HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve doğumu
Asıl adı Himmet b. Hacı Ali Merdan’dır. Şiirlerinde Himmet, Derviş Himmet ve Himmetî mahlaslarını kullandı. Bolu’nun Gice köyüne bağlı Dökmeci mahallesinde 1000/1591-92 yılında doğduğu kabul edilir. Kaynaklarda “Bolulu Himmet”, “Şeyh Himmet” ve “Himmet Efendi” adlarıyla anılır.
Babasının adı Hacı Ali Merdan, kardeşinin adı Bayram Ağa’dır. Oğullarından Abdullah Efendi, Mehmed Efendi ve Atâullah Efendi’nin adları bilinmektedir. Himmetiyye’nin daha sonraki İstanbul tarihi büyük ölçüde oğlu Abdullah Efendi ile devam eden Himmetzâdeler ailesi üzerinden şekillenmiştir.
Bolu’daki ilk tahsili ve İstanbul’a gelişi
İlk dinî eğitimini Bolu’da aldı. 1018/1609-10 yılında tahsilini ilerletmek için İstanbul’a geldi. Davud Paşa Medresesi çevresinde Zeyrekzâde Seyyid Yûnus Efendi’nin derslerine devam etti; aklî ve naklî ilimlerde yetişerek mülâzemet aldı.
Kırk akçeli medrese derecesine kadar yükselmesi, düzenli bir ilmiye eğitimi gördüğünü gösterir. Sonraki vaazlarında ve tarikat âdâbına dair eserlerinde görülen sistemli anlatımın arkasında bu medrese birikimi vardır.
İlmiye yolundan tasavvufa yönelişi
Himmet Efendi, müderrislik yolunda ilerlerken makam ve rütbenin aradığı mânevî karşılığı vermediğini düşünerek iç muhasebeye yöneldi. Hüseyin Vassâf’ın aktardığı anlatıda, ulaşabileceği en yüksek ilmiye makamlarını gözünün önüne getirir; fakat aradığı hakikatin bunların ötesinde olduğuna karar verir.
Bu dönüş, ilmi terk etmek değil, ilmî birikimi seyrüsülûk ve irşad hizmetinin içine taşımaktır. Nitekim daha sonraki hayatında hem vaiz, hem şeyh, hem de eser sahibi bir müellif olarak üç vasfı birlikte sürdürdü.
Hüseyin Hüsâmeddin Efendi ve Halvetî hilâfeti
Bezcizâde Muhammed Muhyiddin Efendi’nin halifesi Hüseyin Hüsâmeddin Efendi ile karşılaştı. Kaynakların naklettiği “Oğlum Himmet, aradığın bizdedir” hitabının ardından ona intisap etti; riyâzet ve mücâhedeyle seyrüsülûkünü tamamlayıp Halvetiyye hilâfeti aldı.
Bazı geç kaynaklar hilâfeti doğrudan Bezcizâde’den aldığını söyler. Fakat Himmet Efendi’nin kendi Manzum Tarikatnâmesi ve silsile kayıtları şeyhini Hüseyin Hüsâmeddin Efendi olarak gösterir. Bu sebeple esas bağ Hüseyin Hüsâmeddin üzerinden kurulmuştur.
Bolulu Ahmed Efendi ve Bayramî-Şemsî terbiyesi
Halvetî terbiyesinin ardından izinle Bolu’ya döndü. Burada silsilesi Akşemseddin’in halifelerinden Hamza Şâmî’ye ulaşan Bayramî-Şemsî şeyhi Bolulu Hacı Ahmed Efendi’ye bağlandı. Onun yanında Bayramî usulü üzere seyrüsülûkünü tamamlayarak ikinci bir hilâfet aldı.
Böylece şahsiyetinde Halvetiyye ile Bayramiyye-Şemsiyye bir araya geldi. Himmetiyye’nin kurumsal kimliği Bayramiyye’nin Şemsiyye kolu içinde teşekkül etti; Halvetî silsilesi ise onun yetişme ve icazet dünyasının ikinci ana hattı olarak korundu.
İki silsileyi kendi eseriyle kaydetmesi
Manzum Tarikatnâme içinde biri Bayramiyye, diğeri Halvetiyye için iki ayrı silsilenâme vardır. Otuz dokuz beyitlik Bayramiyye silsilesi Hz. Peygamber’den Şeyh Şâmî’ye uzanan hattı; yirmi üç beyitlik Halvetiyye silsilesi ise Cüneyd-i Bağdâdî’den Hüseyin Hüsâmeddin Efendi’ye kadar olan aktarımı anlatır.
