'ul-Ezher Medresesine gitti ve tahsilini orada tamamladıktan sonra, Tebriz'e yerleşti. Uzun seneler hizmet etti. Tasavvuf yolunda ilerlemek için, Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretlerinin oğlu Şihâbüddîn-i Tebrîzî'nin talebeleri arasına girdi.

O büyük zâtın huzurunda, sohbet ve hizmetlerinde bulunarak kemâle geldikten sonra, insanlara doğru yolu göstermek için, hocası tarafından Geylân taraflarına gönderildi. Geylân yakınlarında bulunan Poteste isimli köyde yerleşen Cemâleddîn-i Ezherî için, âlimleri ve evliyâyı sevenler, bir tekke ve mescid yaptırdılar. Burada uzun seneler hizmet edip, insanların saâdete kavuşmaları için çok gayret gösterdi. Çok talebe yetiştirdi. Bu günlerde Ibrâhim Zâhid çocuk olup, kitapları koltuğunda mektebe gidip geliyordu. Cemâleddîn hazretleri bir gün yolda, aynı şekilde mektebe gitmekte olan Ibrâhim Zâhid’i gördü.

Elini başına koyarak; "Hocam Şihâbüddîn, bizi buraya, bu mâsum yavruyu yetiştirmek üzere gönderdi." buyurdu. Islâmiyetin bütün emir ve yasaklarına riâyet ettiği için, söylediği sözler insanlara çok tesir eden Cemâleddîn-i Ezherî, birçok kimsenin saâdete kavuşmalarına vesîle oldu. Riyâzet ve mücâhedede yâni nefsin istediği, hoşlandığı şeyleri yapmamakta ve ona zor gelen istemediği beğenmediği şeyleri yapmakta çok ileri idi. لاج mübarek zatin yemesi ve İçmesi ؟ok az idi. Bâzan günlerce evinde yemek pişmediği olurdu.

Fakat bu hâllerini kimseye bildirmez, kimsenin de bilmesini istemezdi- Hattâ bu hâllerin başkaları tarafından anlaşılmaması İ؟in, evde yemek pişiriliyormuş ve yemek yeniyormuş gibi sesler çıkarırdı. Ufak bir arâzisi vardı. Orayı kirâya verin geliri ile yetinirdi. Oradan gelen mahsûl gâyet bereketli olur ve kendilerine yeterdi, ilim ve velilik yolundaki derecesi pek üstün olan Seyyid Cemâleddîn-İ Ezherl, yüksek dedelerine lâyık bir evlâd idi. Kendisi, bedenen, görünü? itibariyle ؟ok zayıf olmasına rağmen, Allahu teâlânın emirlerini yapmakta hi؟ gevşeklik göstermezdi.

Pek güzel olan Dâvûdî sesi ile ؟ok güzel Kur'ân-1 kerim okurdu. Cemâleddin-؛ Ezherl, 1358 yılında vefât etmiştir. Seyyid Cemâleddîn-İ Ezherl hazretlerinin yetiştirdiği talebelerin sayısı pek؟ok, olup, en büyüklerinin ve kendisinden sonra halifesi olan dört tanesinin isimleri?öyledir: Tâcüddîn ibrâhim Zâhid-İ Geylânl, kendi oğlu Seyyid Ali, Seyyid Ebü'l-Kâsım ve Seyyid Muhammed el-Keslre* Seyyid Cemâleddîn-i Ezherl hazretleri anlatır:,,Bir sene hacca gitmiştim. Çölün ortasında suyum bitti, susuzluktan çok bunaldım. Susuzluk sebebi ile takatim kesiliyor, fakat sabrediyordum.

Nihâyet yürüyemeyecek hâle gelip, bir ağacın altına çöktüm. Sırtımı ağaca verip, öylece kalakaldım. Gözlerimi kapamış, kendimden geçmiş vaziyette idim. Bu arada elime bir su damlası düştüğünü hissettim. Hemen gözüm açıldı. Görünürlerde hiçbir şey yoktu. Yine gözlerim kapandı ve yine kendimden geçtim. Biraz sonra, tekrar bir su damlasının elime düştüğünü hissettim. Gözümü açıp yukarıya baktığımda, tam üzerimde, ağacın dalında asılmış vaziyette bir matara gördüm. Su ondan damlıyordu. Hemen matarayı aldım ve sudan içtim. 0 suyun tadı, şimdiye kadar içtiğim suların hepsinden fazla idi.

