ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “kâri'”
01Haccâciyye
Ebü'l-Haccâc el-Uksurî'nin Yukarı Mısır merkezli kolu.
Kārî Ahmed Dede
Ergirili Kārî Ahmed Dede (ö. yaklaşık 1090/1679), sipahilikten ayrılıp Konya ve Yenikapı Mevlevî çevrelerinde yetişen; Hacı Ahmed Dede'nin ardından Yenikapı postuna geçen şeyhtir.
Abdal Mûsâ
Abdal Mûsâ; menkıbeleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla ilgili rivayetlere karışan ve Bektaşî an'anesinde önemli bir yeri olan Anadolu abdallarından biri . Kaynak, gerçek şahsiyetinin “çok müphem” olduğunu belirtir.
Abdürrahîm el-Kınâî
Abdürrahîm el-Kınâî (1127–1196), Mağrib’de yetişip Ebû Medyen çevresinden aldığı irşadı Kınâ’ya taşıyan; Mâlikî ilmi, helâl kazanç, hizmet ve sohbeti birleştirerek Yukarı Mısır’da kalıcı bir tesir oluşturan âlim ve mürşiddir.
Abdüsselâm b. Meşîş el-Hasenî
Abdüsselâm b. Meşîş el-Hasenî (ö. 625/1228 [?]), Benî Arûs ve Cebelialem çevresinde yaşayan; Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'yi yetiştiren, Salâtü'l-Meşîşiyye ve Şâzelî kaynaklarında korunan öğütleriyle Mağrib tasavvufunda kalıcı iz bırakan sûfîdir.
Ali Nutkî Dede
Ali Nutkî Dede (1762-1804), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde otuz yıl postnişinlik yapan; Şeyh Gâlib ve İsmail Dede’yi yetiştiren, Defter-i Dervîşân’ı başlatan Mevlevî şeyhi, şair, hattat ve bestekârdır.
Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi
Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi (ö. 1020/1611), Konya ve Lârende’de yetişip İstanbul ile Üsküdar’da irşad, vaaz, şiir ve mûsikiyi birleştiren; Halvetî terbiyesiyle Melâmî-Hamzavî sohbet çevresinin kesişiminde duran sûfî, şair ve bestekârdır.
Bosnevî Ahmed Çelebi
Bosnevî Ahmed Çelebi (ö. 983/1575), Saraybosna’dan İstanbul ve Bursa medreselerine uzanan kariyeri; hüsn-i hattı, Arap dili ve sanatlı nesriyle tanınan “Şakku’l-kamer” lakaplı Osmanlı müderrisidir.
Çerkeşşeyhizâde Mehmed Tevfik Efendi
Çerkeşî Mustafa Efendi’nin torunu Mehmed Tevfik Efendi (1826-1901), kadılık ve müderrislikten Meclis-i Meşâyih reisliğine uzanan kariyeri; kelâm, mantık, tasavvuf ve şiir alanlarındaki eserleriyle geç Osmanlı ilim ve kurum tarihinin çok yönlü şahsiyetlerindendir.
Çeşmîzâde Tâbiî Hasan Efendi
Canik’ten İstanbul’a gelerek Çeşmîzâde Mehmed Sâlih Efendi’den mülâzemet alan Çeşmîzâde Tâbiî Hasan Efendi (ö. 1695), Ebü’l-Fazl Medresesi’nden Sahn-ı Semân ve Kalenderhâne’ye uzanan bir ilmiye kariyeri yürüttü.
Ebû Muhammed Abdürrezzâk el-Cezûlî
Ebû Muhammed Abdürrezzâk el-Cezûlî (ö. 592/1196), Ebû Medyen'in önde gelen Mağribî halifesi; Medyenî irşadı İskenderiye ve Yukarı Mısır'a taşıyan, Ebü'l-Haccâc el-Uksurî'yi yetiştiren sûfîdir.
Ebü’l-Ferec Muhammed et-Tarsûsî
Ebü’l-Ferec Muhammed b. Abdullah et-Tarsûsî (ö. 447/1055), kaynaklarda Kudüs şeyhi diye anılan; Abdülvâhid et-Temîmî’den hırka alıp Ebü’l-Hasan el-Hakkârî’ye aktaran, Kādirî silsilenin erken âlim-sûfî halkasıdır.
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî (ö. 642/1244), Abdürrahîm el-Kınâî ve Abdürrezzâk el-Cezûlî’den faydalanan; devlet görevini bırakarak Luksor’da geniş bir irşad halkası kuran ve türbesi şehrin dinî hafızasının merkezine dönüşen sûfîdir.
kâri'
Hadis biliminde, bir hocanın hadislerini veya hadis kitaplarını onun huzurunda okuyan öğrenci.
kâri'a
“Kapıyı vurmak, ansızın gelmek, tenha kalmak.” anlamlarına gelen bu söz, terim olarak ansızın gelen belâ, k felâket için kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de “Kâri'a suresi” inde kıyamet k alâmetleri olarak geçerken, “Ra’d suresi” nde “birden bire gelen felâket ve belâ” için ifade edilmiştir. Bu tür felâketler için başlı başına bir sure, “Kâri'a suresi” (101) nazil olmuştur. Kâri'a suresi a. <^ [< Ar. “Sûretü’l- Kâri'a” ] Kur’ân-ı Kerîm’in yüz birinci suresi olup Mekke döneminde nazil olmuştur ve on bir âyetten meydana gelmektedir. Adını ilk ayetteki “kapıyı çarpan, çalan” anlammdaki “el-kâri'a” (^(ill) sözünden almıştır. Surenin özünde kıyamet gününün dehşeti anlatılmaktadır.
Zelletü’l-kārî
Kur’ân okuyucusunun kıraat sırasında yaptığı yanılma. Hatanın namaza veya mânaya etkisi fıkıh ve kıraat eserlerinde ayrıntılı biçimde değerlendirilir.