HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve doğru nispeti
Nev‘îzâde Atâyî onu “el-Mevlâ Alâeddin Ali el-Manavî” başlığı altında, yaygın lakabıyla “Ebü’l-Leys Ali’si” diye kaydeder. Bu adlandırma Mısır’daki Münâvî âlim ailesiyle ilgili değildir. Atâyî’nin fihristinde nispetin “el-Manavgadî” biçimi de görülür; bu sebeple kayıt, kaynakta kullanılan Manavî adı korunarak fakat Münâvîlerle karıştırılmadan okunmalıdır. Doğum yeri ve yılı mevcut kayıtta açık değildir.
Ebü’l-Leys Efendi’nin terbiyesinde
Alâeddin Ali, Sadrazam Ayas Paşa’nın muallimi Ebü’l-Leys Efendi’nin kız kardeşinin oğluydu. “Ebü’l-Leys Ali’si” lakabı bu akrabalık ve yetişme çevresinden doğdu. Atâyî yalnız aile bağını değil, Ebü’l-Leys Efendi’nin onu ilim ve fazilet bakımından yetiştirdiğini de özellikle belirtir. Böylece ilk ilmî terbiyesi, XVI. yüzyıl Osmanlı idare ve ilmiye çevrelerinin kesiştiği bir hanede şekillendi.
Kemalpaşazâde’den mülâzemet
İlim tahsilini ilerlettikten sonra Kemalpaşazâde Şemseddin Ahmed Efendi’nin ders halkasına girdi ve ondan mülâzemet aldı. Bu kayıt, Alâeddin Ali’nin medrese mesleğine hangi ilmî silsile üzerinden katıldığını gösterir. Kaynak onu belirli bir tarikatın şeyhi veya halifesi olarak değil; tedris, fetva ve kazâ görevleri üstlenen bir Osmanlı âlimi olarak tanıtır. Bu sebeple kişi dosyasında doğrulanmamış bir tarikat nispeti kurulmamıştır.
İnegöl’den İstanbul’a uzanan tedris hayatı
İlk görevleri arasından açıkça izlenebilen durak, otuz akçe ile tayin edildiği İnegöl müderrisliğidir. İnegöl’deki İshak Paşa Medresesi’ne tayini, Atâyî’nin ayrıca aktardığı mübeşşir rüyanın da konusudur. 945/1538-39’da Kara Ca‘fer’in yerine kırk akçe ile İstanbul Davud Paşa Medresesi’ne geçti. 949/1542-43 dolaylarında Rûşenîzâde’nin yerine Trabzon Sultâniyesi’ne elli akçe ile tayin edildi.
Manisa müderrisliği ve müftülüğü
955/1548-49’da Hâmid Efendi’nin yerine Manisa’da hem müderris hem müftü oldu. Atâyî’nin ifadesiyle talebelerin ve fetva soranların müşküllerini çözen bir ilim adamı olarak hizmet verdi. Bu görev, onun yalnız ders veren bir müderris olmadığını; şehir ölçeğinde hukukî ve dinî meselelerde başvurulan fetva makamını da yürüttüğünü gösterir.
Sahn-ı Semân ve Ayasofya
958 Şevvali’nde, Taşköprizâde İstanbul kadılığına geçince boşalan Sahn-ı Semân medreselerinden biri Alâeddin Ali’ye verildi. 961 Zilhiccesi’nde Mısır’dan emekli Hâmid Efendi’nin yerine altmış akçe ile Ayasofya Medresesi’ne yükseltildi. İnegöl’den başlayıp Davud Paşa, Trabzon, Manisa, Sahn ve Ayasofya’ya ulaşan bu sıra, Osmanlı ilmiye teşkilâtındaki kademeli yükselişini açık biçimde ortaya koyar.
Emîr Gîsûdâr soruşturması
958/1551’de, kaynakta “değirmen vak‘ası” diye anılan bir mesele sebebiyle iki kazasker ile İstanbul kadısının görevden alınmasının ardından, Sahn müderrisi Alâeddin Ali’ye Emîr Gîsûdâr’ı teftiş etme vazifesi verildi. Atâyî onun bu işi hikmete uygun hareket, dikkatli araştırma ve tarafsızlıkla tamamladığını yazar. Bu kayıt, ilmî görevleri yanında merkezî idarenin güven gerektiren tahkik işlerinde de görevlendirildiğini gösterir.
Bağdat kadılığı ve emekliliği
964 Zilhiccesi’nde Martolos Muhyiddin Efendi’nin yerine Bağdat kadılığına tayin edildi. Bağdat, Osmanlı doğu eyaletlerinin en önemli ilim, hukuk ve idare merkezlerinden biriydi; bu tayin kariyerinin en yüksek görevlerinden biridir. 969 Rebîülâhirinde görevden ayrıldı, yerine Dülgerzâde Efendi getirildi. Seksen akçe emeklilik maaşıyla resmî görevlerden çekildi.
Vefatı ve şahsiyeti
Alâeddin Ali el-Manavî 974/1566-67 yılının ortalarında vefat etti. Atâyî onu ilmî faziletiyle tanınan, ders yıllarında yoğun çalışmasıyla şöhret bulan, medrese hücrelerini kabiliyetli talebelerle dolduran; kadılık döneminde ise iffeti, doğruluğu ve güzel ahlâkıyla bilinen bir âlim olarak tasvir eder. Mezarı mevcut kaynak parçasında açıkça belirtilmediği için dosyaya tahminî defin yeri eklenmemiştir.
Tarih içindeki yeri
Onun hayatı, XVI. yüzyıl Osmanlı âliminin eğitimden mülâzemete, küçük medreselerden Sahn ve Ayasofya’ya, oradan büyük bir eyalet kadılığına uzanan meslek yolunu somutlaştırır. Kişi dosyasındaki coğrafi duraklar bu hareketi görünür kılar; menkıbe katmanı ise tarihî görev çizgisinden ayrı tutularak İnegöl tayininin gelenek hafızasında nasıl anlatıldığını gösterir.