Elimi yüzümü de yıkayıp serinledikten sonra aldığım yere tekrar astım. Bir taraftan yola devâm etmek üzere hazırlanırken diğer taraftan da bu su matarasını buraya kimin bırakmış olabileceğini merak ettim. Sonra da, buradan geçen hacılardan birinin bırakabileceğini düşündüm. Tam bu sırada, gizliden bir ses; "Ey Cemâleddîn! Sen şu ânda yalnız başınasın ve bir ân Allahü teâlâyı unutmuyorsun. Her ân O'nu zikrediyor ve O’na ibâdette gevşeklik yapmıyorsun.

Cenâb-ı Hak, her emrine ihlâs ile sarılıp yerine getiren kimseyi sever, sıkıntı ve zarûret içine düşüp, hiç kimseden yardım almak ümîdi olmadığı zamanda da onun imdâdına yetişir." diyordu. Gönüllere tesir eden bu tatlı sözleri dikkatle dinleyip, çok sevindim. Allahü teâlâya çok şükrederek yoluma devâm ettim. Bundan sonra yolculuğum boyunca hiç susuzluk çekmedim." Bir defâsında meclisinde bulunanlara vaaz ederken kendini bilmez, densizin biri gelip, Seyyid Cemâleddîn hazretlerine edepsizce bâz؛ sözler sarf etti. O da bu sözlerden çok incindi. Fakat cevap vermedi.

O kimse, çıkıp gitmek üzere kapıdan adımını atar atmaz, dışarıda bulunan bir köpek ayağını öyle bir ısırdı ki, etraftan yetişenler ne kadar uğraştılar ise de, köpek, o kimsenin ayağını bırakmadı, üstelik sürükleyerek oradan uzaklaştırdı. Başı taştan taşa çarpan o edepsiz kimse, feryâd ederek fecî şekilde can verdi. O köpek, o kimse ölmedikçe ayağını bırakmadı. Bu hâdiseyi ibretle seyredenler, bir Allah adamını üzmenin tehlikesini daha iyi anladılar. Fırsat el vermiş iken vakti ganimet bilelim Ömrümüz hâsılını mihr ü muhabbet bilelim.

notlar Tar. Muhammediye

Mutedil 1. Düşünce, eylem vb. 'de aşırıya kaçmayan. ılımlı, itidalli. 2. Llıman. İfrat tefrit Sözlükte "söz veya işte haddi aşmak, aşırı gitmek" anlamına gelen ifrat, ahlâkî bir kavram olarak, ahlâkî davranışların kaynağı olan psikolojik yeteneklerin işleyişinde itidal noktasının ilerisine geçen sapmalar demektir. İfratın karşıtı tefrittir, ifrat, söz ve fiillerde ileri gitmek, tefrit de gevşek ve ihmalkâr davranmak, çabuklukta çok geri kalmak demektir. Her iki aşırı ucun ortası ise itidâldir. Kur'ân ve Sünnette ifrat ve tefrit yasaklanmış, dengeli davranıİması istenmiştir. Bir âyette "...

Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme" {Kehf, 18/28.) buyrulmuştur. Ayrıca pek çok âyette israf ve cimrilik yasaklanarak harcamalarda dengeli olmak emredilmektedir (İsrâ, 17/26, 27, 29; A'râf, 7/31). İsraf, ifrat hâli, cimrilik ise tefrit hâlidir. Bu ikisinin ortası ise dengeli olmaktır. Cerbezenin, 'Kuvve-؛ akliyenin ifrat mertebesi' olduğu ifade edilerek şu tarif getirilir: 'hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik' olmak.

(İşarat-üi İ'caz, 23) "Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galib etmektir, "(a.g.e, 34) Cerbezeci insan, bir mü'minden bir tek kötülük görmüşse, bunu sünbüllendirir, çoğaltır, büyütür ve onun bütün iyiliklerini bu tek kötülükle örtmek ister. Bu da bir cerbezedir ve büyük bir zulümdür, Belâdet İyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayıramama; ahmaklık. Kalİn kafalilik. Humud Durgunluk, uyuşukluk; bir mâni olmadığı halde bekârlığı istemek. Şehvet ve iffetin azlığı. Şehvetin (hayvânî rûhun kendine tatlı gelen şeyleri istemesi) lüzumundan az olması humûddur. https://mail, google.

com/mail/?ui=2&ik=8d2c96759c&view;:=pt&search—inbox&th—13... 03.08.2012

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAŞihâbüddin TebrîzîŞihâbüddin Tebrîzî → Cemâleddin Tüsterî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAİbrâhim Zâhid GeylânîCemâleddin Tüsterî → İbrâhim Zâhid Geylânî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.