Himmet Efendi, Bayramî şeyhi Hacı Ahmed Boluvî’yi “ikinci şeyhim” diye anar; oğlu Abdullah’ın da kendisinden el aldığını bildirir. Böylece biyografisindeki iki tarikat bağı dışarıdan yapılmış bir yakıştırma değil, kendi metniyle doğrulanan çift icazet düzenidir.
Şehremini’de Himmetzâde Tekkesi
Defterdar İbrahim Efendi, Şehremini’den Yenibahçe’ye inen yamaçta, Ördek Kasap mahallesindeki mescidi içinde Himmet Efendi için bir zâviye kurdu. Himmet Efendi Tekkesi, Defterdar İbrahim Efendi Tekkesi ve daha sonra Himmetzâde Tekkesi adlarıyla anılan bu merkez, Himmetiyye’nin İstanbul âsitânesi haline geldi.
Tekke 1918 yangınında ortadan kalktı; arsası daha sonra Çapa Tıp Fakültesi arazisine katıldı. Bu nedenle bugünkü haritada özgün yapı değil, kaybolmuş tarihî merkezin yaklaşık çevresi işaretlenmiştir.
Vaaz kürsüleri
1051/1641-42’de Kasımpaşa Camii vaizliğine başladı. 1080/1669-70’te bu görevi oğlu Şeyh Abdullah Efendi’ye bıraktı; halkın talebi üzerine 1090/1679-80 başlarında yeniden kürsüye döndü. Aynı yılın sonunda görevini Üsküdar’daki Davud Paşa Camii vaiziyle değiştirerek vefatına kadar burada vaaz etti.
Kaynaklarda Molla Gürânî ve başka kürsülerle ilgili farklı kayıtlar bulunur. Kesinliği daha yüksek görev çizgisi Kasımpaşa’dan Üsküdar Davud Paşa Camii’ne uzanır; ihtilaflı ayrıntılar tek bir kesin kronoloji gibi sunulmamıştır.
Üsküdar Divitçiler Dergâhı
Bezcizâde Muhyiddin Efendi’nin Üsküdar Divitçiler’deki dergâhında, Hüseyin Hüsâmeddin’in vefatı sebebiyle gerçekleşemeyen halefiyetin ardından kısa süre Bezcizâde’nin oğlu Ahmed Çelebi görev yaptı. Daha sonra Himmet Efendi meşihat tarafından bu tekkenin şeyhliğine getirildi.
İstanbul’daki Himmetzâde merkezinde oğlu Abdullah’ı bırakarak Üsküdar’a geçti; burada şeyhlik ve Davud Paşa Camii vaizliğini birlikte yürüttü. Bu dönem onun Halvetî terbiyesi ile Bayramî-Himmetî irşadının aynı şehir ağında buluştuğu safhadır.
Himmetiyye’nin teşekkülü
Himmetiyye, Bayramiyye’nin Şemsiyye kolundan doğan ve Bolulu Himmet Efendi’ye nisbet edilen şubedir. XVII. yüzyılın sonundan XX. yüzyılın başlarına kadar İstanbul’da Bayramiyye’nin en güçlü temsil damarlarından biri oldu.
Kolun kimliği yalnız pîr adına dayanmaz. Himmet Efendi’nin âdâb ve erkânı yazılı hale getiren eserleri, çift silsile kaydı, tekke düzeni, vaaz faaliyeti ve oğlu Abdullah’la başlayan Himmetzâdeler post silsilesi bu kurumsallaşmayı birlikte meydana getirdi.
Âdâb-ı Hürde-i Tarîkat
Mensur Âdâb-ı Hürde-i Tarîkat, sâlikin gündelik davranışından şeyh ve halifelerin sorumluluklarına kadar geniş bir erkân kitabıdır. Ülfet, sakınılması gereken davranışlar, yemek ve sofra âdâbı, şeyhleri ziyaret, halvet, biat, halifenin vazifeleri ve müridlerle ilişki gibi başlıkları işler.
Eserin sonuna Akşemseddin’in Risâletü’n-Nûriyyesinden Arapça bir parça ve Türkçe tercümesi eklenmiştir. Bu bölüm Himmet Efendi’nin müstakil tercümesi sayılmamalı; eseri teberrüken tamamlayan bir nakil olarak okunmalıdır.
Manzum Tarikatnâme
Manzum Tarikatnâme, tarikat öğretisini şiir diliyle düzenleyen ve yaklaşık üç yüz kırk beyitten oluşan bir metindir. Bayramiyye ve Halvetiyye silsileleri, yolun esasları, şeyh-mürid ilişkisi ve seyrüsülûk adabı burada nazımla aktarılır.
Ayrı bir Silsile-i Bayramiyye eseri bulunduğu yönündeki kayıt doğru değildir; bu başlık Manzum Tarikatnâmenin içindeki bölümdür. Eserin yazmaları Süleymaniye Kütüphanesi ile İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Dîvânı ve şiir dili
Himmet Efendi aruz ve hece vezniyle şiirler yazdı. Dîvân nüshası ve mecmualara yayılmış ilâhileri, Yûnus Emre çizgisindeki sade fakat kavram yoğun tekke şiirinin XVII. yüzyıldaki güçlü örneklerindendir. Şiirlerinde ölüm, gaflet, vahdet, insan-ı kâmil, aşk, irfan ve nefs muhasebesi öne çıkar.
“Uyan be hey gâfil hâb-ı gafletten” diye başlayan ilâhisi insanı ölüm ve yol azığı üzerine düşünmeye çağırır; “Genc-i aşkı ister isen dil-i vîrânda ara” mısraıyla başlayan şiiri ise ilâhî hakikatin insanın kendi gönül dünyasında aranmasını öğütler.
Musiki hafızası
Şiirlerinin bir bölümü Hâfız Post başta olmak üzere bestekârlar tarafından bestelendi; bazı güfteler Mevlevî âyinleri içinde de okundu. Yazma Dîvân nüshasının kenarlarındaki bestekâr ve makam kayıtları, şiirlerinin yalnız okunmadığını, tekke musikisi içinde yaşayan bir repertuvara dönüştüğünü gösterir.
Kendisinin bestekâr olduğu ileri sürülmüşse de biyografik kaynaklar bunu açıkça doğrulamaz. Sağlam olan bilgi, şiirlerinin çok sayıda besteye konu olması ve musiki çevrelerinde geniş dolaşıma girmesidir.
Kendisine yanlış nisbet edilen eserler
Manzûme-i Mi‘râciyye adı bazı tabakat eserlerinde ona nisbet edilir; ancak yazma nüshası tespit edilememiştir. Zübdetü’d-Dekāik ise Himmet Efendi’nin eseri değildir; Aziz Nesefî’ye ait bir metindir. Bu iki başlık kesin eserler listesine alınmamıştır.
Bu ayrım, bibliyografiyi kalabalıklaştırmaktan kaçınmak için önemlidir. Himmet Efendi’nin sağlam biçimde doğrulanan temel külliyatı Dîvân, Âdâb-ı Hürde-i Tarîkat ve Manzum Tarikatnâme çevresinde kurulmalıdır.
Oğlu Abdullah ve Himmetzâdeler
Himmet Efendi’nin oğlu Şeyh Abdullah Efendi, küçük yaşta babasından ilim ve tarikat eğitimi aldı; uzun seyrüsülûkün ardından hilâfet kazandı. 1669-70’te Kasımpaşa vaizliğini üstlendi, 1684’te babasının vefatıyla Himmetiyye postuna geçti.
Tekke meşihatı daha sonra torunlar ve Himmetzâdeler ailesi eliyle devam etti. Bu aile ağı, Himmetiyye’yi geçici bir şahıs çevresi olmaktan çıkarıp İstanbul’un farklı tekkelerine yayılan, yaklaşık üç asırlık bir irşad kurumu haline getirdi.
Vefatı ve “Rahmet be-Himmet” kaydı
16 Safer 1095’te, milâdî 3-4 Şubat 1684’te vefat etti. Oğlu Abdullah Efendi “hâtime-i evliyâ” terkibiyle; Sıdkı Emetullah Hanım ise “Bugün Himmet Efendi Adn’i kıldı kendiye me’vâ” mısraıyla vefatına tarih düşürdü.
Uşşâkîzâde’nin naklettiği “Rahmet be-Himmet” rüyası, vefat yılının ebcedle haber verildiği gelenek içi bir anlatıdır. Tarihî ölüm kaydından ayrı tutulmuş ve Menâkıbnâme katmanında tam anlatı olarak korunmuştur.
Kabri ve tarihî yeri
Üsküdar Divitçiler’deki Bezcizâde Muhyiddin Efendi Dergâhı haziresine defnedildi. Tekke arazisi zamanla Zeynep Kâmil Hastanesi çevresine katılmıştır; coğrafî hafıza işareti günümüzde kaybolmuş dergâhın tarihî çevresini gösterir.
Bolulu Himmet Efendi’nin tasavvuf tarihindeki yeri, iki irşad geleneğini şahsında birleştirmesi, Himmetiyye’yi İstanbul’da kurumsallaştırması, yolun âdâbını nesir ve nazımla kaydetmesi ve şiirlerini musiki hafızasına taşımasıyla belirlenir.